YAŞAR ERDİNÇ

Türkiye ve ABD arasında bugünkü ekonomik boyut ne düzeyde?

ABD, dış ticaretimizde en çok ticaret yaptığımız ülkeler arasında ortalama 20 milyar dolarlık bir dış ticaret hacmi ile (ithalat+ihracat) beşinci sırada bulunuyor. Bu da ABD ile ekonomik boyutumuzun dikkate alınması gereken bir boyut olduğunu gösteriyor. 2017 sonu itibarıyla 8.65 milyar dolar ihracat yaparken, 11.95 milyar dolar ithalat yaptık. Dış ticaret açığı ise 3.3 milyar dolar oldu. Fakat geçmişe baktığımızda, özellikle 2011 yılında dış ticaret açığımız 11.5 milyar dolara kadar yükselmişti. Ama son dönemlerde dış ticaret haddimiz Türkiye lehine değişmiş ve 2017’de dış ticaret açığı en düşük seviyeye inmiştir.

Türkiye-ABD ilişkileri ekonomik ilişkilere nasıl yansıyor?

Aslında bahsettiğiniz gerginlik Türkiye ekonomisine çok daha olumsuz yansıyabilirdi; fakat iki faktör bu olumsuzluğu en aza indirdi. Birinci sebep; Türkiye’de faizlerin yabancılar için cazip olması. İkinci sebepse 2017 başından itibaren gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere ciddi bir sermaye akışı olmasıdır. Türkiye de bu sermaye akışından önemli ölçüde faydalanıyor. 2017 başından bu yana hisse senetlerine yaklaşık 19 milyar dolar, tahvil ve bonoya 5 milyar dolar olmak üzere 24 milyar dolar civarında para girişi oldu. Fakat önemli sorun şudur ki, para gelirken yavaş yavaş gelir ama çıkmaya başladığında çok hızlı çıkarak kurlarda sert hareketlerin olmasına neden olabilir.

Rusya’dan S400 alımı konusunda ABD, Türkiye’ye ne tür yaptırım uygulayabilir?

Bu konuda ABD’den gelen açıklamalara bakıldığında, çok rahatsız olduklarını net bir şekilde görüyoruz. Bir yaptırım olacaksa bunu Rıza Sarraf davası yoluyla işleme koyabilirler. İlk aşamada Halkbank’a ceza gelebilir. Ama hazinemiz bu konuda hazırlıklı bulunuyor. Bence ilk gizli yaptırım Moody’s’in ülkemizin ve bankalarımızın notunu düşürmesiydi.

Diğer olası yaptırımlar neler olabilir?

 

Bu konuda Rusya ve İran’a uyguladıkları yaptırımları hatırlatmakta fayda var. Rusya’ya yaptırımlar dört ana başlıkta toplanmıştı: Finans, askerî donanım, silahlar ve petrol üretim ekipmanları. Finans alanında ABD, üç Rus bankasına yaptırım kararı aldığını açıklamıştı (VTB, Bank of Moscow ve Rosselkhozbank). Yaptırımlar nedeniyle bu bankalar finansman sağlayamazken, yurtdışı işlemlerine ciddi kısıtlamalar getirildi. AB’nin mal varlığı dondurma ve seyahat yasağından oluşan ilave yaptırımları da pek çok Rus ve ayrılıkçı üst düzey görevliyi kapsamıştı. Şu an ABD zaten Türkiye’ye açıkça ambargo ilan etmese de silah satmıyor, vermiyor. Üstü kapalı bir ambargo var. Kamu bankalarımıza ambargo uygulayabilirler, Türkiye ile belirli sektörlerde ticareti sınırlayabilirler. ABD’deki fonların Türkiye’ye yatırım yapmasını engelleyebilirler. Bu durumda, ABD’li fonlar mecburen Türk varlıklarını satıp dövizlerini çekmek zorunda kalabilirler. Bu durum kısa sürede dolar üzerinde sert hareketler yaratabilir.

ABD ile ikili ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için neler öneriyorsunuz?

Aslında konu sadece ekonomik olsa çok rahat cevap verilebilirdi ama konunun siyasi ve uluslararası ilişkiler ayağının yanı sıra ülke güvenliği söz konusu olduğu için, öncelikle siyasi boyutta anlaşma sağlandıktan sonra ekonomik önlemler alınabilir ama şu an buna çok uzağız.

Peki Türkiye-AB arasındaki ekonomik ilişkiler ne durumda?

2017 sonu itibarıyla, toplam ihracatımızın yüzde 47.1’ini AB’ye yaparken, toplam ithalatımızın yüzde 36.4’ünü AB’den yapıyoruz. Yani ihracat açısından bakacak olursak, Türkiye için en önemli pazar olarak karşımıza çıkıyor. 2010 yılında Yunanistan krizi ile birlikte AB ülkelerinin ekonomisi ciddi darbe aldığı için, AB’ye olan ihracatımızın toplam ihracat içindeki payı yüzde 39’lara kadar düşmüştü ama AB’nin son yıllarda toparlanması ile birlikte bu oran yeniden yüzde 50’ye yaklaştı. AB ile dış ticaret açığımız 2010’dan sonra Türkiye aleyhine çok açılmıştı ve 30 milyar dolarlık bir açık vermiştik; bu açık 2017 sonu itibarıyla 11.3 milyar dolara kadar geriledi. Sonuç olarak Avrupa Birliği, Türkiye için dış ticaret açısından hayati önem taşıyor.

AB ile “Yeni dönem başlıyor” mesajı ekonomik ilişkilerde nasıl bir etki yaratır?

Halihazırda zaten AB’nin büyümeye başlamasıyla birlikte, ciddi bir canlanma olmuş durumda. Birçok AB ülkesi ile aramız gerginleşmesine rağmen bu canlanma oldu. İtalya’da aşırı sağcı partilerin öne geçmesi ekonomik ilişkilere nasıl yansır? Aşırı sağcı partiler öne geçse bile, herkes hesabını kitabını yapıp, en uygun fiyat ve kaliteye göre mal aldığı için ve Türk müteşebbisleri hem fiyat hem kalite sağlamaya devam ettiği sürece, çok önemli bir negatif etkisi olacağını zannetmiyorum. Türkiye’nin olduğu bir AB, ekonomik olarak her iki tarafa da ne kazandırır? Ticari ilişkimizin ne kadar güçlü olduğu ortada. Fakat AB’nin Türkiye’yi tam üye olarak almasını yakın bir gelecekte beklemek çok saflık olur. Bu yüzden olası kazançları analiz etmenin çok anlamı yok. Fakat kanımca, AB’nin Türkiye’den sağlayacağı fayda, Türkiye’nin AB’den sağlayacağı faydadan daha fazla olur.

Birlikten ayrılıklar devam ederse bu durum ekonomik işbirliklerine nasıl yansır?

İngiltere aslında özel bir durumdur. Zaten kendi paralarını kullanıyorlardı. AB’nin ekonomik kriterlerine de uyduklarını söyleyemeyiz. Bence ayrılıklar nedeniyle değil ama ileride faizlerin artması nedeniyle AB’nin çok borçlu ülkelerinin borçlarını ödeyememeleri üzerine AB’nin dağılma süreci başlar. En büyük sıkıntı, para politikası tek elden yürütülürken, maliye politikasını her ülkenin kendisinin belirlemesidir. Maliye politikasını da birleştirmeye çalışıyorlar ama başarmaları çok zor.

Bugün ABD’de Amazon, Google var, Çin’de Ali Express var. Avrupa’da ne var?

Teknolojik gelişmeler daha çok ABD’de oluyor. Çin de bu e-ticaret konusunda çok büyük bir tedarikçi oldu. Avrupa ise daha çok ağır sanayi ürünlerinde ortaya çıkıyor.

Almanya’nın teknolojisi ve knowhow’ı var. Otomobil tamamıyla Almanların güdümünde gelişiyor. Çin’de üretilse de Alman patentiyle üretiliyor. İngiltere dünyanın finans merkezi durumunda ve hizmet üretiyor. Geleceği, robotlaşmayı tahmin etmek çok zor. Fakat ciddi bir yapısal değişim var. Avrupa’nın bu yapısal değişime yaşlanan nüfusuyla nasıl ayak uyduracağını tahmin edemiyorum. Artık herkes şunu öğrenmiş olmalı: “Bilgiyi üretmek gerekiyor ve bilgiyi üreten toplumlar geleceği belirleyecektir.”

Türkiye’nin bölgesel konumu ekonomik ilişkilerde nasıl bir cazibe yaratıyor?

Bölgesel konumumuz gerçekten de inanılmaz değerli hale geldi. Üçüncü havalimanı bittiğinde bunu çok daha fazla hissedeceğiz. Henüz bölgesel güç olduğumuzu düşünmüyorum. Fakat şu an birçok Afrika ve Ortadoğu ülkesi Türkiye’yi bir güç olarak görüyor. En azından Birleşmiş Milletler’deki son Kudüs oylamasında Türkiye önemli bir rol oynadı ve özellikle gelir düzeyi çok düşük ülkelere bir umut oldu. Bölgesel güç konusu uluslararası siyasetle ilgilidir. Dış ekonomik ilişkiler ise ekonomik çıkara dayanır. Cazibe yaratmanız için en kaliteliyi en ucuza üretmeniz ve daha da önemlisi bilgi üretmeniz gerekiyor ama son yılarda Türkiye’den dışarıya ciddi bir beyin göçü olduğunu da unutmamak lazım. Bilgi üretmek konusunda çok gerilerdeyiz.

Türkiye olmadığında, AB’nin ekonomik anlamda kaybı ne olur?

Aslında Türkiye, AB için vazgeçilemez bir unsurdur. Bizim sırt çevirmemiz demek, Gümrük Birliği’ni askıya almamız demektir. Bu durumda karşılıklı kayıplar yaşarız. AB’yi de Çin’e yönlendirmiş oluruz. Sırt çevrilmemeli ve çıkarlarımıza ilişkin politika yürütülmelidir.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)