BURHAN KUZU

Muhalefetten 15 Temmuz’da seçim yapılacağına dair iddialar geliyor. Sizin öngörünüz nedir?

Seçimler Türkiye’de eski dönemde çok sık yapılmış. Bunun ana nedeni koalisyon hükumetleri. 2001’den beri erken seçim hiç olmadı. Doğrusu da seçimin zamanında yapılması. Şimdi diyelim biz seçimi öne aldık, millete ne söyleyeceğiz? Muhalefet “Seçimden kaçıyorum” diyemez. Muhalefetin istemesi yenilen pehlivan güreşe doymaz misali yeniden deneyeyim demesi.

Böyle yaparak kamuoyu önünde hükumeti sıkıştırdığını düşünür. Daha önemlisi kendi tabanını dinamik tutmak istiyorlar. Yeni kurulan partiler zaman kazanıp daha ziyade yeni gelmişliğin hevesiyle acaba milleti kandırabilir miyiz diyebilirler. Bütün bunları düşündüğümüz zaman seçimin şartları Türkiye’de yok. Bizim gündemimizde de yok. Ben MKYK üyesiyim. Partinin en yüksek organıdır. Hiçbir zaman böyle bir konu gündeme gelmedi. Olsun mu olmasın mı diye tartışma yapılmadı.

2019’un mart ayında yerel seçim var. 2019’un kasımında da genel seçim var. Sistem değişti malum. Artık Cumhurbaşkanı Hükumet Sistemi ile Başbakanlık kurumu olmayacak. Cumhurbaşkanı seçimiyle Meclis’in seçimi aynı gün yapılacak. Meclis’in seçimi birinci turda tamamlanır. Cumhurbaşkanı seçimi o günün şartlarına göre ikinci tura da kalabilir ya da kalmayabilir.

Siyasi partiler seçim ittifakı formülleri üzerine duruyor. İttifak için yasa hazırlıkları var mı?

Seçimle alakalı iki tane sorun var. Bunlardan bir tanesi baraj konusu. Diğeri seçim işbirliği. Yüzde 10’luk baraj, 1983’te geldi. Darbe döneminden kalan bir rakam. Bir de koalisyon dönemlerine geri dönmeyelim diye var bu baraj.

Fakat yüzde 10 baraja rağmen çok koalisyon oldu Türkiye’de. Yüzde 10’luk barajı yüksek buldum ama maalesef istikrar olsun diye hep savundum. Yani eğer bir memlekette hükumet sık sık düşüyorsa icraat olmaz, icraat olmayınca da millet ekmek bulamaz, işsiz kalır. Demokrasiye, insan haklarına, parlamentere, cumhuriyete güveni sarsılır milletin.

O yüzden istikrarı çok önemsiyorum. Biz istikrar meselesini Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ne geçerek bir şekilde halletmiş olduk. Barajı külliyen kaldırmak doğru olmaz. Yüzde 5’e çekilebilmesi mümkün. Ama yüzde 7 daha makul gibi geliyor bana. Şimdi biz barajı sıfıra çekersek Meclis’e çok sayıda siyasi parti girer. Hükumet krizi olmaz ama parlamentoda kanun çıkmaz bu sefer de. Orada sorunlar yaşanır. O bakımdan yüzde 10’luk barajda bir oynama olabilir.

 Bu yönde çalışmalar var mı?

Elbette var. Nitekim biz daha önce üç formül sunmuştuk. AK Parti olarak dedik ki, bir, mevcut sistem devam etsin. İki, dar bölgeye geçelim. Dar bölgeyle ülkede 600 seçim bölgesi olacak. Böyle olursa baraja gerek yok. Daraltılmış sistem dersek yüzde beş baraj olabilir. Biz bu model önerilerinde bulunduk ama muhalefet hiç oralı bile olmadı. Şimdi gelinen noktada baraj konusunu muhalefetle konuşacağız. İkinci bir husus ittifaklar meselesi. Yasa, ittifakları resmi olarak kabul etmiyor. Uygulamada kendi adınla seçime giremiyorsun ama benim partimin adıyla diğer partileri aday gösterebiliyorsun. 1991’de Refah Partisi adı altında bazı partiler Meclis’e girdi. Meclis’te kendi partileri adında dağıldılar daha sonra. Bu birilerini Meclis’e taşımak oluyor. Eğer orada bölüneceksen ne anlamı var bunun?

Bu konuyla ilgili MHP ile görüşmeler var mı?

Bizim önce bunu yasal zemine oturtmamız gerekiyor. Şu an MHP, ‘AK Parti-MHP Cumhur İttifakı’ olsun diyor. Seçimde de cumhur ittifakına basılsın diyor. Bu mümkün ama yasal olarak mümkün değil. Yasa değişikliği gerekiyor. MHP bunu yasal zemine oturtalım diyor. Biz bunun çalışmalarını yapıyoruz.

AK Parti neye sıcak bakıyor?

Henüz karara varamadık. Bir heyet var bu konuda çalışan. Bu ikisi biraz daha bekliyor. Yani Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ne bağlı olarak uyum yasaları çıkacak. Bu kanunlarda çok değişiklik olacak. Hepsini hazırladık. Yılbaşından sonra gelecek. Baraj ve seçim ittifakı konusu hemen gelmeyebilir. Ama çalışma yapılıyor.

“Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin en büyük özelliği ittifaklara zorlamasıdır. Elini kim çok açarsa o kazanır.”

Muhalefetin ittifak girişimleri için ne dersiniz?

Yeni modelinin en büyük özelliği ittifaklara zorlamasıdır. Bu modelin formülü, “Ne olursan ol gel, Hz. Mevlana.” Elini kim çok açarsa o kazanır. Şu an Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımı AK Parti’ye kim düşmansa yanımıza gelsin. Normal şartlarda bir partinin çizgisi olur.

Sırf burada Tayyip Bey’i yıkmak noktasında birleştikleri için biz yıkalım da ne olursa olsun mantığı var. Aynı mantık Abdülhamit’i devirmekte de vardı. Devirdiler ama memleketi yönetemediler. AK Parti gitsin diyorlar ama sonrayı düşünmüyorlar. Fakat yanıldıkları 16 Nisan’daki yüzde 48. Onlar kendilerine mal ediyorlar. Şu anda onların hedefi Tayyip Bey’i ikinci tura bırakmak için ellerinden gelen şer ittifaklarını yapacaklar. Herkesten çok sayıda aday çıkartacaklar. Amaç ikinci tura taşımak. Son turda kim kalırsa orada birleşmek istiyorlar. Bakın ortada bir ideal yok, bir proje yok tek hedef AK Parti’yi bilhassa Tayyip Beyi düşürelim.

Cumhurbaşkanlığı için gerekli olan yüzde 50+1 nasıl bir siyaseti zorunlu kılacak?

Bir defa liderin çok güven vermesi lazım. Birinci şartı bu. Millet bu istikbali görecek. Lider vasfı olması lazım. Bu büyük bir rakam ve çok ince siyaset gerektirir. Hz. Mevlana’nın söylediği gibi “Ne olursan ol gel” şeklindeki o yapıda olacaksın. Kırmadan, küstürmeden, darıltmadan toplumun her kesiminin gönlünü alarak ve samimi davranarak olabilir. Yoksa devam ettiremezsin. Dolayısıyla bu modelin en iyi yanı herkese selam vermek zorundasın, herkesle ilgilenmek zorundasın. Çalışmadan bir yere gelmen mümkün değil bu modelde. O yüzden zoraki birleşmeler burada yürümez.

Türkiye nasıl bir yıl geçirecek?

Türkiye’nin sorunları çok. Bunun kötü yönetimden kaynaklandığını söylersek haksızlık yaparız. Çünkü gece gündüz koşan çalışan bir Cumhurbaşkanı, Başbakan, bir AK Parti var. 15 yıllık icraatları var. Şu anda bizim kalkınma hızımız yüzde 11. Tabii bu böyle ama realitede vatandaşın cebine girmeyince sorunlar oluyor. Asgari ücreti 1.600 TL yaptık ama elbette ki yeterli değildir. Faizde dövizde oynamalar var bunların önünü kesmek lazım.

Enflasyonun önünü kesmek lazım. Yani biraz daha global kalkınmanın yanında vatandaşın cebini biraz daha düşünmemiz lazım. İşsizlik sorununu azalttık ama henüz yeterli değil. Ekonomide biraz daha halka inen bir politika izlememiz gerekiyor. Dış politika da bizim elimizde olan bir şey değil. Çünkü, oyunun kurallarını biz kurmuyoruz başkaları kuruyor. Biz ancak bozuyoruz.

Oyun kurmak için çok güçlü olmak lazım. Biz Trump’ın Kudüs olayını bozduk. Türkiye orada muazzam bir puan kazandı. İslam İşbirliği Teşkilatı’nı toplaması, Birleşmiş Milletler Konseyi’ni toplaması ve iyi bir oy oranının çıkması. Amerika ilk defa tarihinde bir tokat yedi. Başka örneği yok. Trump perişan oldu. Dünya basını Tayyip Bey’in liderliğini öne çıkardı. Ama olaylar bitmiyor. Suriye meselesinin artık bitmesi gerekiyor.

Bunlar bir günde bitecek sorunlar değil. Şu an da savunma sanayiinde Türkiye çok iyi noktada. Yüzde 80 küsur yerli yapıyoruz. En yüksek silahları, helikopterleri yaptık. Denizaltı yaptık. Uçak sanayiinde ciddi yerlere gelindi. İnsansız hava araçlarını kendimiz yapıyoruz. Büyük yatırımlar yapıyoruz Türkiye’ye. Üçüncü havalimanı tamamlandığında göreceksiniz. 200 milyon kapasiteli bir havaalanı Almanya ile Hollanda hava sektörünü bitiriyor. Zaten kavga da buradan çıkıyor. Kanal İstanbul’un temelleri atılacak, devasa bir şey. Çanakkale’de köprü projesi var.

Bir diğer önemli bir konu içeride ve dışarıda devam eden FETÖ davalarının bitirilmesi. Bunları hızlandırmak lazım. 2018’e sarkan bir başka dava da Reza Davası. Dava bitiyor artık. Çünkü Atilla Bey çok iyi bir savunma sergiledi. Zarrab’ın da çelişkili ifadeleri, yalan söylemeleri, rüşvetler falan davayı sulandırdı. 3 Ocak’ta karar çıkacak. Amerika hiçbir suçu olmadığı halde Halk Bankası’nı sorumlu tutuyor. İran’la ambargo varmış, bize ne. Tamamen ucunu Türkiye’ye dayandırma davası, ucunu Tayyip Beye dayandırma davası, Türkiye’yi sıkıntıya sokma davası. Gasp dediğimiz soygunculuk davası. Halk Bankası, Amerika’ya dava açmalı bence. İtirazda bulunmalı. Çünkü Halk Bankası isim olarak yıpratıldı. Bu tedirginlik giderilmeli.

ABD-Türkiye ilişkileri nasıl ilerler?

Amerika ‘stratejik ortak’ diyor ama bu ortaklığı yerine getirmiyor. 15 Temmuz oldu. Avrupa’nın umrunda olmadı. O gece İncirlik Üssü’nde yakıt ikmali yapmış uçaklar. Amerikan Büyükelçiliği’nde yakalanan FETÖ ajanı Metin Topçu. İzmir’de yakalanan papaz. Amerika gece 02.00’da işin rengi değişince açıklama yapıyor. Darbeden sonra ne kadar FETÖ’cü varsa, Almanya’ya, Hollanda’ya, Amerika’ya kaçtı.

PKK’lılar yıllardır orada zaten. Sürekli gösteri yapıyorlar. Bunlara kol kanat geriyorlar. Bütün bunlar Amerika’nın Türkiye’deki operasyonları. 15 Temmuz’un içinde bal gibi Amerika var. ‘Stratejik ortak’ diyor ama ortaklığın zerresi yok. Öteki taraftan Suriye’deki PYD’ye silah veriyorlar. Bizim ABD ile işimiz gerçekten zor. Eğer Türkiye ile müttefikse bizi de korumalı kendini de. Beraber yapacağız. Amerika’nın artık amir pozisyonundan çıkıp ortak pozisyonuna gelmesi lazım. İlişkilerimiz buna bağlı.

Peki Avrupa ile ilişkilerimiz açısından ne dersiniz?

Avrupa ile yıllara dayanan iç içe geçmişliğimiz var. Ama son dönemde Almanya ve Hollanda ile çok gerildik. Özellikle Almanya, Türkiye düşmanlarına kapılarını açmış. Vatandaşlık veriyorlar. Cumhurbaşkanımız, bakanlarımız gidiyor almıyorlar. Böyle olursa nasıl bir birliktelik olacak? “Neden böyle yapıyorsunuz” diye soruyoruz. “Seçim var” diyorlar. Peki seçim neyi kurtardı? Irkçı partiler ikinci büyük parti oldular. Bunlar Avrupa Birliği’ne de karşı. Hıristiyan Demokratlar gibi merkez partiler de oyları ırkçı partilere gitmesin diye bunlara benzemeye başladı. Biz Avrupa kavramından kopmamalıyız. Ama bizi de Avrupa Birliği’ne almazlar. Çok da umrumuzda değil. Avrupa Birliği çok geçmeden çökecek. İngiltere’nin AB’den çıkması bunun ön işaretidir zaten.

2017’NİN KARESİ:
Savaşlarda mağdur olan bütün çocukların kanlar içindeki masum bakışları beni kahrediyor.
Bu fotoğrafları görünce yaşamaktan soğuyorum.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)