Ahmet Demirkaya: Bir ameliyatın anatomisi

Aşırı stres altında, sıfır hata gerektiren zorlu bir mücadele.
Yayın Tarihi: Ara 31, 2016
FavoriteLoadingBeğen 18 mins
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Demirkaya

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Demirkaya

İnsan ve sağlık… Birbirinden ayrılamayan iki önemli unsur ve bu iki önemli unsurun olmazsa olmaz kahramanları, hekimler… İşte o hekimlerden biri olan Yrd. Doç. Dr. Ahmet Demirkaya’nın gerçekleştirdiği akciğer ameliyatını izledik, Bir insanı ‘bıçak altına yatırmanın’ sorumluluğuna daha yakından tanıklık ettik ve bu farklı, stresli ama çok özel deneyimi İktidar okuyucuları ile paylaşalım istedik. İnsana verilen değer, bir ülkedeki gelişmişlik seviyesinin, medeniyetin derecesinin ve toplumsal huzurun en önemli göstergesidir. İnsanı sevmeden ve insana saygı göstermeden hiçbir alanda değer yaratılamayacağı âşikar olsa da bu durumun en somut gözlemlendiği alan, sağlık. İhtiyaçlar hiyerarşisinin temel basamağını oluşturan sağlık işkolunda çalışanlar içinse bu sorumluluk, işin değerini yükselttiği gibi riskini de aynı ölçüde belirliyor. Sağlık sayfası hazırlarken istedik ki insanların bir nefes sıhhati için kelimenin tam anlamıyla gecesini gündüzüne katarak çalışanların sarf ettikleri çabaya tanıklık edelim. Zaman zaman olumsuz eleştirilere hedef olan, çoğunlukla kurtardıkları hayatların haklı gururunu yaşayan insanların stresini ve emeğini dilimiz döndüğünce anlatalım. Aklımızda bu düşünceyle Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Başhekimi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Demirkaya’nın kapısını çaldık. ‘Sağlık’ ve ‘risk’ denildiğinde neredeyse hepimizin aklına ilk düşen sahneye şahitlik etmek isteyerek, “Hocam, bir ameliyatınıza biz de girelim” dedik. Tabii, elimizi kolumuzu sallayarak ameliyathaneye giremedik. Önce gerekli izinlerimizi aldık. Ertesi günün sabahı ise ameliyatı gerçekleştirecek olan Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Ahmet Demirkaya’nın odasında ilk ameliyat deneyimimiz için hazırız. Amacımız, Dr. Demirkaya’nın güne nasıl başladığını ve ameliyatına nasıl hazırlandığını adım adım izlemek…

“Güne 07.30’da başlıyoruz”
Dr. Demirkaya bizi güler yüzle karşılıyor. İlk bakışta, mesleki deneyiminin verdiği güvenle hem kendisinin hem karşısındaki insanın stresini kontrol etmeyi bilen, rahat ama temkinli bir doktorla tanıştığımızı düşünüyoruz. Hastasının ameliyata hazırlanmasını bekleyen Dr. Demirkaya, saatin 09.00 olduğunu belirterek, “Biz doktorlar için gün 07.30’da başlar” diyor ve başlıyor anlatmaya: “Özellikle cerrahi branştaki hekimler olarak bizler, hastalar ortalama saat 08.00’de ameliyathaneye indiği için güne daha erken başlıyoruz. Önce asistan arkadaşlarımız hastaları tek tek dolaşarak günlük değerlendirmelerini yapıyorlar. Ardından bize bilgi veriyorlar ve hastaları bir kez daha birlikte dolaşıyoruz. Ameliyata ilk inecek hastaya karar veriyoruz. Hasta önce, yatan hasta katındaki odasına alınıp kıyafetleri değiştirilerek ameliyata hazırlanıyor. Ardından anestezi ekibindeki arkadaşlar hastayı ameliyathaneye alıyor ve ameliyat öncesi pre-medikasyonlar başlamış oluyor.”

“Her gün ameliyata giriyoruz ama o masada yatan her bir insan ayrı bir dünya ve her birinin annesi, babası, eşi, çocukları var.”

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi

Dr. Demirkaya, her ne kadar yapılan işlemleri anlaşılır şekilde anlatsa da, ‘premedikasyon’ sözcüğünü duyar duymaz giriyoruz araya: “Hocam premedikasyon ne demek?” Dr. Demirkaya, sorumuzu doğal karşılıyor ve hemen cevaplıyor: “Hastayı uyutma yani anestezi işlemi için hazırlık. Hastanın damar yolu açılıyor. İlaçları hazırlanıyor. Ardından uyutuluyor. Şu anda gireceğimiz ameliyat için beklediğimiz gibi, biz ameliyathaneye inmeden asistan arkadaşlar ve anestezi uzmanlarımız bu işlemi gerçekleştiriyorlar. Bir hastanın ameliyata hazırlanması ve uyuması yaklaşık 30 dakika… Biz akciğer cerrahisi ameliyatları yaptığımız için, solunum cihazına bağlandıktan sonraki manipülasyonlar biraz daha farklı oluyor. Çünkü ameliyat sırasında akciğerin hangi tarafı ile çalışacaksak, o kısmın solunuma katılmasını istemiyoruz. Tüm bu işlemler yapılıp hasta uyutulduktan sonra biz ameliyathaneye iniyoruz.”

“Masadaki insanın bir ailesi var”
Dr. Demirkaya’nın sözü telefonun çalmasıyla kesiliyor. Kendisine ameliyathanenin hazır olduğu bildiriliyor. Bize dönüp “Hadi bakalım” diyor ve ameliyathaneye giriş için kıyafet değiştirmek üzere ameliyathanenin bulunduğu kata iniyoruz. Bu kez Dr. Demirkaya soruyor: “Daha önce hiç ameliyathaneye girdiniz mi?” “Hayır” cevabını alınca, “Güzel, bu çok riskli bir ameliyat değil” diyor. “Zaten ilk defa ameliyathaneye giren biri olarak görmek isteyeceğimiz en son şey, masada kalabilecek bir hastadır” deyince cevap geliyor: “Yaklaşık 20 yıldır hekimim. Bugüne kadar hiç masada hastam kalmadı.” Bu cümleyle içimiz ferahlasa da merak ediyoruz: “Hiç mi böyle bir olay yaşamadınız?” Hatırlamak istemediği çok belli olan bir olayı kısaca anlatıyor: “Üçüncü sınıf öğrencisiyken, izlemek için girdiğim bir ameliyat vardı. Her şey yolunda giderken bir anda hastanın atardamarında yırtılma meydana geldi. Müdahale edilse de çok hızlı geliştiği için kurtarılamadı. Gebe hastayı, bebeği ile kaybettik. Ameliyatı yapan ben değildim. Yakınları ile ameliyatı yapan hocam konuştu ama çok ağladım. Bize tıp fakültesinde, ‘Bir hastaya müdahale ederken, kendi yakınlarınıza aynı durumda nasıl yaklaşacaksanız öyle davranın’ diye öğretildi. Ben de şimdi öğrencilerime aynı şeyi söylüyorum. Her gün ameliyata girebiliyorsunuz

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi

ama o masada yatan her bir insan ayrı bir dünya ve her birinin annesi, babası, eşi, çocukları var.”

“Her ameliyatta ölüm riski vardır”
Dr. Demirkaya’nın bu sözlerinin ardından, rutin bir iş yapıyor gibi görünse de hissettiği sorumluluğu bir an da olsa anlayabileceğimizi düşünüyoruz. Dr. Demirkaya gireceği ameliyat hakkında bilgi vermeye devam ediyor. 71 yaşındaki erkek hastasının son yıllarda sayısı artan akciğer kanseri hastalığına yakalanmış olmasından şüphelendiklerini, bu yüzden de bir tanı koymak için akciğerindeki suyu boşaltacaklarını ve ciğerinden parça alacaklarını söylüyor: “Bir hastanın akciğeri su toplamışsa, bu bir bulgudur. Yani mutlaka bunun bir nedeni vardır ve o nedeni bulmak zorundasınız. Bu, kanser, kalple ilgili bir sorun ya da tüberküloz olabilir. Bu, ölüm riskinin yüzde birin altında olduğu bir ameliyat ama risk her zaman vardır. Canlı bir vücuda bıçak vuruyorsunuz.” Ameliyathanenin kapısına yaklaşıyoruz. Hasta yakınları endişeli gözlerle kapıda sıralanmış, bilgi alabilmek için doktorların gözlerinin içine bakıyorlar. Hasta yakınlarının tedirginliğinin ve stresinin yarattığı gergin havayı görünce, o insanlara hastaları hakkında olumsuz bir haber vermeyi hiç istemeyeceğimizi düşünüyoruz. Ameliyathane kapısının arka tarafına geçiyoruz. Hasta yakınları dışarıda kalıyor. İçerisi mavi bir dünya… Kapılar, duvarlar, yerler mavi ve tonları. Doktor ve hemşirelerin kıyafetleri ise yine maviden ibaret. Nedenini sorunca, “Mavi insanın stres seviyesini kontrol etmesini sağlar” cevabını alıyoruz. Biz de aynı şekilde, içeride bulunan tüm insanlar gibi tepeden tırnağa yeşile bürünüyoruz. Bone ve maskelerimizi takıp yan yana sıralanmış ameliyathanelerden birinin önüne geliyoruz.

Ameliyata hazırlık…
Dr. Demirkaya, önce ellerini dirseğine kadar dezenfekte ediyor. Ardından ameliyathanedeki asistan ve hemşire arkadaşlarının yardımıyla eldivenlerini ve ameliyat gömleğini giyiyor. İçeride asistanlar, hemşire ve anestezi uzmanından oluşan yaklaşık beş kişilik bir ekip var. Hasta uyutulmuş, yan yatırılarak kendisine ameliyat pozisyonu verilmiş. Ameliyathanedeki en çarpıcı şey bu olsa gerek diye düşünüyoruz; uyutuluyorsunuz ve o an orada vücudunuza yapılan işleme dair en ufak bir fikrinizin olması, buna tanıklık ya da müdahale edebilmeniz mümkün değil. Kendinizi doktorunuza emanet etmişsiniz. Dr. Demirkaya bu sırada, hastalıkları ve uygulayacağı tedaviyi mutlaka hastalarına anlattığını, yapılacak işlemlerin risklerini onlarla paylaşmadan, onların endişelerini dinlemeden ve izinlerini almadan asla işlem yapmadığını söylüyor:

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi

“Düşünsenize, karşınızdaki insandan onu bıçaklama izni istiyorsunuz. Yapılacak her şeyi ve tüm olası riskleri bilmek zorunda.” Dr. Demirkaya, ameliyata hazırlanırken asistanları da son hazırlıklarını tamamlıyor. Ameliyat esnasında hastanın akciğerini görüntüleyecek olan kamera ve monitörler kontrol ediliyor. Ameliyat yapılacak bölge dezenfekte ediliyor. Bu işleme ‘boyama’ diyorlar. Zira enfeksiyon oluşması, en çok korkulan olaylardan biri… İçeride soğukkanlı ama hızlı bir çalışma temposu var. Herkesin ciddi, özenli ve temkinli olduğunu gösteren tabloya, iyi doktor-kötü doktor tartışmasıyla süren espriler ve CD’çalarda ‘Firuze’yi söyleyen Tarkan’ın sesi eşlik ediyor. Kafanız karışıyor ama herkesin rahat ve soğukkanlı olabilmekle tedbiri elden bırakmamak arasındaki çizgide çalıştığını anlamak zor olmuyor.

“Hata yapma lüksünüz yok”
Dr. Demirkaya ameliyata başlarken bize dönüyor ve yapılan işlem hakkında bilgi veriyor: “Şu anda akciğerin etrafındaki zarın dışında sıvısı olan ve plevrasında kalınlaşmalar olan hastanın ciğerindeki sıvıyı boşaltıyoruz. Plevra zarından ve akciğer üzerinden örnekler alarak patolojiye ve mikrobiyolojiye yollayarak biyopsi yapıyoruz.” Dr. Demirkaya bir yandan yapılan işlemi bize monitörden izletirken, bir yandan da anlatmaya devam ediyor: “Bu, kanser de olabilir, başka bir enfeksiyon da… Bu hastanın bu hale gelmesinin nedeniyse halk içinde ‘beyaz toprak’ denilen ‘asbest’ toprak ile yapılan sıvalar. Bu sıvayla yapılan evlerde büyüdüğünüzde, hava yoluyla ciğerlerinize çektiğiniz asbest, akciğerlerinizin dışındaki zara geçiyor ve yıllar içinde kanserleşmeye başlıyor. Bu operasyondan sonra çıkacak sonuca göre bir tedavi yöntemi belirleyeceğiz. Şu anda gördüğünüz basit bir operasyon… Tabii bu demek değil ki ölüm riski yok. Bu da sizi, her zaman olduğu gibi burada yatan insanın ailesine karşı sorumlu kılıyor. Hata yapma lüksünüz yok.”

“Doktor başka şey, hekim başka”
Dr. Demirkaya, bir yandan bunları anlatırken, bir yandan da sakalını işaret ediyor ve “Buraya bakıp espriler havada uçuşuyor diyebilirsiniz ama bu sakalların belli bir süre içinde ağarması, bu stresten kaynaklanıyor” diye ekliyor. 20 yıllık doktor ve üniversite ortamında çalışan bir hekim olarak öğrenci yetiştirmeye devam eden Demirkaya’ya, “İyi hekimi nasıl ayırt edersiniz” diye soruyoruz. “Herkes doktor olabilir ama hekim olamaz. Hekim olmak için içinde insan sevgisi olmalı” diyor ve operasyonunu bitiriyor.

“Sigaranın hiçbir bahanesi ve faydası olamaz. Sigara içenin dönüp dolaşıp geleceği yer, bu kliniklerdir.”

“Hastanızın sağlığına kavuşmasından güzel bir şey yok”
planladığı ameliyatı 15 dakika gibi bir sürede bitiren Dr. Demirkaya, ameliyat gömleğini çıkararak yanımıza yaklaşıyor. Yüzünde, ameliyata girerken gördüğümüz sakin ifade, yerini gerginliğe bırakmış. Soruyoruz hemen: “Hocam bu ifade de neyin nesi, bir problem mi var?” Her şeyin yolunda olduğunu, hatta işinin beklediğinden erken bittiğini söylüyor. “Peki neden bu kadar gergin görünüyorsunuz?” diye sorma gereği duymuyoruz. Çünkü her ne kadar yanı başında yapılan işlemi izlesek de neşteri tutan el olmadığımız sürece o stresi hissedemeyeceğimizi anlıyoruz. Dr. Demirkaya, yaptığı işin stresini yaşadığı zamanların aksine, değerinin gururunu da yaşıyor: “Bir insanın sağlığına kavuştuğunu görmek kadar beni mutlu eden bir şey yok. Tabii bir de yetiştirdiğimiz öğrenciler var. Sizden öğrendikleriyle insanlara faydalı bir iş yapacaklar. Bu duygunun bir karşılığı yok.”

“Sigaranın bir bahanesi olamaz”
Son kontrollerini yaptıktan sonra işini bitiren Dr. Demirkaya, bir sonraki ameliyata girmeden önce mola vermek üzere dışarı çıkarken biz de kendisiyle ameliyathaneden ayrılıyoruz. Hastanın ise yarım saat içinde uyanacağını ve odasına çıkarılacağını öğreniyoruz. Dr. Demirkaya günde ortalama üç ameliyata girebildiğini, bunun ameliyatın büyüklüğüne göre değiştiğini söylüyor. Göğüs cerrahisi uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ahmet Demirkaya’ya son olarak, karşılaştıkları akciğer kanseri vakalarını soruyoruz. Sorumuza soru ile karşılık veriyor: “Sigara içiyor musunuz?” “Hayır” cevabını alınca, “İyi” diyor: “Sigaranın hiçbir bahanesi ve faydası olamaz. Sigara içenin dönüp dolaşıp geleceği yer, bu kliniklerdir.”

FavoriteLoadingBeğen