MEHMET GÜRELİ.

Mehmet Güreli, ailesinden miras kalan halıcılık mesleğinin üçüncü kuşağı olarak Kapalıçarşı’da hizmet veriyor. Kendi kurduğu markasıyla geleneksel motiflerle modern desenleri harmanlayan Güreli, Türk kültürünü dünyayla buluşturuyor

Geleneksel Türk kültürünü en iyi yansıtan unsurların başında, kuşkusuz ilmek ilmek özenle dokunan halılar geliyor. Hereke, Konya, Kayseri, Milas, Uşak ya da Bergama gibi farklı yörelerle özdeşleşen halı ve kilimlerdeki motif ve desenler Türk kimliğini yansıtıyor.

Türklerde halıcılığın kökeni Orta Asya’ya dayansa da özellikle yerleşik hayata geçildikten sonra ve Selçuklu Devleti’nin kurulmasıyla halı değer kazanmaya başlıyor. Bu durum, Osmanlı döneminde ise İpek Yolu aracılığıyla pekişiyor. Hatta o dönemde İpek Yolu’nu kullanarak ticaret yapanlar, Türk halılarını da yanlarında Avrupa’ya taşımış. Bu sayede de Anadolu’nun bu geleneksel kültürünü tüm dünya tanımış.

Türk halıları dünya çapında bu kadar değerli olunca, halıcılık da aynı oranda gelişmeye başlamış. Özellikle İstanbul’daki Kapalıçarşı, yüzyıllardır halı ticaretinin merkezi konumunda. Öyle ki Kapalıçarşı’da kuşaktan kuşağa halıcılık yapan, dedelerinden kalan mirası çağdaş dokunuşlarla zenginleştiren isimler bile var. İşte o isimlerden biri de 50 yaşındaki Mehmet Güreli. Ailesinde halıcılıkla uğraşan üçüncü kuşak olan Güreli, kurduğu markası ve ürettiği halılarıyla geçmişle moderni buluşturuyor, Türk kültürünü dünyaya tanıtıyor.

Mehmet Güreli’nin aile hikâyesi yüzlerce yıl önce Malatya’da başlıyor. Büyük dedesi, Cumhuriyet’ten önce, Osmanlı döneminde Malatya’da yaşarken İstanbul’a göçmek istemiş. Ancak o dönemdeki şartlar, şehre direkt ulaşmayı mümkün kılmamış. Önce at arabaları, kağnılar aracılığıyla Samsun’a gitmiş. Ardından ise vapurla İstanbul’a ulaşmayı başarmış. O dönemde büyük dedesinin Kapalıçarşı’da bekçi başı olarak çalıştığını söyleyen Güreli şunları anlatıyor:

“Ailemizi Kapalıçarşı’ya ilk taşıyan büyük dedemdir. Hatta onun hikâyesi bizim için çok acıklıdır. Çünkü büyük dedem yıllarca çarşıda çalıştıktan sonra vefat etmiş ve Topkapı’daki Kozlu Mezarlığı’na defnedilmiş. Çok aramamıza rağmen mezar yerine ulaşamadık. Oysa kendisi bizim önümüzü, ufkumuzu açan kişidir. Ardından ise tüm aile İstanbul’a göç etmeye başlamış ve Kapalıçarşı’da hamallık yapmışlar. Dedem de onlardan biri. O dönemde Rum, Yahudi, Ermeni esnaf çoğunluktaymış çarşıda. Aile büyüklerim de o ustaların yanında meslek öğrenmişler. Halıcıların yanında çalışmaya başlamışlar. Bir süre sonra da kendi işlerini kurmuşlar. Dolayısıyla bekçilikten hamallığa, oradan da halıcılığa ulaşan bir aile öyküm var.”
“Gelenekselle moderni birleştirdim”
13 yaşındayken, babasının kendi işyeri olmadığı için amcasının halı dükkânında çıraklık yaparak bu işe başlamış Güreli. Öyle ki amcası mesleğin erbaplarından biri olarak anılırmış. O yıllarda her gün amcasından halıcılıkla ilgili yeni şeyler öğrendiğini belirten Güreli, “Amcam o zaman çok verimli ve aktif çalışıyordu. Zaman zaman yurtdışına gidiyordu. Benim idolümdü açıkçası. Ben de kendimi onun yanında yetiştirdim” diyor.
Ailesinin tüm fertleri halıcılık yapıyor Güreli’nin. Kimi ihracatla uğraşıyor, kimi dokuma ve tamir, kimi satış, kimiyse üretimle ilgileniyor. Yani halının her haliyle haşır neşir olan, hayatlarını da halı gibi ilmek ilmek dokuyan bir aile. Ailesinde bu mesleği sürdüren üçüncü kuşağın kendisi olduğunu söyleyen Güreli’nin bu alanda profesyonelleşmesi ise askerliğini bitirdikten sonra olmuş: “21 yaşındayken amcamın yanından ayrıldım. Çocukluk arkadaşım olan ve benim gibi çıraklıktan yetişen arkadaşımla bir işyeri açtık. Sonra o arkadaşımla da yollarımızı ayırdık. Perakendeye yönelmiştim. Ancak bir süre sonra perakendede kalite düşünce üretime yöneldim. Modern halı yapmanın gerekliliğine inandım hep. Geleneksel halılarımızı nasıl stilize edebilir, nasıl çağdaş hale getirebiliriz diye kafa yormaya başladım. Bu alanda markalaşmanın önemine inandığım için kendi markamı kurdum.”

“Her halının bir karakteri var”

Yıllar önce ilk markası olan EthniCon’u kurmuş. ‘Ethnic’ ve ‘contemporary’ kelimelerinin birleşimiyle kurduğu bu markayla geleneksel ile çağdaş olanı buluşturmaya karar vermiş. Ve yüzyıllardır Anadolu’da kullanılan kırkyama tekniğini halılarda uygulamaya başlamış: “Kırkyama tekniği, farklı kumaş parçalarını birleştirerek yeni bir bohça ortaya çıkarmaktır. Halıcılıkta da eski halı parçalarından yapılıyor bu. Anadolu’nun farklı yerlerinden gelen halıları yepyeni bir hale getiriyoruz. Halıları teslim aldıktan sonra dezenfekte ediyoruz. Ardından ise bir numaralandırma sistemiyle farklı halıları birbiriyle birleştiriyoruz. Dolayısıyla yeni bir kompozisyona ulaşıyorsunuz ama birçok eski, geleneksel halı parçasını kullanmış oluyorsunuz.
Halının karakteri oluyor böylelikle. Anadolu’nun kokusu siniyor her bir halıya. İnsanlar klasik halılardan çok sıkılmışlardı. Ürünler çok beğenildi ve dünya ölçeğinde bir iş oldu.” Kırkyama tekniğini kullanarak hızla ilerlediği dönemde Güreli, markasının ismini değiştirmeye ve yoluna ‘Dhoku’ adıyla devam etmeye karar vermiş. Güreli, aile mesleğini sürdürmesinin de kendisine pek çok kolaylık sağladığını anlatıyor: “Soyadım ve mesleğim bana bir miras ve ben bu mirası tepe tepe kullanıyorum. Ailem bugüne ulaşana kadar tüm süreçlerde dürüstçe çalışmış. Güven ortamı miras gibi kalmış bize. Dolayısıyla üçüncü kuşak olarak amacım bu güven ve ahlakı sürdürmek.” Güreli, henüz yaşları küçük olan çocuklarının ise bu mesleği sürdürmelerini kendilerine bırakıyor: “Kendilerini, kişiliklerini fark edip ona uygun meslek seçmelerini ve mutlu olmalarını isterim. Örneğin oğlum doğayı çok seviyor. Hayvanlara çok düşkün. Yapısına uygun bir meslek seçerse mutlu olur. Belki de bunu halıcılıkta bulur.”

“Halı bizim kültürümüzü yansıtır”

Halılar sayesinde Türk kültürünün dünyanın diğer ucuna taşındığını ve bir kültür aktarımı sağlandığını belirten Güreli, halının Türklerdeki öneminin altını çiziyor: “Halı Türk kültürünün değişmez ve vazgeçilmez öğelerinden biri. Avrupa’da insanlar evlerine ayakkabılarıyla girerler. Bizde ise kapıda ayakkabılar çıkar. Halı bizim evimizi, ailemizi, yaşam alanımızı tanımlayan bir unsur. Halımız kirliyse evimiz de kirlidir örneğin. Hayatımızı yansıtır.

Onun üzerinde namaz kılarız. Çocuklarımız doğar, büyür, oyunlar oynarlar. Dolayısıyla hayatımızın önemli parçası. Kutsal bir yere koyuyoruz, evimizin başköşesine taşıyoruz. Halı desenleriyle mesaj verilirmiş eskiden. Kızlar birini sevdiğinde aşklarını halıya işlermiş. Ayrıca Türk halısının farkı malzemesinde. Anadolu’nun yünü çok iyi. Bir de Türk halılarında çift düğüm denilen Gördes düğümü kullanılıyor. Bu da halının desenlerini belirginleştiriyor, güzelleştiriyor.”Peki halıcılığın daha da gelişmesi, Türk halılarının dünya çapında daha iyi tanınması için neler yapılmalı? Güreli bu konuda devlet büyüklerine görev düştüğünü savunuyor: “Kendimize ait kültürümüzü alıp harmanlayıp dünyaya sunacak ve bize rehberlik yapacak birimler lazım. Anadolu’da bir kültür var. Araştırma, geliştirme, tasarım kanallarının açılması, var olanın günümüze uyarlanması, renk ve tasarım olarak dünyaya sunulması için rehberlere ihtiyaç var. Örneğin bir köy, halıda 100 yıldır aynı deseni yapıyor. O desenden sıkılmış artık insanlar. Dünya değişmiş çünkü. Yeni renklere, boyutlara geçmek lazım. İnsanlara fark yaratacakları alanlar açmak gerek. Kültür Bakanlığı önemli halıcılara halılarını sergileyecekleri geniş alanlar tahsis etse çok güzel olur. Tüm büyük havaalanlarında turistler halılar, seramiklerle karşılansalar her şey daha iyi olur. Öte yandan el dokuması halılar da kayboluyor. Makine halılarına geçiyor herkes. Çünkü yüzde bir maliyetine çok güzel ürünler üretiliyor. Ucuz olduğu için insanlar makine halısını tercih ediyor, bir süre kullanıyor ve atıyor. Oysa eskiden bir halı alınırdı, torununuza kalırdı. Kültür aktarımı sağlanırdı bu sayede. Dolayısıyla zamana direnecek güçlü tasarımlar yapmamız lazım.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)