Bu yaz tatilcilerin bavullarında en fazla bulunan kitaplar başta polisiyeler olmak üzere, edebiyat eserleri ile dünya tarihi ve antropoloji kitapları oldu. Yazın en çok satan kitaplarını sizler için derledik

Bu yıl biraz geç gelen yaz, şiddetli yağışlar ve sellerle kesintiye uğradı. Ancak ağustos başından itibaren bastıran çöl sıcakları, şehirleri neredeyse yaşanmaz hale getirdi. Bir türlü tatil planı yapamayanların imdadına ise yazın sonuna denk gelen Kurban Bayramı yetişti. Hem akraba ziyaretlerine hem de güzel bir tatile imkân sağlayacak uzunluktaki bayram tatili, yazdan umduğunu bulamayanların yüzünü bir parça olsun güldürecek. İyi bir yaz tatilinin olmazsa olmazı hiç kuşkusuz sürükleyici kitaplar. Yayınevleri de tatilde okuyucuların bu isteğine cevap verecek kitaplara yöneliyor. Bu yaz klasik edebiyat eserleri ile aşk ve polisiye romanların yanı sıra Yuval Noah Harari’nin ‘Sapiens’ adlı alternatif dünya tarihi kitabı satış rekorları kırdı.

Saramago’nun klasik eseri ilk sırada

1998 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan dünyaca ünlü yazar Jose Saramago’nun ‘Körlük’ adlı eseri en çok satanların ilk sıralarında. Tatilde okuyucuların en çok yöneldikleri kitap ‘Körlük’ oldu.

Kitabın konusu şöyle: Adı bilinmeyen bir ülkenin, adı bilinmeyen bir kentinde, arabasının direksiyonunda trafik ışığının yeşile dönmesini bekleyen bir adam ansızın kör olur. Ancak karanlıklara değil, bembeyaz bir boşluğa gömülür. Arkasından, körlük salgını bütün kente, hatta bütün ülkeye yayılır. Ne yönetim kalır ülkede ne de düzen; bütün körler karantinaya alınır. Hayal bile edilemeyecek bir kaos, pislik, açlık ve zorbalık hüküm sürmektedir artık. Yaşam durmuştur, insanların tek çabası, ne pahasına olursa olsun hayatta kalmaktır. Roman, kentteki akıl hastanesinde karantinaya alınan, oradan kurtulunca da birbirinden ayrılmayan, biri çocuk yedi kişiye odaklanır. Aralarında, bütün kentte gözleri gören tek kişi olan ve gruptakilere rehberlik eden bir kadın da vardır. Bu yedi kişi, cehenneme dönen bu kentte, hayatta kalabilmek için inanılmaz bir mücadele verir. Saramago’nun müthiş bir gözlem gücüyle betimlediği bu kaotik dünya, insanın karanlık yüzünün simgesi.

Benim Adım Feridun
Mahir Ünsal Eriş’in sinemaya uyarlanan öyküsü ‘Benim Adım Feridun’, Murat Başol’un sıcak çizgileriyle raflarda yerini aldı. Yere göğe sığamayan, dünya ağrılı, kederli, acımış bir adamın serencamını anlatan kitapta, sahil rehaveti, çay bahçeleri ve eski hatıralar var.

 

Bir Süpermarketin Hikâyesi

Avrupalı edebiyat eleştirmenlerince çağının önemli yazarlarından bir olarak anılan Yunan yazar Dimitris Sotakis, günümüz insanının kibrini, arzularını ve derin yalnızlığını ele aldığı son yapıtı ‘Bir Süpermarketin Hikâyesi’yle çağdaş bir Robinson Crusoe anlatısı sunuyor. Türk edebiyatseverlerin, Yunanistan’daki ekonomik krizin bireyler üzerinde yarattığı baskının ironik bir dille ele alındığı ‘Soluğun Mucizesi’ isimli kitabından tanıdığı Dimitris Sotakis, sade ve güçlü anlatımıyla her eserinde farklı bir sosyal durum üzerine odaklanarak hayatın içinden, sıra dışı karakter tiplemeleri yaratıyor.

Benim Adım Feridun Mahir Ünsal Eriş’in sinemaya uyarlanan öyküsü ‘Benim Adım Feridun’, Murat Başol’un sıcak çizgileriyle raflarda yerini aldı. Yere göğe sığamayan, dünya ağrılı, kederli, acımış bir adamın serencamını anlatan kitapta, sahil rehaveti, çay bahçeleri ve eski hatıralar var.

Sapiens
 
Yuval Noah Harari’nin ‘Sapiens’ adlı alternatif dünya tarihi kitabı geçen kıştan bu yana en çok satanlar listesindeki yerini koruyor.
Çoğu çalışma, insanlığın serüvenini ya tarihi ya da biyolojik bir yaklaşımla ele alır; ancak Harari, 70 bin yıl önce gerçekleşen ‘Bilişsel Devrim’le başlattığı bu kitabında gelenekleri yerle bir ediyor. İnsanların küresel ekosistemde oynadıkları rolden imparatorlukların yükselişine ve modern dünyaya kadar pek çok konuyu irdeleyen ‘Sapiens’, tarihle bilimi bir araya getirerek kabul görmüş anlatıları yeniden ele alıyor.
“İnsan tepeye o kadar hızlı çıktı ki, ekosistemin gerekli ayarlamayı yapacak vakti olmadı ve buna ek olarak insanlar da bu değişime ayak uyduramadı. Gezegendeki büyük avcıların çoğu muhteşem yaratıklar; milyonlarca yıl süren hâkimiyetleri sayesinde kendilerine olağanüstü derecede güveniyorlar. Sapiens ise adeta bir muz cumhuriyetinin diktatörü gibi.” Harari’ye göre korkak ve endişeli Sapiens, aynı zamanda zalim ve tehlikeli. Bu yüzden ölüm¬cül savaşlar ve çevre felaketleri gibi birçok tarihsel kötülüğün öznesi. Hepsinden öte dünyada dolaşmaya başladığında karşılaştığı öbür insan türlerini yok edecek kadar da gözü pek. Kendine özgü diliyle dünyayı fethetmesi bir başka özelliği. Bu fetih anlayışı ‘Bilişsel Devrim’i tetik¬ledi; Sapiens, etrafındaki dünyayla ilgili bilgi edinip bunu aktardı, ilişki¬ler kurdu ve davranışlarını geliştirip soyutlama yetisi kazandı. Kısacası kültürün kuruculuğunu üstlendi. Avcı-toplayıcılıktan alet yapımına, oradan ekip biçmeye ve sonunda müreffeh topluma uzanan süreçte Sapiens, eski bir filozofun dediği gibi, bir balona üflenircesine büyüdü. Harari bu büyümeye, “Hikâyeci ve gezgin Sapiens’in, en önemli ve en yıkıcı güç haline gelişi” diyor.
Aşk Uykusu
Şüphe bir kez içine girdi mi insanın, temizlenene kadar korkunç bir mücadele başlar. Hele şüphelenen bir kadınsa, bu mücadele bir süre sonra savaşa dönüşür. Ve kadınların kendi içlerinde verdikleri çetin duygu savaşında her zaman ‘karanlık taraf’ kazanır. Mehmet Coşkundeniz, ‘Aşk Uykusu’ adlı eserinde, yaşanmış gerçek bir hikâyeden yola çıkarak yazdığı ilk romanında, kadınların ‘karanlık taraf’ına yolculuğa çıkıyor.
Kan ve Gül
 
‘Kan ve Gül’ kahkaha ve sürprizlerle dolu bir Alper Canıgüz polisiyesi. İkinci sınıf aşk romanları çevirmeni, orta sıklet avare Aziz, bir yangında küle dönüşmek üzereyken, zamanda yolculuk yaparak 20 yıl öncesine döner; üstelik 20 yaş gençleşmiş bir halde.
Henüz işlenmemiş bir cinayeti çözmek üzere harekete geçmesi pekâlâ mümkündür. Karizmatik sosyopat Abdül’ün hayatını kurtarması galiba iyi olacaktır. Mazi tesisatını tamir edebilirse, hayatı, istikbal musluklarından temiz ve tazyikli bir su gibi akacaktır. Biricik aşkı Nergis’ten hiç ayrılmayacak, kızı Zeynep’e hakkıyla babalık edecektir.
Açık Sırlar
 
Bu kitaptaki 12 öykü, 1850’lerden başlayıp iki dünya savaşının içinden geçerek günümüze geliyor; Kanada’dan Brisbane’ye, Balkanlar’a ve Somme’ye uzanıyor. Bu büyüleyici öyküler kısıtlanmayı, frenlenmeyi reddeden sıra dışı kadınların sırlarını ortaya koyuyor.
Ünlü İngiliz kültür tarihçisi ve biyografi yazarı Lucy Hughes-Hallett, bu kitap hakkında The Sunday Times’a yazdığı yazıda şöyle diyor:
“Alice Munro’nun duru anlatım biçemi ve insan yüreğine akıllıca yaklaşımıyla mucizevi bir nitelik kazanan öyküleri, kısa öyküde sadece tek bir olayın aktarılabileceğini öngören geleneğe meydan okuyor. Onun öyküleri kuşaklar ve kıtalar arasında dolaşan birden çok yaşamı içeriyor. Munro’nun çizdiği yaşamlar sıkıcı değil. Romantizmden uzak bir biçimde ayakları yere basıyor. Bu öykülerde yemek pişirmekten hayal kırıklığı yaratan sekse ve en kusursuz ilişkilerde bile görülen önemsiz yüz karalarına, cinayetten kırık kalplere ve pervasız tutkulara kadar büyük bir çeşitlilik yer alıyor.”
Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri
Murathan Mungan, derlediği kitabı şöyle özetliyor: “Aralarındaki akrabalık ilişkisini güçlendirmek için aynı anda yayımlanan hem vapur odaklı öykülerden oluşan ‘Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri’ hem tren odaklı öykülerden oluşan ‘Tren Geçti’ adlı seçkilerle edebiyat tarihimizin içinden vapur ve trenle geçerek yolculuk yapalım istedim. Umarım bu yolculukların sonunda kitaptan, iskeleden ya da istasyondan hoşnut ayrılmış olursunuz
Karanlıktan Sonra
Dünyaca ünlü Japon yazar Haruki Murakami’nin ‘Karanlıktan Sonra’ adlı kitabı da çok satanlar arasında. Bütün bir geceyi dışarıda geçirmek zorunda olan bir genç kız… Onun iki aydır uyanmak istemeyen kız kardeşi… Aşk otellerinden birinde korkunç şekilde dövülen bir eskort kadın… Karanlık yanını büyük bir ustalıkla gizleyen bir erkek… Ve güzel bir kızı başka bir gerçekliğe kaçıran Yüzü Olmayan Adam… ‘Karanlıktan Sonra’ gece insanlarının romanı… Bütün Murakami romanları kadar gizemli ve ürpertici…
Japon ve dünya edebiyatının en başarılı isimlerinden biri olan Haruki Murakami, dilimize ‘İmkânsızın Şarkısı’ olarak çevrilen ‘Noruweinomori – 1987’ kitabıyla ünlenmiş ve her geçen gün biraz daha popülerlik kazanmıştır. Yazarın ilk kitabı ise 1979 yılında Japonya’da ‘Kazeno uta okike’ adıyla yayımlanmış ve 1987 yılında ‘Hear the Wind Sing’ olarak İngilizceye çevrilmiştir. Ve Haruki Murakami, bu kitabı yazmaya başlama öyküsüyle belki de ileride çok konuşulacak bir isim olacağının sinyallerini vermişti.

Japon Sevgili

1939’da Polonya, Nazi işgaline uğrayınca ailesi, sekiz yaşındaki Alma Belasco’yu San Francisco’da rahat bir yaşam süren akrabalarının yanına gönderir. Dünyanın savaşa tutuştuğu dönemde Alma ile ailenin Japon bahçıvanının oğlu Ichimei Fukuda arasında masum bir aşk filizlenmeye başlar. Pearl Harbor saldırısının ardından ABD’nin ülkedeki Japonlara muameleleri, kamplara kapatılan birçok Japon’unki gibi iki âşığın hayatını da altüst eder. Onlarca yıl sonra ortaya çıkan gizemli mektuplar, kökeni neredeyse 70 sene öncesine dayanan olağanüstü bir tutkuyu ortaya çıkarır. 20’den fazla dile çevrilen ve tüm dünyada büyük ses getiren ‘Japon Sevgili’, Şilili yazar Isabel Allende’nin kaleminden kıtalara ve nesillere yayılan bir aşk, aidiyet ve kader hikâyesi.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)