“Yazmayı çok seven bir müzisyenim”

Roman yazmayı bıraktığını açıklayan Tuna Kiremitçi, artık sadece şiir ve şarkı sözleri yazıp, müzik yapıyor. “Müzik en büyük aşkım” diyen Kiremitçi, 10 düetten oluşan son albümünü ve müzik endüstrisindeki dönüşümü anlattı.
Yayın Tarihi: Nis 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 21 mins

Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları’ adlı albüm projeniz nasıl başladı ve nasıl bir süreç oldu sizin için?

Projemiz, Pasaj Müzik’in sahibi, eski dostum Murat Doğan’ın bir fikri olarak başladı. Bir gün beraber çay içerken, “Tuna sen yıllardır şarkılar yazıyorsun. Artık gel sana özel bir proje yapalım. Geçmişte yazdığın, söylediğin ya da henüz daha piyasaya çıkmamış bestelerinden 10 tanesini seç, 10 solist arkadaş belirle, onlarla düet olarak seslendir, bunları kaydedelim, sonra da her ay dergi çıkartır gibi bir tanesini yayımlayalım. Daha sonra da albüm yaparız” dedi. Geçen senenin başlarında oldu bu konuşma. Benim de profesyonel şarkı yazarlığı hayatımın 20’nci senesiydi. Bu yüzden sevinerek kabul ettim. Kendi kendime tribute albüm yapacakmışım gibi oldu. Sonra Pamela (Spence) ile birlikte seslendirdiğimiz ‘Uçmak İstiyorsun’ şarkısını Haziran 2016’da YouTube’daki kendi kanalımız Garaj Stüdyo’da yayımlamaya başladık. Bir de söz verdik dinleyiciye: “Türkiye’de ne yaşanırsa yaşansın, başımıza ne gelirse gelsin, her ay size bir şarkı sunacağız.” Biz yola çıktıktan sonra dünyada ve Türkiye’de yaşanmayan kalmadı gerçekten. 15 Temmuz yaşandı biz başladıktan sonra. Çok zor ve acı süreçlerden geçildi ama biz sözümüzü tutmayı başardık. Böylelikle dinleyiciyle aramızda bir çeşit yol arkadaşlığı ilişkisi kuruldu. Her yayımladığımız şarkıda yeni dinleyiciler katıldı bize. Sonunda belli bir sayıya ulaşınca, söz verdiğimiz üzere albümü yayımladık.

10 düetin 10’unda da kadın sanatçıların tercih edilmesinin özel bir sebebi var mı?

Şarkılarımız genelde sevda üzerine. Dolayısıyla bir kadınla bir erkeğin düet yapması bana dramatik olarak daha doğru geliyor. Bir de ses rengim bariton. Kadın sesleriyle birlikte, müzikal bir yapı içinde daha güzel tınlıyor. Bu yüzden kadınlarla birlikte yapmak istedik.

Şarkılarınızı YouTube’da yayınladınız. Teknoloji nasıl dönüştürüyor müzik dünyasını?

Aslında müzik dünyasının geldiği nokta bizi böyle bir proje yapmaya itti. Albümler satmıyor. Albüm algısı değişti artık. Konsept albüm olmadığı sürece, insanlar albüme pek teveccüh göstermiyor. Yapımcılar da öyle. Dolayısıyla sosyal medya ve internet vesilesiyle tek tek şarkıları takip ediyorlar. Fakat müzik dünyası bir tıkanıklık içinde, medya da öyle. Alternatif kanallar bulmak artık çok zor. Müzik televizyon kanalları izlenmiyor artık, radyoların yapıları değiştiği için alternatif müzikleri çalamıyorlar. Gençler kendilerince buna bir çözüm bulmuşlar. Mesela Sofar gibi YouTube kanalları var. Buralarda genç müzisyenler ellerine gitarlarını alıp şarkılarını söylüyorlar. Oradan onbinlerce dinleyiciye ulaşıyorlar. Kendi yaşıtlarıyla iletişim kuruyorlar. Oradan çıkıp konserler vermeye başlıyorlar. Hatta içlerinden Kalben, Sena Şener gibi isim sahibi şarkı yazarları da çıkıyor. Biraz onlardan ilham aldık. Bugün genç bir müzisyenin dinleyicisine ulaşmak için Unkapanı ile plak şirketleriyle ya da medyayla boğuşmasına çok gerek yok. İnternet kanalları onlara çok güzel imkân sağlıyor. Biz o gençlerden feyz aldık aslında. “Şarkılarımızı kaydedelim, çok masraflı olmayan klipler olsun, sadece müziğin hissini verecek çekimler yapalım ve her ay bunları yayımlayalım, kendi kanalımızdan yayımladıkça keşfedilir” dedik. Reklam da yapmadık. Günümüzün duygu ve düşünce ağırlıklı müzikten hoşlanan dinleyicisi, medyanın gözüne sokmak istediklerini dinlemiyor. Kendisi keşfetmek istiyor. Biz de insanlar bizi kendileri keşfetsin, reklam yapmayalım istedik. Yolculuk ilerledikçe de haklı çıktık. Her şarkıda yeni dinleyiciler bize katıldı. Bu da aslında hayatımın en anlamlı sanatsal yolculuğu oldu.

Müzik, toplumdaki değişim dalgasından nasıl etkileniyor?

Eskisiyle arasında bu anlamda çok büyük bir fark yok. Eskiden de ana akım pop vardı. Biz bu yola çıktığımız zaman 1990’lar popu vardı. Yer gök o şarkılarla inlerdi. Ama bir taraftan Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok gibi alternatif müzik yapanlar vardı. Dinleyici kendi seçimini yapardı. Biz de ozan geleneğini seçtik. Onları takip ettik. Bulutsuzluk Özlemi, Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok’u takip ettik ve onlardan beslenerek kendi çizgimizi oluşturduk. Bugün de çok fazla değişmiş değil. Bugün de ana akım pop var. Her radyoyu açtığınızda, altı ay sonra kimsenin hatırlamayacağı şarkılar çıkıyor karşınıza. Ama sosyal medya ve internet sayesinde, alternatif duygu ve düşünce ağırlıklı müziklere ulaşmak daha kolaylaştı. Yani teknoloji, alternatif müzik için avantaj haline geldi. Eğlence amaçlı müziği küçümsemek için söylemiyorum, o da müzik dünyasının bir parçası. Ama bir tarafta eğlence ağırlıklı, eller havaya müziği vardır; bir tarafta da daha duygu, düşünce ağırlıklı müzikler vardır. Dünyada her zaman böyledir aslında. Değişen şartlar içerikleri belirler sadece. Eğer iktidardan yana bir rahatsızlık varsa protest müzik tercih edilir. Ama bu, her dönem olduğu için her zaman protest müzik vardır. Özgün müzik diye başlı başına bir tür vardır mesela. Biz o zaman Kumdan Kaleler adlı grupla müzik yapıyorduk. Şimdi olsa Kumdan Kaleler, Kadıköy’de bir ‘indie’ grubu olurdu. Biz ‘indie’ymişiz mesela. Bilmiyorduk o zaman bu tabirleri. Müzik dünyasındaki tıkanmaya rağmen, alternatif müzikle para kazanmak zorlaşmasına rağmen, gençlerin müzik üretiminde çok büyük bir patlama yaşanıyor ve çok yetenekli gençler var. Bence toplumsal krizler ya da sert dönemler paradoksal bir şekilde yaratıcılığı besliyor. Yani İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyada sanatın patlaması gibi bir şey. Dünya çok zor bir süreçten geçiyor ve Türkiye de bu karmaşanın ortasında kaldı. Çok fazla acı var ama umut da var bir taraftan. Bu yüzden müziğe daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Bir şekilde maneviyatı ayakta tutmak lazım. Bundan dolayıdır ki insanlar müzik yapıyor ve dinliyor. Çok fazla çeşitlilik var. İnsanlar tepkilerini sanatla gösteriyor.

Neden roman yazmayı bırakma kararı aldınız?

Özel bir sebebi yok. Yazacağım romanları yazdım. Zaten önemli bir romancı olduğumu düşünmedim açıkçası. 10 tane roman yazdım, amacım da buydu. Quentin Tarantino’nun “10 film yaptıktan sonra bırakacağım” demesinden esinlenerek, ben de roman yazmaya karar vermiştim gençliğimde. Yazdım ve başka da roman yazmak gibi bir isteğim yok; bu yüzden de bıraktım. Ama iyi bir edebiyatseverim. Edebiyat dünyasının içerisinde geçirdiğim yıllara da minnettarım. Çünkü kendi kuşağımın gerçek yazarlarıyla arkadaşlık etme fırsatım oldu bu sayede. Onlardan çok şey kaptım. Yazmayı da bırakmış değilim. Şiir yazıyorum, Ot dergisine yazdığım yazılarla kısa öyküler biriktiriyorum. Yazmayı çok seven bir müzisyenim.

Peki tekrar bir roman yazmak isteseniz?

Belki takma isimle yazarım. Emekli olunca Ankara’ya taşınıp takma isimle polisiye yazabilirim.

Çevreniz bu kararı nasıl karşıladı?

Önce “Hay Allah” dediler. Sonra tüm zamanımı müziğe ayırdım ve bu bana öyle iyi hissettirdi ki, beni mutlu gördükleri için sevindiler. Çünkü müzik benim en büyük aşkım. Çünkü hiçbir yerde müzik yaparken olduğu gibi rahat hissetmiyorum. Müzik yapmaya ara vermiş olduğum dönemler var. Bunları telafi etmek için çok severek sarıldım müziğe. Başta kaygılanan eş dost da doğru bir karar verdiğimi gördü.

Kendinizi daha önce 21’inci yüzyıl yazarı olarak tarif etmiştiniz. Bu ne demek?

Şarkı yazarı olarak söyleyebilirim artık. 21’inci yüzyılda hangi sanatla uğraşıyorsanız, sanatı karşılıklı bir bütün olarak görmenizde bir fayda var bence. “Sadece kendi sanatımla ilgileniyorum, gerisi beni ilgilendirmez; kargadan başka kuş tanımıyorum” diyerek yaşayamazsınız. Müzisyenseniz edebiyattan, resimden, heykelden haberdar olmanız lazım. Aynı zamanda yazarların da öyle. Günümüz yazarlarına bakarsanız, çoğunun böyle olduğunu görürsünüz. Bazısı sinemayla, bazısı tiyatroyla, bazısı resimle uğraşıyor. 21’inci yüzyıl dünyası böylesi bir sanatçı tipini, yani Rönesans tipindeki sanatı geri çağırıyor dünyaya. Yani diğer sanatlardan beslenmekten korkmamak lazım. Kendimi önemli bir romancı olarak görmesem de roman yazdığım dönemde kurduğum arkadaşlık ilişkilerine çok şey borçluyum. Bugün yazdığım şarkılarda, bunlardan beslendiğim çok şeyler var.

Sanatın başarısı ölçülebilir mi?

İnsan ancak öldükten sonra gerçek bir yazar oluyor. Ben de yazar değilim, müzisyenim. Öldüğünüz zaman, sizin fani varlığınız yazdığınızla okur arasından çekildiğinde, gerçekte yazdığınızın bir değeri olup olmadığı ortaya çıkacak. Zaman bunu belirler. Bu da tek ilahi adalettir.

Türkiye’deki müzik endüstrisi ne durumda?

Artık öyle bir endüstri yok. Eskiden bir müzik endüstrisi varmış ve insanlar hep bundan şikâyet ederlermiş. Şimdi öyle bir endüstri kalmadı. Şu anda herkes kendi gemisini kurtarmaya çalışıyor. Bu yüzden de eğlence amaçlı müzik para kazandıracak diye ona yatırım yapılıyor. Eskisine göre kötü olan şeylerden biri de radyocuların artık müziğin gündemini belirleme imkânlarının kalmaması. Eskiden bir disk jokey, bir müzik keşfettiği zaman onu büyük bir aşkla dinleyicileriyle paylaşırdı ve o müziği o keşfetmiş olurdu. Mesela bizi Beyazıt Öztürk keşfetmişti. Radyo D’de DJ’lik yaparken her gün çala çala Kumdan Kaleleri o tanıtmıştı Türkiye’ye. Artık radyoların böyle bir şey yapma imkânı yok. Çünkü müzikler tek bir merkezden, robotlar tarafından belirleniyor. Ancak sizin şarkınız internette, sosyal medyada patladığı zaman çalmaya tenezzül ediyorlar. Halbuki tam tersi olması lazım. Müzik televizyonları neredeyse izlenmez duruma geldi. İnternet dışında bir kanal yok. Dolayısıyla bir müzik endüstrisinden bahsedemeyiz. Ama bu bir avantaj da olabilir. Bir yandan da müziği özgürleştiriyor. Bugün gençlerin yaptığı da bu aslında. Endüstriyi baypas edip doğrudan dinleyiciye ulaşıyorlar. Ben seviyorum onların bu zeki ve çevik hallerini. Biz de onlardan esinleniyoruz.

Mimar Sinan Üniversitesi’nde sinema bölümünde öğretim görevlisisiniz. Öğrencilere anlattıklarınızın özü nedir?

Bizim okulumuzu Yeşilçam yönetmenleri kurmuş. Metin Erksan gibi Yeşilçam sinemasının kült yönetmenlerinin sınıflarında okuduk. O okuldan çıkan birçok yönetmen bugünün yeni Türk sinemasını kurdu. Mimar Sinan Üniversitesi, Yeşilçam ile günümüz sineması arasında bir ara halkadır aslında. Bugün o bilgileri şimdiki gençlere aktarmaya çalışıyoruz aslında.

Türkiye’deki sinema-dizi sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sinema bütün disiplinleri kendisinde buluşturan bir sanat olduğu için müziğin yeri onun içerisinde çok fazla. Dizilerin toplum üzerindeki etkisi çok yoğun. Şarkılarımız dizilerde çaldığı zaman dinleyiciye daha kolay ulaşıyor. Dizici arkadaşlar da şarkılarımızı beğendikçe yer veriyorlar. Dizi alanında ciddi bir sektör var. Kız kardeşim dizi sektöründe çalışıyor ve onun aracılığıyla takip ettiğim kadarıyla çok yoğun bir üretim var. Bir iş kolu olarak da gerekli ve etkili görülüyor. Oyuncular ve müzisyenler için de öyle. Müzik sektörü de dizi sektörü de birbirine yaklaşıyor.

Gençlerde nasıl bir kültür sanat yönelimi var?

Bana kendi gençlik dönemimi hatırlatan bir kesim var. Kendileri keşfetmek isteyen, medyanın kendi gözlerine soktuklarını kabul etmeyen, araştıran, keşfettikleri sanatçıları sonuna kadar takip eden yaratıcı bir gençlik var. Diğer taraftan ne verirseniz onu yiyen bir kesim var. İçerikler değişiyor ama bu fark değişmiyor bence. Yaratıcılıktan yana olan gençlerden biz etkileniyoruz. Çünkü biz artık gençlerden öğrenecek yaştayız. Beni dinlemeye genelde gençler geliyor. ‘Sana Dair’, 1990’larda yazılmış bir şarkıdır ama Gonca Vuslateri ile söylediğimiz zaman gençler yeniden keşfetti. Yani çok çabuk keşfediyorlar.

Buna benzer projeleriniz olacak mı?

Benim tek projem var, o da şarkılarımı yazıp söylemek. Onun dışında bunu nasıl sunacağımızı Pasaj Müzik’le oturup karar vereceğiz yıl sonunda. Ben evde şarkı yazmaya devam ediyorum. Cep telefonum tek gitarla çalınmış şarkı taslaklarıyla dolu. Onların bazıları yavaş yavaş olgunlaşıyor. İyice olgunlaşmış olanları stüdyoya girip kaydediyoruz. Nasıl sunacağımızı daha sonra düşüneceğiz. Bir kitabım çıktı. Şiirlerimi ve şarkı sözlerimi Karakarga Yayınları kitap haline getirdi. Çok güzel bir hediye oldu benim için. 17 yaşımdan beri yazdığım şiirler ve şarkı sözlerinden bir seçme var kitapta. İzmir Fuarı’nda kitabın imza gününü yapacağız. Şiir yazmaya da devam ediyorum bir taraftan.


Şarkılarınızda, şiirlerinizde yer vermek istediğiniz konular nedir?

En çok sevdiğim şarkılar, iki insan arasındaki ilişkiden başlayıp bir taraftan da dünyanın hallerine, insanın hallerine, memleketin de durumuna değinen katmanlı şarkılardır. Ben de öyle şarkılar yazmak istiyorum. Ingeborg Bachmann’ın bir sözü vardır, “Faşizm, iki insan arasındaki ilişkiden başlar” diye. Bence demokrasi ve özgürlük de oradan başlıyor. İki insanın ilişkisinden yola çıkarak insanın bütün hallerinden söz etmek mümkün. Benim de en sevdiğim şarkılar böyle ve bunları yazmayı seviyorum.

Bu aralar ne okuyor, ne izliyorsunuz?

Son zamanlarda çok fazla polisiye okuyorum ve izliyorum. ‘True Detective’, Danimarka yapımı ‘Köprü’ dizisi, ‘Sherlock Holmes’u, yerli diziler içinden ‘Masum’u izliyorum. Genellikle polisiye ve ajanlık üzerine filmlere merak sardım. Kendi yazar arkadaşlarımın kitaplarını takip ediyorum bir taraftan. Nermin Yıldırım’ın yeni romanı ‘Dokunmadan’ı, şimdi de Alper Canıgüz’ün ‘Kan ve Gül’ünü.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)