İkili eğitim sistemi kalkıyor, tam gün sistemi geliyor

Yeni planlanan değişikliklere göre zorunlu eğitim 13 yıla çıkıyor ve ikili eğitim sona eriyor. Bitişik eğik el yazısının kaldırılması ve yabancı dil ağırlıklı sınıfların oluşturulması da gündemde. Eğitim uzmanları İpek Coşkun ve Sadık Gültekin yeni değişiklikleri değerlendirdi.
Yayın Tarihi: Haz 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 15 mins

2016-2017 eğitim öğretim yılı 9 Haziran’da sona erdi. Yeni eğitim öğretim yılı ise bazı temel değişikliklerle 18 Eylül 2017’de başlayacak. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, yeni değişikliklerin satır başlarını açıkladı. Bakan Yılmaz, daha iyi bir eğitim vermek için ikili eğitimi kaldıracaklarını belirtti. 2019’un sonuna kadar kaldırılması planlanan ikili eğitimle birlikte yarım gün yerine tam gün eğitim yapılacak. Kaliteli eğitim vermek için okul öncesi eğitimi de zorunlu eğitim kapsamına alacaklarını duyuran Bakan Yılmaz, “İnsanımızın eğitim süresini artırmamız lazım. Biz geldiğimizde insanımızın eğitim süresi yaklaşık beş yıldı, şimdi sekiz yıl. Ortalaması 12 yıl olması lazım. Zaten 12 yıl zorunlu eğitimi getirdik. Okul öncesi eğitimi de bir yıl alacağız. Dolayısıyla Türkiye’deki zorunlu eğitimi 13 yıla çıkaracağız” dedi.

Sınıflardaki öğrenci sayısını azaltacaklarını ve öğretmen sayısını artıracaklarını söyleyen Yılmaz, “Öğretmen başına düşen öğrenci sayısını azaltacağız. Daha kaliteli bir eğitim vereceğiz. Öğretmenlere performans sistemi getireceğiz. Türkiye iyi bir yolda ilerliyor” diye konuştu. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı değişiklikler arasında ise zorunlu eğitimde kullanılan bitişik eğik yazısının kaldırılması var. Yeni okuma yazma eğitim modelinde öğrenciler temel dik yazıyla okuma yazmaya başlayacak. Diğer yazı fontlarını tanımaları sağlanacak olan öğrencilere, üçüncü sınıftan itibaren ise güzel yazı dersi verilecek. Dördüncü sınıftan itibaren de öğrenciler, ‘F’ klavye ile yazmayı öğrenecekler.

Bir başka değişiklik ise yabancı dil eğitimi üzerine. Buna göre 4+4+4 eğitim sisteminin beşinci yılından itibaren yabancı dil eğitimi zorunlu hale gelecek. Bu kapsamda beşinci sınıfların ‘hazırlık sınıfı’ olacağı belirtiliyor. Hazırlık sınıfında öğrencilere sadece Türkçe ve yabancı dil eğitimi verilmesi planlanıyor. Yabancı dil dersleri ise ikinci sınıftan sonra zorunlu seçmeli dersler olan İngilizce, Fransızca, Almanca ve Arapçadan oluşacak.

Müfredatın sadeleştirilmesi de planlanan değişiklikler arasında. Bakan Yılmaz bu konuda, “Ders saati azaltması söz konusu değil ancak içeriğinin hafifletilmesi ve azaltılmasının sağlanması daha doğru” dedi.

İPEK COŞKUN. SİYASET, EKONOMİ VE TOPLUM ARAŞTIRMALARI VAKFI (SETA) EĞİTİM VE SOSYAL POLİTİKALAR ARAŞTIRMACISI.

“Okul öncesi eğitimin zorunlu olması istenilen sonucu vermeyebilir”

Sistemdeki yeni değişiklikleri eğitim uzmanlarına sorduk. Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nda (SETA) Eğitim ve Sosyal Politikalar Araştırmacısı olan İpek Coşkun, zorunlu eğitimin 13 yıla çıkacak olmasına ilişkin, “Hükumet programlarının birçoğunda okul öncesinin zorunlu eğitim kapsamına alınması gündeme getirildi. Okul öncesi eğitimin özellikle sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı ailelerden gelen çocuklar için önemli bir destek olabileceği ifade edilebilir. Ancak yerelde gerekli ihtiyaç analizleri yapılmadan okul öncesi eğitimi zorunlu hale getirmek, eğitimin niteliğini artırmak konusunda istenilen sonuçları vermeyebilir. Halihazırda okul öncesi eğitimde okullaşma yüzde 50’ye yaklaştı. Bu oranın artırılması için farklı uygulamalara gidilebilir. Okul öncesi eğitimde bakanlığın bir tür çeşitlendirmeyle hareket etmesi gerekiyor. Bütün okul öncesi eğitim kurumlarına uygulanmasa da bir kısmı için özel eğitim merkezlerine benzer bir uygulamaya gidilebilir. Yani bakanlık tarafından fonlanan kurumların işletmesi özel inisiyatifler tarafından yapılabilir” dedi.

“İkili eğitimin kalkması önemli”

İkili eğitimin özellikle ilkokul ve ortaokul düzeyinde yaygın bir şekilde uygulandığını hatırlatan İpek Coşkun, “Bu kademelerdeki öğrencilerimizin yarısına yakını ikili eğitimde okuyor. İkili eğitim yapan okullar ekseriyetle dezavantajlı bölgelerde bulunuyorlar. Dolayısıyla öğrenciler katmanlı bir dezavantajlılık durumu yaşıyorlar. Sabah çok erken saatte derse başlayan ya da akşam çok geç saatlerde okuldan çıkan öğrenciler, eğitim süreçlerine ve okula aidiyet sorunu yaşayabiliyorlar. Bu da akademik performanslarını olumsuz etkileyebiliyor. 2019’da ikili eğitime son verileceği yönündeki bakanlık açıklaması önemli. Ancak ikili eğitimdeki öğrenci sayısının fazla olması ve ayrıca sisteme Suriyeli öğrencilerin de girmeye başlamasından dolayı 2019 ertelenecek bir tarih olarak görülüyor” diye konuştu.

“Bitişik eğik el yazsının kaldırılması isabetli oldu”

Bakanlığın bitişik eğik el yazısını kaldırmasını “İsabetli bir karar” olarak değerlendiren Coşkun, “Okuma yazmayı ilkokul birinci sınıfta öğrenen çocukların sade, zorlanmadan, severek ve istekle yürütecekleri bir okuma ve yazma süreci nasıl yapılandırılmalı sorusu üzerinden gidersek hem veliler hem de öğretmenlerden bu kadar fazla şikâyet alınan bir uygulamada ısrar etmenin anlamı yoktu zaten. Özellikle okumada harflerin şekli, dik temel yazıda öğrenciler için çok daha kolay kavranabilir. Ayrıca dik temel yazının yazılışı ders kitaplarında ve çok farklı yerlerde kullanılan yazı türü ile aynıdır. Bu da çocuğun yazıyı daha hızlı tanımasını ve okuma becerisini daha rahat edinmesini sağlar” dedi. Coşkun, bitişik eğik el yazısının tamamen kaldırılmadığı konusunda da uyarıda bulundu ve şunları söyledi: “Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Alpaslan Durmuş yaptığı açıklamada, harflerin okuma ve yazma becerisi yetkin bir şekilde oturur oturmaz hem birinci sınıfta hem de ikinci sınıfta, bitişik eğik yazı da dahil olmak üzere, farklı fontlarda yazılmış yazıları okuyabileceklerdir. Ders araç gereçlerinin de buna uygun şekilde farklı fontlar-karakterler kullanılmış olarak öğrenciye sunulacağını belirtmiştir zaten.”

“Müfredatın nasıl yansıtıldığı da bir mesele”

Müfredatta sadeleştirme çalışmalarına ilişkin ise Coşkun, “Bu yıl bakanlık tarafından 51 öğretim programında yapılan çalışmalarda, sadeleştirme ve güncellemelerin yapıldığı gözlendi. Askıya alınan ve kamuoyunun görüşüne sunulan programlarla ilgili görüşler, SETA olarak bizim tarafımızdan da bakanlığa bildirildi. Ancak geri dönüşler sonrasında bakanlık yenilenen programların son haliyle ilgili henüz bir açıklama yapmadı. Müfredatın sadeleştirilerek öğretmenler için daha pratik ve kullanılabilir hale getirilmiş olması çok önemli, bununla birlikte hem öğretmenler hem de öğrenciler için asıl önemli husus, ders kitapları konusudur. Müfredat ne kadar iyi kurgulanırsa kurgulansın, ders kitaplarında müfredatın nasıl yansıtıldığı, içeriğin nasıl hazırlandığı, tasarımlarının nasıl yapıldığı konusu, üzerinde daha çok durulması gereken meselemizdir” dedi.

SADIK GÜLTEKİN. EĞİTİM UZMANI. YAZAR.

“İkili eğitimin kalkması avantajlı ama yetmez”

Eğitim Uzmanı ve Yazar Sadık Gültekin, ikili eğitimin kalkacak olmasının avantajlı olduğunu söyledi. Gültekin, “Okul sayısının artması ve sınıf mevcutlarının düşürülmesi, ikili eğitimin kaldırılması için bir altyapı oluşturdu. İkili eğitimde birtakım sakıncalar vardı. Sabahın erken saatlerinde öğrenciler ve öğretmenler okula gidiyorlardı ya da akşam geç saatlerde okuldan çıkıyorlardı. Bu nedenle yaş ve cinsiyet itibarıyla sıkıntılar yaşandı. Bunlar eğitim öğretimi olumsuz etkileyen unsurlardı. İdareciler sabahın erken saatlerinden akşam geç saatlere kadar okulda bulunmak durumunda kalıyordu. İkili eğitimin kalkması iyi olur ama ders saatlerinin ideal saatlere oturtulması ve niteliğinin sorgulanması gerekiyor. Yani olay sadece fiziki şartların iyileştirilmesi değil” dedi.

“Değişiklikler sayısal, kaliteye önem vermeliyiz”

Okul öncesi eğitimle birlikte zorunlu eğitimin 13 yıla çıkarılacak olmasını olumlu olarak değerlendiren Gültekin, yapılacak değişikliklerin sayısal nitelikte olduğunu belirtti. Gültekin şunları söyledi: “İkili eğitimi kaldırılalım sayısal, sınıf mevcutlarını azaltalım bu da sayısal, okul sayısı artsın bu da sayısal, öğretmen sayısı artsın sayısal, 13 yıla çıksın bu da sayısal. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısını azaltalım, bu da sayısal. Bütün bunları kâğıt üzerinde yaptık ama eğitimin kalitesi sayısal değildir, bu nitelikseldir. Peki bu konuda ne yapıyoruz? Bunu sorgulamamız gerekiyor. Bizim oturup kalite konusuna kafa yormamız gerekiyor.”

“Artık ifade etme şekli sanallaştı”

Gültekin, bitişik eğik el yazısının kaldırılmasına ilişkin ise “Öyle bir noktaya geldik ki bırakın eğik el yazısını, düz el yazısı bile kalmadı diyebiliriz. Dijital çağda kendinizi ifade etme olayı sanal dünya şekline dönüştü. Immanuel Kant’ın ‘Eller beynin uzantısıdır’ diye bir sözü var. Buradaki korelasyonu göz ardı etmemek gerek” diye konuştu. Sınavlarda artık açık uçlu soruların yer aldığını hatırlatan Gültekin, “Çocukların okullara alınmasında sadece test usulü olmasın, çocuklar kendilerini ifade edebilsinler diyoruz. Ama eğik el yazısı kalktı, ifade tarzı ortadan kalktı, yazılar kısalmaya ve sembolleşmeye başladı. Daha sonra da bunu düzeltmeye çalışıyoruz. Açık uçlu sorular koyuyoruz ki kendilerini ifade etsinler. Eğik el yazısını kaldırılalım ama şuna da dikkat edelim. Çocuklar kendilerini ifade edebilsinler, yazabilsinler. Yazmak okumakla da ilgili. O olmadığı zaman sadece olay izlemeye dayalı olduğu, kısa süreli yoğunlaşmaya dayandığı için okuma da ortada kalkıyor” dedi.

“Yabancı dil sınıfları ana derslerden koparılmamalı”

Yabancı dil ağırlıklı sınıfların oluşturulmasına yönelik de konuşan Gültekin, “Bu güzel bir uygulama ama sadece dil değil. Bunun yanında birtakım ana derslerin olması, çocuğun derslerden kopmamasını sağlayacak. Daha önce Anadolu liselerinde dil sınıfları vardı. Çocuklar yoğun ders döneminden sonra bir yıllık dil eğitimiyle derslerden kopuyordu” ifadelerini kullandı. “Yabancı dil eğitimi ne yazık ki son aşama olan üniversiteye taşınıyor” diyen Gültekin şöyle devam etti: “Üniversitenin birinci yılından itibaren yükü artıyor. Hem liseden gelen açık kapatılıyor hem yabancı dil öğretilmeye çalışılıyor hem de hayata ve mesleğe hazırlandırılıyor. Yani üniversitenin dört-beş yılda olağanüstü süreçleri başarması gerekiyor. Bu yükün okul öncesi öğretimden başlanarak üniversiteye bırakılmadan çözülmesi gerekiyor. Uygulamaların hepsi güzel. Bunlara kimse itiraz edemez ama içeriğin de iyi hazırlanması lazım.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)