Tarihi Yarımada’nın tünelleri dünyaya açılıyor

Yönetmen Göksel Gülensoy, 1998 yılından bu yana Ayasofya’nın dehlizlerinde ve tünellerinde çekimler yapıyor. Ünlü yazar Dan Brown’ın son kitabı ‘Cehennem’de Gülensoy ve belgeselinden söz etmesi, yaptığı çalışmaların ününü artırdı. Gülensoy ile Ayasofya’yı, Tarihi Yarımada’yı ve çok yakında ABD’de gösterime girecek ‘Ayasofya'nın Derinliklerinde’ belgeselini konuştuk.
Yayın Tarihi: Ağu 3, 2017
FavoriteLoadingBeğen 10 mins

Dünyada kitapları en çok satan yazarlardan biri olan Dan Brown, ‘Cehennem’ adını verdiği, sinemaya da uyarlanan romanında İstanbul’a ve Ayasofya’ya da geniş yer ayırmıştı. İstanbul’un gizemlerinin peşine düşen Brown romanında, kendisinden çok önce İstanbul’un bilinmeyen tarihi için zorlu bir işe imza atan birine yer vermişti: Göksel Gülensoy. Belgesel sinema alanında çalışmalar yapan yönetmen Göksel Gülensoy, 1998 yılından itibaren, Ayasofya’dan başlayarak Tarihi Yarımada’nın altına yayılan tünellere inerek, İstanbul’un yeraltını görüntüledi.
Bu zorlu çalışma için zaman zaman emekleyerek hatta sürünerek girilebilen tünellere ekibiyle birlikte dalan Gülensoy, 12 metre derinliğe kadar inerek, binlerce yıllık tarihe tanıklık etti. Ayasofya’nın altından, Tarihi Yarımada’nın pek çok noktasına uzanan bu tüneller, İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan sarnıçlar olmasının dışında, Bizans imparatorları tarafından gizli devlet işleri ve kaçış için de kullanılmış.

GÖKSEL GÜLENSOY. YÖNETMEN.

“Efsaneleri de araştırdık”
Göksel Gülensoy, Ayasofya tünellerinde yaptığı çekimleri şöyle anlatıyor: “1994 yılında bir belgesel çekmiştim. Belgesel uluslararası birkaç ödül aldıktan sonra bu projenin başlaması için imkân buldum. Ayasofya’nın altında sarnıçlar olduğu ve bu sarnıçların da çok önemli olduğunu biliyorduk. 1998 yılına kadar araştırmalar yaptık, sonra tünellere girmek için hazırlandık. İstanbul’la ilgili doğru yanlış pek çok efsane vardır. Bu araştırmayla efsanelerin hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu da ortaya çıkarmak istedik. Ne yazık ki elimizde yeterli bilgi yoktu. O dönemlere ait elimizde efsaneler vardı, başka da hiçbir şey yoktu. Biz de bu efsanelerin, “Ya gerçekse” diye peşine düşerek başladık işe. Ancak bu konuda pek de bir şey elde edebildiğimizi söyleyemem. Ayasofya’nın altında gördüğümüz kanallar zaman zaman su kanalı, kimi zaman da imparatorların kaçış yolları olarak kullanılmış. Ayasofya’nın altından dışarı çıkan tüneller gördük. 1998, 2009 ve 2013 yıllarında dalışlar yaptık. Çalışmalarımız için bilim insanlarından da yardımlar aldık.”

“Bütün riskleri üstlendik”
Ayasofya’nın altındaki tüneller yüzlerce yıl içinde neredeyse harabe durumuna gelmiş. Dolayısıyla buralara girmek pek çok risk içeriyor. Gülensoy, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan gerekli izinleri alırken dalışta yaşanacak bütün riskleri de üstlendiklerini belirterek söyle de
vam etti: “Kültür Bakanlığı’ndan izin konusunda sıkıntımız olmadı. Biz onlara şöyle bir taahhütte bulunduk. Bütün ekibin sorumlusu bendim. Ölümcül bir şeyle karşılaştığımızda da sorumlusu bendim. Can kaybı korkumuz ilk olarak metan gazıyla ilgiliydi. Burada bir birikme olabilirdi. Ayrıca hiç girilmemiş yerlere girdik. Akrep, yılan, sıkışma, çökme gibi riskler vardı. Öte yandan herhangi bir göçük durumunda bizi kurtarmaları neredeyse imkânsızdı.”

Tesadüfen haberi oldu
Dan Brown’ın ‘Cehennem’ adlı romanının kahramanlarından biri olan Profesör Langdon, İstanbul’a geliyor ve kimyasal bir silah olduğunu düşündüğü Ayasofya’nın dehlizlerine inmeyi planlıyor. Dünya Sağlık Örgütü Başkanı da Langdon’a, Gülensoy’un çektiği ‘Ayasofya’nın Derinlikleri’ CD’sini veriyor. Brown’ın kahramanı bu belgeseli izliyor ve dehlizlere nasıl girileceğini öğreniyor.
Göksel Gülensoy, ilk başta ‘Cehennem’ adlı romanda kendisinden söz edildiğinden haberdar değilmiş. Türkiye’den bir muhabir konuyla ilgili görüş almak üzere onu aradığında öğrenmiş kitapta adının geçtiğini. Gülensoy, “Ekibim ve ben, yaptığımız işin öneminin bilincindeyiz. Belgeselimize nasıl ulaştı bilmiyoruz. Biz de merak ettik. Ama tahminim, bir dönem ABD’de bazı yayıncılarla irtibatımız olmuştu. O dönem belgeselle ilgili kısa film kopyaları istemişlerdi. Ben de gönderdim. Bu yolla haberinin olduğunu zannediyorum” diyor. Özellikle yurtdışında kitabı okuyanlardan her gün onlarca e-posta geldiğini de ekleyen Gülensoy çok yakında vizyona girecek ve Oscar’lı isimler tarafından seslendirilen belgeseli hakkında da şunları söyledi: “İnsanlar belgeseli merakla bekliyorlar. Çok yakında ABD ve Avrupa’da pek çok yerde gösterime girecek. 90 dakikalık belgesel sinema. Yapımcımızla yaptığımız anlaşma gereği şimdi çok fazla detay veremiyorum. Belgesel İngilizce ve Oscar’lı oyuncular tarafından seslendirildi.”

YÖNETMEN GÖKSEL GÜLENSOY (SOLDAN DÖRDÜNCÜ SIRADA) DALGIÇ VE MAĞARACILARDAN OLUŞAN EKİBİ İLE BİRLİKTE.

Tünellerin sonu yok gibi
Peki dalış ekibi tünellerde neyle karşılaştı? Gülensoy şunları söylüyor: “Ayasofya’nın altında 12 yataklı mezar odası gördük. Mezar odasının üstünde, toprak üstüne açılan bir sarnıç kapağı vardı. Bu, sarnıca dönüştürüldüğü döneme ilişkin bir kanıt. Mezar yapısının sarnıca dönüştürülmesi tuhaf bir durumdu. Jüstinyen döneminde Hıristiyanlık yapısı haline dönüştürülmesiyle, sarnıcın da devreden çıkarılması bir o kadar  ilginç. Biz şimdiye kadar 12 metre derinliğe kadar indik, ölçebildiğimiz uzunluk ise 488 metre. Dehlizlerin bir sonu var ya da yok demek için henüz erken; çünkü pek çok sürprizle karşılaştık. Dehlizlerin büyük kısmı yüzeye yakın. Yüzeyden daha alta indiğimiz yerler de var. Toplamda bir kilometreyi bulan suyolları ve tünelleri ortaya çıkardık. Çamur, kül, çöp, lağım kokulu dehlizlerde yapılan ça
lışmalar Tarihi Yarımada’nın yeraltı haritasına yeni ayrıntılar ekledi. Ayrıca suyollarının Topkapı Sarayı ile bağlantıları olduğunu gördük.” Ayasofya’nın dehlizlerinin turizme açılabileceğini, buraların gezilebileceğini düşünenlere yıllardır bu tünellerde çalışmalar yapan Gülensoy’dan kötü bir haber var: “Bu araştırma çalışmasının en önemli riski, göçük ya da benzeri durumlardan ötürü araştırmacıların can güvenliğiydi. Uzmanlardan özel eğitimler aldık. Buraları gezmek mümkün değil.”

“Tarihi Yarımada doğru sergilenmiyor”
Bütün Tarihi Yarımada’nın altında çok köklü bir tarih olduğunu ve bu tarihin hak ettiği şekilde sergilenmediğini belirten Gülensoy’a göre, Yenikapı’dan Gülhane Parkı’na kadar olan alanda tüneller, eski Bizans Sarayı kalıntıları ve bir
amfitiyatro yer alıyor. Tarihi Yarımada’nın toplam arkeolojik alan genişliğinin Roma’da milyonlarca ziyaretçi çeken ünlü Collezium’dan çok daha büyük olduğunu belirten Gülensoy, “Ne yazık ki bizim Sultanahmet bölgesindeki tarihi kalıntılar çarpık yapılaşmanın altında kaldı ve sergilenemiyor” diyor.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)