Fethin Simgesi Ayasofya

1453 yılında, Fatih Sultan Mehmet’in, fethin simgesi olarak camiye dönüştürdüğü Ayasofya, 1935’ten beri müze olarak kullanılıyor. Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, TBMM’ye sunduğu teklifte bu görkemli yapının ibadete açılmasıyla ilgili önemli bilgileri paylaşıyor.
Yayın Tarihi: Şub 8, 2017
FavoriteLoadingBeğen 15 mins

Fransız edebiyatının güçlü kalemlerinden Gerard de Nerval seyahat notlarında İstanbul’u anlatırken, “İstanbul eskiden beri Avrupa ile Asya’yı birleştiren tılsımlı ve adeta kutsal bir mühürdür” der. Doğu ile Batı’yı buluşturan kutsal şehir İstanbul’un bu özelliğini en iyi vurgulayan simgelerin başında, yüzlerce yıl boyunca dünyanın merkezi olarak kabul edilen Sultanahmet Meydanı’nı süsleyen Ayasofya geliyor. İlk yapıldığında adının sadece ‘Megale Ekklesia’ yani ‘Büyük Kilise’ olduğu rivayet edilen, ancak 5’inci yüzyıldan itibaren Aya Sofya (Kutsal Hikmet) diye anılmaya başlayan bu olağanüstü yapının Ortodoks âleminde özel bir yeri var. Tarihi boyunca gerek isyanlar gerek doğal afetler sonucu tahribata uğrayan Ayasofya bugüne ulaşana dek birçok kez restorasyon geçirdi. Bina o dönem için öyle olağanüstü boyutlara sahipti ki, bu onarımlardan birinin sonucunda 27 Aralık 537’de yapılan açılış töreninde, imparator İustinianos’un “Seni geçtim Süleyman!” diye haykırdığı rivayet edilir. Yüzyıllar boyu Ortodoks aleminin merkezi olan İstanbul’un en önemli kilisesi olarak varlığını sürdüren Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet’in 29 Mayıs 1453’te İstanbul’u fethiyle Türk geleneklerinin gerektirdiği şekilde camiye çevrildi. Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemseddin’in okuduğu ilk hutbeden sonra Osmanlı dönemi başladı. Türklerin Anadolu’daki kalıcı yerleşiminin simgesi olan 1071 kadar önemli bir dönüm noktası olan 1453 bu kez Doğu Roma’nın kalbinde ve Batı dünyasında kalıcı olarak var olmak anlamını taşıyordu. Anadolu’da küçük bir sınır beyliği olarak kurulup Batı medeniyetine karşı sarsılmaz bir üstünlüğe ulaşmak ve bunu yüzyıllarca sürdürmek büyük bir gücün simgesiydi. İmparatorlukların milletlerin hafızasında hiçbir zaman ölmediği düşünüldüğünde, Ayasofya’nın bugün hem Batı hem Doğu medeniyeti için önemi daha net anlaşılıyor. Dünyanın en eski katedrali olan Ayasofya, 1453 yılından itibaren İslam dünyasının simgesi olarak ibadethane görevini sürdürdü. Ta ki 1935 yılına kadar.

Bizans Enstitüsü ve “Ayasofya kilise olsun” fikri
1923’te Lozan’ın imzalanmasından sonra hukuken vücut bulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk yıllarında Ayasofya, cami olarak hizmet vermeye devam etti. Ayasofya ile ilgili esas çalışma, 1931 yılında ABD’deki Bizans Enstitüsü’nün kurucusu, ilk ve tek yöneticisi Thomas Whittemore (1871-1950) adlı arkeoloğun, Ayasofya’nın çeşitli yerlerinde varlığı bilinen ancak üzerleri kalın bir badana tabakasıyla kaplı olduğu için görülemeyen mozaikleri çıkarmak için Türkiye’ye başvurmasıyla başladı. ABD ve Avrupa’da bilimsel çevrelerden destek gören Bizans Enstitüsü, İstanbul’daki Bizans anıtlarının restorasyonu ve korunması için gerekli parayı ABD’deki bazı sanatseverlerden ve vakıflardan sağlayacaktı. Yani bu işin Türkiye’ye bir maliyeti olmayacaktı. Ge rekli iznin verilmesi üzerine Whittemore, Yunanlı ve İtalyan uzmanlardan oluşan ekibiyle Ayasofya’da çalışmaya başladı. İlk olarak ana mekâna açılan ‘İmparator Kapısı’ üzerindeki İsa ile ona secde eden imparator mozaiğini ortaya çıkardı. Bunu yaklaşık 20 yıl sürecek çalışmalar sıra sında çıkarılan başka mozaikler, freskler izleyecekti. Bu arada kubbe demir kuşakla güçlendirildi, bazı yerler restore edildi.

Temmuz 2016’da Ayasofya Müzesi’nde düzenlenen Kadir Gecesi programında, 85 yıl aradan sonra sabah namazı ezanı okundu.

Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi
Restorasyon sırasında Ayasofya’nın, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesi doğrultusunda, yapılış amacı olan kilise ye tekrar çevrilmesi konusunda fikirler ortaya atıldı. Bölgede yaşayan Hıristiyan sayısının çok az olmasından dolayı oluşan talep yetersizliği, kiliseye karşı yapılabile cek muhtemel provokasyonlar ve mimari nin tarihi önemi göz önüne alınarak istek reddedildi. Bu görkemli yapı Bakanlar Kurulu’nun 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla müzeye çevrildi. Bununla birlikte tartışmalar ve Ayasofya’nın yeni den camiye dönüştürülmesi talepleri hiç dinmedi. Temmuz 2016’da Ayasofya Müzesi’nde düzenlenen Kadir Gecesi programında, 85 yıl aradan sonra sabah namazı ezanı okundu. TRT Diyanet TV’nin Ramazan ayı boyunca Ayasofya’dan ‘Bereket Vakti Ayasofya’ adlı sahur programını ekranlara getirmesine Yunanistan’dan tepki geldi. Ekim 2016’da müzenin ibadete açık olan Hünkar Kasrı bölümüne, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından uzun yıllar sonra ilk kez asaleten imam atandı. Ayasofya’nın yeniden camiye dönüş türülmesi talebinin gerekçelerinden biri de Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya Vak fiyesi. Ayasofya’nın cami olarak kalmasını isteyen Fatih Sultan Mehmet ve bunu ken di kurduğu Ayasofya Vakfiyesi’ne, vakfet mişti. Ayasofya Fermanı’nda Ayasofya’nın, cami olarak kullanımının aksini düşünen lere ettiği bir bedduaya da yer vermişti.

Fatih Sultan Mehmet’in bedduası
Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi için Ekim 2013 ve Aralık 2015 tarihlerinde TBMM’ye kanun teklifi sunan Türk Tarih Kurumu Eski Başkanı ve MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya Vakfiyesi’ne dikkat çeken isimlerden biri. Halaçoğlu, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nde bulunan 1 Haziran 1453 tarihli Ayasofya ile ilgili vakfiyenin tercümesini, kanun teklifi gerekçesinde şöyle aktarıyor. “Fatih Sultan Mehmed Han: Bu vakfiyeyi kim değiştirirse, Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzle rine bakılmasın…”

“Müzeye dönüşmesi kanuna aykırı”
Tarihçi Halaçoğlu, kanun teklifi gerekçe sinde Ayasofya’nın müzeye dönüştürül mesi kararının hukuka da aykırı olduğu nu ifade ediyor. Halaçoğlu, Ayasofya ile ilgili kararın Resmi Gazete’de yayımlan madığını vurgulayarak, bunun hukuka aykırılığını da şöyle izah ediyor. “1453 yılında Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesiyle cami olarak hiz met vermeye başlayan Ayasofya bilindiği üzere 1 Şubat 1935 yılından bu yana da müze olarak kullanılmaktadır. Ayasofya Camii’nin yerinde ilk mabed, ahşap ki lise olarak, miladi 360’ta yapılmış, 1453’e kadar da defalarca yakılmış, yıkılmış, yeniden onarılmıştır. İstanbul fethedildi ğinde kilise tamamen harap, kubbesi de kısmen çökmüş vaziyette idi. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u 29 Mayıs 1453’te fet hetmiştir. Ecdadımızın âdetine göre, bir şehir fethedildiğinde, fethi yapan hünkâr veya kumandan, ancak cuma günü şehre girer ve o zamana kadar o şehrin cami haline çevrilen en büyük kilisesinde cuma namazını kılardı. Fatih Sultan Mehmed de cuma günü şehre girmiş, kubbenin sağlam kalmış alt kısmı namaz kılınacak hale getirilmiş, bir mihrab oturtulmuş ve Akşemsettin Hazretlerinin imametinde cuma namazlarını kılmışlardır. Bu andan itibaren de Ayasofya Kilisesi, Ayasofya Camii olmuştur. 19’uncu yüzyıla kadar gerek caminin ibadethane kısmına, gerek binanın diğer bölümlerine birbirinden güzel Türk mimari eserleri eklenmiş ve bina tamamen bir Türk sanat eseri olmuş tur. Bu süre zarfında Bizans’tan kalma mozaik tablolar korunmuş, hatta deprem lerden dolayı zarar gören kısımları onarı larak eksiklikleri tamamlanmış ve 481 yıl cami olarak hizmet vermiştir. Ayasofya, 24.11.1934 tarih ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile müze haline getiril miştir. Ancak bu karar, Resmi Gazete vb. devletin hiçbir resmi yayınında yayımlan mamış, bununla ilgili herhangi bir kayda da rastlanılmamıştır.”

“Ayasofya kararı Resmi Gazete’de yok”
Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü tarafından, 07.06.1995 tarihinde, Ayasofya Kararnamesi’nin Res mi Gazete’de yayımlanıp yayımlanmadı ğına dair verilen bir dilekçeye, 14.06.1995 tarihinde Genel Müdür Özgür Erkman imzası

Ayasafoya Camii

Ayasafoya Camii

ile: “… 24.11.1934 tarih ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmadığı tespit edilmiş tir” cevabı verilmiştir. 1924 Anayasası’na göre de, bugünkü Anayasa’ya göre de tasarı, teklif ya da kararnamelerin, yasa/ kanun ya da kanun hükmünde kararna me olabilmeleri için Cumhurbaşkanı’nın onayından sonra Resmi Gazete’de yayım lanmaları gerekmektedir. Ama Ayasofya için böyle bir durum söz konusu değildir, burada açıkça bir hukuksuzluk mevzu bahistir.

“Atatürk’ün imzasında sahtecilik”
Halaçoğlu’nun hazırladığı kanun tek lifinin gerekçesinde çarpıcı bir iddia daha bulunuyor. Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesine ilişkin kararnamenin altındaki Atatürk imzasına dikkat çeken Halaçoğlu, kararnamede imzada sahteci lik yapıldığını ifade ediyor. “Bilindiği üzere, Mustafa Kemal’e Atatürk soyadının verildiği 2587 sayılı özel kanun, Resmi Gazete’de 27.11.1934 tarihinde yayımlanmıştır. Atatürk’ün imzasının bulunduğu Ayasofya Kararna mesi’nin tarihi ise 24.11.1934’tür. O halde, üç gün öncesinden Atatürk’ün karar nameyi imzalamış olması da mümkün gözükmemektedir. Bununla ilgili olarak da; bir dilekçe üzerine Emniyet Genel Mü dürlüğü tarafından: ‘İlgi dilekçeniz ekinde fotokopisi bulunan 24.11.1934 tarih ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararname si’nde Reisicumhur adına atılı bulunan imzanın, yine dilekçeniz ekinde sunulan Atatürk’ün örnek imzalarına biçimsel açıdan fark gösterdiği ilk bakışta belirle nebilmektedir’ cevabı verilmiştir. Bütün bunları alt alta koyduğumuzda burada da bir imza sahteciliği bulunduğunu söyle mek kaçınılmaz olacaktır.”

“Ayasofya Vakıflar Kütük defterinde cami olarak kayıtlı”
Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesine ilişkin kararın yasalara aykırı olduğuna dair Yusuf Halaçoğlu’nun dile getirdiği diğer bir detay ise Ayasofya’nın Fatih Sul tan Mehmed Vakfı adına Vakıflar Genel Müdürlüğü Kütük Defteri’nde cami olarak kayıtlı olması. “Ayasofya Camii 19.02.1936 tarihli tapu senedine göre: Fatih Sultan Mehmed Vakfı adına türbe, akaret, muvakkithane ve medrese-i müştemil Ayasofya’yı Cami-i Şerifi olarak tapuludur. Vakıflar Genel Müdürlüğü Kütük Defteri’nde de aynı şekilde cami olarak kayıtlıdır. Şu an müze olarak kullanılması yasalara uygun değil dir. Bugün, tüm selatin camilerimiz sabah ezanından yatsı ezanına kadar, haftanın her günü, hangi dinin mensubu olduğuna bakılmaksızın herkesin ziyaretine, iba detine ücretsiz olarak açıkken, Ayasofya, yasalara, hukuka aykırı olarak, ancak müze olarak ziyaret edilebilmektedir.”

FavoriteLoadingBeğen