“Birinci Meclis ile bilinçli bir benzerlik var”

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin ünlü mimarı Şefik Birkiye, Külliye’nin tasarımındaki düşünsel kaynaklarını, kamuoyu ile ilk kez Türkiye’de İktidar Dergisi'nde paylaştı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'yle Birinci Meclis arasında bilinçli bir tasarım benzerliği olduğunu belirten Birkiye, tasarımda Selçuklu mimarisini, sivil mimariden uzaklaşıp halksal mimariyi oluşturan yaklaşımdan dolayı benimsediklerini ifade etti. Türkiye’nin en önemli yapılarından birine imza atan ünlü mimar, burada seçilen mimari yaklaşımın yeni bir Türk mimari akımına öncülük edebileceğini düşünüyor.
Yayın Tarihi: Nis 1, 2017
FavoriteLoadingBeğen 17 mins

Şefik Birkiye

Külliye’nin tasarımı ile nasıl bir ruh inşa etmeyi hedeflediniz?

Sade, güçlü ve zamana dayanıklı olmasını istedik. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin sadece bir milleti ve devleti temsil etmesinin ötesinde, uzun sürmüş ve sürecek bir medeniyetin aynası olması gerektiğini düşündüm.

Beştepe’nin mimari tasarımının düşünsel kaynakları nelerdir?

Mimari, ‘inşaat sanatı’dır. Amaç, fonksiyonların en iyi şekilde düzenlenmesi, kaliteli ve dayanıklı malzemelerden yapılması, en yeni teknolojilerin kullanılmış olmasının yanı sıra sanatsal olarak yapı ile duygular arasındaki ilişkiyi kurabilmektir. Mimari her seferinde kendi hikâyesini anlatır, onu yeniler ve geleceğe bir örnek daha götürmek ister. Bu anlamda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi geçmişimizin istikbalini yaratabilecek güncel bir yaklaşımdır.

Beştepe, yer seçimi, ulaşım yollarının düzenlenmesi ve iç mekân organizasyonu ile felsefi olarak neyi temsil ediyor?

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, diğer külliyelerden değişik bir konumu ve anlamı olması gerektiği için, alışılagelmiş yerel ihtiyaçlara cevap veren bir yapıt olmanın dışında, bir milleti temsil edecek fonksiyonu da üstleniyor. Bu nedenle ana yaklaşım; büyük ağaçlı bulvarlar ile tanımlanmış bir alanı kendine özgü fonksiyonları ve onu temsil edebilecek karakteristikteki yapıları ile görkemli bir külliye anlayışı oluşturmaktı. Bu temsil rolünü en iyi şekilde vurgulamak için, yapıların birbirinden değişik olmakla beraber ana bina, idari binalar, kongre merkezi, cami, sergi alanları, kütüphane, eğitim merkezi gibi, bütünlüğü sağlamak üzere; cephe taşları, çatı malzemeleri, doğrama renkleri ile genel bir malzeme kullanım birliği amaçlandı. Bahçe düzenlemeleri de bu bütünlüğü zaman içerisinde bir kez daha vurgulayacaktır.

 Beştepe’deki yüksek pencereler, kapılar ve geniş saçaklı çatılar neyi temsil ediyor?

Tarih boyu bütün büyük medeniyetler halksal binalarını, temsili yapılarını, ibadet yapıtlarını görkemli ve zamana karşı dayanıklı düşünmüşlerdir. Şehirler, şehir dokusundan ayrılan anıtsal binalar ile tanımlanarak halklarının gururunu vurgulamışlardır. Böyle bir yaklaşımdan hareket ederek, sivil mimaride kullanılan bina elemanları orantısal olarak yeniden çalışıldı. Yüksek girişler ve pencereler, geniş saçaklar ile geleneksel mimari elemanların kendine özgü bir anıtsal dil ile ayrılacaklarını vurgulamış oluyoruz.

Külliye’nin tasarımında Selçuklu mimarisinin etkisi neden önemlidir?

Selçuklu döneminden günümüze kalan halksal yapıtlardan esinlenmemin sebebi, sivil mimariden uzaklaşıp halksal mimariyi yaratan bir yaklaşım olmasından dolayıdır. Taş binalar, geometrik formlar, anıtsal kapılar, yüksek tavanlar, taş motifleri işçiliği ve ahşap işçiliği ile ebediyen yaşayabilecek bir mimari yaklaşım olmasından kaynaklanıyor. Ana bina giriş kapısının Selçuklu mimarisindeki altın orandan gelmesi, bu benzerlik isteğinden doğmuştur.

Selçuklu-Osmanlı mimarisinin artık kamu binalarında etkili olması, bugünün mimarisi için bize ne söyler?

Bütün büyük medeniyetlerde geçmişten kalan anıtlardan esinlenilmiştir. Hatta medeniyetler arası etkileşimler olmuştur. Roma ve Bizans mimarilerinin Avrupa üzerindeki etkisi bunun bir örneğidir.

Osmanlı döneminde geliştirilen mimari yaklaşımlarının Bizans devrinden etkilense de kendine has bir çizgi ve bir lisan yaratabildiğini görüyoruz. Bu zengin mimarinin bildiğimiz gibi Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, kuzey Afrika’ya hatta İspanya ve Fransa’nın güneyine kadar etkisi olmuştur. Böyle bir geçmişe sahip olmamızdan dolayı halksal binalarımızı bu mimari lisanı konuşan çağdaş ve geleceğe dönük bir anlayışla inşa edebiliriz diye düşünüyorum.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin uzun sürmüş ve sürecek bir medeniyetin aynası olması gerektiğini düşündüm.

Beştepe’nin tasarımında Ulus nasıl bir etkiye sahiptir?

Tasarımında, şekilsel olarak bilinçli bir benzerlik var. Çoğu anıtsal bina gibi cephe kompozisyonu ana gövde ve yan kanatlar olarak üçe bölündü. Cephe ise dikeyde subasman, ana katlar, üst kat ve saçak altı olarak bölünür. Cumhurbaşkanlığı binasındaki yaklaşım tarihteki belirli bir dönemden değil, birçok dönemden esinlenip onların ana prensiplerine sadık kalarak güncel ve yenilikçi bir Türk mimarisi oluşturma kaygısından geliyor. Bu prensiplere sadık kalmakla beraber Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin eski yapıtlarda olmayan kendine has farklı tasarım incelikleri vardır. Örneğin pencereler iki kat üzerine organize edilip daha sade ve daha görkemli görünmesi sağlandı. Cephe kolonları genişçe taşan saçak altına çıkarak o katta alışılagelmemiş dört adet kış bahçesi oluşturuyor. İç bahçeye bakan arka cephenin tamamı iki kat üzerine çalışılarak kapalı bir kış bahçesi inşa edildi. Bu mekân çok maksatlı olarak kullanılabiliyor.

Külliye, milli mimari tarihimiz içinde nasıl konumlanabilir?

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, birinci ve ikinci ulusal mimarlık akımları gibi tarihinin izini sürme kaygısı taşımakla beraber, yeni bir devir başlatmaya da örnek olabilir. Buna güncel Türk mimarisi diyebiliriz. Mimaride küreselleşmeye gitmektense yerel yaklaşımlar geliştirmek, tarihi ve sanatsal varlıklarımıza sahip çıkmak, yani bir kültür zenginliğini ve farklılığını tekrar yaratmak üzere dünyada büyük bir çaba gösteriliyor. Türkiye’de de bu yaklaşıma tekrar ilgi duyuluyor. Külliye’de seçilen mimari yaklaşım da yeni bir Türk mimari akımına öncülük edebilir.

Külliye’ye gelen eleştirileri nasıl değerlendirdiniz?

Eğer mimari eleştiriden bahsediyor isek, eleştirisiz sanat olmayacağı kanaatindeyim. Eleştirmek aynı zamanda anlamak istemek anlamına da gelir. Tarihimizden esinlenerek yapılan mimari örnekler az olduğu için dikkat çekiyor. Oysa ki Avrupa’da tam tersine bu yaklaşım beğeni görüyor ve bu yaklaşımla yapılmış binaların birçoğu korumaya alınıyor. Yaratıcılığın ille de yeni bir icat olması gerekmiyor. Bilakis, hiçbir şeyden esinlenmeden sanat olmayacağını düşünüyorum. Şehirlerimizin güzel ve dayanıklı olmasını istiyor isek, mimarimizin tarihinden esinlenmiş olması doğaldır. Gerisi zevk ve sanatsal kritiktir, tabii ki tartışılmalıdır.

Ankara’daki kamu binaları büyük ölçüde Alman mimarlara yaptırıldı. Külliye uzun yıllar sonra Ankara’daki ilk Türk mimarisi sayılabilir mi?

Ankara’da bahsedilen dönemin resmi binalarında, o devrin iyi mimarları tarafından yapılmakla beraber, yerel bir sanat yaratmak isteği olmamış. Fakat buna rağmen, Emin Onat ve Sedad Hakkı Eldem gibi mimarların Türk mimarisine sahip çıkma çabalarını unutmamak gerek. Onu takip eden devirlerdeki resmi binalarda ekonomik sebeplerden dolayı binaların kalitesine dikkat edilmedi, mimari ifadelerde seçim yapılmadı. Çok değişik mimari yaklaşımlar ile kamu binaları inşa edildi. Bunların birçoğu kalıcı ve gurur verici olamadı. Külliye’de Türk mimarisi aranmış olması Sayın Cumhurbaşkanımızın alternatif projeleri incelediğindeki tutumundan kaynaklandı. Benim ve mimari büromun 30 yıldır müdafaa ettiğimiz yerel mimarileri güncelleştirmek yaklaşımımız burada hakiki bir anlam kazanıyor. Zaman içerisinde bu yaklaşımın gitgide beğenileceğini ve bu konuya hassas olan diğer mimar arkadaşlarla Türkiye’de Türk mimarisini geliştirebileceğimizi ümit ediyorum.

Şefik Birkiye kimdir?

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin ve yeni yapılacak Taksim Camii’nin mimarı Şefik Birkiye, 1954 yılında Ankara’da doğdu. 1978 yılında Brüksel’de La Combre Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu ve yüksek lisans derecesini Catholic University of Louvain’den, 1981 yılında şehircilik üzerine aldı. 1979 yılında, önceleri ‘Atelier d’Art Urbain’ adı ile bilinen Vizzion Architects’i, 1997 yılında ise Vizzion Europe’u kurdu. Dünyaca tanınan ve iki kez mimari Oscar’ını kazanan Yüksek Mimar Şefik Birkiye, Paris’teki Disneyland’ın genişletilmesi projesinde sorumlu mimarlardan biri. Felsefeye olan ilgi ve düşkünlüğü ile de tanınan Birkiye, bu alanda Belçika’da konferanslar veriyor, radyo programlarına katılıyor. Yerel çağdaş mimariyi savunan ve çalışmalarında da uygulayan Birkiye’nin, Türkiye’deki eserleri arasında İstanbul Klasis Otel ve Klasis Sağlık Kulubü; dünyadaki eserleri arasında ise Monako Prensi Rainer için dev bir otel, Kahire’de üç gökdelen, Rusya’da iki ve Polonya’da bir otel sayılabilir.

Beştepe’nin tasarımında Ulus nasıl bir etkiye sahiptir?

Tasarımında, şekilsel olarak bilinçli bir benzerlik var. Çoğu anıtsal bina gibi cephe kompozisyonu ana gövde ve yan kanatlar olarak üçe bölündü. Cephe ise dikeyde subasman, ana katlar, üst kat ve saçak altı olarak bölünür. Cumhurbaşkanlığı binasındaki yaklaşım tarihteki belirli bir dönemden değil, birçok dönemden esinlenip onların ana prensiplerine sadık kalarak güncel ve yenilikçi bir Türk mimarisi oluşturma kaygısından geliyor. Bu prensiplere sadık kalmakla beraber Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin eski yapıtlarda olmayan kendine has farklı tasarım incelikleri vardır. Örneğin pencereler iki kat üzerine organize edilip daha sade ve daha görkemli görünmesi sağlandı. Cephe kolonları genişçe taşan saçak altına çıkarak o katta alışılagelmemiş dört adet kış bahçesi oluşturuyor. İç bahçeye bakan arka cephenin tamamı iki kat üzerine çalışılarak kapalı bir kış bahçesi inşa edildi. Bu mekân çok maksatlı olarak kullanılabiliyor.

Külliye, milli mimari tarihimiz içinde nasıl konumlanabilir?

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, birinci ve ikinci ulusal mimarlık akımları gibi tarihinin izini sürme kaygısı taşımakla beraber, yeni bir devir başlatmaya da örnek olabilir. Buna güncel Türk mimarisi diyebiliriz. Mimaride küreselleşmeye gitmektense yerel yaklaşımlar geliştirmek, tarihi ve sanatsal varlıklarımıza sahip çıkmak, yani bir kültür zenginliğini ve farklılığını tekrar yaratmak üzere dünyada büyük bir çaba gösteriliyor. Türkiye’de de bu yaklaşıma tekrar ilgi duyuluyor. Külliye’de seçilen mimari yaklaşım da yeni bir Türk mimari akımına öncülük edebilir.

Külliye’ye gelen eleştirileri nasıl değerlendirdiniz?

Eğer mimari eleştiriden bahsediyor isek, eleştirisiz sanat olmayacağı kanaatindeyim. Eleştirmek aynı zamanda anlamak istemek anlamına da gelir. Tarihimizden esinlenerek yapılan mimari örnekler az olduğu için dikkat çekiyor. Oysa ki Avrupa’da tam tersine bu yaklaşım beğeni görüyor ve bu yaklaşımla yapılmış binaların birçoğu korumaya alınıyor. Yaratıcılığın ille de yeni bir icat olması gerekmiyor. Bilakis, hiçbir şeyden esinlenmeden sanat olmayacağını düşünüyorum. Şehirlerimizin güzel ve dayanıklı olmasını istiyor isek, mimarimizin tarihinden esinlenmiş olması doğaldır. Gerisi zevk ve sanatsal kritiktir, tabii ki tartışılmalıdır.

Ankara’daki kamu binaları büyük ölçüde Alman mimarlara yaptırıldı. Külliye uzun yıllar sonra Ankara’daki ilk Türk mimarisi sayılabilir mi?

Ankara’da bahsedilen dönemin resmi binalarında, o devrin iyi mimarları tarafından yapılmakla beraber, yerel bir sanat yaratmak isteği olmamış. Fakat buna rağmen, Emin Onat ve Sedad Hakkı Eldem gibi mimarların Türk mimarisine sahip çıkma çabalarını unutmamak gerek. Onu takip eden devirlerdeki resmi binalarda ekonomik sebeplerden dolayı binaların kalitesine dikkat edilmedi, mimari ifadelerde seçim yapılmadı. Çok değişik mimari yaklaşımlar ile kamu binaları inşa edildi. Bunların birçoğu kalıcı ve gurur verici olamadı. Külliye’de Türk mimarisi aranmış olması Sayın Cumhurbaşkanımızın alternatif projeleri incelediğindeki tutumundan kaynaklandı. Benim ve mimari büromun 30 yıldır müdafaa ettiğimiz yerel mimarileri güncelleştirmek yaklaşımımız burada hakiki bir anlam kazanıyor. Zaman içerisinde bu yaklaşımın gitgide beğenileceğini ve bu konuya hassas olan diğer mimar arkadaşlarla Türkiye’de Türk mimarisini geliştirebileceğimizi ümit ediyorum.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)