“15 Temmuz ikinci Kurtuluş Savaşı’dır”

Vatanı savunmak için Ankara'da toplananların kurduğu Birinci Meclis, bu görevini başarıyla tamamlayarak Türk tarihinde yeni bir sayfa açtı. Türkiye bugün yine tarihi bir adımın eşiğinde. TBMM Kâtip üyesi Sema Kırcı ile ilk Meclis'imizden bugüne uzanan bağımsızlık mücadelesini konuştuk.
Yayın Tarihi: Nis 1, 2017
FavoriteLoadingBeğen 24 mins

SEMA KIRCI. TBMM KÂTİP ÜYESİ. AK PARTİ BALIKESİR MİLLETVEKİLİ.

Birinci Meclis’in açılışındaki toplumsal ve siyasal hava nasıldı?

Birinci Meclis, 23 Nisan 1920 tarihinde kesilen kurbanlar ve dualar ile tam bir seferberlik ve Milli Mücadele ruhu içinde açılmıştır. Mondros Mütarekesi milletimiz için oldukça zor şartlar getiriyordu; boğazlar silahsızlandırılmış, işgal güçleri Çanakkale’yi geçerek başta İstanbul olmak üzere Anadolu’nun pek çok noktasını işgal etmiş ve son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin pek çok üyesi tutuklanmıştı. İşte Kuvayı Milliye ruhu böyle bir atmosferde, Misak-ı Milli topraklarımızın işgal altında olduğu bir dönemde doğmuştur. Osmanlı Mebusan Meclisi’nin feshinden sonra, eski Meclis üyelerinden gelebilecek olanların da katılımı ile olağanüstü yetkilere sahip bir Meclis’in Ankara’da kurulması kararı alınmış ve Büyük Millet Meclis’imiz açılmıştır. Bahsi geçen tüm bu talihsiz olaylar milletimizi birbirine kenetlemiş, Anadolu’nun her yanında kahramanlık hikâyeleri yazılmıştır. Birinci Meclisimiz, çok olağanüstü şartlar altında, Kurtuluş Savaşı mücadelemiz içinde kurulmuştur.

Halkın evlerindeki tuğlaları sökerek Meclis’in açılışına verdiği desteği nasıl okumalıyız?

Milli Mücadele döneminin aslında her günü birbirinden ayrı kahramanlık ve fedakârlık hikayeleri ile doludur. Büyük Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920’de açılması düşünüldüğünde Ankara’da Meclis olarak kullanılabilecek bir bina bulunamamış, daha sonra yapımına 1915 yılında İttihat ve Terakki Fırkası Kulüp Binası olarak başlanan ancak inşaatı tamamlanamayan Ulus’taki bina seçilmiştir. Harap haldeki binayı Ankaralılar bağış toplayarak tamir ettirir. Ancak binanın çatısı bir türlü tamamlanamaz. Bunun üzerine halk, evlerinin çatısından tuğlaları sökerek Meclis inşaatına getirir. Ulucanlar’da bulunan ve o zamanki adı Numune Mektebi olan okulun kiremitleri ile binanın çatısı örtülür. Millet, kendi Meclis binasını bir anlamda kendi elleriyle tamamlar. Okullardan sıralar, evlerden halı ve gaz lambaları getirilerek Meclis çalışabilir hale getirilir. Bu mütevazı katkılar çok önemlidir. Egemenliğine ve bağımsızlığına ölümüne sevdalı bu aziz millet ilk Meclisi’ni büyük gayretlerle kurmuştur. Bu ülkeyi, o zor günlerden ve işgalden kurtaran da işte bu aziz milletimizin fedakârlıkları olmuştur.

Özellikle Cuma namazından sonra ve dualarla açılış yapılmasının önemi nedir?

O güne dair yazılan eserlerde Mustafa Kemal Paşa’nın yayımladığı bildiri ve vilayetlere yolladığı telgraflarda tüm memlekette Kur’an okunması ve Meclis’in salavatlar ile açılması çağrısı yaptığını görüyoruz. Ne yazık ki bu resmi yazışmalar bile ancak son dönemde tarihçilerin çalışmaları ile ortaya çıktı. Açılış gününü Cuma’ya denk getirmekten murat edilenin de o günün bereketinden istifade etmek ve Kur’an’ın nurlarından ve namazdan güç kazanmak olduğunu düşünüyorum. Milletimiz milli ve manevi değerlerine her ne şart altında olursa olsun sahip çıkan aziz bir millettir. O gün mebuslar ve Ankara halkı Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde kılınan Cuma namazından sonra dualar ve kesilen kurbanlar eşliğinde Meclis’in açılışını gerçekleştirmiştir.

“İlk Cumhurbaşkanı da partiliydi”

“Her şeyi kendi zaman dilimi ve o zamandaki şartları ele alarak değerlendirmek gerekir. Aksi takdirde sağlıklı bir değerlendirme yapmış olmayız. Birinci Meclis, topraklarımızda bir Kurtuluş Savaşı mücadelesi verilirken kurulmuş bir Meclis’tir. Ülkenin bağımsızlığı, vatanın müdafaası birinci önceliktir. Bu kapsamda ele aldığımızda bir sistem karşılaştırmasını çok da doğru bulmuyorum. Öte yandan, siyasi tarihimiz açısından bazı karşılaştırmalar ve analizler yapmak elbette mümkün. Bu günlerde ülkemizde tartıştığımız ‘Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ modelinin en önemli maddelerinden biri partili cumhurbaşkanı seçilmesi. Yani uygulamada partili Cumhurbaşkanı ülkemizin ilk defa tanıştığı bir şey değil. Atatürk hem partiliydi hem milletvekiliydi hem genel başkandı. İsmet İnönü de öyle. Bu dönemde Cumhurbaşkanları aynı zamanda Cumhuriyet Halk Fırkası’nın da başkanı; dolayısıyla bir partinin genel başkanı. Bu durum 1950’ye dek bilfiil devam ediyor.” “Her şeyi kendi zaman dilimi ve o zamandaki şartları ele alarak değerlendirmek gerekir. Aksi takdirde sağlıklı bir değerlendirme yapmış olmayız. Birinci Meclis, topraklarımızda bir Kurtuluş Savaşı mücadelesi verilirken kurulmuş bir Meclis’tir. Ülkenin bağımsızlığı, vatanın müdafaası birinci önceliktir. Bu kapsamda ele aldığımızda bir sistem karşılaştırmasını çok da doğru bulmuyorum. Öte yandan, siyasi tarihimiz açısından bazı karşılaştırmalar ve analizler yapmak elbette mümkün. Bu günlerde ülkemizde tartıştığımız ‘Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ modelinin en önemli maddelerinden biri partili cumhurbaşkanı seçilmesi. Yani uygulamada partili Cumhurbaşkanı ülkemizin ilk defa tanıştığı bir şey değil. Atatürk hem partiliydi hem milletvekiliydi hem genel başkandı. İsmet İnönü de öyle. Bu dönemde Cumhurbaşkanları aynı zamanda Cumhuriyet Halk Fırkası’nın da başkanı; dolayısıyla bir partinin genel başkanı. Bu durum 1950’ye dek bilfiil devam ediyor.”

“Atatürk hem partiliydi hem milletvekiliydi hem genel başkandı. “

Birinci Meclis’teki temsiliyet yapısı nasıldı?

Birinci Meclis, Meclis-i Mebusan’ın Anadolu’ya sığınan üyeleri de dahil her ilden beş milletvekilinin katılımıyla oluşturulmuştur. Kaynaklar, yaklaşık 110 kişilik bir mebuslar heyetinin açılışta hazır bulunduğunu yazmaktadır. Bir nevi geçiş dönemi meclisi olduğundan eski mebusları da içinde barındıran bu temsili yapı önemlidir. Birinci Meclis’te askerinden doktoruna, hukukçusundan çiftçiye, din adamlarından gazeteci ve bankacıya değin geniş yelpazede ve toplumun hemen her kesiminden temsilciler olduğunu görüyoruz. İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif de ilk Meclis’te Burdur Mebusu olarak görev üstlenmiştir. Birinci Meclis’in temsiliyetinde hâkim olan havayı çok kısa olarak birlik ve beraberlik ruhu diye tarif etmek mümkün. Anadolu topraklarında yüzyıllarca adalet ve barış ortamında yaşamış olan toplumun her kesiminden temsilci, o zor günlerde yapılan çağrıya kayıtsız kalmamış ve sorumluluk üstlenmekten kaçınmamıştır.

Birinci Meclis’in yasama-yürütme ve yargıyı elinde bulundurması hakkında ne söylersiniz?

Birinci Meclis, çok olağanüstü şartlar altında oluşturulmuş bir Meclis’ti. Yapılanması ve sorumlulukların dağıtılması bu şartlar altında değerlendirilmelidir. Kemal Karpat, Birinci Meclis’i inkılapçı, kurucu bir Meclis olarak tanımlar. Karpat’a göre Birinci Meclis gerek kuruluş şartları, gerekse gayeleri açısından 1876 ve 1908 meşrutiyetlerinden de tamamen farklıdır. Milli iradeyi temsil ettiğini ilan eden, yasama ve yürütme yetkilerini kendisinde toplayan Birinci Meclis’in saltanatı ilga ettiğini ve bir anlamda Cumhuriyet’i de ilan ettiğini söyleyebiliriz. 1920’de Kurtuluş Savaşı günlerinde kurulan Birinci Meclis’te kuvvetler birliği ilkesi benimsenmişti. Yani ‘yasama’ ve ‘yürütme’ yetkisi Meclis’te toplandığı için Meclis Hükumeti söz konusuydu. Örneğin 1921 Anayasası’na göre bakanlıklar, Meclis tarafından seçilen vekiller tarafından yönetiliyordu. Meclis bakanlıklara yön verebileceği gibi, bakanı dilediğinde görevden alma yetkisine de sahipti. Yine 1921 Anayasası’na baktığımızda yargının düzenlenmediğini görüyoruz. Kurulan ‘İstiklâl Mahkemeleri’nin’ üyeliğini yine Meclis tarafından seçilen vekiller yürütüyordu. Yani yalnızca yasama ve yürütme değil, yargı da Meclis’in denetimi altındaydı. Yargının bağımsızlığı ilkesine aykırı görünen bu durumu, dönemin olağanüstü şartlarını göz önünde bulundurarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Şimdiki Meclis ile o dönem arasında nasıl benzerlikler ve farklılıkar var?

Olayları kendi zamanlarında ve o dönemin şartları içinde ele almak lazım. Bu nedenle, Birinci Meclis ve günümüzdeki olayların karşılaştırılmasında dikkatli olmak durumundayız. 1920’lerde vatanımıza karşı fiili bir saldırı ve gerçek bir savaş durumu vardı. Topraklarımız işgal altındaydı. Bağımsızlığına sevdalı milletimiz çok zor şartlar altında vatanı müdafaa etmek için seferber olmuştu. Çok şükür, esaret altında olmaktan ise ölmeyi tercih eden vatanperver atalarımız sayesinde bugünlere eriştik. Ne var ki güzel Türkiye’miz birilerinin daima hedefinde oldu. Fiili işgali kazandık belki ama bu defa egemenlik hakkını millete layık bulmayanlar, vesayet odakları vasıtasıyla milletimize ait olan bu hakkı adeta gasp ettiler. Siyasi tarihimizde bunların çok örnekleri var. Ancak ifade etmek isterim ki hiçbirisi 15 Temmuz hain darbe girişimi kadar acımasız olmadı. Yaşananların hem sosyolojik hem siyasi boyutları var. Sosyolojik olarak, 15 Temmuz’da milli iradenin çok güçlü bir şekilde ortaya konması söz konusu olmuştur. Aynı ruh, belki çok daha kuvvetli hali ile Kurtuluş Savaşı kahramanları tarafından da ortaya konmuştu. O gün vatanımız işgal altındaydı. Bugün de ne yazık ki hem içeriden hem dışarıdan tehdit altındayız. Dün Birinci Meclis çatısı altında milletvekilleri vatan müdafaası için nasıl bir araya geldiyse, bugün 15 Temmuz hain darbe girişiminde de milletvekilleri hiçbir siyasi parti ayrımı yapmaksızın yine bir araya geldi. Biz bir yandan PKK, diğer yandan FETÖ ile mücadele ederken, sözde demokrasi savunucusu Batı’nın yaptıkları da hepimizin malumudur. 15 Temmuz darbe girişimine stratejik destek sağlayan, darbecileri kınamaktan dahi çekinen bu aktörler terör örgütlerinin kendi topraklarında rahatça barınmalarına olanak sağlamakta ve onlara destek vermektedirler. Benim burada dikkat çekmek istediğim en önemli husus, aziz milletimizin gösterdiği tepki ve dik duruştur. 15 Temmuz’da şehadete yürüyen değerli kardeşlerimiz, Kurtuluş Savaşı’nda yokluk ve sefalet içinde vatan uğrunda canını ortaya koyarak çarpışan atalarının izindedir.

Türkiye şu an yeni bir Kurtuluş Savaşı mı veriyor?

Gerçekten de ülkemiz dört bir yandan saldırı altında ve milletimiz direniyor. 15 Temmuz’da bunu gördük, referandum sürecinde de bunu en net şekli ile görüyoruz. 15 Temmuz gecesi bir işgal girişimiydi. Üzerimizden uçaklar uçtu, Gazi Meclis’imiz bombalandı, köprüler tutuldu, tanklar caddeleri işgal etti. Bu aziz millet yılmadı, direndi. Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda destan yazan bu millet, aynı ruhla 15 Temmuz destanını da yazdı. Tankların önüne yattı. Canını ortaya koydu. 15 Temmuz’un ardından yaklaşık bir ay boyunca sabahlara kadar süren demokrasi nöbetlerinde değerli milletimiz genç, yaşlı, kadın erkek meydanları boş bırakmadı. Bu yaşananları kimse hafife almasın. Evet, 15 Temmuz ikinci Kurtuluş Savaşı’dır. Bu savaşta ilk ve en kanlı saldırı milletimiz sayesinde geri püskürtülmüştür. Ancak bu mücadele bitmiş değil. Şimdi bir daha böyle haince girişimler olmasın diye kendi tedbirimizi almak ve güzel yurdumuzu birilerinin operasyon sahası olmaktan çıkarmak zorundayız. Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin hayata geçmesi ile vesayet odaklarının milletimizin geleceği ile ilgili plan yapmalarına elverişli olan bu yapı değişecek.

“Türkiye’nin Birinci Meclis ruhuna ihtiyacı var” söylemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Birinci Meclis’in ruhu direnç, birlik beraberlik ve fedakârlık ruhuydu. Memleketi ele geçiren işgalci güçlerden kurtarma ruhuydu. Dayanışma ruhuydu. Vatanı, bayrağı ve özgürlüğü her şeyin önüne alabilme ruhuydu. Bu ruh, bu seçkin millette her daim var olmuştur. Ülkemizin yakın dönem siyasi tarihine dikkatlice baktığımızda, milletimize ait olan egemenlik hakkının sinsice nasıl gasp edilmeye çalışıldığını görebiliyoruz. Askeri darbeler, muhtıralar, vesayet odaklarının devlet içindeki hain yapılanmaları dikkatlice okunduğunda, bir işgal hareketinin gizli ve açık tezahürleri olduğunu görürüz. Ülke içindeki ve dışarısındaki dostlarımızı, düşmanlarımızı görüyoruz. Önlemlerimizi alıyoruz, mücadelemizi veriyoruz. Milletimiz feraset sahibi. Her şeyin farkında. Vatanına ve bayrağına ölümüne sevdalı. Bu ruh, tarih boyunca Birinci Meclis’imizde, Kurtuluş Savaşı’mızda ve daha pek çok defa nasıl tezahür ettiyse bugün de tezahür ediyor. 15 Temmuz bir diriliştir bu anlamda. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, cesaretiyle, dik duruşuyla o gece milletimize önderlik etmiştir. 15 Temmuz gecesi milletimiz kendi kaderini eline aldı ve muazzam bir erdem ve sağduyu içerisinde, bedeller ödeyerek geleceğini kurtardı. O yüzden bence Birinci Meclis’in ruhuna ihtiyaç var demek aziz milletimize, şehitlerimize haksızlık etmek olur. Bu toprakların evlatları vatanları için, bayrakları için, özgürlükleri için ölebilme ruhunu hiçbir zaman kaybetmedi. Bizi bu günlere getiren asıl güç de zaten bu asil duruş, bu ruh değil midir?

Yenikapı ruhu bu anlamda nasıl bir öneme sahip?

Yenikapı’da 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından Cumhuriyet tarihinin en büyük mitingi yapıldı. 5 milyondan fazla insan milli iradeye ve ülkemizin demokratik değerlerine sahip çıkmak için bir araya geldi. Yenikapı’da Türk, Kürt, Sünni, Alevi ayırımı yapmaksızın tüm milletin nasıl kenetlendiğini gördük. Bu, partiler üstü bir buluşmaydı ve her daim dileğimiz bu ruhun korunması yönündedir. Devlet Bahçeli’nin liderliğinde MHP’nin bu ruha sahip çıktığını bugün de görüyoruz. Milletin refahı, vatanın selameti için gayret etmekten geri durmadılar. Keşke Yenikapı ruhunu diğer partiler de koruyabilseydi.

15 Temmuz’a karşı partilerin ortak tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

O akşam milletvekili arkadaşlarımla birlikte hain darbe girişiminin ilk saatlerinden itibaren Meclis’teydik. TBMM Başkanımız Sayın İsmail Kahraman’ın duruşu çok önemlidir. Meclis Divanı’nı derhal teşekkül ettiren başkanımız, sağına ve soluna muhalefet partilerinin temsilcilerini aldı. Halka darbe girişimine karşı birlikte karşı durulduğunun en net mesajı böylece Meclis’ten verilmiş oldu. O gece, bombalanan Meclis çatısı altında CHP’li, MHP’li ve AK Partili vekiller olarak parti aidiyetlerimizin dışında, Türkiye milletvekilleri olarak hep birlikte direndik. Çünkü esas olan vatandır, bayraktır, bağımsızlıktır. Meclis’te zaman zaman tartışmalar yaşanabilir, bence yaşanmalıdır da. Şiddete varmayan yapıcı tartışmalar demokrasiler içinde olağandır. Ancak o gece hepimiz, ülkemizin istikbalinin her şeyden daha önemli ve öncelikli olduğunu ortaya koyduk. Darbecilere ve hain darbe teşebbüsüne karşı ortak bir karşı duruş bence o gece milletimizi de cesaretlendiren önemli bir olaydır. 15 Temmuz akşamında ortaya konan tablo, içeride her ne kadar farklı siyasi görüş ve düşüncelere sahip olsa da söz konusu vatan olduğunda bu aziz milletin nasıl tek yumruk olduğunu dosta düşmana göstermektedir.

TBMM KÂTİP ÜYESİ SEMA KIRCI İLE 15 TEMMUZ GECESİ MECLİS’İN BOMBALANAN BÖLÜMLERİNİ ZİYARET ETTİK.

“O gece bombalanan Meclis’in çatısı altında bütün milletvekilleri birlikte direndik.”

İlk başörtülü vekillerden birisiniz. Bu size ne hissettiriyor?

Meclisimizin ilk başörtülü vekili olan Merve Kavakçı’nın milletvekili yemini etmek için kürsüde bulunduğu esnada yaşadıkları hâlâ hafızalarımızda canlıdır. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit “Şu kadına haddini bildirin” demişti. Bu yıllar, ülkemiz için utanç yıllarıdır; pek çok genç kızımız eğitim öğrenim hakkından, kamu hizmetinden men edilmiştir. Ben de üniversite yıllarımda başörtüsü sorunu yaşadım. Cezalar aldım, hatta üniversiteden atıldım. Aklıma geldiğinde hâlâ canım çok yanar, duygulanır, üzülürüm. Utanç yılları çok şükür artık son buldu. Meclis’in seçilmiş ilk başörtülü milletvekillerinden birisi olmanın onurunu yaşıyorum. Aynı zamanda başörtülü ilk TBMM Başkanlık Divanı üyesiyim ki bu da benim için çok büyük onurdur.

Yeni sistemde Meclis nasıl bir konumda olacak? 

Anayasa değişikliği ile hedeflenen Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi, Meclis’i daha da güçlü hale getiriyor. Yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçiliyor. Yasama görevini üstlenen Meclis’in yetkileri ve gücü artırılıyor. Cumhurbaşkanı’nın şahsında yürütme yalnızca bütçe kanunu teklif edebiliyor. Bunun dışında yasama, yani kanun yapma hakkı tamamen milletvekillerinde yani Meclis’te olacak.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)