Türk-İslam Dünyasında Dayanışmanın Sembolü Vakıf Kültürü

Hz. Ömer döneminden günümüze kadar gelen vakıf kültürü, Osmanlı’da sosyal ve ekonomik hayatın belkemiğini oluşturuyor. Prof. Dr. Abdülkadir Özcan, Türk-İslam dünyasındaki vakıfların öneminin altını çiziyor.
Yayın Tarihi: Şub 8, 2017
FavoriteLoadingBeğen 15 mins

Günümüzde modern devletin yapmakta olduğu çok sayıda kamu görevini yüzyıllarca başarıyla yerine getiren vakıflar, Türk-İslam dünyasındaki yardımlaşma kültürünün en somut göstergeleri. İlk kez Hz. Ömer döneminde ortaya çıkan vakıflar, tarih boyu dayanışma duygusunun kurumsallaştığı sistemler olarak bugüne kadar ulaşmış bir kültür. Özellikle Osmanlı döneminde temel bir sosyo-ekonomik sistem olarak var olan vakıflar, bugün de Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bünyesinde hizmetlerini sürdürüyor. Selçuklu ve Osmanlı döneminde kurulmuş olan ve günümüzde yöneticileri hayatta olmayan vakıfları temsil ve idare eden Vakıflar Genel Müdürlüğü, aynı zamanda yeni kurulan vakıfların da kuruluş ve denetim işlemlerini yürütüyor. Tarihî vakıfların tüzel kişiliklerini sürdüren Vakıflar Genel Müdürlüğü, kurucularının belirledikleri amaçlar doğrultusunda öğrencilere burs veriyor, muhtaç vatandaşlara aylık maaş ve gıda yardımı yapıyor, binlerce yıllık vakıf eserlerinin onarımını gerçekleştiriyor. Kurumun bugüne kadar restore ettiği vakıf eser sayısı ise 3 bin 500. Vakıflar, günümüzde Selçuklu ve Osmanlı dönemindeki kadar ekonomik ve sosyal hayatın temelinde olmasa da, son yıllarda gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda, Osmanlı dönemindeki vakıf medeniyeti canlandırılmış durumda. Vakıfların bugün Türkiye ekonomisine yaptığı katkı 2,5 milyar lirayı buluyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre; Selçuklu ve Osmanlı döneminden günümüze kadar varlığını devam ettiren ancak yöneticisi kalmamış vakıf sayısı 41 bin 750. Bu vakıfların içinde, Bezmiâlem Valide Sultan Vakıf Üniversitesi ile Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversiteleri yükseköğrenim alanında gerçekleştirilen iki önemli proje. Cumhuriyet öncesinde kurulmuş olan ve kuruluş amaçlarında eğitim şartı bulunan vakıfların faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla oluşturulmuş üniversiteler bugün modern kompleksler içinde eğitim veriyor. Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi bugün de ücretsiz sağlık hizmeti vermeye devam ediyor. Vakıflar, toplumda yardımlaşma ve dayanışma duygularının gelecek kuşaklara aktarılması adına bugün ciddi bir kültür birikimini temsil ediyor. Vakıfların tarihi kimliklerini konuştuğumuz Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Özcan, vakıfların İslam devletlerinin sosyal ve ekonomik tarihinde çok önemli rol oynadıklarının altını çiziyor: “Arapça ‘durma’, ‘durdurma’, ‘alıkoyma’ anlamına gelen ‘vakıf ’ kavramı, terim olarak İslam devletlerinin sosyal ve ekonomik tarihinde çok önemli rol oynayan bir kurumu ifade eder. Çeşitli tanımları yapıldı. İmamı Azam’a göre, vakfedilen bir gayri menkulün mülkiyeti sahibinde kalıp varislerine intikal ederken, talebeleri Ebû Yusuf ve Muhammed’e göre bu mülkiyet Allah’a geçer. Türk-İslam devletlerindeki uygulamalar ışığında vakıf, hukuki bir akit olup, bununla bir kimsenin özellikle Allah’a yakın olma

“Tekkeler, halkın dinî hayatı üzerinde büyük etki yapardı.”

amacıyla menkul veya gayrı menkullerini dinî veya sosyal bir amaca ebediyen tahsisidir. Kur’ân-ı Kerîm ve Hadîs-i şeriflerde vakıf terimi geçmez. Menşeini İslâmiyet’e bağlayanların ileri sürdükleri en kuvvetli delil, bu dinin diğer dinler gibi mensuplarını yardımlaşmaya, toplumun iyiliği için sosyal ve hayra yönelik eserler yapmaya teşvik etmesidir.”

“Vakıflar, Osmanlı’da en mükemmel seviye ulaştı”
Vakıf sisteminin Selçuklular’da da görüldüğünü ancak Osmanlılar’da en mükemmel seviyeye ulaştığını belirten Prof. Özcan, vakıfların kullanılışına göre ikiye ayrıldığını anlatıyor. Vakıflar kullanılışına göre ikiye ayrılabilir: Birincisi mabet, medrese, mektep, imaret, zaviye, kütüphane, misafirhane, köprü, hastane, çeşme ve sebil gibi ayniyle istifade edilen tüketen vakıflardır. İkincisi ise birincisinin sürekli ve düzenli işlemesini sağlayan bina, arazi, nakit para gibi üreten kaynaklardır. Osmanlılarda bu ikinciye ‘asl-ı vakf ‘ yani vakfın esası, temeli denirdi. Birbirini tamamlayan bu iki vakıf Selçuklulardan itibaren çok gelişmiş ve özellikle Osmanlılarda en mükemmel seviyeye ulaştı. Halka dönük hizmetler veren müesseselerin sürekliliğini temin etmek için araziler, köyler, her türlü ziraat işletmeleri, çiftlikler, tarlalar, üzüm bağları, bahçeler, binalar, dükkânlar, hanlar, hamamlar gibi gelir getiren gayrimenkuller, gemi, nakit para gibi menkul değerlerin vakfedildiği görülüyor. Mesela Süleymaniye Külliyesi’nin gelir kaynakları arasında bir hamam, birçok dükkân ve ev, 217 köy, 30 mezraa, iki mahalle, yedi değirmen, iki dalyan, iki iskele, bir çayırlık, iki çiftlik, iki ada bulunuyordu. Eğitim giderlerine vakfedilen köyler vergiden muaf tutulurdu.”

Osmanlı'da Vakıf

Osmanlı’da Vakıf

Vakıfların faaliyetleri Prof. Özcan, Türk-İslam dünyasında dinî, kültürel, sanatsal, beledî ve sosyal hayatı kapsayan ve topluma çok yönlü hizmet veren vakıfların faaliyetlerini ise şöyle özetliyor: “Dinî amaçlı olarak pek çok mabet inşa edildi. Bunlar sadece cami veya mescit olarak tek olduğu gibi, medrese, imaret, kütüphane gibi sosyal tesislerden oluşan külliye şeklinde de olabilirdi. Bu türde mimarî şaheserler ortaya konulmuştur. Bu kurumlar sayesinde değerli musiki eserleri ile pek çok edebî metinler kaleme alınmış, böylece farklı bir kültürel hayat ortaya çıktı. Ancak Osmanlı Devleti’nin siyaseten gerileme ve başarısız dönemlerinde her müessese gibi bu kurumlar da dejenere oldu, asli fonksiyonunu yitirdi. Beledî ve sosyal hizmetler bakımından vakıf, İslam dünyasında köyden şehre pek çok yerleşim biriminin kurulup teşkilatlanmasında birinci derecede rol oynadı. Tebriz Gazan Han’ın, Sultaniye şehri ise Olcaytu ve Veziri Reşidüddin’in yaptığı vakıflar sayesinde kuruldu. Çünkü İslam şehrinin çekirdeğini külliyeler oluştururdu. Osmanlı döneminde ise Nevşehir, Damat İbrahim Paşa’nın doğduğu Muşkara köyünde tesis ettiği vakıflar sayesinde kuruldu. Günümüzde belediyelerin yaptıkları pek çok iş eski İslam şehirlerinde vakıflarla gerçekleştirilirdi. Başta şehirlerin su ihtiyacının sağlanması, sebiller vasıtasıyla halka bedava soğuk su dağıtılması, suya bağlı olarak temizlik için hamamlar yapılması, sokakların aydınlatılması, temizlenmesi, şehirlerde bahçeler ve parklar yapılması, ulaşım için yollar, köprüler ve kervansaraylar inşası, eski Türk şölen geleneğini çağrıştıran imarethaneler tesisi hep vakıflar aracılığıyla yapılırdı. 18’inci yüzyılda bir Batılı gezgine göre, sadece İstanbul’da 30 binden fazla fakir insan yemeğini bedava olarak imarethanelerde yiyordu. Sosyal amaçlı olarak bedenî ve ruhî hastalıklar için hastaneler, darüşşifalar, tımarhaneler önemli yer tutmaktaydı. Osmanlılar zamanında gönüllü askerlerin silahlandırılması, fakir ölülerin techiz ve tekfini, yetim kızların çeyizlerinin sağlanması, güvercinlerin bakımı için ve hizmetçilerin kırdıkları eşyayı ödeyecek vakıflar, karlı ve buzlu havalarda yeterli su bulamayan hayvanların bakımı gibi ilginç vakıfların varlığı da biliniyor.”

“Haremeyn Evkafı, Yavuz Sultan Selim tarafından kurulmuş ve darüssaade ağasının nezaretine verilmişti.”

Vakıflarda denetim
Kurulan bu vakıflar sayesinde Osmanlı İmparatorluğu sosyal, kültürel, ekonomik ve sağlık alanlarında harcamalar yapmıyordu. Vakıflar bu hizmetlerin yürütülmesi sağlıyordu. Bununla birlikte sistemin sorunsuz işlemeye devam edebilmesinin en önemli unsuru denetimdi. Prof. Dr. Özcan, Fatih Sultan Mehmet’in vakıflar yoluyla zenginleşen tarikat ileri gelenlerinin nüfuzunu kırmak için vakıf ve mülki araziyi mirileştirmek zorunda kaldığını anlatıyor. “Anadolu Beylikleri ve Osmanlılar zamanlarında Anadolu’da pek çok vakıf tesisi bulunuyordu. 15’inci yüzyılın son çeyreğinde Fatih Sultan Mehmet devletin malî durumunu düzeltmek ve vakıflar yoluyla zenginleşen tarikat ileri gelenlerinin nüfuzunu kırmak ve tımarlı sipahi sayısını arttırmak için pek çok vakıf ve mülk araziyi mirileştirmek zorunda kalmış, fakat onun ölümünden sonra oğlu tarafından bunlar tekrar eski durumlarına çevrildi. Yavuz Sultan Selim tarafından Suriye ve Mısır’ın zaptından sonra kutsal yerler için Haremeyn Evkafı kurulmuş ve doğrudan bir saray görevlisi olan darüssaade ağasının nezaretine verilmişti. Daha sonraki yüzyıllarda ise Osmanlı toprak düzeninin temelini oluşturan tımar sistemi aleyhine bu vakıfların çok artması devleti temelinden sarsmaya başladı. Halka hizmet veren vakıflara ait gelir kaynakları ilgili vakfın vakfiyesine göre işletilirdi. En çok başvurulan yol da icar yani kira sistemiydi. Nakit paraların işletilmesi ise, İslam’ın yasağına rağmen muayyen kâr oranıyla faize verilmesine benzemektedir. Faizsiz borca verme usulüne de başvurulduğu görülüyordu.”

Osmanlı'da Vakıf

Osmanlı’da Vakıf

Vakıflar merkezileştiriliyor “Genellikle çeşitli sebeplerle ortaya çıkan mali bunalımlardan vakfın etkilenmesi pek söz konusu olmazdı. Ancak 16’ncı yüzyıl sonlarından itibaren görülen para rayicindeki değişiklikler, yani yüksek enflasyon vakıf çalışılanları ile bu kurumlardan yararlananları olumsuz yönde etkilemiştir. Böyle durumlarda telafi edici bazı tedbirler alınmaya çalışıldığı görülüyor. II. Mahmut zamanında gerçekleştirilen yenilikler çerçevesinde vakıfların idaresi Evkaf Nezareti’ne devredildi. II. Meşrutiyet devrinde de zor durumda kalan vakıflar, 1920 yılında bir genel müdürlük aracılığıyla başbakanlığa bağlandı. 1926’da çıkartılan kanunla milli ve terk edilmiş topraklar dışındaki vakıfların belediyelere veya umumi menfaate (kamu yararına) hizmet eden kuruluşlara satılması kabul edildi. Günümüzde de memleketimizde, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve bazı Batı ülkelerinde finansmanı vakıflar yoluyla sağlanmakta olan başta eğitim olmak üzere sosyal kurumların sayısı az değildir.”

Günümüzde vakıflar
Bugün bir vakfın kuruluşu, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre gerçekleşiyor. Buna göre, kanunda belirtilen şartları taşıyan gerçek ya da tüzel kişiler vakıf kurabiliyorlar. Eğer kurucu gerçek kişi ise Türk Medenî Kanunu’nda belirlenen fiil ehliyetine sahip olması, tüzel kişi ise fiil ehliyetine sahip olmakla birlikte, ayrıca, kuruluş statüsünde vakıf kurabileceğine ve vakfa malvarlığı tahsis edebileceğine dair bir hükmün bulunması gerekiyor.

FavoriteLoadingBeğen