Nazmiye Ulusan

Kudüs’ten Zeytin Dağı’na…

Zeytin Dağı’ndan Zeytindalı’na…

Binlerce dua yükselir semaya…

Semaya doğru uzanan ellerin gölgesinde, canlar can bulur.  Vatanını, namusunu korumanın aşkıyla, yollara düşer Mehmetçik…  İmanıyla, inancıyla, azmiyle, zafere doğru yürür Mehmetçik… “Her dem yeni doğarız / Bizden kim usanası” diyordu ya Yunus Emre. Dünyaya uzattığımız bir barış dalı olan Zeytindalı, sadece askeri bir barış harekatı değil, köklerinden her dem doğan büyük bir milletin varlığını, gücünü yeniden ispatıydı aynı zamanda.

Bu kök kopmaz. Bu kök kurumaz. Uyanışımız baharın müjdecisidir. Kardeşliğimiz destan yazdırır. Çanakkale’de nasıl yazdırdıysa Afrin’de de öyle. Şubat sayımızın kapağında “Zeytin Dağı’ndan Zeytindalı’na Barışın Güvercini Savaşı Kartalı” demiştik. Mart sayımızın ilk sayfalarını İstiklal Marşı’mızın TBMM’de kabul edildiği güne ayırdık. 12 Mart 1921 tarihini de Mehmet Akif Ersoy’u, istiklale giden yolda can verenleri de unutmadık, kahramanlarımızı rahmetle andık. BM Kudüs oylaması ve Zeytindalı harekatıyla gözlerin Türkiye’ye çevrildiği bir dönemde hem ABD hem de AB ile ilişkileri ele aldık.  ABD’nin bütün uyarılara rağmen Türkiye’nin Suriye sınırı boyunca, Akdeniz’e uzanan bir terör koridoru açma planı da bu sayımızın dosyaları arasında.

Prof. Dr. İlter Turan’la yaptığımız röportaj’dan sadece bir cümleyi paylaşalım: “Türkiye, Afrin Operasyonu’nu Amerika’ya değil, Rusya ve İran’a danışarak gerçekleştirdi. Bu Amerikalıların fazla memnun olacakları bir husus değil” Prof. Dr. Mensur Akgün “ABD, Türkiye’yi laf oyunları, isim değişiklikleriyle oyalayamayacağını gördü” derken, Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD) Başkan Yardımcısı Fatih Zingal

“ABD’nin şekillendirme gücü artık kalmadı” diyor. Emekli Büyükelçi Uluç Özülker’le yaptığımız röportaj da mutlaka okunmalı. Mart sayımızın kapak cümlesi “Güçler Dengesinde Türkiye – AB İlişkileri”

Gerçekten de, Zeytin Dalı Harekâtı, ABD’nin Ortadoğu’da yürüttüğü mevcut stratejisini bozmaya yönelik yerinde bir hamle oldu. Bu da hem Rusya hem İran hem Ortadoğu hem de ABD kadar AB ile ilişkilerimizi etkileyen bir süreç aslında. Türkiye -AB ilişkileri uzun zamandır inişli çıkışlı bir seyir izliyor.

Umarız hem ABD hem de AB, Türkiye’nin dünya için vazgeçilmez yerinin önemini hatırlar.

Bütün haksızlıklara, zulümlere, ihanetlere, barışın sözcülüğünü yaparak  karşılık veren Türkiye, ABD’nin ve batılı bazı ülkelerin, PKK’nın uzantısı olan PYD/YPG’ye Suriye’de, sınırlarımızda yuvalanmalarına, destek vermesine rağmen, yıllardır ABD’nin Türkiye ile stratejik ortaklığına uygun davranmamasına rağmen, NATO’nun ittifak olmanın gereğini yerine getirmemesine rağmen, büyük güçlerle diyalog kanallarını açık bırakarak, yürüttüğü diplomatik ilişkileri ve hamleleriyle de dünyaya sağduyuyla seslenmeye devam ediyor.

Türkiye’nin işi zor elbette. Durduğumuz yer, üstlendiğimiz sorumluluk sıradan ve kolay bir yer ve sorumluluk değil. Fakat güçlüyüz. Köklerimizde ve vicdanımızın derinliklerinde Hz. Mevlana’nın çağrısı yankılanıyor: “Gel, gel ne olursan ol yine gel, ister kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel, bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.” Yeni olan sadece Türkiye değil, dünya da yenilenmek zorunda. Türkiye bu yeni dönemde dünyaya iyiliği ve adaleti önermekte haksız da değil güçsüz de.

FavoriteLoadingBeğen
Genel Yayın Yönetmeni

Leave a Reply

  • (not be published)