Türk müziği Türkiye gibi derin

Anjelika Akbar, besteleriyle Türkiye’yi uluslararası platformlarda yıllardır temsil eden bir piyanist. Doğup büyüdüğü Kazakistan’ı geride bırakarak 27 yıl önce geldiği ülkemizden bir daha kopamamış. Yıllar önce Türk vatandaşlığına da geçen Akbar, bugün dünyanın en tanınmış piyanistleri arasında gösteriliyor. Akbar ile müziğini, Türkiye’ye olan sevgisini ve manevi yolculuğunu konuştuk.
Yayın Tarihi: May 31, 2017
FavoriteLoadingBeğen 12 mins

Anjelika Akbar

Kendinizi bir ‘yolcu’ olarak tanımlıyorsunuz. Bu yolculuk nasıl başladı ve şu an bu yolculuğun neresindesiniz?

Hepimiz olduğu gibi, ben de yolcuyum… Bu yolculuk aslında sonsuz. Nereden baktığımıza bağlı. Bir yandan bu dünyaya gelmek ilk adımdır. Diğer yandan, kendini tanımaya başlamak, ben kimim ve niçin buradayım sorusu bir başka ilk adımdır. Niçin geldiğini keşfedip bunun için bir adım atmak, farkında olarak yürümeye başlamak da bir ilk adım sayılır. Bana göre aslında, biz her an yolculuğumuzun ilk adımını atıyoruz. Aynı zamanda sonsuz bir devinimin içinde o tek tek adımlar muhteşem bir örgü oluşturuyor.

Müzik yoluyla enerji aktarımına yöneldiğinizi söylemiştiniz. En çok neyi aktarmak istiyorsunuz?

Bu, tam böyle değil. Ben kişisel olarak enerjiyi bir yere aktarmıyorum. Müziğin kendisi zaten enerji, aslında her şey olduğu gibi. Çünkü müzik bir titreşimdir. İnsan vücudu da atom yapısı açısından bakılırsa titreşimden ibaret. Yani tüm çevremizi titreşen enerji hareketi olarak ele alırsak, müzik aktarımı insanın bünyesini sadece ses olarak değil, onu çok daha derinden etkileyen enerji olarak etkiler. Bu yüzden de tüm sanatlar arasında insanı en çok etkileyen sanat dalı müziktir. Müzikte söz yoksa bile, insanı ağlatabilir, güldürebilir, birçok duyguyu yaşatabilir. Besteci veya müzisyenler ise bu anlamda sadece aracıdır. Daha fazlası değil. Ben de öyleyim.

Türkiye’de bir vatandaş olarak nasıl yaşıyorsunuz?

Çok büyük ve iddialı konuşmamak lazım ama evet, ben Türkiye’yi çok seviyorum ve burası benim de ülkem. Birçok ülkede yakın akrabalarım yaşıyor. Defalarca beni o ülkelere taşınmam için çağırdılar ama artık ikna etmenin mümkün olmadığını anladılar. Ben duygularla yaşayan bir insanım ve karar verirken kalbimi dinliyorum. Ve kalbim bana Türkiye diyorsa, Türkiye’dir. Tek vatandaşlığım var. Birçok kişi çift vatandaşlığımın olduğunu sanıyor. Hayır, değil. Ben Türkiye vatandaşıyım.

ANJELİKA AKBAR TÜRKİYE TANITMA FONU TARAFINDAN DÜZENLENEN ETKİNLİKTE ULUSLARARASI BAŞARI ÖDÜLÜNE LAYIK GÖRÜLDÜ.


Müzik sizin için notalardan çok fazlası. Mesela renk. Sizdeki Türkiye’nin rengi nasıl?

Türkiye’nin notası ve müziği nasıl tek değilse, tek renk de olamaz benim için. Zaten en cezbedici noktası da budur benim için. Karşıtlar birliği… Tekdüze değil, sentez de değil, kucaklaşma, mozaik… O yüzden olsa olsa gökkuşağıdır… O bile sadece yedi renk olduğu için, yetersiz kalır.

Türkiye ve İstanbul’da en çok nereleri seviyorsunuz? Mesela çarşı, pazar gezer misiniz?

Türkiye’de çok sevdiğim şehirler var. İstanbul benim için büyük önem taşıyor. Onun yanı sıra İzmir, Ankara, Eskişehir, Konya, Bursa, Antalya da çok sevdiğim şehirlerdir. İstanbul içinde ise en çok Boğaziçi’nden geçen köprüleri seviyorum. İki kıta arası yolculuğunu seviyorum. Çarşı, pazar gezer miyim? Çok değil. Ama mesela Mısır Çarşısı’nı çok severim, Kapalıçarşı’yı da… Onlar çok özel ve güzel yerler.

İlk geldiğiniz İstanbul ile şimdiki arasında nasıl farklar gözlemlediniz?

Modernleşti, daha temiz oldu. Ne yapabilirim, gözüm olumlu şeyleri görüyor. Bana itiraz ederler belki; plansız yapılaşma, beton gibi… Ama burası dünyanın en büyük şehirlerinden biri, olur öyle şeyler, kolay değil bu devi ayakta tutmak. Eminim ileride çok daha planlı ve düzenli hale gelecek.

Türkiye siyasetini yakından takip eder misiniz?

Normalde siyaseti takip etmem. Fakat bazı durumlarda ister istemez temas oluyor. Mesela Türkiye- Rusya krizi beni çok derinden yaralamıştı, bünyem bunu kesinlikle kabul etmiyordu ve reddediyordu. Haftalarca ağladığımı biliyorum. Ve bunun düzelmesi için kendi çapımda birçok adım atmaya çalışıyordum. Siyaset tek başına benim ilgi alanım değil ama verdiğim örnekte olduğu gibi çok global bir şekilde ülkeleri etkileyen olaylarda elbette kendimi ayrı tutmam mümkün değil. Ayrıca uluslararası siyasetin bence en önemli unsurlarından biri, kültürel diplomasidir. Buna çok önem veriyorum ve yaptığım çalışmalarda, işbirliği gerçekleştirdiğim kurumlar ile bu unsura hizmet edecek öğeleri özenle seçmeye çalışıyorum.

 

 

Türkiye’nin notası ve müziği nasıl tek değilse, tek renk de olamaz benim için.

Sanat, toplumsal uzlaşmayı nasıl sağlar?

Çok güzel, önemli bir soru. Öncelikle sanat ile uğraşan insanlar eğer farkında olan ve kendileri ile barışık olan insanlar ise onların hali sanatlarına yansır. Sanat çok geniş bir kavramdır. Sanat ile uğraşan insanın ruh hali, o sanat eserlerini algılayan, o eserler ile temas eden insanların o anki ruh hali çok önemli. Dediğim gibi, kendi içinde barışı en azından yaşamaya çalışan bir sanat insanı söz konusu ise hem kendi davranış ve söylemleriyle hem de ürettikleriyle insanlara etki eder. Sanat dili, hangi sanat dalı olursa olsun olağanüstü bir güçtür. Çok heyecan verici. İnsanların farklılıkları ve zıtlıkları üzerine değil, aynı paydada buluşabilecekler üzerine bir zemin hazırlar sanat ürünleri.

Toplumsal uzlaşma çok kapsamlı ve sadece sanat yolu ile çözülecek bir konu değil. Ama sanatın, salt sanat olduğu için değil, sanatı üreten kişilerin hayatlarındaki vizyonu ve ilham alma, ilham verme gücü sayesinde önemli bir faktör olduğunu düşünüyorum.

BACH ALLA TURCA MÜZİKALİ’NİN KOREOGRAFİSİ ANJELİKA AKBAR’IN DÜZENLEMELERİNDEN YOLA ÇIKILARAK HAZIRLANDI.


Yeni projeleriniz nelerdir?

Boyut Yayın Grubu ile ve One’s Media ile neredeyse dört senedir ortak çalışıyoruz. Beraber ‘Pitoresk İstanbul’ adlı projeyi, ayrıca ‘Ayvazovski’nin İstanbul’u’nu yaptık. Bülent Özükan (Yayın Yönetmeni) ve Murat Öneş ile (Boyut Genel Sanat Yönetmeni ve One’s Media sahibi) görsel sanatları, müziği, teknolojiyi birleştiren projelerle üretmeye devam ediyoruz. Özellikle Türkiye’nin değerlerini yansıtan çalışmalar bizim önceliğimiz. Besteci olarak birkaç albüm projem var, bazıları için destek gerekiyor, o kısmı çözüldüğü zaman albümleri ve onların konserlerini sürdüreceğim. ‘Pitoresk İstanbul’ ve ‘Ayvazovski’nin İstanbul’u’ projelerini özellikle Avrupa ve Rusya’ya götürmeye çalışıyoruz. Kültürel diploması örneği olarak bu çalışmalar önemli bir unsur. Ayrıca Yunus Emre Enstitüsü’yle ilgili çoktandır bir temasımız var. Boyut ve One’s Media ile beraber ürettiklerimizi farklı ülkelere değişik formatlarda, Türkiye adına taşıyacağımızı düşünüyorum.

Savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan sanatçı mülteciler var. Bu sanatçılarla birlikte projeleriniz var mı?

Benim şahsen böyle bir çalışmam olmadı. Ama bence bu insanlara, temsil ettikleri sanat dallarına göre mutlaka iş alanları sunulmalı. Avrupa’da bunun örnekleri var. Mesela Suriyeli mültecilerinden oluşan bir senfoni orkestrası bunun en büyük örneklerinden biri. Tabii bu çalışmalara ya devlet ya da özel sektörden maddi destek gerekiyor.

Türk müziğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk müziği, Türkiye’nin kendisi kadar derin ve çeşitli, renkli ve cezbedici. Beni en çok etkileyen türküler ve ilahiler, özellikle de ilahiler. Çünkü ‘ilahi’ denilen bir müzik formu aslında kodlanmış olarak büyük manevi hakikatleri kısa ve öz kodlar şeklinde yansıtıyor. Hazır olmayanlar ilahileri sadece sözlü müzikler olarak dinler. Biraz daha içine girmek isteyenler orada büyük derinlik bulur. Tamamen hazır olanlar ilahileri bir yol tarifi olarak bile kullanır.

Hangi sanatçıları takip ediyorsunuz?

Türkiye’de birçok sanat dalında çok değerli dostlarım var. İsimlerini vermeyi tercih etmiyorum; çünkü isimleri sayarken istemeden birilerini unutabiliyoruz. Bu da karşıdaki insanı üzebiliyor. Ama diyebilirim ki, Türkiye sanatçılar açısından cevherler ülkesidir.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)