ŞABAN KIZILDAĞ

İki milyondan fazla insana “Mazeret Yok” dedirtmeyi başardınız. Neden “Mazeret Yok”?

En çok ürettiğimiz şeyin mazeret olduğunu düşünüyorum. Eğitimde mazeret üretiyoruz, kültürde mazeret üretiyoruz, şehirleşmede mazeret üretiyoruz, girişimcilikte mazeret üretiyoruz, günlük hayatımızda mazeret üretiyoruz, inovasyonda mazeret üretiyoruz ve sürekli mazeret ürettiğimizi kabul etmiyoruz. 80 milyonluk Almanya’nın yarısının ürettiği katma değer 57 İslam ülkesinin ürettiğinden fazla. Yani yarım Almanya’nın ürettiği, 57 ülkenin tamamı kadar. Neden? Mazeret yüzünden.
Allah, insan için “En mükemmel şekilde yarattım” diyor. Hz. Ali’nin de güzel bir sözü var: “Mazeret insanın kendisine söylediği en büyük yalandır.” Üreten toplum olmak, mazeret üreten toplum olmamak için neredeyse yirmi beş yıldır dilimiz döndüğünce çaba sarf ediyoruz.

Nerede takılıp kalıyoruz?

Türkiye’de şirketlerin %96’sı aile şirketi ve bunun sadece %10’u kurumsallaşabiliyor. Şirketlerimiz yabancı şirketlerle evlilik yaptığında ayakta kalabiliyor. Geriye kalan %86 ilk 30 yılda kapanıyor, parçalanıyor, bitiyor. Girişimci, kurucu, bir şirketi belli bir yere getiriyor, tam kurumsallaşacak, marka olacak, çocuklar büyüyor, evleniyor ve devreye eltiler giriyor. Eltiler birbirini yiyince şirket satılıyor ya da batıyor. Türkiye büyük bir eltiler ekonomisi. Eltileri kurumsallaştırmadan, ülkenin önünü açma şansımız yok. Aile anayasaları hazırlamak lazım. Şirketlerin de, ülkelerin de stratejik planları olacak, kurumsal kalitede bütünlük sağlayacağız.

Eğitimde mi hatalıyız?

İnsan karakterinin oluştuğu dönem çok önemli. 0-7 yaş arası. En önemlisi 0-3 yaş arası. Burada çok ciddi bir eksiklik var. Türkiye’nin girişimcilik tarafının güçlendirilmesi için, iletişim tarafının geliştirilebilmesi için okul öncesi eğitime önem vermek lazım. Çoklu zekâyla hayata bakan, çoklu zekâyla üretim yapan insanlar yetiştirmemiz lazım. Duygusal, sosyal, ahlaki zekâsı olan, evrensel değerlerle yetişebilen, çoklu kültüre tahammülü olan, hayat kalitesi zekâsı olan, bir medeniyet vurgusunu hayatının içerisinde konumlandırabilen, birkaç dil konuşabilen ama ana dilini bilen, yerli ve milli insanlar yetiştirmeliyiz.

Kadının rolü?

Aile şirketlerini de ayakta tutan kadın, sağlıklı nesli yetiştirecek olan da kadın. Aileyi bir arada tutan da kadın, sanata, edebiyata ilham veren de kadın. Bir çocuk yetiştirmek için işe babaannesinden başlamak lazım. Annenin söylediği ninniler, annenin anlattığı masallar, annenin verdiği ahlaki terminoloji toplumun geleceğini netleştiriyor.

Belki de bu yüzden de cennet annelerin ayaklarının altında. Dünyayı cehenneme dönmekten ancak kadın kurtarabilir. Bu açıdan bakmalıyız. Kadını güçlü olan, kadını ekonominin içerisinde olan, kadını eğitimli olan, kadını öncü ve özgüvenli olan toplum başarılı olur. Girişimci kadınlara ihtiyacımız var. Okuyan kadına ihtiyacımız var. Öğreten kadına ihtiyacımız var.

Türkiye’nin sorunu sadece kadınların yeteri kadar girişimci olmaması değil herhalde?

Yok. Bizim genel karakterimizde bir problem var. Biz devlete memur olmak istiyoruz. Bizim problemimiz bu. “Azıcık aşım, ağrısız başım” diye bir atasözümüz var. Bizim masallarımızda, ninnilerimizde bizi aşağı çeken bir kolaycılık var. Yolda giderken bir lamba bulacaksın, lambayı okşayacaksın, lambanın içinden cin çıkacak, dile benden ne dilersen diyecek, padişahın kızıyla evleneceksin. Çaba yok, gayret yok, çalışma yok, bilgi yok, sevgi yok. O yüzden 0-3 yaş önemli bir dönem. Bu döneme hem özel sektörün hem devletin özellikle kafa yorması lazım. Çünkü küresel rekabet buradan başlıyor. Kurumsal güven, girişimcilik buradan besleniyor. Biz ne yaptık? Çocuğa “icat çıkarma” dedik. Okula geldiğinde de icatla ilgili bir şey yaptırmıyoruz. Onları alkışlamıyoruz. “Arkana yaslan, çiçek ol” dediğiniz nesiller çiçek olarak saksının içerisinde yaşamak istiyor, ömür boyu fotosentez yapıyor. Bir telefon markasının cirosu Türkiye milli gelirinden fazla. Steve Jobs iki parmakla ekrandaki görseli büyütmeyi, bu özgün fikri geliştirmeseydi bu olur muydu? Rahmetli Selahattin Şimşek’in “Deha ‘imkânsız’ zannedilende ‘mümkün’ü görebilmek demektir. Gemilerin karada da yüzebileceğini sezmek ‘Mehmed’lerden birini ‘Fatih’ yapar!” özdeyişi çok önemli. Sezdiğin zaman deha oluyorsun. Sezebilmesi için de icat çıkarmasına izin vereceksin çocuğun. Hayal kurmayan bir çocuk gemilerin karalarda yüzdürülebileceğini sezemez. Bu çağın gemilerini de karadan yüzdüreceğiz. ‘Mehmed’lerden birini ‘Fatih’ yapmak zorundayız.

Yapabilir miyiz?

Türk milleti zoru seven bir millettir. Türk milleti İstiklal mücadelesi vermiş bir millettir. 15 Temmuz’da da çıkıp tankın önünde durmuştur. Elindeki levyeyi savaş uçağına fırlatmıştır. On dakika içinde Google’dan tank nasıl durdurulur, nasıl sürülür diye bakmış, öğrenmiş, tankı alıp garaja park etmiştir.

Bu insanların buna mecbur olduklarını bilmeleri lazımdır. Deseniz ki Japonca bilmeyen işten çıkartılacak, bilin ki bu millet iki ayda Japoncayı öğrenir. Zor şartlarda kabuğundan çıkmayı başaran bir toplum.

Türk milleti çok hareketli, çok becerikli, çok dinamik ve çok orijinal. Kornayla anlaşan tek millet. Bir büfeden yarım ekmek döner ve bir ayran alıp döner ekmeğin son lokmasıyla içtiği ayranın son fırtını denk getiren tek millet. Asgari ücretle geçiniyor ve inanılmaz ama gerçek, her ay para biriktiriyor. Komşunun düğününde çeyreği takıyor. Bunu hangi ekonomi mukayesesinde kriter olarak alabilirsiniz.

Viyana kapılarına kadar at sırtında gidip dayanmış olan bir millet, girişimci bir millettir. Bir liderin bizi zorlaması, mücadeleye mecbur bırakması, bize “Kabuğundan çık” demesi, bizim mazeret bahanesinden kurtulmamızı sağlaması yeterli. Türkiye bu bakımdan çok şanslı bir dönemi yaşıyor. 15 Temmuz destanı kadar, Türkiye’nin ve Erdoğan’ın liderliğiyle BM’deki Kudüs oylamasının ABD baskısına dur diyerek sonuçlanması bunun açık bir örneği.

Türkiye’yi, BM’deki son Kudüs oylaması çerçevesinde, liderlik ve iletişim konusunda nasıl görüyorsunuz?

Öncelikle şunu söyleyeyim, Sayın Cumhurbaşkanımızın İslam Teşkilatı ve Kudüs hamlesi Türkiye’nin liderliğini gerçekten gösteren bir hamledir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve lider iletişimi özellikle mahzun coğrafyalar üzerinde çok takdire şayan bir noktadadır ve bunu bilimsel olarak analiz ettiğinizde, bugün hangi ülkeye giderseniz gidin Sayın Cumhurbaşkanımızın cesur, mahzunların yanında olan lider portresinin artık kurumsallaştığını görüyorsunuz.

Yeni dünyada, Kudüs oylamasındaki başarı, Erdoğan efsanesinin, özellikle mahzun milletlerin despot kovboy bakış açısıyla itilip kakılmasına, dediğim dedik, çaldığım düdük diye tutturan dünya jandarmalığına karşı hakkın ve hukukun liderliğini yaptığının en önemli göstergesi.

İletişim?

Dünya eski dünya değil artık. Bugün yeni bir dünyada yaşıyoruz. Bu yeni dünyada iletişimi doğru kurgularsanız, haber alma örgütlerini doğru dizayn ederseniz, haber kanallarının gerçeği manipüle etmesini gerçek haberle önlerseniz, yani sizin devlet haber ajansınız bütün dillerde yayın yaparsa, Anadolu Ajansı dünyanın en iyi haber fotoğraflarını ödüllendirirse, Uzakdoğu’da, Afrika’da ofisler açarsa, Ortadoğu’dan olayların perde arkasını gösteren haberler verirse, sizin TRT World’ünüz olursa, İngilizce, Arapça, Kürtçe yayın yapan ciddi kanallarınız olursa, hakkı savunabilirsiniz. Cesur ve namuslu lideri, sorumluluk sahibi lideri, doğruyu yapmalıyız diyen lideri destekleyecek, doğru ve etkili iletişim kanalları çok önemli. Bu süreçte iyi liderlik ve iyi iletişim yaptığımızı düşünüyorum.

“Dünya Yeniden Doğru Yönetilebilir” diye modern bir siyasetname çalışmanız yayına hazırlanıyor. Neden böyle bir kitap?

Eski siyasetnamelerin ışığında, İslam medeniyetinin, Batı medeniyetinin idare ve yönetim metinlerini karşılaştırarak evrensel bazı değerler üzerinde vurgu yapmak gerektiğini düşündüm.

Güçlüden yana değil, haklıdan yana olan, huzurun, sevginin, adaletin, ehliyetin, güvenliğin, bilginin evrensel değerler olarak kabul edildiği, bütün insanların eşit ve adil yaşama haklarının yüceltildiği bir dünyaya katkı olsun. Türkiye’de 3,5 milyon civarı mülteci var. Herkesin sevgiye ihtiyacı var. Adalete ihtiyacı var. En önemlisi adalete ihtiyacı var.

Annesinden şefkat görmemiş çocuğun, başkalarına müşfik ve adil olması mümkün mü?

Mümkün değil. Sonuçta iş yine gelip kadına dayanıyor. Kadına, anneye dayanıyor. Onlar bu işin başlangıcını yapacak. Devlet okul öncesi eğitime çok kıymet verecek. Çünkü okul sonrasında bu süreci kontrol etmek mümkün değil. Doğru yönetmek mümkün değil. Özellikle 0-3 yaş grubuna yönelik programlar. Yeni teknolojiler. Hedef belirlemek ve ilerlemek çok önemli. İnsan kaybetmek telafisi olmayan bir kayıp.

 “Işığı Görmek. Girişimcilik Kültüründe Kadın Bakış Açısı ve Hz. Hatice” başlıklı bir konferansınız var.

İslam’ı ilk kabul eden kişi. Peygamberimizin eşi. Annemiz. Hz. Hatice’nin İslam dünyasında çok üzerinde konuşulmadığını düşünüyorum. Hz. Hatice validemiz, kervan sahibi bir ticaret insanıdır. Dış ticaret yapıyor. Kervanlarının sorumlusu olarak Hz. Muhammed’le (sav) çalışıyor. Aralarında yaş farkı var. O talip oluyor evliliğe. Hira Dağı’nda vahiy geldiğinde sıkıntıları birlikte göğüslüyor. Mekke’de, o dönemin Arap coğrafyasında, girişimci, ticaretin içerisinde olan, büyük bir filoyu yöneten insan olarak rol model. Hem iyi bir eş, iyi, güvenilir bir sırdaş hem de bir iş kadını. Bundan 1500 yıl önce Hz. Hatice gibi bir rol modeli olan kadınlarımızın bu rol modelinin nasıl bir insan olduğunu, nasıl bir eş olduğunu, nasıl bir anne olduğunu bilmelerinin İslam toplumunun kalkınmasında ve gelişmesinde çok faydalı olabileceğini düşünerek yola çıktık. Hz. Hatice’nin vefatından sonra da Peygamberimizin eşlerinden biri, Hz. Zeynep validemiz de kendine ait evde deri işleyerek, insan çalıştırıyor ve kazancını da sadaka olarak dağıtıyor. Hz. Hatice kültürü yalnız ve tenha değil aslında. Bürokratik ve diplomatik görevlerde de kadınlar var, Peygamber Efendimiz döneminde. Uluslararası anlaşma diyebileceğimiz metinleri Peygamberimiz (sav) kime yazdırıyordu? Hz. Ayşe’ye. Hukuk biliyor, diplomasi biliyor, politik nezaket ve görgü sahibi Hz. Ayşe. Hz. Hafsa validemiz, “Hala Sultan”. İlk deniz seferine katılmış kadın sahabe. Kabri Kıbrıs’ta. Neden orada? Nasıl gitmiş oraya? Kadının statüsü, etkisi ve saygınlığı açısından Hz. Peygamber dönemi çok iyi okunmalı. İslam’ın kadın kahramanlarının sadece cennetlik olmadıklarını, mübarek analarımızın bu dünyayı da cennete çevirdiklerini çok iyi okumalı, öğrenmeliyiz.

2018 Türkiye’sini nasıl görüyorsunuz?

Asla özgüvenimizi kaybetmememiz gerekiyor. 2018’de daha etkili olacağız. “Coğrafya kaderdir” diyor ya İbn-i Haldun. Coğrafya bir kaderdir ama kaderine razı olmayacaksın. Türkiye, coğrafyasına da dünyanın tamamına da örnek oluyor. Türkiye’nin kalkınmasında ciddi bir büyüme hamlesi gözüküyor. İşsizlikle, enflasyonla ilgili sorunların çözülebileceğini düşünüyorum. Memur alımı, taşeron çalışanların kadroya alınması, SGK, istihdam teşvikleri 2018’de ekonomiyi rahatlatacak diye düşünüyorum. Global oyunların 2018’de ve 2019’a girerken Türkiye’nin sabrına, cesaretine, birlik ve beraberliğine, liderine sahip çıkmasına toslayacağına inanıyorum. Türkiye ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinin 2018 ve 2019’da bütün dünyada daha da hissedileceğini düşünüyorum.

2017’NİN KARESİ:16 Nisan’da Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemine “Evet” demesi yılın en önemli olayıdır.

Bu da sizin 30 yıldır söylediklerinizin boşa gitmediğini gösterir.

Evet. Biz “Mazeret Yok” diyoruz. Yeni olarak da şunu söylüyorum: “Yol Açık – Yola Çık.” Yeter ki yolu gör, yolda ol, gerekirse yolun kendisi ol.

Yeni bir konsept mi bu?

Evet, yeni bir konsept. “Çık” diyeceğiz artık. Bu kafadan çık, bu ortamdan çık, bu duygudan, bu düşünceden çık. Baktığın pencereyi değiştir. Bakış açını değiştir. Ataullah İskenderi diyor ki “Seni iyileştirmeyen yerden ayrılmana mani olan ne?” Bu tembellikten, bu korkaklıktan çık. Önün açık, yolun açık. Yeter ki sen yola çık.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)