Prof. Dr. İskender Pala
Yazar İskender Pala, 8 Haziran 1958 yılında Uşak’ta doğdu. Pala, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Divan edebiyatı dalında profesör oldu. İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. ‘Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk’, ‘Katre-i Matem’, ‘Şah&Sultan’, ‘OD’, ‘Efsane’, ‘Mihmandar’, ‘Karun ve Anarşist’, ‘Hz. Muhammed (sav) İçin Bülbülün Kırk Şarkısı’ kitaplarını yazdı.

Yazar ve divan edebiyatı araştırmacısı Prof. Dr. İskender Pala ile aydın kavramını konuştuk. Aydınların toplumun besin kaynağı olduğunu söyleyen Pala, milli ve mukaddes değerlerine sahip çıkan Türk aydınlarının nasıl dışlandığını anlattı. Pala, “Bir solcu aydın ile bir muhafazakâr aydın karşılıklı oturup birbirlerine bakarak güzel şeyler yapabilirler; ama asıl olan ikisinin yan yana oturup aynı yere bakarak yaptıkları şeydir” diyor.

Türk aydınının devlet ve toplumla ilişkisi nasıl olmuştur?

Yaklaşık 100 senedir Türkiye’de bir aydın sorunu vardır. Bir yanda ‘sömürge aydını’ dediğimiz ve ilericilik söylemiyle kendi değerlerine, tarihine, medeniyetine hor bakan, eylem, eser ve değer üretmek yerine durmadan vıdı vıdı üreten figürler; diğer yanda kendini yalnızca gelenek ve tarihe hapsetmiş maziperestler… İfrat ve tefrit…

Bizim gençliğimiz böyle geçti. Oysa bir aydının, ülke aydınlanması ve milletin doğru yola iletilmesi adına çözümler üretmesi, sorgulaması, gerçekleri dillendirmesi ve önderlik etmesi bekleniyordu. Bunun için ahlak ve vicdan sahibi aydınlara ihtiyaç vardı. 2000’li yıllara kadar milletimiz bu umutla pek çok evladını yemeyip yedirdi, içmeyip içirdi, giymeyip giydirdi, okumayıp okuttu ve nihayet bağrına basıp himaye etti ama bunlardan bazıları kendini inkârın pençesine düştü, bazıları çıktığı kabuğu beğenmedi, bazıları devletin imkânlarını harcamakla zaman geçirdi, bazıları da gençliğin beyinlerine kezzap katranı fikirler zerk edip insanımızı böldü… Yetişen birkaç gerçek aydın ise görmezden gelindi, yok sayıldı. Türklüğün ve İslam’ın kültür ve medeniyetini canı pahasına koruyan, milli ve mukaddes değerlerine sahip çıkan, vatan ve milletin bütünlüğü için meydana atılan bu insanlara Ortaçağ özlemcisi, gerici, faşist, ırkçı, şoven gibi ithamlarla saldırıldı. Sonuçta halk için çalışıyoruz diyenler, halkın istediği aydınları sırf halkçılık adına dışladılar. Zaten kendileri de sahip oldukları konforun zerre miktarını halk ile paylaşmaya yanaşmıyorlardı.

Peki bu ilişki nasıl olmalıdır?

Son 10 yıldır, her iki kesimden de kendisiyle ve ötekisiyle barışık aydınların sayısı çoğalmaya başladı. İfrat ve tefrit kavgaları yerine birbiriyle buluşmayı, söyleşmeyi, anlaşmayı öngören, milli değerleriyle modern çağın icaplarını birlikte kesp etme gayretinde aydınlar var. Olması gereken de budur. Bu konuda başka bir problem de Türkiye’deki aydın tanımını yapanların topluma dayattıkları iki kavramdır: Muhalif olma ve solcu olma. Bana göre ikisi de saçmalık. Dünyanın hiçbir yerinde aydın tanımı içinde bu iki şart yoktur. Aydın mutlaka muhalif olmak zorunda değil ama aydınların bazıları mutlaka muhalif olmak zorundadır. Aydın mutlaka solcu olmak zorunda değildir; bilakis her fikir ve görüşe eşit mesafededir. Bunu kabullendiğimizde bence daha sağlıklı bir aydınlanma yaşayacağız. Çünkü bu ülkenin nice Müslüman aydınları, milli değerlerine bağlı aydınları, gelenekçi yahut muhafazakâr aydınları her zaman vardır ve olacaktır. Sonuçta bir solcu aydın ile bir muhafazakâr aydın karşılıklı oturup birbirlerine bakarak güzel şeyler yapabilirler; ama asıl olan ikisinin yan yana oturup aynı yere bakarak yaptıkları şeydir.

Türk aydını devlet karşısında neden özerk olamadı?

Devlet denilen yapı aydınsız yürümez, sancılanır. Devletin çalışma alanı çeşitlendikçe düşünce ve görüşleriyle bunları sistemleştirecek aydınlara ihtiyacı da artar. Aydının özerk olması, iktidarın her icraatına muhalif olma şartına bağlanırsa, devlet-aydın ilişkisi doğru yürümeyebilir. Öte yandan kapitalist bir dünyada ekonomik bağımsızlığını elde edememiş bir aydın da fazla bir şey üretemez, ürettiklerinde devlete bağımlı kalır. Devletin, aydınlar arasından kendisine birilerini devşirme ihtiyacı tabiidir. Tabii olmayan, devşirilmiş aydının hizmet ettiği devletin çıkarları veya kendi çıkarları adına hakikatten uzaklaşmasıdır. Sonuçta aydının ekonomik özerkliği çok önemlidir; ondan sonra sanat, ideoloji, bilim vs. gelir.

Size göre aydın kimdir?

Uyuyanları uyandırmak için aklının rehberliğinde fikirleri ve olayları tersinden görebilen ve bu görüşüyle eleştiren, sorgulayan ve doğru bildiği önerileri korkmadan dillendiren kişidir aydın; bunun için eser üretir, düşünce üretir, kavram veya bilinç üretir. Aydınlar, toplumların ekmek gibi, su gibi ihtiyaç duydukları temel değerlerinin besin kaynağıdır, onlar olmadan toplum var olmaz veya uzun süre yaşayamaz.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)