Erol Parlak: Anadolu kültür-sanat ve müzik medeniyetidir

Müzik kültürüne ömrünü adayan Prof. Dr. Erol Parlak, T.C. Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü alarak adından sıkça söz ettirdi. Yeni bağlama çalış teknikleri üreten Parlak, Anadolu’nun kültür, sanat, müzik medeniyeti olduğunu ve geleneksel müziğin araştırılmaya muhtaç halde beklediğini söylüyor.
Yayın Tarihi: Şub 8, 2017
FavoriteLoadingBeğen 15 mins
Prof. Dr. Erol Parlak

Prof. Dr. Erol Parlak

Anadolu’nun farklı yörelerinde müzik alanında araştırmalar yapıyor, bağlama çalış teknikleri, saz ve ses tavırları konusunda çalışmalar yürütüyor. Öyle ki şimdiye kadar bine yakın halk ezgisi derledi. 15 müzik albümü, beş kitap çalışmasına imza attı. Şelpe tekniğini sistemleştirerek elle bağlama çalma geleneğini modern döneme kazandırdı. 2013 yılında çıkardığı Garip Bülbül Neşet Ertaş adlı eseriyle T.C. Kültür Bakanlığı Neşet Ertaş Altın Bağlama Ödülü’nün de sahibi oldu. Geçen ay düzenlenen T.C. Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri töreninde müzik alanında ödüle layık görülen Prof. Dr. Erol Parlak önerisiyle de dikkat çekti. Türkiye’de bir müzik üniversitesi kurulması gerektiğini söyleyen Parlak, “Sevindirici olan Sayın Cumhurbaşkanımız da bu fikre hemen karşılık verdi ve hayata geçmesi gerektiği yönünde YÖK Başkanımıza işaret etti” diyor. Aynı zamanda İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Ses Eğitimi Bölümü’nde de görev yapan Parlak ile Anadolu müziğini, sözlü kültür geleneğini, Neşet Ertaş’ın farklı yönlerini ve müzik alanında getirdiği önerileri konuştuk.

Anadolu’nun müziği denilince ne anlamalıyız?
Anadolu müziği, Anadolu’da var olan bütün kültürlerin kaynaşması sonrası ortaya çıkmış bütünleşik bir olgudur. Binlerce yıl öncesinden beri gelen kadim kültürlerin yanında göçlerle gelenlerin bileşkesinden oluşur. Dolayısıyla Anadolu müziğinin zenginliğinin ana kaynağı da budur.

Bağlama, saz çalma teknikleri Anadolu’da farklılık gösterir mi?
Anadolu’da farklılık gösterir mi? Kültürel renklilik ve çeşitlilik bu alanda kendini hemen gösterir. Anadolu’da bölgeden bölgeye, yöreden yöreye, köyden köye büyük bir çeşitlilik ve farklılık göze çarpar. Hatta öyle ki aynı evde baba Muharrem Ertaş farklı, oğul Neşet Ertaş farklı çalıp söylerler.

Sözlü müzik kültürü geleneğimizi bize yorumlar mısınız?
Anadolu, bünyesinde çok çeşitli ve bir o kadar da renklilik barındıran bir kültür coğrafyasıdır. Bu nedenle başlı başına bir kültür-sanat ve müzik medeniyeti olup dünyanın en zengin kültür köklerine, kodlarına ve sanat geleneklerine sahiptir. Ancak, çağların ihmaline ve politikalarına kurban edilerek kendi içerisinde kapalı kalmış, gelişimi ve tanıtımı gerektiği oranda olamamıştır.

Anadolu’da bakir müzik kültürü devam ediyor mu?
Bu anlamda Anadolu hâlâ canlıdır. Yerel kültürler eskisi kadar olmasa da hâlâ büyük bir canlılık içerisinde yaşıyor ve etkisini sürdürüyor. Halkımız hâlâ ozanlarını, âşıklarını, mahalli sanatkârlarını gönlünde yaşatmakta, onların ürünlerine kulak vermektedir. Özellikle son 50 yıldır modernlik adına medyadan pompalanan kirlilik nedeniyle son dönemlerde kendi kültürüne daha çok tutunmuştur.

Anadolu müziği dünyada nerede konumlanıyor?
Anadolu müziği dünyanın en zengin müziklerinin başta gelenlerindendir. Ancak, ‘bilinirlik’ ve ‘tanınmışlık’ düzeyi çok zayıftır. Bu nedenle ülke olarak bir yandan konunun vizyonel yönüyle de ilgilenmek gerekiyor.

Şelpe tekniğini modern dönemde temsil ediyorsunuz. Bu tekniği anlatır mısınız?
Şelpe tekniği, kaynağını bağlamadan ve ona ait müzik kültüründen alan bir çalma tekniğidir. Teke bölgesi Yörük-Türkmen kültürüne has ve yerel olarak dünyada yalnızca burada bulunan ‘parmak vurma/ tapping’ tekniği sayesinde soydaşı çalgılara göre gelişmişlik düzeyi çok daha ileride. Bizlerin çalışmalarıyla son 20 yıl içerisinde önce ulusallaşma, sonrasında uluslararası tanınma yolunda önemli mesafeler kaydetmiştir. Başta gitaristler olmak üzere çeşitli müzisyenler kendi çalgılarına bu teknikten aktarımlar yaparak yeni açılımlar elde ediyorlar. Bağlamayı, kendi çığırının zirvesine çıkarmış, dünya sazı olma yolunda önemli katkı sağlamıştır.

“Geleneksel müziğimiz ilgi bekliyor.”

Türk müziğinin toplum üzerindeki etkisi nasıl?
Geleneksel müziğimizin çağ dışı, demode olduğu, bununla sadece yaşlı kesimin ilgilendiği vb. argümanları, kapitalizmin ticaret stratejileri kapsamında gerçekleri saptırma maksatlı kasıtlı manipülasyonlardan başka bir şey değildir. Oysaki bunun aksine hâlâ toplumumuz için birinci derecede popüler geleneksel müziğimiz olup onunla dertlerini, sevinçlerini, acılarını dile getirmekte, onunla nefes alıp âşık olmaktadır. Günümüzde sayıları milyonlarla ifade edilen bağlama çalanlar da bu durumun temel bir göstergesidir. Hakkının verilebilmesi için baştan başa bir toplumsal aydınlanma şarttır.

Türk müziği ve sanatını gelecek nesillere nasıl aktarırız?
Bu konudaki en temel şey; toplumumuzun her katmanı, her unsuruyla aydınlanması, kendine gelmesi ve gerçekte kaybettiğinin ne olduğuna dair fikir sahibi olması gerekmektedir. Her gelişmenin anahtarı budur.

Neşet Ertaş’ı nasıl tanımlarsınız?
Ben Neşet Ertaş’ın sazı, sesi ve türküleriyle beş yaşındayken tanıştım. Üniversite yıllarına kadar kesintisiz biçimde dinledim, üniversiteden itibaren incelemeye başladım. Garip Bülbül Neşet Ertaş adlı çalışma 16 yılımı aldı. Bana göre insanlığın iyiliği, güzelliği için dünyaya gönderilmiş bir insan velisiydi.

Neşet Ertaş-Erol Parlak

Neşet Ertaş-Erol Parlak

Toprak misali bir tevazu içinde sürdüğü ömrü boyunca sanatsal dehasıyla ortaya koyduğu ürünlerle bu yönde emek harcadı ve emsalsiz bir gönül mirası bırakarak bu dünyadan ayrıldı.

Ertaş’ın sizin hayatınızda nasıl bir önemi var?
Saz çalma ve müzisyen olma nedenlerimin başında Neşet Ertaş gelir. Onun sedasını duyduktan sonra önümde büyük bir gönül dünyasının kapıları aralandı. Bu kapıdan onun sayesinde girdim ve bütün yaşamım böylece şekillendi. Onunla aynı yüzyılda yaşadığım, sanatının ve dehasının farkına varıp kendimi zenginleştirebildiğim, onun müziğinde can bulan binlerce yıllık köklü ve değerli kültürle manevi evrenimi biçimlendirebildiğim için çok şanslıyım. Ve ustayla yan yana gelip aynı havayı soluduğum, sanatını gelecek kuşaklara aktarabilme yolunda bir külliyat hazırlama, bir çalışma yapmış olmayı ömrümün en anlamlı ve hayırlı işlerinin başında görüyorum.

Neşet Ertaş’ın hayatını yazarken sizi en çok etkileyen neydi?
Ertaş’ın en çok etkilendiğim yanı; çoğu kişinin haritada yerini dahi gösteremeyeceği mütevazı bir yöreden gelip kimsenin erişemediği bir sanat, üretim ve popülariteye ulaşması, toplumun belki de ikinci bir örneği olmayan ortak paydasına dönüşmesidir.

“Toprak misali bir tevazu içinde sürdüğü ömrü boyunca Neşet Ertaş, insanlığın iyiliği için gönderilmiş bir veliydi.”

Ertaş’la yaşadığınız bir anıyı bizlerle paylaşır mısınız?
Neşet Ertaş ustanın mülkiyeti reddeden, paraya pula değer vermeyen tavrını hemen herkes bilir. Hele de günlerce süren yorgunluk sonrası kazandığı parayı günün sonunda garibanlara dağıttığı ya da oracıkta yeni tanıdığı bir garibana verip gittiği anlatılagelir. Bunun bir benzerine de ben şahit oldum. Kitap çalışması için eve doğru özel araçla giderken Beşiktaş Yıldız yokuşu başında trafik nedeniyle durduğumuzda arabaların arasında bir şeyler satmaya çalışan bir satıcıyla göz göze gelen usta, tanınmamak için başındaki kasketi iyice aşağı doğru çekerek satıcıya işaret etti. Bir simit alıp cebinden çıkardığı bir tomar parayı vererek karşılığına fırsat vermeden camı çekerek satıcıya sırtını döndü. Satıcı şaşkınlıkla bakınırken benimle göz göze gelen usta bu sefer de bana fırsat vermeden “Fakirin ekmeği tatlı olur” diyerek bir lokma koparıp uzattı. Bugün bile tüm canlılığıyla hafızamda yer alan bu şaşırtıcı anıdan anladığım; böylesi engin bir gönül mirasını ancak böyle gani gönüllerin yaratabileceğiydi.

Erol Parlak

Erol Parlak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğunuz müzik üniversitesi fikri nasıl ortaya çıktı? Müzik, aslında toplumumuzun çokça tükettiği ancak üzerinde durup bilinçle eğilmediği bir olgu. Hele de geleneksel müziğimiz, araştırılmaya, incelenmeye muhtaç bir halde ilgi bekliyor. Üniversitelerin karma yapıları ve yaklaşımları arasına sıkışmış az sayıdaki konservatuvarda yer alan milli müzik sanatımıza dair kat edilen mesafenin istenilen seviyenin çok gerisinde olması, müstakil ve özel bir yapı üzerinden araştırılması, incelenmesi, literatürünün oluşturulması, eğitim ve icra alanına aktarılması gerektiği kafamı hep meşgul etmiştir. Bu nedenle kavramsal olarak bir müzik üniversitesi fikrini bu ödül vesilesiyle telaffuz ettim. Sevindirici olan, Sayın Cumhurbaşkanımız bu fikre hemen karşılık verdi ve hayata geçmesi gerektiği yönünde YÖK Başkanımıza işaret etti.

Kurulacak üniversite eğitim açısından nasıl olmalı?
Ülkemizde geleneksel müzik eğitimi veren kurumlar ancak Cumhuriyet’ten yarım yüzyıl sonra ve çok sıkıntılı bir süreçte kurulabilmiştir. Ülkemiz genelinde 50 civarındaki konservatuvar arasında sayıları neredeyse bir elin parmakları kadar az olan bu kurumlar ise adeta üniversitelerin çoklu yapıları ve sanata dair anlayışları, yaklaşımları arasına sıkışıp kalmışlar. Ülkemizdeki tüm çeşitliliği barındıran ancak geleneksel müziğimizin ana öğe durumunda olduğu, dünya vizyonu gelişmiş olası bir müzik üniversitesi, alana odaklı vizyon ve misyonuyla bilgi-beceri ve üretimin çok daha rahat ilerleyebileceği bir gelişim çizgisini beraberinde getirir. Böylesi bir model içerisinde eğitim yanında araştırma-geliştirme temelli güçlü enstitüler, kütüphaneler ve tasarım-uygulama birimlerinin de bulunması önemli.

FavoriteLoadingBeğen