Hayati İnanç
Yazar Hayati İnanç, 1961’de Denizli’de doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan İnanç; avukatlık, yayıncılık, öğretmenlik, sunuculuk yaptı. İnanç, TRT’de ‘Can Veren Pervaneler’ programını hazırlayıp sunmaktadır. İnanç’ın ‘Can Veren Pervaneler’ adında dört seri kitabı ve ‘İşte Geldik Gidiyoruz’ adlı kitabı bulunmaktadır.

Hızla Batılılaşma çabasının Türkiye’de acı sonuçları olduğunu söyleyen yazar ve yayıncı Hayati İnanç’la aydınları ve toplumu konuştuk. Batıcılığın aydınları gülünç durumlara düşürdüğünü belirten İnanç önemli değerlendirmelerde bulundu.

Aydın kimdir? Kime aydın denmeli?

Eskiden aydın denmez, münevver denirdi. Sanki daha kuşatıcı bir kelime. Daha güzel, daha anlatıcı bir ifade. Nurdan geliyor, aydınlatıcı demek. Kime denilir? Bir defa kendisine değen insanlara, kendisiyle sohbet eden, görüşen insanlara ufuk açan, moral veren, onları kendi değerlerinden uzaklaştırmaksızın önce çevresine, son tahlilde bütün insanlığa faydalı hale getirme yönünde çalışmaları olan birini anlıyorum ben. Aydın denince benim beklentim, arzum, biraz lokal değerler diyelim ona biz. Kendi değerlerini gayet iyi bilendir. Pergelin bir ayağı sabittir, diğeri 360 derece açılıdır… Onun gibi. Globalizasyon diye bir kavramla tanıştık son asırda malum, küreselleşmenin İngilizcesi: Globalization. Lokalization onun karşıtı gibi duran bir kavram. Yerellik denilebilir. Benim önerim, bu ikisinin birleşimi. Lokalizasyon (Lokalization) yani pergel gibi bir ayağı yerel değerlere çakılı, diğer ayağı ile bütün dünyayı dolaşabilen; Doğu’nun, Batı’nın değerlerini, pozitiflerini görebilen ve asla at gözlüğü takmamış, merakı hiç pörsümemiş olan; her zaman öğrenmeye açık, mütevazı ve insanlara faydalı olmayı amaç edinmiş bir kişiye aydın denir.

Aydınlar Tanzimat’tan sonra nasıl bir değişime uğradı. Batılılaşma, Türk aydınını nasıl etkiledi?

1830’lu yıllardan başlayarak günümüze kadar geçirdiğimiz macerayı beş kelime ile özetlemeyi doğru bulurum: ‘Tanzimat’, ‘Islahat’, ‘İnkılap’, ‘Reform’, ‘Devrim’… Bu beş kelime çeşitli biçimlerde bazı nüanslar içerse de mevcut değerlerle çatışmayı, onları insafsızca sorgulamayı öngören, biraz amiyane söylemek gerekirse içinde oturduğumuz evi yıkalım da enkazın üzerinde düşünelim şeklinde özetlenebilecek bir bakış açısı ve uygulama getirdi ve onu sergiledi. Sonunda da kekliği taklide yeltenen karganın kendi yürüyüşünü de unuttuktan sonra düştüğü gülünç durumu andırır bir hal yaşar olduk. Kendisiyle tartışan, kendi değerleriyle kavgalı, tarihi ile kavgalı, buna bağlı olarak tabii kompleksli, az gelişmiş olduğunu peşin kabul eden, yani ikinci sınıf insan olduğunu peşin kabul eden bir anlayışa mahkûm olduk sanki. Ziya Paşa’nın bendinde ifade ettiği gibi, “Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık/ Zira ki ziyan ortada bilmem ne kazandık” diye özetlediği gibi bir boyuna girdik ve kaybettik. “Kayıplar ortada, bunu görüyorum ama bilmiyorum ne kazandık, gören varsa söylesin” tarzında gayet acı biçimde tarif etti. Kaybettik. Sanki artık bu kayıpların da sonuna doğru geldik, gözden geçirme yaşıyoruz. En azından zihni olarak kendimize haksızlık ettiğimizin farkına vardık gibi geliyor son dönemde bana.

Batı’nın fikri kökeninde Doğu’dan neler var?

Kendimize Doğu dersek, ki demeliyiz, biz Doğuluyuz. Ancak burada tespit yapma lüzumu hissederim, Sakallı Celal’in dediği üzere: “Doğu’ya giden gemide Batı’ya koşan tayfalar vaziyetindeyiz.” Yani kendini Batılı zanneden, Batılı olduğunu düşünen, öyle kabul eden fakat her yönüyle Doğulu olanlarız biz. Bir bölük Ankayız. Doğu ile Batı’nın mukayesesinde hiç dolandırmadan Hz. Âdem ile iblisin farkını görürüz. Batı medeniyeti dediğimiz hadise iblis tarzı, onu üstat kabul eden, iblisin haklı sayıldığı bir ateş kültürüdür. Kibir hâkimdir. Jakobenizm hâkimdir. Haklılığın gerekçesi güçlü olmaktır. Bize göre, daha doğrusu hakikate göre tamı tamına zulümdür. Biz ise toprak kültürünün, Hz. Âdem’den bu yana gelen toprak kültürünün devamıyız. Tevazu hâkimdir. Kahır çekme. Hani Âşık Veysel der türküsünde, “Yüzün yırttım tırnak ile el ile yine beni karşıladı gül ile” tamı tamına söyleyemedim mısraları ama biz ona ne kadar eziyet edersek, o bize o kadar nimetler sunan topraktır, toprak anadır. Aslında insanın ne olması gerektiğini resmetmiştir. Biz altta olmakla, mütevazı olmakla, çiğnenmeye, çiğnenir durumda olmakla aslında güçlü olanız. Yer dermiş ki insanoğluna, üstünde gezenlere, üzerimde iyi hava atıyorsun ama geldiğin zaman anlaşırız, görüşürüz, yani bizdensin nasılsa. Aslında topraktan geldik toprağa gideceğiz. Ne yapmıştı aslında iblisler, aslında insanlar hikâyesi orada başlıyor. Kendisine verilen secde emrine “Ben ateşten yaratıldım. Benim kökenim ateştir, ben üstünüm, gösterişliyim, toprağın üstündeyim” gibi batıl bir kıyas ile kibri ve sonra da hatayı kabul etmemeyi tercih ederek felakete uğradı. Halbuki toprak kıymetlidir, kıymettardır. Bizim bütün eserlerimizde, şiirlerimizde bunun sayısız örneklerini görmek mümkün. Aklıma ilk gelen Yenişehirli Avni’nin muhteşem bendidir. “Sel gider kum kalır, ahir buna âlem derler” diyor üstat. Sel gösterişli gelir, yıkar geçer. Parlaktır ama gider, üstelik yıkarak gider, toprak kalır. Toprak ise gösterişsizdir, alttan sürünerek gelir, yıkmaz, yapar. Evin, bağın, bahçen, tarlan olur. Yani Doğu ile Batı’nın mukayesesini, doğrudan, hiç dolandırmadan bu şekilde yapmamız mümkün.

Doğu’nun, Batı’ya etkisi ne olmuştur diyorsunuz. Ne olacak, muallimi olmuştur. Batı bugün elinde ne varsa yanlış kullanıyor, haksızlıkla da zulümle de kullanıyor olsa, elde ettiği bütün değerleri aslında Doğu’dan almıştır. Fakat bunu da inkâr durumundadır sanki. Endülüs medeniyetini hatırlayacak olursak, görürüz ki her şeyini Doğu’ya borçludur. Cemil Meriç haklıdır, “Işık doğudan yükselir”. Fakat işte öyle değilmiş gibi, bu sahiplenme, çökme anlayışı. Öteden beri kendisininmiş gibi. Bunu bazı edebi eserlerde dahi görüyoruz. Doğu klasiklerinden istifade ederek ortaya bir eser koyuyor yazar. Fakat nereden aldığını, nereden beslendiğini bile belirtmeye gerek görmeden sahiplenebiliyor. Halbuki bizde böyle bir şey olmaz. Bizde kaynak göstermek, üstadı ile övünmek esastır. Doğu ile Batı’nın mukayesesi yapılır. Batı tavuk gibidir, küçücük bir yumurta yapar, feryadı ile mahalleyi ayağa kaldırır. Doğu ise kısrak gibidir, tay doğurur ses çıkarmaz, kimse de duymaz.

Batılılaşmanın İslami kültür aktarımına etkisi nasıl odu?

İçler acısıdır. Cevabı içindedir sorunun. Hasta bir kültür, hasta bir yapı ortaya çıktı. Yüzlerce yıldan beri ayakta durabilen, kendinden istifade edilen sayısız eserin mimari olan kültürle beslenmek yerine, İslam’a cephe alıp kimliksiz, kişiliksiz bir sözde kültür, aslında kültürsüzlük oluştuğu ortadadır maalesef. Fakat biraz önceki sualinizde söylediğim gibi, sanki ciddi bir sorgulamanın eşiğindeyiz… 19. yüzyıl bizim için en uzun asır oldu. Yer ayağımızın altından çekildi insanımızın. Bir imparatorluk çatırdadı. Yani o gün yetişen okumuşlar, o günün aydınlarının bir sarsıntı geçirdikleri, sağlıklı düşünme imkânından epey mahrum kaldıkları bir vakadır. Kendilerini mağlup eden, sırtını yere getiren de Batı olunca yani 15 ve 16. yüzyılda bindiği bir sakar eşeğin üzerinde Efes’e gelip hacı olmayı umut eden kirli sakallı, kendinden hiç emin olmayan, aşağı görülen adamlar kuralları belirleyince, Batı karşısında sanayi devrimi ile muhtemelen en belirleyici faktör olarak o görülüyor. Bildiğimiz Batı değil artık karşımızda korkulacak bir Batı var tarzında bizimkilerin düştüğü tereddüt, şaşkınlık, elbette birçok acı meyveler verdi. Moraller bozuktu. Derece derece aydınlarımızın büyük bir kısmı “Dini dahil her şeyini almalıyız bu Batılıların” falan şeklinde çözümleme yapanlar olduğu gibi; “Dinleri, ahlakları kendilerinin olsun, teknolojilerini alalım” diyenler oldu. Aslında onlar başarılı değildi, biz başarısız olduk. İşin doğrusu galiba o. Şaşkınlık dönemini bu çerçevede değerlendirmek lazım diye düşünürüm. Onlarınki, kimin başına gelse hakikaten sendeletecek, sıhhatli düşünme imkânını elinden alabilecek bir sarsıntı, bir depremdi. Fakat müsait olanlar, burada dalalete ve hatta hıyanete varabilen tutum sergileyenler oldu. Büyük bir fırtınalı dönemdi, umarım geçti.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)