MİHAİL VASİLİADİS. APOYEVMATİNİ GAZETESİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ.

Apoyevmatini kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Son durumu nedir?
Apoyevmatini’nin durumu, ölüm döşeğinde olan bir hastayı inatla ayakta tutmaya çalışmak. Ne kadar başarılı olur belli değil. 2011 yılında Türkiye Ekonomik Ve Sosyal Etütler Vakfı’nın (TESEV) basın sektöründeki zorluklarla ilgili bir toplantısında, “Yaş günümüz, yas günü olmak durumunda kalacak, çünkü bugünkü sayı son sayı olacak” dedik. Bu gazete yıllarca satışlarıyla, ilanlarıyla ayakta kalabildi. Toplantı internetten canlı olarak yayımlanıyordu. Hollanda’da doktora yapan Efe Sözeri adındaki Türk öğrenci bunları duydu ve Facebo
ok’tan “Apoyevmatini bizim de kültür mirasımızdır, kapanmamalı” diyerek bir kampanya başlattı. Bir zamanlar 30 bine yakın tirajı olan Apoyevmatini bugün 600’e düştü. Rumca bilmeyenler bile sırf destek olmak için abone oldu. Bu, bir gazeteyi çıkarabilmeye yetmiyor ama bu destekten sonra, “Ben bu gazeteyi kapatırım” demek mümkün değildi. Apoyevmatini, 1925’ten bu yana İstanbul’u, İstanbul Rum topluluğunun tarihini sütunlarında bulunduran bir gazete. Yalnızca haber olarak değil; ilanlar ve yapılan etkinliklerin haberleriyle birlikte bir kültürü yansıtıyor.

1925 yılından beri aynı yerden mi yayın yapıyorsunuz?
Hayır. İstiklal Caddesi’ndeki Suriye Pasajı’ndan kovulduk. Kiracılara ilişkin çıkan bir yasa nedeniyle taşınmak zorunda kaldık. Yaklaşık iki buçuk sene önce oradaki ofisimin kirası neredeyse 10 misline çıkacaktı. Bunu ödemek mümkün değildi. Çıkmak durumunda kaldım. Beni en çok üzen ise o binayı 1905 yılında diken mimarın amcalarımın amcası olması.
Sizden sonra bu geleneği kim sürdürecek?
Bir gün falcılara gidip soracağım istikbali ne olacak diye. Sekiz yıl sonra 86 yaşımda olacağım.
Gazeteci Oral Çalışlar bir televizyon programına davet etmişti beni, oğlum Minas ile birlikte gittim. “Ne olacak” dediler. “Oğlum burada, yetişiyor, bu işe devam edebilir” dedim. Ama yeter ki bu iş ona bir yaşam imkânı sağlasın. Bir tek ümidimiz var, o da eğer olursa, 1960’larda kesilen azınlık gazetelerine verilmesi gereken resmi ilanlar. Maalesef verilmiyor. Bu yüzden de kapanacak dedim. İki gün sonra Basın İlan Kurumu’ndan aradılar. “Müracaat ettiniz mi?” dendi. İlan almamız için her şey yolunda gitmeye başladı ama olmadı.

Neden?
Bunları Ankara’daki bürokratlara sormamız lazım. “Madem yıllar önce böyle uygun görüldü, böyle devam etsin” dendi sanırım. Resmi ilan vermeden başka bir yardım fonu kuruldu azınlık gazeteleri için. Biraz sadaka gibi. Agos gazetesi ile biz kabul etmedik başta. Diğer gazeteler kabul etti. Onlar alınca, biz de muhtaç olduğumuz için aldık. Üç sene aldık, sonra kesildi. Bir yıl sonra yine aldık, yine kesildi. Yani bir hakkın elde edilmesi için yasaya dayanarak bu hakkı alacaksın. Yasa olmadan, şu anda sözü geçen biri vesilesiyle yardım alacaksak, o destek bugün vardır, yarın yoktur.

İSTANBUL’DA SON YILLARDA GÖKDELENLER VE DİKINE ŞEHİRLEŞME TARTIŞMA KONUSU.

Peki eski bir İstanbullu olarak, İstanbul sizin için ne anlam ifade ediyor?
Şu anki İstanbul benim için bir şey ifade etmiyor. Ama eski İstanbul benim ilham kaynağım. Şiir yazsam, onu yazarım. Müzik yapacak yeteneğim olsa, adada rüzgârın çamların arasından geçerken çıkardığı bir ses vardır, onu kullanarak bir tını çıkarmaya çalışırım. Roman yazacaksam, Ahmet Ümit gibi İstanbul’la ilgili olur. Gazeteciliğim de bu konu hakkında. Apoyevmatini’nin altında da “İstanbul için, İstanbullu için, İstanbul kültürü için” yazar. Benim İstanbul’um Sur içindeki İstanbul. Beyoğlu, Boğaz’ın iki yakası ve Yeşilköy’e kadar olan kesim. 2002 ve 2003’te tekrar İstanbul’a yerleştiğimde, yazları Burgazada’ya gidiyorduk. Her yerde bir anım vardı. Yolda gördüğüm her kişi, selam aldığım, selam verdiğim kişiydi. Şimdi hiçbirini tanımıyorum, kimse de beni tanımıyor. Ama İstanbul’un kudretini yine de kabul ediyorum. Bugün yeni gelen kişiyi kendisine âşık etmesini biliyor. Ama benim İstanbul’um başka. Şu anda başkasının kucağında olan eski bir sevgili. Daha onu tanıyamıyorsun. Hâlâ o aşkı arıyorsun, o maşuku arıyorsun ama o yok. Eski İstanbul bir masal. Onu anlatmaya başlayacaksak, o masalla başlamak gerekiyor.

İstanbul kültürü nasıl bir dönüşüm geçirdi?
Dilimize Fransızcadan gelmiş bir kelime vardır. Nostalji. Nostalji esasında Yunanca iki kelimeden oluşur. Nostos ve algos. Algos kelimesinin anlamı acı, sancı demek. Nostos doğduğun yerdir. Nostalji, doğduğu yerden uzakta olmanın verdiği o sızıdır, o acıdır. Nostaljinin anlamı budur.
Bazen doğduğun yer senden uzaklaşıyor, değişiyor. Artık yok ortada. İstanbul’un bütün günahı, taşının toprağının altın olması. Ama bu ortaya çıktığında aynen El Dorado gibi altına hücum oldu. Charlie Chaplin’in ‘Altına Hücum’ filmi vardı. Orada altının içindeki sefaleti görürsünüz. Bir zamanlar İnkalar kendi topraklarındaki altınlardan sanat eseri yaratmışlar. Çünkü İnkalar orada doğup büyümüş. Oranın normal bir parçası olarak görmüş. Ama Avrupa’dan oraya gidenler kopartıp götürme çabasındaydı. İstanbul da aynı yağmaya uğradı. İstanbul’un eski haline dönmesi mümkün değil; ama eğer imar etmek istiyorsanız, dikmek yerine tam tersine yıkacaksınız. Taksim’den denize baktığınız zaman Ayasofya, Sultanahmet ve Zeytinburnu’ndaki gökdelenleri görürsünüz. Burada üç seçeneğiniz var. Ya olduğu gibi bırakırsın ya arkadaki gökdelenleri yıkarsın ya da Ayasofya ve Sultanahmet’i yıkacaksın ki o önem verdiğin gökdelenler güzel görünsün.

İSTİKLAL CADDESİ. İSTANBUL. 1930’LAR.

İstanbul’da yaşayanlar bu dönüşümü nasıl karşılıyor?
İstanbul’un nüfusu 1975’te 2 milyondu. Şimdi 20 milyon. Yani doğum oranıyla bu sayıya ulaşması imkânsız. Demek ki İstanbul’a gelen, İstanbul’un taşından toprağından istifade etmek için geliyor. Ne desin İstanbul için. “Yıkın, bizim de işimiz görülsün.” Boğaz’da yalılar var. Şimdi o yalıların yüzde 90’ı taverna olmuştur, restoran olmuştur. Gidin çok güzel anlar yaşarsınız. Sonra çekip gidersiniz. O yalıların 40-50 sene önceki halini tahayyül edemezsiniz.

Gidin Suriye Pasajı’na. O pasajı amcalarımın amcası Dimitri Vasiliadis’e sipariş eden kişiler beş aile. Arap kökenli ama Hıristiyan aileler. Bu beş aile Payitaht yani İstanbul ile Ortadoğu arasındaki ticareti elinde bulunduran kişilerdi. İskenderiye, Mısır, Ürdün,
Lübnan, Irak ve Suriye ile olan ticareti bu kişiler sağlardı. Beş katlı ve her katı bir daire olacak şekilde bina istediler. Her katta 35 oda bulunan bir bina yapıldı. Bu Arap kökenli aileler de kalabalık aileler. İmparatorluk parçalandıktan sonra bunların işleri de değişti. Türkiye’den çekip gittiler. Bugün her kat, her oda ayrı bir işyeri. Bunlar da Suriye Pasajı, onlar da Suriye Pasajı. Onlar da İstanbullu, bunlar da İstanbullu. O beş aile için Suriye Pasajı’nın anlamıyla bugün orada dürüm satan kişinin veya berber olan bir kişinin değerlendirmesi aynı mıdır?
Eskiden İstanbullu olmak bir diploma sahibi olmak kadar anlam ifade ediyordu. Şimdi ne demek?
İstanbul’da yaşamak zaten o eğitime teşne olduğunu gösterir, o eğitimi almış olduğunu gösterir. Belki okuman yazman olmayabilir ama İstanbul’da doğup büyümüşse İstanbullu gibi davranmayı öğrenirdi. Eskiden İstanbul’un nüfusunun artışı doğumla yüzde 70, yüzde 30 da dışarıdan gelenlerle olurdu.

Şimdi dışarıdan gelenler belki de yüzde 150’sini oluşturuyor. 100 kişi dışarıdan geliyorsa, buradaki bir kişi o 100 kişiye yeni bir yaşam usulü empoze edemez, öğretemez. Tam aksine, kendisi de onlar gibi davranmaya başlar. İstanbullu olma kültürü yazılı olan ya da olmayan yaşam kurallarına riayet etmekti. Mesela kızdığınız zaman adab-ı muaşerete uygun davranarak karşındakine haddini bildirmek. Bir fırına ekmek almaya gittiğinizde hepsini teker teker tutup da “Bu iyiymiş, bunu alayım” dememek. Bir dükkâna girdiğinizde “Bana onu indir” demek yerine “Affedersiniz hanımefendi, acaba o kumaşı yakından görebilir miyim?” demek. Dil bilgisi olarak emir halini kullansan bile vücut dilini rica olarak göstermek.

Bu değişime karşı neler yapılabilir?
19. yüzyılın geri gelmesi için, Fransız İhtilali’nin geri gelmesi, Dostoyevski Rusya’sının geri gelmesi için neler yapılabilecekse. Yani yapılabilecek bir şey yok. Bulduğunla iktifa edeceksin.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)