Burhan Kuzu: 15 Temmuz direnişinin dünyada eşi yok!

Yenikapı ruhu neydi ve sonrasında ne oldu?
Yayın Tarihi: Oca 6, 2017
FavoriteLoadingBeğen 27 mins
Prof. Dr. Burhan Kuzu - AK Parti MKYK Üyesi

Prof. Dr. Burhan Kuzu – AK Parti MKYK Üyesi

Yenikapı ruhu neydi ve sonrasında ne oldu?
15 Temmuz’daki malum kanlı darbe girişiminin ardından topluma birlik bütünlük mesajı verildi. 15 Temmuz gecesi sahaya indiğimde, tankların önünde çok değişik kesimlerden insanlar vardı. Direniyorlardı ve silahlara, tanklara karşı duruyorlardı. Mesela bir ablamız koca Tır’a binmiş, komşularını almış köprüye götürüyordu. Birçok defa söyledim; böyle bir direnişin dünya siyasi tarihinde hiç örneği yok. Yeltsin’in Rusya’da bir tankın üzerine çıkması, Çin’de Tiananmen Meydan’ında gençlerin sokağa dökülmesi var ama böylesine toplumsal bir direniş ilk kez oluyor. Eğer bir takdir ise bu iş; demokrasiyi sevme ve koruma, ülkenin birliğini, dirliğini muhafaza etme, Cumhuriyet’i kollama bakımından Türk milleti Nobel Ödülü’nü bin kez hak etmiştir. Verilecek olan ilk Nobel Ödülü’nün sahibi mutlak suretle Türk milleti olmalıdır. 15 Temmuz ruhunu iktidar ile muhalefeti ayırmadan yaşatmaya çalışıyoruz. Çünkü o kanlı gecede bütün kanallar, basın, muhalefet liderlerinin bir kısmı, belki biraz geç ama ertesi gün diğerleri, beyanat vererek darbenin karşısında olduklarını duyurmuşlardır. Demokrasi mücadelesinden Türkiye alnının akıyla çıkmıştır. Ancak Batı; bu kanlı darbeyi AK Parti’nin senaryosuymuş gibi görmeye ve göstermeye çalıştı. Hem askeriyeden hem cuntacılardan ölenler var, ortada bir yıkım var. Bunun senaryo olması mümkün değil. Ama Batı bilhassa Amerika işin içinde olduğu için bunu yerel ve kendi aramızda danışıklı dövüş olarak, FETÖ grubunu temizlenme hareketi olarak göstermeye çalıştılar. İktidardan da muhalefetten de birer vekil arkadaşımız yurtdışına giderek raporları paylaştı ve durumu anlattı ama onlar hâlâ anlamamakta direniyorlar ya da anlamak mı istemiyorlar? Artık bilemiyoruz. 7 Ağustos’ta Yenikapı’daki gösteriye 5 milyon insan katıldı. Muhalefet oradaydı. Türk bayrakları dışında hiçbir simge yoktu. Batı bunu bile Tayyip Bey’e karşı kullanmak istedi. “Tayyip Bey milleti meydana çağırdı, 1 milyona yakın insan geldi” şeklinde yorumladılar. Sanki konu Tayyip Bey’in meselesi, hep konuyu aynı yere getiriyorlar. Avrupa’daki namuslu basının bir bölümü daha gerçekçi yazdı. Hatta neredeyse tamamı, muhalefetin Yenikapı’ya katıldığını yazmadı. Katılım oranını ise 3-4 milyon gibi haber yaptılar. Maalesef 5 milyon diyen hiç çıkmadı, ki bu resmi olarak açıklanan ve metrekare hesabından çıkan rakam. Amaçlarına kısa sürede ulaştılar. Bu ruh maalesef çabuk bitti. Özellikle CHP, Yenikapı ruhunu bir anda tuz ruhuna çevirdi. Tabii bu olaydan sonra OHAL ilan edildi, hükumet o sürede kararnameler çıkardı ve 70 bini aşan devlet görevlisinin bir kısmı açığa alındı, bir kısmı ihraç edildi, bazıları memuriyetten atıldı, bir kısmı tutuklandı, bir kısmı da yargılanıyor. Devasa bir temizlik yapıldı. Elbette bunlar kararnameyle gerçekleşti.


“Senaryo dedikleri kanlı darbe girişiminde 248 şehit var. Senaryolar ölümlerle bitmez, göstermeliktir. Çok açıktır, ortada senaryo falan yok! Kanlı darbe var! 2 bine yakın gazi, 248 şehidimiz var!”

CHP biraz buna bozuldu ama ondan daha da öte, bazıları mağdur oldu düşüncesiyle de karşı çıktı. Zira 80 bin insan işinden atıldı. Bir kısmı mağdur olmuş olabilir ama bu doğaldır, normaldir. Olmamasını biz’de isteriz ama olur. 80 bin kişiden bahsediyoruz. Mesela “Bylock kullandın” diyorsun, “Ben kullanmadım” diyor. Belki de o kullanmamıştır bilmiyoruz fakat ne yapalım; bize gelenler incelenmesin mi diyelim ama CHP’ye gelenler baktılar ki destek görüyorlar, sesleri daha çok çıktı. CHP de “Biz burada hükumetin karşısına çıkacak malzeme buluyoruz” diye düşündü. “Bu kitleyi yanımıza çekeriz” gibi bir hesap yaptılar. Buradan bir milyon oy çıkabileceğini düşündüler. Mağduriyet edebiyatı yaparak buna oynadılar. Öyle bir hava verdiler ki; Türkiye’de sanki AK Parti sabah kalkıyor, önüne geleni içeri atıyor. Bu havayı yaratmaya çalıştılar.

Prof. Dr. Burhan Kuzu – AK Parti MKYK Üyesi

Prof. Dr. Burhan Kuzu – AK Parti MKYK Üyesi

Yenikapı ruhunu bozan iki neden var
İki tane de mihengi noktası var bu Yenikapı ruhunun bozulmasında. Bunlardan birisi Kılıçdaroğlu’na Artvin’de yapılan saldırı, o saldırıda PKK gözdağı vermek istedi. “Hükümetle beraber olursan senin de sonun bu olur” gibi. Ondan sonra Kemal Bey, Yenikapı ruhundan uzaklaşmaya başladı. İkinci dönüm noktası da Amerikan Büyükelçisi’yle görüşmeleri var. Zaman zaman görüşüyorlarmış zaten ama olaydan sonraki ilk görüşmelerinin ertesi günü Yenikapı modundan tamamen koptu. “Yenileri gelecek” ya da “Başka hareketler olacak” mı dediler bilemiyorum. Netice itibarıyla o ruhtan kopmuş oldu. Sonra da yargı yılının 6 Eylül’deki açılışında gerilim yaşandı. Törenin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenmesine tepki gösterdiler. Yargı bağımsızlığı tartışması başlatarak, “Hükümetle yol ayrımının tam zamanıdır” diye düşünerek, erken seçim lafları etmeye başladılar. Sanki o seçimi de kendileri alacak gibi… Ama millette hâlâ o Yenikapı ruhu var. Hem millet, hem AK Parti hem de diğer partiler Tayyip Bey’in darbe girişimi günü gösterdiği tutumu takdir ediyor. Tabii Türkiye’de 15 Temmuz meselesini çok iyi analiz etmek lazım. Bunun asker ayağı belli oldu. Ama hâlâ netleşmeyen yönleri de var. Mesela bu darbe gerçekleşseydi cumhurbaşkanı kim olacaktı? Bakan ya da bakan yardımcısı kim olacaktı? Bunlar hep belli, sıkıyönetim komutanlarını belirlemişler. ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh Konseyi’ diyorlar. Bu konseyin üyeleri kimdi, konseyin başkanı kimdi? Bunların araştırılarak ortaya çıkartılması lazım. Yoksa sağlıklı bir yol alamayız. Bu işin içinde siyasetçiler varsa onların da çıkarılması lazım. Yoksa sağlıklı bir yol alamayız. Bu işin içinde siyasetçiler varsa onların da çıkarılması lazım. Türkiye’deki muhalefet, darbe tartışmalarının içerisinde muhalefet yapamayacaklarını düşünüp, başka bir moda girdi. O nedenle de hemen eski ayarlarına döndüler. Kendileri kaybeder. Ben her zaman söylüyorum, bu hesap tutmaz. Tamam, mağduriyetleri giderelim, varsa tereddütsüz yapalım, masum bir adamın zerre kadar zarar görmesi, bir gün bile içeride kalması beni ciddi anlamda üzer. Bunları temizleyelim, ama yapılanları abartırsak hükümetin mücadele gücünü kırarız. Yazık olur ve doğru olmaz. Muhalefet bu değil, tamam yapın ama dozunu çok kaçırıyorlar. Bizim asıl eleştirdiğimiz taraf burası. Muhalefetin oy hesabıyla hareket etmesi. Bunlar, son iki seçimde; 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde bize oy vermediler, herkes biliyor. Birinde CHP’ye, birinde de HDP’ye verdiler. İkisinde de işe yaramadı. Yarasaydı ikisinde de patlama olurdu. Yani büyük bir oy potansiyelleri yok. CHP’ye buradan bir kez daha söylüyorum: O tabanın oyuna oynuyorlar ama o oylar düze çıkarmaz. Mevcuttan da olurlar. CHP, bu darbenin yanında böyle gevşek durursa, bunları savunursa, kendi seçmenini özellikle Ege’de kaybeder, ulusalcı kesimi de kaybeder. Bu çok önemli bir şey, o insanlar bunun arkasından gitmez. Aynı hatayı, HDP’liler de yaptı. Şimdi içeri alındılar. Buna sahip çıkarak da aynı hatayı yapıyorlar. Mesela milleti sokağa çağırıyorlar, bu suçtur.

Prof. Dr. Burhan Kuzu – AK Parti MKYK Üyesi

Prof. Dr. Burhan Kuzu – AK Parti MKYK Üyesi

Anayasa sürecinde, toplumsal sözleşme ve uzlaşmayı nasıl sağlarız?
Toplumsal sözleşme, uzlaşma uçların ortaya çekilmesiyle olur. Eleştiri hakkımızı dozunda kullanırsak, insanları kırmadan, dökmeden konuşabilirsek, elimizdeki bütün gücü en sonuna kadar kullanarak rakibimizi alt ederiz diye çalışmazsak milletin istediği ortalamayı buluruz. Çünkü siyasetteki gerilim toplumun huzurunu bozuyor. Toplumun her bir kesiminin tuttuğu, artık sembol haline gelmiş siyasi bir hareket var. Bunlara karşılıklı olarak saygılı olmak ve eleştiri hakkımızı bu çerçevede kullanmak lazım. Sayın Cumhurbaşkanımız hep söylüyor: “Tek bayrak, tek millet, tek devlet, tek ülke”… Elimizdeki ölçü bu olmalı. Buna zarar verecek hal ve hareketlerden kaçınmamız lazım. Mesela durduk yere iç savaş lafı etmek… Bunlar çok zor kelimelerdir, durduk yere rahat rahat iç savaş kelimesini kullanırsanız geri teper. Adam günlük hayatta hep kullanıyor bunları, onu istiyor çünkü. Mesela CHP bir bildiri ile milleti sokağa çıkmaya çağırdı. Milleti sokağa dökmek ne demek? Diyelim Türkiye’deki CHP kesimi inandı buna ve sokağa çıktı. Bu hamleyle, “Devlet geri adım atar mı?” diye düşünüyorsun. HDP de aynı durumda. Bakın o kadar imkân sağladı devlet bunlara . “Çözüm süreci” dedik, “Barışalım” dedik, “Birlikte olalım” dedik, o arada onlar silahlandılar. Ne yaptılar? Hendekler açtılar, çukurlar açtılar, birçok yere bomba düzeneği koydular. Sonra çözüm süreci altüst oldu. Şimdi milleti sokağa döktükleri Kobani davasından, Demirtaş gibi isimler yargılanıyorlar. Kaç kişi öldü? 56 sivil onların bu hareketi yüzünden öldü. Bunlar içeride yargılanıyor ve hâlâ vatandaşı sokağa çağırıyorlar. Ancak millet baktı ki bunlar öyle dedikleri gibi barışçı filan değil, arkalarından gitmekten vazgeçti. Tweet atıyor ama komşusu bile gelmiyor. Çünkü millet bıktı artık bunların teröründen. Dolayısıyla millet bunu sağlayabilirse güzel; ama bu toplumsal barışı bozmak için herkes bir yerden yol açmaya çalışıyor. Ama ben şuna inanıyorum; Türk milleti öyle kolay kolay Suriye boyutunda bir savaş içinde olmaz. Bizim özümüzde bu yok.

“Demokrasiyi sevme ve koruma, ülkenin birliğini muhafaza etme, Cumhuriyet’i kollama bakımından Türk milleti, 15 Temmuz’da Nobel Barış Ödülü’nü bin kez hak etmiştir.”

Gözlemlerinize ve kamuoyu anketlerine göre Türk halkı sivil anayasadan ne bekliyor?
Toplum anayasada şu olsun, bu olsun demez, toplumun bakışı geneldir. Ne olursa olsun ama benim huzurum olsun, benim özgürlüğüm olsun, bana ekmek/aş gelsin, iş gelsin der. Zaten sistem arayışımızın sebebi de bu. Biz bugünkü modeli, parlamenter modeli eleştirirken 40 yıldır aynı şeyleri söylüyoruz. Bu model karışık, karmaşık yetkinin ve sorumluluğun kimde olduğunun belli olmadığı, hele ki koalisyon dönemlerinde ülkeyi perişan eden, kalkınma hızımızı eksilere kadar indiren bir tablo ortaya çıkıyor. Böyle olunca da vatandaş haliyle bundan huzursuz oluyor. Demek ki vatandaşın günlük hayatına ve işine karışmayacaksın, onun yolunu açacaksın. Bu illaki anayasa ile olacak bir şey değil, hükumetin çıkardığı yasalarla da olur. Vatandaşa huzur getiren, ona ekmek ve aş veren, çocuğunun gelecek güvencesini sağlayan, hükümette devamlılık, süreklilik dediğimiz yolu açan modelin başkanlık olduğunu söylüyoruz. Biz buraya doğru gidiyoruz. Yoksa her modelde bir huzur olmalı. Ama en iyi huzur hangi modelde oluyorsa biz onun kavgasını veriyoruz. Şimdi Amerika’da seçim oldu, 45’inci başkanı seçtiler. 45’inci başkan Trump. Ülke tarihine bakıp, her başkan için belirlenen 4 yıllık görev sürelerine bölerseniz, kaç başkanın görev yaptığını kolayca bulursunuz. Ülkeyi kimin yönettiği, ne kadar görev aldığı net. Sistemlerin amacı; vatandaşın beklentisi olan, huzurlu yaşamak, sağlıklı yaşamak, çocuğun eğitimi, günlük hayattaki doğalgaz, su gibi ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bunların mümkün olduğu kadar ucuza mal edilmesidir. Bakın; Marmaray, Avrasya Geçidi, Kanal İstanbul, Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi projeler devasa, milyar dolarlık yatırımlar. Bunları biz tek başımıza iktidarda olduğumuz için yapabiliyoruz. Koalisyon dönemlerinde bu ülkede tek bir çivi çakılmamıştır. Türkiye’de hep eksilere gidilmiş. Bu da bugünkü parlamenter modelden kaynaklanıyor. Sonuç olarak bizim millete huzur getiren modeli aramamız lazım. İnsan, aklı ile bunları bulmalı. Başkanlık modelini, bu dediklerimizi sağlayan, daha uygun bir model olarak bulduk. Millet de aklıselim içinde hareket ediyor, bunda da bize destek olurlar diye düşünüyorum.

Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingi

Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingi

MHP ile CHP’nin başkanlık sistemi konusunda ayrışmalarının sebebi nedir?
Bu durum sorumlu muhalefet meselesi. CHP sorumlu muhalefet taraftarı görünmüyor. Yani yıkıcı muhalefet yapıyor. Halbuki yıkıcı muhalefet olmak ona bir şey getirmez. Bunu yaparken buradan oy bekliyor gibi, yoksa başka neden yapsın… Terörle mücadele ederken 40 bin insan ölmüştür. Şehitlerimiz geliyor, analar kan ağlıyor, gözyaşları durmuyor, böyle bir ortamda hükümeti karşına alıp, ‘elmanın sapı üzümün çöpü’ diyerek onun her yaptığı hareketi eleştirerek aklıselim içinde bir muhalefet yapmıyorsun demektir. CHP de öyle, MHP de öyle ama MHP daha sağ çizgiden gelen, vatan, millet, devlet konusunda çok daha hassas olan, milli birlik, bütünlük meselesi öne çıktığı zaman kendisini kenara çekebilen bir parti. Bu, rahmetli Türkeş zamanında da böyleydi, Devlet Bey zamanında da böyle. Bizim yedi düvelle boğuşmamız, yedi düvelle kurtuluş savaşı vermemiz, ikinci kurtuluş savaşı veriyor olmamız, MHP liderini sorumlu devlet adamlığına doğru çekti. Şunu gördü: Biz gelecek nesillerin rahatını düşünüyorsak, bugünden bunu birilerinin yapması ve bu hükumetin attığı adımlara mutlak destek vermesi lazım. Çünkü doğru adımlar. Devlet Bey başkanlık modelini, bizim yıllardan beri savunduğumuzu ve parlamenter sistemdeki koalisyonların verdiği zararı biliyor. Kendi de senelerce işin içinde bulundu. Başbakanımızın bir lafı var, “Asıl bölünme parlamenter modelde olur” diyor. Ben de yıllardır bunu söylüyorum. Millet, başkanlık modelinde bölünme olur zannediyor. Başkanlık modelinde Aralık 2016 l 31 bölünme hiç olmayacak bir şeydir. Parlamenter modelde daha kolaydır. Çünkü etnik ve dini gruplar küçük partilerle hükümette rol alabilirler. Eski yıllarda bu oldu. Adamın 10 vekili varken, yönetimde etkin rol aldı. Bakın 1 Kasım olmasaydı, o koalisyon kurulsaydı kötü şeyler olurdu. CHP var diyelim koalisyonda, AK Parti ile bir diğer partinin de olduğunu düşünün. O zaman şu mücadeleyi vermek, şu tabloyu ortaya çıkartmak mümkün olmayacaktı. Bu atakları, operasyonları yapmak, sınır dışına çıkmak gibi bir hareket olamayacaktı. Nitekim iki tane HDP’li bakan, daha 7 Haziran sonrası kurulan geçici hükümet zamanında operasyonlar yüzünden istifa etti. Adam inkâr etmiyor “Ben PKK’nın adamıyım” diyor. İstifa etmesi şahsen beni çok memnun etti. Ama etmese ne yapacaktın? Dolayısıyla bu meseleyi bence çok büyütmeden bir an önce halletmek ve başkanlık sistemine geçmek lazım. Başkanlık modelinde, küçük partilerin etkisi daha az olacak. Meclis’e girse bile, onların hükümete girme şansları olmayacak. Çünkü yüzde 51 ile hükümet olunuyor. İki tane parti öne çıkar, Amerika’da olduğu gibi biri Demokrat biri Cumhuriyetçiler ise, burada da diyelim; AK Parti merkez sağ, CHP merkez sol ama artık ikisi de daha ortaya çekilmek zorundalar. Sivri laflarını daha az etmek zorunda kalacak partiler.

Yeni anayasa, bürokratik iktidarın yerine siyasi iktidarın elini güçlendirmek adına nasıl katkı sağlayacak?
Başkanlık modeli zaten bürokratik, oligarşik yapıyı öteleyen bir sistem. Mesela Trump’ın da danışmanları var. Beyaz Saray’da birçok birim var. Bunlar başkana sürekli bilgi veriyorlar. Bürokrasiden ziyade, onları bilgilendiren bir heyet olarak görünüyor. Bir de mesela genel müdür ve üstü olanlar başkanlık modelinde, başkanla gelip başkanla gidecekler. Yani müsteşar, “Ben AK Partiliyim” diyecek, “Ben CHP’liyim” diyecek. Sistem onları getirecek, kaybettiği zaman da götürecek. Aksi durumda ikili bir yapı ortaya çıkıyor.

“Adam müsteşarlık görevinde ve göreve senden önce gelmiş, şimdi iktidarın söylediklerini dinlemiyor. İşini yapmıyor.”

Parlamenter sistemde yargının vesayetinden, asker vesayetinden bahsedilebilir. Başkanlık sisteminde bunlar en aza inecek.
Daha çok hak gözetilecek, istişare kültürü gelişecek. Başkan, istediği zaman bir bakanın yerini değiştirecek ya da görevden alacak. Normal başkanlık sistemlerinde böyle olur. Yani, kamuoyu duymaz bile. Çünkü sorumlu olan başkandır. Ondan hesap soracağız. Başkanlık budur, sorumlu kim, yetkili kim, arabayı kim kullanıyor bunu gösteren bir model.

Başkanlık sistemi, Türkiye Cumhuriyeti kurulurken hiç gündeme gelmiş mi?
Bu çok güzel bir soru… Bunu çok önemsiyorum ama daha önce kimse sormamıştı. Atatürk’ün ve İsmet Paşa’nın başkanlık sistemi uyguladıkları gibi bir iddia var. Zinhar doğru değil! O zamanki yönetim başkanlık sistemi değil, başka bir model. Liderlerin ağır bastığı otoriter bir Meclis hükümeti modeli denebilir. O zamankiler geçiş hükümetleriydi ve o zamanki hükümetleri bugünkü ölçülerle yargılamak da doğru değil. Ama Atatürk’ün bu konuda, İzmir İktisat Kongresi’nde konuşması var. ‘Medeni Sözler’ adlı el yazması kitabına atıfla, Nermin Abadan yazmıştır. Atatürk orada diyor ki: “Bizim hedefimiz başkanlık modelidir ancak Osmanlı saltanatından yeni çıktığımız için, toplumda başka türlü bir çağrışım olur endişesi ile bunu ileriye bırakıyoruz.”

“Atatürk diyor ki: Bizim hedefimiz başkanlık modelidir ancak toplumda başka türlü bir çağrışım olur endişesi ile bunu ileriye bırakıyoruz.”

Parlamenter sistem içinde ‘yasama organı’nı nasıl konumlandırıyorsunuz?
Parlamenter sistemde yasama organının adı var, kendi yok. Çünkü denetim yok. Başkanlık sistemindeki gibi bir denetim yok. Burada ‘gensoru’ var diyorlar. Gensoru ile ‘bakan’ düşürüyorum, ‘hükumet’ düşürüyorum diyorlar. O zaman bana bir tek örnek verin, bir parlamenter modelde gensoru ile bir bakanın düştüğüne. Nasıl denetim bu? Hepsi mi sağlam çalışıyor bu bakanların? Diyelim ki bu bakanlardan biri hakkında verilen bir gensoru doğru. Onun kabulde düşmesini sağla bakalım. Neden bu model böyle? Çünkü bakan da başbakanın içinden çıkıyor. Oğlan bizim, kız bizim. Sanma ki bu sırf Türkiye’de var. Fransız politikacı Talleyrand diyor ki: “Bu kürsüden çok nutuklar dinledim, bunların birçoğu benim kanaatimi değiştirdi. Ama hiçbiri oyumu değiştirmedi.” Tablo bu işte. Bizim muhalefette de bazen görüyorum. “Bu doğru” diyor ama oy veremiyor.

FavoriteLoadingBeğen