Şubat ayı, kar kış demekmiş.

Tütmeyen dumandan bilirlermiş fakirleri.

Odunmuş, kömürmüş derdi insanların.

Sıcacık bir çorba için koşa koşa eve gitmekmiş milletin telaşı.

Fırından yeni çıkmış ekmek de var tabii.

Böyle anlatıyorlarmış eskiden, eski şubatları.

Yeni nesil edebiyattan, sanattan filan anlamıyormuş.

Ne dert varmış ne tasa. Ne tas varmış ne sıcak çorba.

Yeni neslin şubat hikâyeleri yokmuş.

Sadece bunlar mı? Değil elbet.

Ama konumuz bu değil. Ya da tam olarak bu.

Uzun zamandır erteliyoruz, yine erteleyeceğiz tasla çorba meselesini diyeceğim ama bu da pek mümkün değil.

Çünkü artık zamansızlıktan mıdır bilmem, bir türlü sıcağını yiyemediğimiz ekmek hâlâ “Dönmezsem cennet bizim, dönersem vatan bizim.” diyenlerin koltuğunun altında.

Ekmek hep aynı ekmek.

Kahraman hep aynı kahraman.

Gazi de, şehit de aynı.

Ay da yıldız da yerinde, aylar yıllar geçse de.

Kolunun altındaki ekmeklerle gülümseyen Mehmetçik ısıtıyor İstanbul’da evleri.

Ankara’da, İzmir’de, Konya’da. Onun gülümsemesi aydınlatıyor içimizi. O olmasa soğuk, o olmasa gece, o olmasa hiç.

O hep ay, o hep yıldız, o hep yaşıyor.

Üşümeden, karanlık nedir bilmeden.

Şimdi soru şu: Neresi eski, neresi yeni bu şubatların?

O güzel askere göklerden yer arayamayacağım. Üzgünüm.

Askerlerin göklerdeki yerini yazamayacak kadar dilsizim, kelimesizim, kifayetsizim.

Ama imanım, şehitlerin göklerdeki yerlerini bilecek kadar var sanırım.

Bir de Kudüs’e gitmek duygusu.

Aylardan şubat olsa bile.

“Ey Kudüs, ey şeriatler feneri Ey parmakları yanan güzel çocuk Hüzün var gözlerinde, ey iffet şehri Ey Resulün uğradığı bahçe Kaldırımlarında hüzün var Minarelerinde hüzün var Ey Kudüs, ey karalara bürünen şehir”

Kudüs.

Zeytindağı.

Afrin.

Zeytindağı’ndan Zeytin Dalı’na.

Senin için, senin mazlum kardeşlerin için, kolunun altında ekmek, yüzünde tebessüm, cepheye gidiyor Mehmetçik.

“Barışın güvercini Savaşın kartalı” Mehmetçik.

“Farz et körsün, olabilir,

El ele tut,

Taş al ve at,

Kafiri bulur” diyordu Cahit Zarifoğlu.

“Beyrut’un gözyaşları şimdi,

Kudüs’ün yanı başında,

Müslümanlarsa uzakta,

Sanki başka,

Gelinmez bir dünyada.”

Hayır.

Görüyordur Cahit Zarifoğlu mutlaka.

Erdoğan ne dedi, duymuştur:

“Umutsuz olmayın, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Müslümanlar asla çaresiz değildir. Güçsüz değildir, iman varsa her zaman imkân da vardır. İnanç, sabır, azim ve mücadele olduğu sürece aşamayacağımız hiçbir engel yoktur.”

“Sanki başka,

Gelinmez bir dünya” diyordu ya

Cahit Zarifoğlu.

Vakti geldi.

“Vefalı Türk” geldi.

FavoriteLoadingBeğen
Genel Yayın Yönetmeni

Leave a Reply

  • (not be published)