Hülya Koçyiğit: Batı’nın tavrını şaşkınlıkla karşıladım

Her şeyden önce halkımı, mesleğimi, insanı çok sevdim. Doğru olduğuna inandığım işlerin en iyisini yapmaya çalıştım ve arkasında durdum.
Yayın Tarihi: Ara 31, 2016
FavoriteLoadingBeğen 13 mins
Hülya Koçyiğit

Hülya Koçyiğit

Susuz Yaz’ın Bahar’ı, ‘Seven Ne Yapmaz’ın Sevda’sı… Beyazperdede önemli rollerin sahibi Hülya Koçyiğit, Kerime Nadir, Esat Mahmut Karakurt, Peride Celal, Muazzez Tahsin Berkant ve Halide Edip Adıvar’ın eserlerinin sinemaya aktarılmasında da büyük katkı sağladı. Rol aldığı filmlerde Anadolu kadınının göç hikâyesini de anlattı, orta sınıfın geçiş sürecini de… ‘Düğün’, ‘Diyet’, ‘Vurun Kahpeye’, ‘Zeyno’, ‘Dikenli Yol’, ‘Karılar Koğuşu’, Koçyiğit’in başrolünü üstlendiği sayısız film içinde ilk akla gelenlerden…

Muhsin Ertuğrul’un tavsiyesi üzerine Ankara Devlet Konservatuvarı’na girdiniz. ‘Büyük Hoca’ sizdeki ışığı keşfeden ilk kişi miydi?
Evet. Muhsin Ertuğrul, Beklan Algan ve Ayla Algan ile birlikte oynadığımız ‘Tarla Kuşu’ piyesinde beni gördükten sonra aileme tiyatro eğitimi almam konusunda ısrarcı oldu.

Sahneyle ilk tanıştığınız anı anlatır mısınız?
Sahneyle ilk tanışmam 5-5,5 yaşımda İstanbul’a gelen Medrano Sirki ile oldu. Çalan müziğe kapılmam ile kendimi sahnede bulmam bir oldu. Kendimi müziğe, ışıklara kaptırıp dans ettiğimi hatırlıyorum. Gözlerimi gelen alkış sesleriyle açmıştım. O ışıkları ve alkışlayanları asla da unutamam. Eğitim hayatıma Ankara Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü talebesi olarak devam ettim. Profesyonel anlamda ise sahnede İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda yer aldım. Aynı büyüleyici his burada kat be kat artarak devam etti.

1963 yılında ‘Susuz Yaz’ filmiyle sinemaya ilk adımınızı attınız. Tiyatronun ardından sinemada sizi cezbeden neydi?
Şehir tiyatrolarında kalan küçük kız kardeşim Nilüfer Koçyiğit, Metin Erksan tarafından sinema adına benden daha önce keşfedildi. Ben de Nilüfer sayesinde annem Melek Koçyiğit’in yönlendirmesiyle sinemayla, Metin Erksan ile tanıştım.

Hülya Koçyiğit

Hülya Koçyiğit

Erksan, yönettiği ‘Susuz Yaz’ filminde benim oynamama karar verdi. Oyunculuk eğitimi alan ve ileride oyuncu olmayı seçmiş genç bir kız için büyük bir fırsat, büyük bir şanstı. Sinema sanatının çok daha yaygın kitleler tarafından izlendiğini bilmek yepyeni bir heyecandı benim için… Ve o yaşlarda uluslararası bir ödül ile taçlandırılmış oldu ilk filmim. Türkiye için bir ilkti ve mutlu, büyük bir olay oldu. Uluslararası bir ödüle layık görülmek büyük bir sürpriz olmadı benim için. Çünkü yıllar sonra ‘Susuz Yaz’ı tekrar izlediğimde, uluslararası bu ödülü neden bu filme verdiklerini bir kez daha anladım. Metin Erksan gerçekten bir sinema dehasıydı; daha o yıllarda, bugünün sinema anlayışını kullanmıştı. Böyle güzel bir başlangıçtan sonra sinema devam etti ve birbirinden değerli yönetmenlerle çalışma imkânı yakaladım.

Artık Yeşilçam’da tanınan bir isimdiniz ve eğitim hayatınızı yarıda kestiniz. Eğitim ve Yeşilçam arasında bir seçim mi yapmanız gerekti?
‘Susuz Yaz’ın galasından bir hafta sonra babamı erken yaşta kaybettim. Ailemin sorumluluğunu almak benim için bir görevdi. Bu nedenle eğitimimi ne yazık ki mecburen bıraktım.

‘Altın Ayı’ ile Türk sinemasına o güne kadarki en büyük ödülü kazandırdınız. Bugün ise en çok ödül alan Türk kadın sanatçı unvanını taşıyorsunuz. Size bu başarıyı getiren unsurlar nelerdir?
Mesleğimi önemsemem ve seyirciye olan saygım beni daha seçici olmaya, işimi daha özenli yapmaya yönlendirdi. Şanslıyım ki çok doğru projelerde ve çok önemli yönetmenlerle çalıştım.

“Yıllar sonra
‘Susuz Yaz’ı
tekrar izlediğimde
uluslararası bu ödülü
neden bu filme
verdiklerini bir kez
daha anladım. Metin
Erksan gerçekten bir
sinema dehasıydı.”

Başarılı kariyer çizginizde, sıklıkla dile getirdiğiniz mutlu aile yaşantınızın bir payı var mı?
Aile hayatımdaki mutluluğum işime de yansıdı. Onlardan hep büyük destek aldım.

Yerli romanların sinemaya uyarlanması için büyük çaba sarf ettiniz. Günümüzde de birçok eser yeniden uyarlanıyor. Bugünkü yapımlar sizce yeterli mi ve neden önemli?
Elbette ki yeterli değil ama önemi inkâr edilemez. Çünkü bu eserler Türk kültürünün tanıtımına katkıda bulunuyor.

Hülya Koçyiğit-Orhan Gencebay

Hülya Koçyiğit-Orhan Gencebay

1980 sonrasında ise gerçek sesiniz beyazperdede duyulmaya başlandı. Bu tercihin nedeni neydi?Başlangıçta yapımcıların böyle bir anlayışı yoktu. O yıllarda hep tiyatro sanatçıları seslendirme yapardı. Bize kendi filmlerimizi seslendirme hakkı tanınmıyordu. Bu hakkı elde etmek biraz zaman aldı.

Türkiye’de sinemanın geçirdiği değişimi nasıl yorumluyorsunuz?
Yüzyıllık deneyimi olan Türk sinemasının, toplumsal yaşamın beğenileri, ihtiyaçları ve değişimleri karşısında farklı arayışların içine girmesi doğaldır. Zaman zaman halkın önünde, zaman zaman da takipçisi durumunda oldu. Bugünkü sinemamız çağdaş dünyanın örnekleriyle yarışma içinde. Sesini dünya sinema izleyicisine ulaştırabiliyor ve uluslararası yarışmalarda ülkemizi başarıyla temsil ediyor.

Hülya Koçyiğit

Hülya Koçyiğit

Türkiye’de orta sınıfın oluşmaya başladığı dönemlerde oynadığınız bu roller sizce ne ölçüde etkin oldu?
Sinema sanatının toplumda çok etkin olduğu hepimizce malum. Sinema dili aynı zamanda eğitimin bir parçası ve toplumun dinamiklerini temsil ediyor. Toplumsal değişimde elbette sinemanın güçlü etkisinden söz etmek mümkün.

Günümüzde yetişen oyuncular arasında beğendiğiniz isimler kimlerdir?
İşine saygı duyan, aşkla yapan bütün yeteneklere saygı duyuyorum. Onlar da zaten kendilerini büyük bir farkla belli ediyorlar.

Ders vererek yetiştirdiğiniz öğrencileriniz var mı?
Sinema ve oyunculuk alanında dersler verdim. Aklıma ilk gelen isimler Vildan Atasever ve şu an ‘Poyraz Karayel’ dizisinde oynayan Celil Nalçakan. Bu bağlamda da ders vermeye devam edeceğim.

Şimdiye kadar sizi birçok sosyal sorumluluk projesinde gördük. Son dönemde ağırlık verdiğiniz projeler var mı?
En son organ nakli kampanyası ve Tarım Bakanlığı’nın takviye besinlere dikkat çeken sosyal sorumluluk projelerinde yer aldım. Bu konulardaki hassasiyetimi bu tür projelerde yer alarak ifade ediyorum.

“Her şeyden önce halkımı, mesleğimi, insanı çok sevdim. Doğru olduğuna inandığım işlerin en iyisini yapmaya çalıştım ve arkasında durdum.”

SODER’in başkanlığını yapmış bir isimsiniz. Sinema emekçilerinin hakları için yer aldığınız başka projeler var mı?
Sinema Oyuncuları Derneği (SODER) Başkanlığım sırasında görevim sinema emekçilerinin, sanatçılarının gerek mesleki, gerek sosyal ihtiyaçlarına karşılık verebilmekti. Yaptığım en büyük proje, onların sosyal sigortalar kapsamına alınmasını sağlamak oldu.

Hülya Koçyiğit’in bugüne kadar, duruşunu belirlerken ön planda tuttuğu ilkeleri, referansları ve düsturu ne olmuştur?
Her şeyden önce ben halkımı, mesleğimi, insanı çok sevdim. Ve sevgim doğrultusunda belli bir çizgide ilerlemeyi tercih ettim. Halkın beğenisini hak etmeye çalıştım ve bu bağlamda onları hayal kırıklığına uğratmamak için çabaladım. Doğru olduğuna inandığım işlerin en iyisini yapmaya çalıştım ve arkasında durdum. Gerektiğinde elimi taşın altına koyma cesaretini gösterdim. İstikrarımı bozmamaya çalıştım. Toplumun değerlerine saygı, hassasiyetine özen gösterip, toplumla ters düşmemeye çalıştım.

“Mesleğime ve seyirciye olan saygım beni seçici olmaya ve işimi özenli yapmaya yönlendirdi. Şanslıyım ki çok doğru projelerde çalıştım.”

Sinema kariyerinizin yanı sıra bir dönem siyaset yaptınız. Siyasete devam etmeyi düşünüyor musunuz?
Ben onu siyasete giriş olarak bile değerlendirmiyorum. Rahmetli Turgut Özal’ın daveti üzerine milletvekili adayı olmuştum. Yaklaşık üç ay seçim çalışmalarında bulundum sadece.

Sanatçılar toplumun sinir uçlarıdır. 15 Temmuz olaylarından sonra Türkiye’de yaşananlara yönelik sanat dünyasının ve sanatçıların tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sanatçılar elbette ki toplumun en önemli parçaları, liderleridir. 15 Temmuz darbe girişimini bütün kalbiyle protesto eden, lanetleyen ve bu konudaki gösterilere katılan başta sanatçılar oldular. Toplumsal duyarlılıklarımızı ön plana alarak bir daha darbe olmasın diye elimizden geldiğince birlik beraberlik içinde yol aldık.

Batı dünyasının 15 Temmuz sonrasında Türkiye’de yaşananlara karşı tavrını nasıl yorumluyorsunuz?
Batı’nın tavrını şaşkınlıkla karşılıyorum çünkü Türk ulusu demokrasiye olan bağlılığını savunmak için canını feda ederken, Batı’nın en önemli değeri ‘demokrasi’ Türkiye’de hâkim oldu diye Batı çok şaşırdı. Askeri yönetimin mi gelmesi gerekiyordu? Batı da demokrasiyi savunmuyor mu? Biz neyi savunduk? Demokrasi uğruna mücadele eden ülkemize karşı Batı’nın bu çelişkili tavrını anlamlandırmak mümkün değil.

FavoriteLoadingBeğen