HALİL ÖZCAN

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu, planlanmış hedeflerden biri. Trump zaten seçim meydanlarında Kudüs’ü, İsrail’in başkenti yapacağını söylüyordu. ABD’deki Siyonist lobiler çok güçlü. Bu yüzden ABD’nin bütün seçilecek başkanlarına maddi destekte bulunurlar.

Trump’a da ciddi bir destek verilmiş. Trump aniden çıkıp Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etti. Bunun üzerine Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan grup toplantısında kesinlikle bunu kabul edemeyeceğimizi, Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın Müslümanların kırmızı çizgisi olduğunu söyledi. Ama Trump kameralara göstererek bir imza attı.

O karar adeta Ortadoğu’ya atılmış bir bombaydı. Türkiye’nin dışında, Müslüman ülkelerden birkaç ülke haricinde beklenen bir tepki olmadı.

Çünkü Trump bu kararı açıklarken, “Ben bölge ülkeleriyle görüştüm” dedi. Ne konuşulduğunu bilmiyoruz ama görüştüğü ülkeleri tahmin ediyoruz. O ülkeler de İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler toplantısına katıldılar. Bu toplantılarda ABD’nin kararını kabul etmeyeceklerini söylediler. Trump’ın bölge ülkelerden yeşil ışık almış bir intibası var.

Maalesef özellikle de bazı İslam ülkelerinden. Türkiye’nin bu konuda çabası oldu. İslam İşbirliği

Teşkilatı’nı bir hafta içinde İstanbul’da toplaması, 49 ülkenin bu toplantıya katılması olağanüstü bir şeydi gerçekten. Buradaki en önemli karar da Kudüs’ün Filistin’in başkenti ilan edilmesiydi.

İslam ülkeleri bu konuda nasıl bir sınav verdi?

İslam ülkelerini, halkları ve yönetimleri olarak ikiye ayırmamız gerek. Yönetimler çok ciddi bir tepki göstermedi. Maalesef, “Bir an önce Filistin meselesinden kurtulalım” durumuna gelmişler. Özellikle de bölge ülkeleri.

Ama biz Türkiye olarak kesinlikle Filistin’i ve Kudüs’ü yalnız bırakmayacağımızı defalarca söyledik. Sahada da bunu görüyorsunuz. Bu, sadece siyasi ve tarihî bir mesele değil. Asıl bizi ilgilendiren inanç meselesi. Osmanlı’ya baktığımız zaman, “Bütün dinler orada bir arada yaşıyordu” deriz. Hıristiyanlar da Yahudiler de…

“Birleşmiş Milletler kararı, dünyanın beşten büyük olduğunu gösterdi.”

Hiç kimseye baskı yapılmaksızın herkes bir arada yaşıyordu. Ta ki Osmanlı’nın 1917’de çekilmesi ve oraya İngilizlerin gelmelerine kadar. İngilizlerin, Yahudileri desteklemesiyle Filistin’de birçok toprak işgal edildi.

İlk büyük işgal 1948’de oldu. İkinci büyük işgal ise 1967 de oldu. Geri kalan toprakları, Doğu Kudüs’ü ve Ramallah bölgelerini işgal ettiler. Ama orada Birleşmiş Milletler bir karar aldı. Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğuna karar verildi. İsrail aleyhine BM kararları var ama buna rağmen dikkate alınmamış, yaptırım da uygulanmamış. Bu son BM kararı da Amerika’ya ve Siyonistlere yönelik bir “Dur” demekti. Bu karar onları da psikolojik olarak etkiledi. Alınan son karar Türkiye’nin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın bir başarısıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konudaki diplomatik önderliği için ne dersiniz?

Cumhurbaşkanımız olağanüstü bir çaba sergiledi. Dünya konjonktürüne baktığınız zaman alınan sonuç büyük bir başarıdır. Bunu artık muhalif olan Batılı ülkeler de takdir ediyor. Ama bazı ülkeler bunu görmezden gelmeye devam ediyor.

Birleşmiş Milletler’in böyle bir kararı alması gerçekten çok anlamlı. 128’e karşı 9 oyun içerisinde bir Amerika var, diğeri de İsrail. Geri kalan yedi ülke de hiç haritada görmediğimiz, duymadığımız ülkeler.

Alınan karar, ABD’nin “Birleşmiş Milletler’e yönelik yapılan ödemeyi keseceğiz” tehditlerine, yardım ettikleri ülkelere “Yardımları keseceğiz” şantajlarına rağmen çıktı.

Bu tehditlere rağmen böyle bir karar alınabilmesi çok anlamlı. ABD ve İsrail bu kararı görmezden gelemez. Çıkan karar en azından dünyanın beşten büyük olduğunu gösterdi.

Bu karar Türkiye’nin ABD ile ilişkilerini nasıl etkileyecek?

İsrail’in dışında da ABD ile belli sıkıntılarımız var. Özellikle FETÖ ile mücadele konusunda yanımızda olmaması. Reza Zarrab davasında siyasi kararların alınması. En önemlisi, Türkiye’nin sınırındaki PYD ve PKK’yı desteklemesi.

Sınırımızda bir terör koridoru kurulması ve onlara ciddi silah desteğinin sağlanmasından dolayı çok rahatsızız. Birçok defa bu konu ABD tarafına iletilmesine rağmen, bir şekilde geçiştirildi. Beyaz Saray, Pentagon, Dışişleri hepsi birbirinden farklı açıklamalar yapıyor.

Ama sahadaki uygulamalarını gördüğümüzde, Türkiye’yi rahatsız edici, tehdit edici adımlar atıyorlar. Üstelik müttefikimiz olan bir ülke bunu yapıyor. Hem NATO’da ortağız hem de güvenliğimizi tehdit edecek unsurlara destek veriyor.

Bunu kesinlikle Türkiye olarak, Türk milleti olarak kabul edemeyiz. Zaten Cumhurbaşkanımız bunun cevabını defalarca net bir şekilde verdi. Amerika’yla olan ilişkilerin nereye gideceği, Amerika’nın tutumuna bağlı. Amerika’nın ikiyüzlü bir siyaset izlediği net bir şekilde görünüyor. Biz ülkemizi, milletimizi korumak adına her türlü adımı atacağız.

ABD ile olan gergin ilişkiler Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne yaklaştırır mı?

Referandum sürecinde Avrupa ülkeleriyle de sorunlar yaşadık. Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın oradaki halkımızla buluşmasına engel teşkil edecek çok adım attılar.

Buna rağmen Amerika’yla ilişkilerin bozulduğu günlerde Almanya’nın ve Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye ile normalleşme ve iyi ilişkiler kurma isteklerini hepimiz biliyoruz ve bu yönde adımlar da atıldı. İlişkiler iyiye gidiyor.

Bunu Amerika’yla ilişkilerimize bağlamak doğru olmayabilir; her ülkenin kendine göre durumu vardır. Dış ilişkiler, ülkenin çıkarına göre şekillenen ilişkilerdir. Onlar da Türkiye’yi göz ardı edemeyeceklerini bir kez daha gördüler.

Çünkü Türkiye bölgede önemli ve güçlü bir aktör. Özellikle son yıllarda birçok badire atlatmış olarak ayaktayız ve daha da güçlüyüz. Bunu da Avrupa görüyor ve ilişkiler düzeliyor.

İsrail, ABD elçiliğini Kudüs’e taşırsa neler olabilir?

Sayın Cumhurbaşkanımız böyle bir karar alındığı ve adım atıldığı takdirde İsrail’le diplomatik ilişlerin kesileceğini söyledi. Ama BM kararından sonra, ki bu kararda Batılı ülkelerin de desteği var.

Dünya kamuoyu, Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olması gerektiğini söylüyor. Eğer İsrail bunu yaparsa; bu, bölgeye atılmış bir bomba olur.

Zaten barış sürecini ABD yönetiyordu, arabulucuydu. Ama arabuluculuk özelliğini de kaybetmiş oldu. Çünkü taraf oldu. İsrail, 2018 yılı içerisinde ABD elçiliğini Kudüs’e taşıyacağını söylüyor ama ABD’den henüz bu konuda bir açıklama gelmedi. Buna rağmen cesaret ederek bu adımı atarlar mı onu da ilerleyen süreçte göreceğiz.

ABD’nin garantör ülke konumundan çıkması İsrailFilistin meselesini nasıl etkiler?

Kesinlikle bu meselede, artık Avrupa Birliği’nin devreye girmesi lazım. Amerika bu konudaki meşruiyetini yitirdi ve İsrail’den yana taraf oldu.

Avrupa Birliği’nden nasıl bir çıkış bekliyorsunuz?

Öncelikle arabulucu olmasını. İkincisi, bağımsız iki ülkenin o bölgede ikamet etmesi yönünde karar alınmasını. Bu kararla İsrail de Filistin’i tanır, Filistin de İsrail’i tanır. Doğu Kudüs, Filistin’in başkenti, Tel Aviv de İsrail’in başkenti olursa hiçbir sıkıntı olmaz. Şu an İsrail, Filistin’e karşı bir devlet terörü uyguluyor.

Filistinli kardeşlerimizin arazilerine, köylerine kanunsuz bir şekilde el koyuyor. Kudüs’te de birçok bölgede evlerine el koyup onları vergiyle taciz ediyor ya da yeni işgalciler yerleştiriyor. İsrail, kanunsuz bir şekilde yayılmacılığını devam ettiriyor maalesef.

Peki İsrail kendisini uluslararası kamuoyuna nasıl anlatıyor?

Uluslararası kamuoyunu dikkate almıyor. Lobiler aracılığıyla faaliyetini sürdürüyor. Ama aleyhinde bir karar çıksa dahi, İsrail’in kamuoyunu dinlediği şu ana kadar görülmemiş. Bildiğini okuyor. O yüzden de Filistin meselesine ilişkin çözüm zorlaşıyor ve sıkıntılar da devam ediyor.

Bu konuda İslam ülkelerinin, özellikle bölge ülkelerinin tavrı çok önemli.

Filistin meselesine ilişkin yakın gelecekte nasıl bir tablo öngörüyorsunuz?

Hamas, ABD ve İsrail’in talebiyle İslam ülkeleri tarafından terör örgütü ilan edildi. Hamas silahlı bir güç olarak Gazze bölgesinde. Gazze bölgesi yıllardır ambargo ve bombardıman altında. Mısır’ın da desteğiyle bu ambargo daha da çekilmez durumda. Orası açık bir cezaevi konumunda. Mavi Marmara, Gazze’ye yardım etmek için sivil bir hareketti.

Ancak verdiğimiz şehitlerden sonra bizim üç şartımız vardı. Birincisi Gazze’ye ambargonun kalkması, ikincisi özür dilenmesi, üçüncüsü şehitlerimize maddi tazminat ödenmesiydi. Bunların bir kısmı gerçekleşti ama Gazze’ye yardım kısmen yapılabiliyor. Sadece Türkiye’den gelen malzemelere açıldı. Biz ambargonun tamamen kaldırılmasını istiyoruz. Burada Mısır’ın tavrı çok önemli. Gazze’ye sınır ve kapısı olan ülke Mısır’dır. Mısır da bir Müslüman ülke ama İsrail’den daha şiddetli bir şekilde Gazzelilere eziyet ediyor.

Kudüs neden Müslümanlar için önemli?

Müslümanlar açısından Kudüs’ün ilk kıble olmasından dolayı kutsiyeti var. Kâbe’den sonra konumlandırılmış ikinci kutsal mabedimiz. Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın bulunmasından dolayı Kudüs’ün işgal altında olmasını Müslümanlar kesinlikle hiçbir zaman unutmaz. Unutmayacak, unutturmayacaktır.

“Filistin meselesinin çoktan çözülmüş olması

gerekiyordu ama ne yazık ki bölge ülkeleri vurdumduymaz.”

 

İslam ülkeleri, Filistin meselesinde neyi yapamıyor?

İslam ülkelerinin yönetimleri özellikle kendi halklarını dinlemeli. Mesela Mısır, Gazzelilere eziyet ediyor ama Mısır halkı öyle değildir. Halkların bu konuda hassasiyetleri dikkate değer bir durumdadır.

Ama yönetimler gerek İsrail’le gerek Amerika’yla işbirliği içerisindeler. Ne yazık ki, İsrail ve Amerika’ya hizmet eden yönetimler bölgede hâkim. Yani halka dayanmayan yönetimler var. Filistin meselesinin çoktan çözülmüş olması gerekiyordu ama ne yazık ki bölge ülkeleri vurdumduymaz.

Vatikan’daki Erdoğan-Papa görüşmesinin gündemi Kudüs’tü. Bu görüşmenin önemi nedir?

ABD’nin, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı sonrası Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan, “Bu kararı sadece İslam ülkeleriyle değil Papa’yla da görüşeceğim” demiş ve Papayla telefonla görüşmüştü.

Cumhurbaşkanımız, Papa Franciscus’a, “Kudüs’te mevcut durumun korunması yönündeki çağrısından dolayı takdirlerini iletmiş ve Türkiye ile Vatikan arasındaki iyi ilişkilerin daha da güçlendirilmesi konusunda da mutabık kalınmıştı.

Türkiye’den Vatikan’a Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın ziyaretinden 59 yıl sonra Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan tarafından yapılan ziyaret Ortadoğu’da ve Dünya’da yaşanan olaylar nedeniyle çok önemliydi.

Ziyaretin en önemli gündemi Kudüs’tü. ABD halkı dahil uluslararası toplum, Doğu Kudüs’ün işgal altında olduğunu kabul ediyor, İsrail yönetimini tanıyan tüm ülkelerin büyükelçiliklerinin de Tel Aviv’de bulunduğunu biliyoruz.

Dolayısıyla bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Kudüs, Filistin Devleti’nin başkenti olarak kalmaya devam edecektir.

Zeytin Dalı operasyonu için ne dersiniz?

Türkiye, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 51’inci maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkını kullanmaktadır. Zeytin Dalı Harekâtının amacı, Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Afrin bölgesindeki PKK/KCK/PYD/YPG ve DAEŞ’a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek, burada yaşayan dost ve kardeş bölge halkını teröristlerin baskı ve zulmünden kurtarmaktır.

Türkiye’nin Suriye topraklarında gözü yoktur. Ülkenin asli sahipleri olan ve 3,5 milyona yakın halen ülkemizde yaşayan kardeşlerimizin güvenle evlerine dönmesi, bölgenin istikrara kavuşması ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması taraftarıyız.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)