“Yeni Türk Müzigi Hareketi devrim yapacak”

Keman sanatçısı Prof. Dr. Cihat Aşkın, Türk müziğini makamsal ve hassas noktalarını koruyarak dünyaya tanıtıyor. Bu amaçla bir proje geliştiren Aşkın, “Türk müziğinde devrim yapacak bir eser hazırlanıyor. Bu, önümüzdeki kasım ayında seslendirilecek” diyor.
Yayın Tarihi: Mar 1, 2017
FavoriteLoadingBeğen 20 mins

Türkiye’nin dünya çapında tanınan, sevilen sanatçılarından keman üstadı Cihat Aşkın, müzik hayatı boyunca hem Türk hem de Batı müziğini başarıyla icra etti. Türk bestecilerin yapıtlarından müteşekkil albümler hazırlayan, konserler veren Cihat Aşkın, şimdi de ‘Yeni Türk Müziği Hareketi’ projesiyle gündemde. Sanatçı, bu projesiyle Türk müziğini, özünü koruyarak evrensel boyuta taşımayı hedefliyor.

Aynı zamanda İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda Profesör olan Cihat Aşkın ile ‘Yeni Türk Müziği Hareketi’, Doğu ile Batı kültürlerinin etkileşimi ve sanat hayatı hakkında konuştuk.

Hafız bir babanın oğlusunuz. Bu durum müziğe bakışınızı nasıl etkiledi?

Yetişmiş olduğu çevrenin bir insanın kişiliğinin gelişiminde etkili olduğuna inanıyorum. Çünkü çocuğun ilk ve en iyi öğretmeni annesi ile babasıdır. Ebeveynler kültürü sonraki kuşağa aktarır. Her kuşak, o kültürün içinde yaşayarak ve çevresinden de etkilenerek kendi kişiliğini bulur. Ben de ailemin taşıdığı kültürden etkilendim. Babamın hafız oluşu, onun müzikle iç içe bulunduğunun da göstergesi. Babam ben küçükken kulağıma hep ıslık çalarmış. Islık, tıpkı flüt ve kaval sesi gibi teskin edicidir. Babamın makamsal olarak okuduğu duaları, ilahileri, müzik örneklerini anımsıyorum. Bunlar bende iz bıraktı. Babam hafızlığının yanında narin yapılı, hassas, sanatkâr ruhlu bir insandı. Sanatçı yönümü ondan aldığımı düşünüyorum. Annem ise çok dirayetli, kafasına koyduğunu yapan biridir. Bu iki özellik bende birleşti.

Müziği meslek olarak seçmeye babanızın yönlendirmesiyle mi karar verdiniz?

İlkokula başlamadan evvel müziğe ilgim ortaya çıkmıştı. Annem benim müzisyen olmamı çok istemiş, beni o alana yönlendirmişti. Duyduğu ezgileri ezberleyen, halk oyunları için figürler yazan, şiir okuyan, koro yöneten bir çocuktum. Babamın beni çalıştığı yerin yakınında bulunan Beşiktaş Turizm ve Güzelleştirme Derneği’ne bağlı koroya yazdırması benim için dönüm noktasıdır. Bütün enstrümanları ilk defa orada gördüm. Kemanı orada tanıdım ve bu enstrümana âşık oldum. Bir seneye yakın, konservatuvara girene kadar devam ettim koroya. Dolayısıyla babamın ve annemin müziği seçmemde direkt etkisi oldu.

PROF. DR. CİHAT AŞKIN. KEMAN SANATÇISI. İTÜ TÜRK MÜZİĞİ DEVLET KONSERVATUVARI ÖĞRETİM ÜYESİ.

“Babam hafızlığının yanında hassas, sanatkâr ruhlu bir insandı. Sanatçı yönümü ondan aldığımı düşünüyorum.”

Türk musikisi konservatuvarında okudunuz, değil mi?

Evet. Onun da sebebi Türk müziği konservatuvarının evimize daha yakın olmasıydı. Yoksa ailemizde Batı müziği, Türk müziği ayrımı yoktu. Her iki türü de dinlerdik.

Türk müziği eğitiminden sonra Londra Kraliyet Müzik Koleji’ne gitmek neler kazandırdı size?

Açıkçası ben Batı müziğini yurtdışında değil, kendi konservatuvarımda öğrendim. Şimdiki adıyla İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı, o dönemde tüm müzik okullarına örnek olacak biçimde, hem Türk halk ve sanat müziklerinin hem de çoksesli Batı müziğinin öğretildiği bir okuldu. Biz orada eşit şartlarda tüm müzikleri öğrendik. Keman öğretmeni Ayhan Turan ile birlikte çalışmış olmanın klasik Batı müziğinde de varlık göstermemde büyük etkisi var. Türk müziğini ve Batı müziğini aynı anda öğrenmek benim için müthiş bir kazanç oldu. Yurtdışına gittiğimde Batı müziğini zaten biliyordum. Ancak orada Batı kültürünü öğrendim. Bu, benim estetik algımı geliştirdi.

Sizce Türk eserlerini dünyaya dinletmenin yolu nedir?

Türk müziğinin yurtdışında tanıtılması bizim o müziği disiplinler arası ne derece geliştirip genişletebildiğimizle bağlantılı. Eğer Türk müziği bugünkü şartları içinde kalırsa bunu yapmak zor. Maalesef bugün bizim kullandığımız teknik ölçütler dünyaya kıyasla geri durumda. Bizim yapmamız gereken, kendi müziğimizi dünyanın kabul ettiği teknik ölçütlerle ortaya çıkarmak ve sunmak. Batı’da bizdekine nazaran çok daha iyi bir kayıt teknolojisi var. Türk müziğini sahne sunumu, ses ve teknik olarak yeniden yorumladığımız takdirde kendimizi ifade etme şansımız çok daha faza.

Bu noktada ‘Yeni Türk Müziği Hareketi’ isimli projenizden bahsetmenizi rica edeceğim.

‘Yeni Türk Müziği Hareketi’ projesini, geleneksel müziğimizin günümüzün teknik imkânlarıyla yeniden yorumlanması gayesiyle başlattım. Tabii ki bu projenin içinde repertuara yeni eserler kazandırmak da var ama asıl amaç Türk müziğini yeni bir üslupla, anlayışla icra etmek. Eserler ister teksesli, isterse çoksesli yorumlansın, önemli olan bu.

 

“Bizim yapmamız gereken, kendi müziğimizi dünyanın kabul ettiği teknik ölçütlerle ortaya çıkarmak ve sunmak.”

 

Bu söylediklerinizden teksesli, makamsal bir eserin de evrensel olabileceği sonucunu çıkarabilir miyiz?

Tabii ki. Çünkü müzik bir bütündür. Aslında Batı müziği de ilk başlarda tıpkı Doğu müziği gibi makamsaldı. Batı dünyası daha sonra makamları terk ederek tonal sisteme geçti. Makamsal müziğin büyük zenginliği var ve biz bunlardan asla vazgeçmemeliyiz. Türk müziğinin bazı hassas noktaları bulunuyor. Bunlar koma sesler dediğimiz Türk müziğine özgü sesler, geçkiler, süslemeler… Özgür ruhla sunulması gereken özgün yanları var Türk müziğinin. O yüzden insanlarımız Türk müziğini, Batı anlayışıyla yorumlandığı zaman sevmiyorlar. Çünkü o zaman eserler hassas noktalarını kaybetmiş oluyor. Halbuki kendi seslerimizi, duygularımızı terk etmeyip eserlerimizi dünyanın kabul ettiği anlayışla ve son tekniklerle sunduğumuzda, kimsenin ortaya çıkan sonuca itirazı olmaz. Ancak biz bugüne kadar bunu yapmamışız. Eserler bilen insanlar tarafından düzenlenmemiş, organize edilmemiş.

Bu projede yalnız değilim. Değerli icracı ve bestekâr arkadaşlarım benimle birlikte. Halkımızın da bu konuda arkamda olduğunu biliyorum.

‘Yeni Türk Müziği Hareketi’ ile ilgili bana gelen e-postaların yüzde 100’e yakını olumlu. İnsanlar desteklerini bildiriyorlar. Bu proje kapsamında düzenlenen ya da bestelenen eserleri dinlediklerinde birtakım çoksesli yaklaşımlarla bize özgü seslerin üstünün örtülmediğini görecekler. Onları zenginleştirmek ve belirginleştirmek amacı taşıdığımızı herkes fark edecek.

‘Yeni Türk Müziği Hareketi’ kapsamındaki ilk konser ‘Yerli Halk Müziği ve Muzaffer Sarısözen’di. Neden Muzaffer Sarısözen?

Muzaffer Sarısözen, 20’nci yüzyılda halk müziğini Anadolu’dan derleyip radyolarda seslendirmiş bir insan. Binlerce, on binlerce türküyü kayda alan Sarısözen, akabinde de Yurttan Sesler Korosu’nu kurdu. Eğer Sarısözen olmasaydı halk müziği gelişemezdi. 1946’da kurulan Yurttan Sesler Korosu sayesinde Hakkâri’de söylenen bir türkü İstanbullunun kulağına geldi. İstanbul türküsü ise Karslının… Yurdun dört bir yanından türkülerimiz herkes tarafından dinlenebildi. Bu bir devrimdir. Muzaffer Sarısözen de “Bundan sonra besteciler, yorumcular benim topladığım bu eserleri kendi soyut çalışmalarında kullanabilirler” diye düşünmüştür. Bu nokta önemli. Yeni besteciler, yorumcular bunları kullanıp 21’inci yüzyılın müziğini inşa edecekler. Bugüne kadar yapılmayan buydu. Bu türküler sadece yorum olarak kaldı. Biz eserleri özüne sadık kalarak zenginleştiriyoruz. Yani Muzaffer Sarısözen’in istediğini yapıyoruz. Konserimizde Muzaffer Sarısözen’in oğlu Mehmet Sarısözen sahnede bir konuşma yaparak hareketimize destek verdi ve “Babamın istediği de buydu” dedi.

Sarısözen bir semboldü. Sarısözen’in benim için manevi bir anlamı da var. O da keman çalıyordu. Konservatuvarın keman bölümünden mezun olan çok değerli bir halk müziği araştırmacısıydı Muzaffer Sarısözen. Bu ilk konserde birlikte olduğumuz Cengiz Özkan da çok değerli bir müzisyen.

“Yeni Türk Müziği Hareketi projesini, geleneksel müziğimizin, günümüzün teknik imkânlarıyla yeniden yorumlanması gayesiyle başlattım.”

BUHURİZADE MUSTAFA ITRİ.

‘Doğu Batı Buluşması’ temalı ikinci konserinizi de 8 Şubat’ta verdiniz. Ondan da söz edebilir misiniz?

O konserde Doğu ile Batı’nın kucaklaşması vardı. Türkiye toprakları iki medeniyetin birleştiği bir coğrafyada. Eski Anadolu ve Mezopotamya uygarlıkları bu topraklarda doğup yerleşmiş. Batı medeniyetinin temelini oluşturan eski Yunan medeniyeti de bu topraklarda ortaya çıkmış.

Ben devlet büyüklerimizin yerinde olsam bu konuları çok daha fazla kültür ve sanatla işler ve dünyaya bizi bu yönümüzle tanıtırdım. Bu iki dünyanın kucaklaşması kendi içimizdeki barışla mümkün olacak diye düşünüyorum. Kendi içimizde barışı temin edip dünyaya Doğu ile Batı medeniyetinin barışmasının bu şekilde olabileceğini söyleyebiliriz.

Türk müziğinde 19’uncu yüzyıldan itibaren Batı tandanslı eserler üretilmiş. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu, II. Mahmud döneminden itibaren teknolojik gelişimini sağlamak için Batı’ya kapılarını açtı. Bu dönemde bestekârlar yetişti. Onların en önemlilerinden Dede Efendi ‘Yine Bir Gülnihal’ isminde vals formunda bir eser besteledi.

Batı müziği Türk kültüründen etkilendi mi?

Evet. Batı da bizim kültürümüzden, müziğimizden etkilendi, beslendi. Osmanlı topraklarındaki kültürel akımların etkisiyle Batı’da alaturka modası ortaya çıktı. Wolfgang Amadeus Mozart ‘Saraydan Kız Kaçırma’, ‘Zaide’ gibi operalarında ve ‘Türk Marşı’nda Türk motiflerini kullandı. Haydn ‘Türk Marşı’nı, Joseph Fux ise ‘Yeniçeri Senfonisi’ni besteledi.

Ludwig van Beethoven’ın en bilinen eseri ‘9. Senfoni’de de Türk müziği etkisi vardır aslında. Biliyorsunuz koro bölümleri de içeren bir senfoni olması hasebiyle devrimci bir niteliği vardır ‘9. Senfoni’nin. Koroyu da işin içine katarak o güne kadar görülmemiş tarzda bir senfoni yaratmış Beethoven. Korolu kısmın ortasında müzik kesiliyor ve uzaktan Türk marşı duyuluyor. Yani koro susup doğudan gelen sesi dinliyor. Bir müddet sonra karşıtlar aynı eserin içinde birleşiyor. Eserin teması ise insanların kardeş olması üzerine kurulmuş. Yani Beethoven müziğiyle ve felsefesiyle Doğu ile Batı’yı birleştiriyor.

JOHANN SEBASTIAN BACH.

Siz Doğu ile Batı’nın buluşmasında hangi bestecileri bir araya getirdiniz?

Bach ile Itri’yi, Mozart ile Dede Efendi’yi buluşturdum. Bizim müziğimizden, Saadettin Kaynak’tan bazı eserler seslendirdik. Anonim eserler de yorumladık. Bir Azeri halk şarkısı da vardı programda. Ses sanatçısı Dilek Türkan kendi repertuarını dinleyicilerle paylaştı. Opera sanatçısı, bas Tevfik Rodos ise Türk müziği eserleri seslendirdi. Eserler yeni düzenlemelerle sunuldu ve çok beğenildi. Tarihî açıdan önemli bir konserdi. Çünkü Doğu ile Batı ilk defa bu kadar yankı yapan bir projede buluştu.

“Batı dünyası bizim kültürümüzden, müziğimizden etkilendi, beslendi. Osmanlı topraklarındaki kültürel akımların etkisiyle Batı’da alaturka modası ortaya çıktı.”

‘Yeni Türk Müziği Hareketi’ kapsamında bundan sonra ne tür çalışmalar yapacaksınız?

Bu yılın ekim, kasım ve aralık aylarında üç proje daha yapacağız. Ancak temalarını açıklamayı arzu etmiyorum, sürpriz olmasını istiyorum. Fakat şöyle bir ipucu verebilirim: Bu temalardan biri daha önce hiç yapılmamış, devrimsel nitelikte bir eser olacak. Bu eser şu an hazırlanıyor ve inanıyorum ki Türk müziğinde devrim yapacak. Projenin geniş bir besteci ayağı da var.

‘Cihat Aşkın ve Küçük Arkadaşları’ (CAKA) projeniz şu an ne aşamada?

CAKA projesi 2001’de fikrî, 2004’te ise fiili olarak başladı. Geçen sene CAKA ile ilgili bir DVD yayımlandı. CAKA şu anda bir federasyon şeklinde Türkiye’nin 12 şehrinde mevcut. Buralarda arkadaşlarımız projeyi yürütüyor. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde müziğe yetenekli ve bu sanatın hayatının içinde yer almasını isteyen çocuklarımız var. Bunların içinden hem profesyonel müzisyenler hem de müziğe hobi olarak yaklaşanlar çıkıyor. Hepsine saygı duyarak bu projeyi yürütüyoruz. İnsanlar sanatla, estetikle ne kadar çabuk tanışırlarsa o kadar çok çevreyi korurlar, kendileri ve memleketleri için faydalı işler yaparlar. 13 Şubat’ta Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin desteğiyle bir konser yapıldı. CAKA Projesi’nden mezun olan çocuklarımız burada sahne aldı. CAKA’nın son şubesi ocak ayında Trabzon’da açıldı. Zaman zaman şubelere gidip seminerler veriyorum, çocuklarımızı tanıyorum. En son ocak ayının sonunda Afyon’da kış okulunu gerçekleştirdik. Bu çalışmalara aralıksız devam ediyoruz.

“Beethoven’ın ‘Dokuzuncu Senfoni’sinde Türk müziği etkisi var. Bu eserin, koronun seslendirdiği kısmının ortasında müzik kesiliyor ve uzaktan Türk marşı duyuluyor.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)