Prof. Dr. Mensur Akgün
İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi
Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) lisans yapan Akgün, yüksek lisansını Norveç’te bulunan Oslo Üniversitesi’nde, doktorasını ise Boğaziçi Üniversitesi’nde tamamladı. Akgün şu an İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı’dır. Karar gazetesinde köşe yazılarını sürdüren Akgün, IPSA, EPSA, MESA, Uluslararası İlişkiler Derneği Konseyi üyesidir. Akgün’ün ‘Türkiye-Rusya İlişkilerindeki Yapısal Sorunlar ve Çözüm Önerileri’, ‘İnsani Yazılar’ ve ‘A Promise to Keep: Time to end the International Isolation of Turkish Cypriots’ adlı üç kitabı bulunmaktadır.

Almanya ile yaşanan gerginliğin en önemli sebeplerinden biri de Türkiye’de hakkında terör dosyası olan kişileri iade etmeye yanaşmaması. Türkiye’nin Almanya’ya bugüne kadar iadesini istediği kişilerle ilgili 4 bin 500 dosya verdiğini belirten Siyaset Bilimci ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Mensur Akgün, “Bunların bir tanesi de mi terörist değil?” diyor. Almanya’nın terörle mücadelede ikiyüzlü davrandığını belirten Akgün’le, gerginliğin sebeplerini ve Almanya ile ilişkilerin geleceğini konuştuk.

Türkiye ile Almanya arasındaki gerginliğin temel nedenleri nedir?

Aslında iki ülke arasında hep sorunlar vardı. Türkiye, Avrupa Birliği’ne (AB) aday ülke olmaya başladığı andan itibaren Türkiye ile Almanya arasında birtakım gerilimler yaşandı. 2004-2006 arası, AB-Türkiye ilişkilerin en parlak dönemiydi. Türkiye reform yapıyordu, Kıbrıs’taki çözüm sürecine destek veriyordu. Annan Planı’na en çok Türkiye sahip çıkmıştı. Ama buna rağmen 24 Nisan 2004’te yapılan referandumdan sonra Rumlar “Hayır” deyince Almanya, Rum kesiminin arkasına saklandı.

Kültürü, çoğunluğunun dini aidiyetine dayanan kimliği yüzünden Türkiye; Almanya ve Fransa tarafından dışlanmaya, “Üye olacaksa özel üye olsun” denmeye başlandı. Bizim beklentimizle onların beklentileri arasında uçurum oluştu. Çıkarlar kollanıyor ama beklentiler karşılanmıyordu. Şu anda da temelde farklı bir durum yok. İki ülke arasında, ortak çıkarların oluşturduğu güçlü bağlar var. Ama bu bağlara tekabül eden karşılığı alınmış beklentiler ne yazık ki bulunmamakta.

Çıkarların zorlanmasıyla beklentilerin karşılanmasıysa iki tarafa da zarar verebilecek nitelikte sonuçlar doğurabilir. Fakat sanırım hem Türkiye hem de Almanya bunu gördü.

İki taraf da gerilimi tırmandırmak ve kontrol edemeyecekleri bir krize sürüklenmek istemiyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin en büyük enerji ihalelerinden birinin bir Alman şirketinin dahil olduğu konsorsiyum tarafından kazanılması, Başbakan Yıldırım’ın Türkiye’deki Almanya kökenli şirketlerin yöneticileriyle görüşmesi önemli.

Unutmayalım ki Almanya, Türkiye’nin en ciddi ihracat pazarı. Büyük miktarlar söz konusu. İkamesi kısa süre içinde çok zor. Zaten terk edilmesi de gereksiz. Benzeri Almanya için de geçerli. Biz onların ihracatında ön sıralarda yer almasak da önemli bir pazarız. Ayrıca Türkiye’de yatırımları var. Hepsinin ötesinde, resmi olarak 2 milyon 800 bin küsur Türkiye kökenli insan orada yaşıyor. Ayrıca her yıl Almanya’dan gelen milyonlarca turisti ülkemizde ağırlıyoruz.

Bir şekilde, özellikle konuşarak beklentiler ile çıkarlar arasındaki uçurumu kapatmak, birbirimizin beklentilerine hitap edecek politikalar üretmek zorundaymışız gibi geliyor bana. Çıkarlar üstünden kurulan bağımlılık ilişkisinden etki üretmek ne Almanya için ne de Türkiye için doğru bir seçenek. Umarız en geç 24 Eylül’deki seçimlerden sonra iki taraf en üst düzeyde sorunları samimiyetle konuşur ve çözüm yolunda adım atar.

Almanya nasıl bir küresel hedefe sahip?

Almanya daha çok bir ticaret devleti. Almanya’nın küresel hedefi ticaretini artırmak. Mümkün olan tüm istikrar alanlarına ekonomik olarak sızmak. Bu, doğal olarak her devletin hedefi. Bu yüzden zaman zaman bazı bölgelerde bizimle de başkalarıyla da çıkarları çatışabiliyor. Örneğin Almanya ile ABD, İkinci Dünya Savaşı’nın neredeyse bitiminden bu yana müttefik. Ama ABD’nin Rusya’ya yaptırımlar uygulaması, bu yaptırımlardan Alman şirketlerinin de etkilenebilecek olması Berlin’i rahatsız ediyor.

Almanya ile Türkiye şu an çıkar çatışması mı yaşıyorlar?

Evet, çatışıyorlar ama işbirliği yapacağı alanlar da çok var. Çatıştıkları yerlerde devletlerin birbirlerini farklı biçimlerde tehdit etmesi hatta yaptırım uygulamaya çalışması da normal. Ama bunu bir komplo gibi düşündüğümüzde, sanki sadece bizin başımıza geliyormuş gibi gördüğümüzde yanlış sonuçlar çıkarıp, yanlış çareler üretebiliyoruz. Halbuki en önemli çare, işbirliği ve konuşma.

İkili ilişkilerde hangi alanlarda çatışma söz konusu?

Pek çok alanda sorunlar var. Bazıları yapısal, bazıları konjonktürel. İkincisini aşmak, çözmek daha kolay. Hatta zaman bile bazı dertlere, sorunlara deva olabiliyor. Ancak yapısal sorunlar önemli. Mesela onlar Kürtlere sempatiyle baktıkları için PKK konusunda toleranslı bir tutum sergiliyorlar. Bu, eskiden beri böyle. Sempatilerinin bir kısmı da PKK teröründen nasiplerini almak istememelerinden kaynaklanıyor. Bir kısmı ise tek ata oynamamak, gerekirse Kürt sorunu üstünden Ortadoğu’da söz sahibi olmak istemelerinden.

Zaten büyük devletlerin çoğu tek ata oynamaz. Bunlar da Türkiye’de haklı ve meşru nedenlerle rahatsızlığa sebep oluyor. Diğer yandan Almanya’nın, PKK’yı bir terör örgütü olarak gördüğünü ve kabul ettiğini de belirtmeliyim. Ama sorun bu bakış açılarının, bu hukuki kabullerinin gereğini yerine getirmemelerinde. Başka örnekler de bulmak tabii ki mümkün.

FETÖ ile bağlantılı kişilere Almanya’nın sığınma hakkı vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bana Almanya’nın tavrı samimi gelmiyor. Benzeri bir olay, bir darbe teşebbüsü başka bir yerde yaşanmış, mesela Amerika ya da Fransa’da olsa, aynı şekilde davranılırlar mıydı diye merak ediyorum. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan da söyledi. “4 bin 500 dosya verdik” diyor ve hiçbirinden sonuç çıkmadığını vurguluyor. Bana bu da hiç normal gelmiyor. Pek çok sorunumuz olduğu doğru ama Türkiye her şeyi mi yanlış yapıyor? Almanya ile NATO’da kaderlerimiz kesişmedi mi? Soğuk Savaş sırasında ve hatta şimdi birimizden

birimize saldırı olsa birbirimizi korumak için savaşa girmeyecek miyiz? Terör ve darbe Türkiye’nin güvenliğini ve geleceğini tehdit etmiyor mu?

Uluslararası diplomasi açısından bu tavrı nasıl okumak gerek?

Devletler arası ilişkiler ne yazık ki hep böyle. Evet, devletleri içeriden ve dışarıdan bağlayan normlar var. Ama samimiyet ne yazık ki yok. İlişkileri belirleyen temel faktör güç ve buna endeksli çıkarlar. Gücünüz yettiği kadar karşınızdakine yaptırım uygulayabiliyorsunuz ya da gücünüz yettiği kadar sizin istemediğiniz bir şeyi yapmamasını sağlıyorsunuz. Türkiye de çok güçlü bir ülke değil. Bir ara yumuşak gücü vardı, onu bazı alanlarda mobilize edebiliyorduk. İstediklerimizi elde edebilmek için sanırım önce her anlamda güçlenmemiz, biraz da istek ve beklentilerimizi kalibre etmemiz gerekecek.

Almanya’nın bu tavrı diğer

Avrupa ülkelerini nasıl etkiliyor?

Türkiye’ye karşı zaten önyargı oldum olası var. Bu önyargı son yıllarda bazıları bizden, bazıları da onlardan kaynaklanan nedenler yüzünden daha da pekişti. Almanya’nın Avrupa Birliği içindeki gücünü, cazibesini, ekonomik imkânlarla yapabileceklerini göz önünde bulundurursanız, bizimle olan

ilişkilerinin niteliği diğer ülkeleri de etkiler. Eğer Almanya ile ilişkiler yönetilebilir düzeyde kalmazsa daha da çok etkiler. Almanya ağırlığını koyarsa, Avrupa ile olan ilişkilerimiz ekonomik anlamda da siyasi anlamda da zorlanabilir.

Bu kriz iki ülke arasındaki ekonomiyi nasıl etkiliyor?

Kriz iki tarafa da zarar verir ve zaten bir ölçüde veriyor da… Almanya’nın Türkiye’ye ihracatı, toplam ihracatı içinde 1,8’ini oluşturuyor. Yanlış hatırlamıyorsam bize 2016 yılı içinde 21.5 milyar dolarlık mal sattı. Bu, Almanya gibi bir ülke açısından bile önemli bir rakam ve kaybetmek istemez.

Türkiye açısından da aynı dönemde 14 milyar dolar olan, belki daha da yükselecek bir potansiyelden bahsediyoruz. Bunları biz de feda etmek istemeyiz. Turizm endüstrisini de unutmayalım. Geçen yıl 3 milyon 800 bin Alman, Türkiye’de tatil yaptı. Ayrıca karşılıklı yatırımlar da var. Bu yüzden de biraz önce söylediğim gibi, iki taraf da krizi kontrol altında tutmak arzusunda.

İncirlik krizi oldu ve Almanya askerlerini bu üsten çekti. Bu, askeri ilişkileri nasıl etkiler?

İncirlik krizinin temel nedeni benim görebildiğim kadarıyla, 1915 trajedisini soykırım olarak tanımalarıydı. Ardından başka sorunlar da gündeme geldi. Ve Türkiye tepkisini böyle gösterdi. Eğer bir ara yol bulunmamış olsaydı, Konya’da konuşlu birliklerde de Alman milletvekillerinin ziyaretine müsaade edilmeseydi, çok daha gergin bir ortam ortaya çıkabilirdi. Neyse ki iki ülke arasındaki sorunun bu boyutu aşılmışa benziyor. NATO Genel Sekreter Yardımcısı Rose Gottemoeller’in, beraberindeki bir heyetle eylül ayında Türkiye’ye gelmesi kararlaştırıldı. Ama bu tür krizler kümülatif etkiler yaratıyor, biri diğerinin etkisini artırıyor.

Bu krizin aşılması içinneler yapılabilir?

Tüm krizlerin aşılması için iyi yönetilmesi gerekiyor. Türkiye tarafında bu irade var. Almanlarda da aynı şekilde var. Fakat iradelerin mevcudiyeti, iki tarafın beklentilerinin karşılanmadan bu sürecin yönetilebileceği anlamına gelmiyor.

Almanya’nın ifade özgürlüğü açısından birtakım beklentileri var, ki bu aslında bizim açımızdan da önemli. Özellikle hapiste olan gazeteciler ve sivil toplum örgütü temsilcileri konusunda hassaslar. Türkiye açısından bakıldığında da binlerce dosyadan söz ediyoruz.
Alman tarafının da biraz empati yapması şart. “15 Temmuz darbe girişimi başka bir yerde yaşansaydı böyle mi davranırdık?” diye düşünmeleri gerekiyor.
Ama bunu düşündürebilmek için konuşmamız, ilişkilerimizi normalleştirebilmemiz bana daha kolay bir yöntemmiş gibi geliyor. Kısacası her düzey ve düzlemde diyalog önemli. Baskıyla bir yere varmak çok daha zor.
Bunun suhuletle halledilmesi için iktidara büyük bir rol düşüyor. Belli ki sadece ekonomik alanda atılımlar yaparak bu krizi aşmamız kolay olmayacak.
Her iki tarafın da beklentilerinin bir şekilde karşılanması, bunun için de sorunların açık yüreklilikle konuşulması gerekiyor. Karşılıklı empati yapılması da şart.

Almanya’daki seçimlere ilişkin tahmininiz nedir ve sonuçlar Türkiye’yi nasıl etkiler?

Almanya uzmanı değilim ama okuduklarımdan çıkarttığım, Almanya’da CDU/CSU (Hıristiyan Demokrat Birliği) ile SPD’nin yine bir koalisyon hükumeti kuracakları yönünde. Son kamuoyu yoklamaları SPD’nin (Sosyal Demokrat Parti) yüzde 24-27 arasında oy alacağına, Merkel’in Hıristiyan Demokrat Birliği’nin oylarının yüzde 35 ile 40 arasında kalacağına işaret ediyor. Yüzde sekiz civarında Yeşiller ve AFD’nin (Almanya İçin Alternatif) oy alması bekleniyor.
Sizinle konuştuğumuz günlerde ibre büyük koalisyon kurulacağından, Avrupa Parlamentosu Başkanlığı da yapmış olan Martin Schulz’un Angela Merkel ile koalisyon ortağı olacağından yanaydı. Ama siyasette bir ay çok uzun bir süre. Her an her şey olabilir. Üstelik Almanya’nın seçim sistemi de bazen sürprizler yapabiliyor.
Böyle bir sonuç çıkarsa; yani Merkel, Schulz gibi isimler Berlin’de iktidar koltuğunda oturursa, özellikle de koalisyon kurulursa, bizim açımızdan iyi. En azından Türkiye’yi tanıyan insanlar. Hiç bilmediğimiz bir ekiple çalışacağımıza, Türkiye’yi tanıyan, huyunu suyunu bilen insanlarla siyasi diyalog kanallarını açmak için gayret göstermek daha kolay. Ayrıca onların bizi tanıdığı kadar biz de onları tanıyoruz.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)