“Bilgi çağı öğretmenleri bugünkü sistemle eğitilemez”

Yayın Tarihi: Kas 2, 2017
FavoriteLoadingBeğen 22 mins

MUSTAFA ÖZCAN
1950 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Doktorasını 1993 yılında ABD’de The University of Lowa’da eğitim sosyolojisi alanında yaptı. 1992’de Amerika’da öğretim üyesi oldu. Türkiye’de de birçok üniversitede görev yapan Özcan, MEF Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde dekanlık yapıyor. Özcan’ın ‘Bilgi Çağında Öğretmen’ adlı kitabı bulunuyor.

Türkiye’de öğretmen eğitiminde bir reforma ihtiyaç var mı?

Hemen ihtiyaç var. Türkiye’de öğretmen eğitimi sisteminin yarın yenilenmesi lazım. Niçin bunu söylüyorum? 1980’lerin sonundan itibaren bütün dünyada, daha evvel şahit olmadığımız bir gelişme yaşanmaya başlandı. Bilgi çağı dediğimiz çağ, tam anlamıyla dünyada etkisini gösterirken; 1992’de ilk defa bilgi çağı aletleri için harcanan para, sanayi araçları için harcanan paradan daha çok oldu. Bilgi çağı en çok eğitimde etkisini gösterdi. Bilgi çağı dediğin şey, bilgiye ulaşımı çok ucuz ve kolay hale getirdi. Bilgi çağıyla öğretmenin fonksiyonu sıfırlandı. Çünkü artık benim bir şeyi öğrenmek için öğretmen beklememe gerek yok. Bilgi parmaklarımın ucunda. Sisteme giriyorum ve her şeyi oradan öğrenebiliyorum zaten. Ben artık bilgisayarda öğrenebileceğim herhangi bir şey için okula gidip öğretmenin karşısında oturmak istemiyorum. Şimdi herkes online derslere kaçıyor. Öğretmenin yaptığı işi şimdi ‘Google’ yapıyor. Böylece öğretmenin işlevlerinden biri kaybolup gitti. Her gün benim öğrencilerim herhangi bir konuyu benden daha çok öğrenerek sınıfıma gelebilir. Aynı şey lise öğretmenleri, ilkokul öğretmenleri için de geçerli. Veliler her şeyi öğretmenden daha çok bilebilir şu anda. Bu durumda eski sistemle yaptığımız öğretmen eğitiminin artık bir anlamı kalmadı.

Bu durumda ne yapmak gerekiyor?

Öğretmeni yenilemen gerekiyor; bu da öğretmen eğitimini yenilememiz anlamına geliyor. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde öğretmen eğitiminde reform hareketleri 1990’lardan itibaren başladı ve halen arayış devam ediyor. Artık öğretmen, bilgisayarda var olandan daha fazlasını sunmalı. Artık bilgili öğretmenin pek anlamı kalmadı. Onun ötesine, bir tık yukarısına ihtiyacım var benim. Yani yorumlayabilen, eleştirebilen, sentezlere ulaşabilen… Yani benim daha bilgili değil, daha becerili öğretmenlere ihtiyacım var. Bu da öğretmen eğitiminde yenilik gerektiriyor.

Dünyadaki öğretmen eğitim sistemleri nasıl?

Türkiye, 1982’de öğretmen eğitimini değiştirdi. 12 Eylül’den sonra ‘Eğitim Enstitüsü’ adı altında öğretmen eğitimi yapan kurumlar Mili Eğitim Bakanlığı’ndan alındı, üniversitelere verildi ve dört yıla çıkarıldı. Biz bunu 1982’de yaptığımızda, dünyanın başka ülkelerinde bu eğitim yüksek lisans seviyesine çıkarıldı. Dünyadaki öğretmen eğitimi problemini ilk defa gören ve çözen ülke Finlandiya.

Nedir Finlandiya’daki model?

1978 yılında Türkiye’de daha öğretmen eğitimi üç yıllıkken, dünyada daha reform başlamamışken, Finlandiya bir karar aldı ve dedi ki: “Bütün öğretmenler kendi alanında tezli yüksek lisans yapacak.” O yıldan itibaren Finlandiya’daki bütün öğretmenler kendi alanında tezli yüksek lisans yapıyor, aksi halde öğretmenlik yapamıyorlar. Mezuniyet tezi yaptıktan sonra kendi alanında tez yapıyorsun, bunları yaparken de eşzamanlı olarak pedagojik formasyon dersleri alıp uygulama yapıyorsun. İlkokul öğretmenlerinden ise birden çok konu okuttukları için; gelişim psikolojisi, eğitim psikolojisi gibi bir alanda tezli yüksek lisans yapmaları isteniyor. Finlandiya’da öğretmenlik çok itibarlı bir meslek. Eğitim fakültesine başvuranların yüzde 10’u ancak bu sistemin içine girebiliyor.

Sekiz bin civarında başvuru oluyor, 800 civarında öğrenci kabul ediliyor. İlkokul öğretmenliğine başvuranların sayısı, tıp fakültesine başvuranların sayısından daha fazla. Finlandiya’da öğretmen olmak için okuyan çocuklar, en erken beş yılda mezun oluyor; bu, yedi buçuk yıla kadar uzuyor. Beş yılda mezun olmak da çok zor. Finlandiya’daki sistem, öğretmenlerin kaliteli eğitim almasından dolayı başarılı. Amerika’ya bakarsak, buradaki reform hareketi Finlandiya’dan sekiz yıl sonra başladı. Amerika’da ‘Yarının Öğretmenleri’ isimli bir rapor yayımlandı, o rapor dört yıllık öğretmen eğitiminin yeterli olmadığını ve öğretmenlerin yüksek lisans düzeyinde eğitim alması gerektiğini savundu. Yapılan çalışmalar sonunda, eğitim fakültelerinin bir kısmı beş yıla, bir kısmı altı yıla çıktı; bir kısım lisans düzeyinde değil, yüksek lisans düzeyinde öğretmen eğitimi vermeye başladı. Almanya’da üniversiteden sonra iki yıl staj yapılıyor ve öğretmen olabilmek altı-yedi yılı buluyor. Hollanda iki master ile öğretmen mezun ediyor. Hem kendi alanında yapıyorsun hem pedagojik yüksek lisans yapıyorsun. Yani dünyanın her tarafında dört yıllık öğretmen eğitiminin yetersiz olduğu ve bunun daha fazla olması gerektiği konusunda görüş birliği var.

Türkiye’de durum nasıl?

Türkiye, 1982’de dört yıllık eğitime geçti ve bu halen devam ediyor. Bir tek uygulama var, formasyon programı. Üniversite mezunları pedagojik formasyonla öğretmen oluyor. Türkiye’de bu uygulamanın hemen yarın durdurulması gerekiyor. Pedagojik formasyonla öğretmenlik eğitimi yapılmaz mı, yapılır; dünyada bunu yapan ülkeler de var. Ama bunlarda iki yıl sürüyor program, bizdeyse birkaç ay. Bakanlık geçenlerde açıklama yaptı, 15 bin öğretmenin kaydı yokmuş. Yani uygulama yapmadan sertifika almışlar. Bu durum mesleğin itibarını sıfırlıyor. YÖK buna karşı ama henüz uygulamayı kaldırmadı.

MEB ile YÖK arasında yeterli düzeyde işbirliği var mı?

Var gibi görünüyor. Öğretmen eğitimini YÖK veriyor. Ama MEB, “Ben yüksek lisansı olmayanı kabul etmeyeceğim” dese, o zaman YÖK mecburen programını değiştirecek. MEB, Finlandiya’da olduğu gibi, “Ben bütün öğretmenlerden kendi alanında tezli lisans istiyorum” dese herkes üniversite kapılarına koşup yüksek lisans yapmak ister. Şimdi pedagojik formasyon alan da öğretmen oluyor, dört yıl okuyan da. Bana göre ikisi de yetersiz. Tekrar ediyorum, bilgi çağı öğretmenleri bugünkü sistemle eğitilemez.

Öğretmen eğitimi istihdamı etkiliyor mu?

Tabii ki etkiliyor. Kolejler öğretmen alırken en iyi öğretmeni arıyorlar. Bize sürekli kolejlerden, “Sınıf öğretmenliği bölümü var mı” diye soruyorlar. Bizde de ilkokul öğretmenliği yok. Açmak istiyoruz. İngilizce bilen öğretmenler istiyor kolejler. Öğretmen iyiyse, iyi eğitim almışsa iş bulması daha kolay. Okullar seçip alıyor öğretmenleri. Değilse öğretmenler kalitesini artırıcı bir çaba içine giriyor. Master yapıyor, ekstra ders alıyor.

Devlet okulu ile kolej öğretmenleri arasında fark var mı?

Evet, fark var. Kolej, öğretmeni beğenmezse işine hemen son verir ama devlet okulu öyle değil. Özel okular öğretmenlerini seçerken çok titiz davranıyorlar. Kolejlerdekiler çok çalışkandır, çok dikkatlidir, çok özen gösterir. Özelde, “Cumartesi geleceksin” dediğin zaman öğretmen gider. Biz hizmet içi eğitim vermek istiyoruz devlet okulunda, cumartesi kimseyi getirtemiyoruz. Amerika’da bu böyle değil. İster devlet, ister özel, işini iyi yapmazsan seni sezon sonu kapının önüne koyar.

Sizin öğretmen eğitimi sisteminiz nasıl?

Türkiye için şunu öneriyorum: Mevcut eğitim fakülteleri tezli yüksek lisans düzeyinde eğitim veren kurumlara dönüştürülmelidir. Yani adaylar kendi alanlarında tezli yüksek lisans yapmalı, aynı zamanda pedagojik formasyon almalı. Pedagojik formasyon programları yine olmalı ama kendi alanlarında tezli yüksek lisansı olanlar bu programa kabul edilmeli. Alanında tezli yüksek lisans yapanlara iki yıllık staj programı uygulanacak. Pedagojik formasyon da en az iki yıl sürmeli. Çünkü bir mesleğin öğrenilebilmesi için o meslekte verilen eğitimin en az iki yıl uygulamada geçmesi gerekiyor. “Mevcut öğretmenler ne olacak” derseniz şunu öneriyorum: Şu anda yaklaşık 1 milyon öğretmen var.

Bunların da yüksek lisans yapması için bir teşvik programı hazırlamak gerekiyor. Mesela kendi alanında tezli ya da tezsiz yüksek lisans yapmalarını isteyeceğiz.

Eğer tezli yüksek lisans yaparsan maaşında belli oranda artış olacak. Tezsiz yaparlarsa biraz daha düşük olacak. Yani öğretmenleri memnun edecek kadar bir rakam, bir paket hazırlanması gerekiyor ki öğretmenler kımıldasın ve üniversite kapılarına tekrar gelsin, kendisini yenilesin.

Bu sistem MEF Üniversitesi’nde nasıl uygulanıyor?

Burada Türkiye’deki eğitim fakültelerinin hiçbirinde olmayan bir sistem var. Biz öğretmenlik deneyimi olmayan öğretim görevlisi çalıştırmıyoruz. Türkiye’de böyle bir şart yok. En az iki yıl öğretmenlik yapmış akademisyenler çalıştırıyoruz. Baktık çok iyi ama deneyimi yok, hemen anlaşmalı okullarımıza yönlendirip iki yıl çalışmasını istiyoruz. Bizde staj iki sene. Bu modelin adı okulda üniversite. Üniversiteyi okulun içine taşıyoruz. İlk iki yıl öğrencilere üniversite temelli bir eğitim veriyoruz. Tabii yine okullara gidiyorlar. İlk iki yıl devlet okullarında ders çalıştırıyorlar, gözlem yapıyorlar. Üçüncü sınıfa geçince staj başlıyor.

Seçtiğimiz okullardaki öğretmenlerin yanına bizim öğrencileri öğretmen yardımcısı olarak veriyoruz. Haftada 25 saat gidiyorlar okula, orada öğretmenin gölgesi gibi, çırağı gibi yardımcılık yapıyorlar. Öğretmeni gözlüyor, gruplara ders çalıştırıyor. Biraz deneyim kazanınca sınıfın tamamına bir-iki saat ders anlatıyorlar. Türkiye’ye ve

Türkiye dışına, öğretmen eğitiminin çok iyi yapılabileceğini göstermek istiyoruz.

Kaç okulla çalışıyorsunuz?

MEF Okulları, Darüşşafaka, Enka, Işık, Terakki, İstek, Robert ve iki tane de devlet okulu, Ayazağa ve Orman Bakanlığı içindeki Prof. Ali Kemal İlköğretim Okulu’yla çalışıyor.

Sizin modeliniz Türkiye’de başarılı olur mu?

Bu sistem Türkiye’de başarılı olur, olacaktır da. Sistemi eğitimle ilgili olan YÖK üyeleri de biliyor, bakanlara da sunmuştum. Bugüne kadar “Hocam bu model olmaz” diyen olmadı. Bizim stajdaki öğrencilerimize iş teklifi geliyor. Çünkü o kadar iyi yetişiyorlar ki. Artık buradan mezun olunca tam anlamıyla profesyonel birer öğretmen olacaklar. Zaten bizim amacımız, mezunlarımızın dünyanın her tarafında iş bulacak şekilde yetişmesi. Bir de öğrencileri, yurtdışına gitmeleri, orada deneyim kazanmaları için teşvik ediyoruz.

Öğretmen atamalarındaki son durum nedir?

Mili Eğitim Bakanlığı öğretmen ihtiyacı olmadığını söylüyor. Ama diplomayı almış ve öğretmenlik bekleyen insanlar var. Aslında bir önerim de birinci, ikinci ve üçüncü sınıflara iki öğretmen verilmesi. Mesela MEF Okulları’nda bunu uyguluyoruz. Öğretmen yardımcılığı diye bir iş var. Çocukların başında durur, gözlemler, öğretmene yardım eder. Böyle bir uygulama yapılabilir Türkiye’de. Öğretmen fazlası var, sınıflar da kalabalık. Böylece istihdam yaratılabilir.

Atamalarda sözlü mülakat bir torpile sebep olabilir mi?

Ben mülakatın doğru olduğunu düşünüyorum ama doğru yapıldığı zaman. Dünyadaki en başarılı eğitim fakültelerinde mülakat var. Mülakat kötü bir şey değil ki. Öğretmenlik özel bir meslektir, herkes öğretmen olamaz.

Güzel konuşmanız lazım, her şeyinizin özel olması lazım. Model oluyorsunuz çünkü. Bu, mülakatla olur ama adil yapılması lazım. Japonlar, Amerikalılar, Finlandiyalılar yapabiliyor da biz neden mülakatı doğru yapamıyoruz? Türkiye’nin yeniden mülakatı öğrenmesi lazım.

Öğretmenlerin özlük hakları bugünkü durumu ile yeterli mi?

Türkiye’de öğretmenler maaşlarından şikâyet etmiyor. Bu kadar çok insan öğretmen olmak istiyorsa demek ki tatmin edici bir durum var diye düşünüyorum. Tabii ki her zaman öğretmene daha fazla para vermek gerekir. Daha itibarlı olması gerekir ama itibar verilmez, kazanılır. Ben iyiysem, çok çalışıyorsam, fedakârsam bana saygı duyarsınız. Ben, Türkiye’de öğretmen eğitiminin kalitesi artarsa, öğretmen olacaklar iyi seçilirse, öğretmenlik mesleğinin itibarının artacağını düşünüyorum. Öğretmen eğitiminin süresini artırırsak mecburen maaşını da artırmamız gerekecek. Özlük hakları da kendiliğinden iyileşmiş olacak. İşin özü, öğretmen eğitiminin kalitesi.

Öğretmenler neden Doğu’da görev yapmak istemiyorlar?

Öğretmenlerin Doğu’ya gitmek istememesini doğru bulmuyorum. Bu vatanın her tarafında görev yapılmalı. Öğretmenlik askerlik gibi çok özel bir meslektir. Bir nesil yetişecek ve sen onlara şekil vermeye talip oluyorsun. Böyle kutlu bir işe talipsen, Türkiye’nin her yerinde görev yapacaksın. Sen gitmezsen, ben gitmezsem oradaki çocuğun suçu ne?

Bu öğretmenleri teşvik etmek için neler yapılmalı?

Var zaten, Doğu’da görev yapan öğretmenlere bildiğim kadarıyla fazla para veriliyor. Daha da artırılabilir tabii ama ondan daha önemlisi, Doğu’daki öğretmenlerin kalacağı yerlerinin olması lazım. Oradaki hayatı kolaylaştıracak tedbirin alınması lazım. Doğu’ya gitmek istemeyen öğretmen olmasın. Kimseyi zorla öğretmen yapmıyoruz. Kendileri gelip öğretmen olmak istiyorlar.

Bölücü zihniyete karşı öğretmenler nasıl denetlenebilir?

Etnik kimlik öğrenilir. Türkiye’deki bütün çocuklar, hangi etnik kökene sahip olurlarsa olsunlar Türk olmayı öğrenebilirler. Onların etnik kültürünü de muhafaza edelim tabii, her kültür güzel. Eğer biz bir millet olarak yaşayacaksak, eğer demokratik bir ülke olarak yaşayacaksak, milli birliğimizi koruyacaksak, hepimizin bildiği ortak bir dil olmalı, hepimizin ortak bir değeri olmalı. Eğitimcinin görevi bir ülkenin kültürünü yetişen kuşaklara aktarmaktır. İşte bu yüzden biz kültürel beceri dersini koyduk. Her öğretmen önce Türk kültürünü bilmeli ve sevmeli. Öğretmen model olmaktır ama önce kendisinin o kültürü bilmesi gerekir. Türkiye’deki bütün öğretmenlerin Türklerin ortak değerlerine saygı duyması, yaşaması ve öğretmesi gerektiğine inanıyorum. Denetleme kısmına gelecek olursak, maarif müfettişleri var, okul müdürleri var. Bir okuldan okul müdürleri sorumludur. Tabii okul müdürleri çok iyi seçilmelidir. Zaten bu, o kadar gizli saklı bir iş olamaz. Denetleme kendiliğinden olması gereken bir durum. Veli denetler mesela. Öğretmen sınıfta ters bir şey yapmışsa veli aynı gün bunu duyar. Türkiye’de bir öğretmen Türk kültürünü, Türk dilini, Türk geleneklerini kötüleyemez.


Bilgi çağını yakalayacak eğitimciler yetişmeli

90 kadar eğitim fakültesi var, bunun 80’i aktif. Bu 80 eğitim fakültesinde 200 bine yakın öğrenci olduğu söyleniyor. 250 bin de tayin bekleyenler var; hatta 350 bin olduğunu duydum. Şimdi bakanlık da diyor ki: “Ben bundan sonra öğretmen almayacağım, her sene
10 bin öğretmen alırım.” Eğer böyle giderse, YÖK’ün verdiği raporlara göre, dört-beş sene sonra Türkiye’de 1 milyona yakın öğretmenlik sertifikası olan insan olacak ve tayin bekleyecek. Ancak bunların tayin olması mümkün değil. Şu anda Türkiye’deki eğitim fakülteleri,
bilgi çağı öğretmeni yetiştiremez. Ben eğitim fakültesi dekanıyım, tekrarlıyorum, Türkiye’deki sistemle bilgi çağında öğretmenlik yapacak kaliteli öğretmenler yetiştirilemez. Bunun mutlaka yenilenmesi gerek. Bunun mutlaka lisans üstü düzeyde olması gerekiyor.


 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)