“Çağa göre müfredat değişikliği gerekebilir” (Eğitim editörü Abbas Güçlü)

Eğitim editörü Abbas Güçlü, her ülkenin kendine uygun eğitim modeli geliştirmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Güçlü’ye göre ithal modellerle eğitimde başarıya ulaşmak mümkün değil.
Yayın Tarihi: Mar 1, 2017
FavoriteLoadingBeğen 14 mins

Bir ülkenin sadece bugününü değil, geleceğini de etkileyen konulardan biri de eğitim. Artan okullaşma oranı, alanında uzmanlaşmış öğretmenlerin kadrolaşması, yeni açılan üniversiteler ve yüksek öğrenim oranının artmasıyla Türkiye, eğitim alanında son 15 yılda önemli yol kat etti.

Abbas Güçlü, Türkiye’nin eğitim alanında uzman gazetecilerinin başında geliyor. Milliyet gazetesinde eğitim editörü olarak görev yapan Güçlü, yıllardır bu alanda çok önemli haberlere, gündem oluşturan röportajlara imza atmış usta bir gazeteci olarak dikkat çekiyor. Uzun yıllar hazırlayıp sunduğu ‘Genç Bakış’ programında, Türkiye’nin farklı yerlerindeki üniversitelerden öğrencileri siyaset, sanat, spor dünyasından önde gelen isimlerle bir araya getiren Güçlü, hem üniversite öğrencilerinin sesi oldu hem de Türkiye’nin gündemindeki olaylara gençlerin gözünden bakma fırsatı verdi. Türkiye’deki eğitim sistemini, dünyadaki örnek modelleri ve önerilerini konuşmak için Milliyet gazetesi yazarı Abbas Güçlü’nün kapısını çaldık.

Eğitim nedir?

Eğitim, donanım demektir! Kişiyi ayakta tutacak, sorunlarını çözecek, ona yol gösterecek, farklı bir statü kazandıracak, mücadele azmi verecek ve onu diğerlerinden farklı kılacak bir ayrıcalıktır.

Türk eğitim politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkemizin köklü bir eğitim politikası yok. Eğitim politikaları, ülkelerin anayasalarına göre şekillenir. Anayasamızda sorunlar olduğu için eğitim sistemimizde de temel sorunlar var. Hedefi, amacı, misyonu, vizyonu net olmayan bir eğitim sistemi okyanusta fırtınaya yakalanıp, rotasını kaybeden gemiden farksızdır.

Finlandiya modeli bizim eğitim sistemimize örnek olabilir mi?

Finlandiya’nın toplam nüfusu bizim ilköğretimdeki öğrenci sayımızdan daha az. Dolayısıyla bize örnek olamaz. Bunun için eşdeğer nüfusa sahip ülkelere bakmak gerekir. Örneğin Güney Kore! Yakın tarihiyle de bize çok benzeyen bir ülke. Önce tüm öğrencilerine aidiyet duygusu kazandırdılar, sonra doğru hedefler koyarak başarıya ulaştılar. Şimdi de öğrencinin mutluluğu üzerine kurulu bir sistemi oturtmaya çalışıyorlar. Hem Finlandiya hem de Güney Kore örneğinde, öğrencinin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda donanım kazanması ve mutluluğu çok önemli. Bizde ise öğrenci odaklı bir eğitim söz konusu bile değil.

“Köy enstitüleri düzeltilseydi, bugün farklı bir Türkiye olabilirdi.”

ABBAS GÜÇLÜ. MİLLİYET GAZETESİ EĞİTİM EDİTÖRÜ. GENÇ BAKIŞ PROGRAMININ HAZIRLAYICISI VE SUNUCUSU.

ABBAS GÜÇLÜ. MİLLİYET GAZETESİ EĞİTİM EDİTÖRÜ. GENÇ BAKIŞ PROGRAMININ HAZIRLAYICISI VE SUNUCUSU.

Dünyada beğendiğiniz bir model var mı?

Her ülke kendine uygun eğitim modelleri geliştirmek zorunda. İthal modellerle eğitimde başarıya ulaşmak mümkün değil. Almanlar, Japonlar çalışmayı çok seven ülkeler, onlara 240 günlük eğitim süresi az bile geliyor. Bizde 180 gün eğitim var, önemli bir bölümü, sınavlar, kar-kış ve benzeri tatiller yüzenden heba oluyor. Üstelik onlarda tam gün eğitim var, bizde pek çok okulda yarım gün eğitim yapılıyor. Bizim köy enstitüleri modeli üretmeyi ve kırsal kalkınmayı hedef alan çarpıcı bir projeydi, kapatılmayıp aksayan yönleri düzeltilseydi, bugün çok farklı bir Türkiye olabilirdi. Yine aynı şekilde bize özgün bir model olan Anadolu liselerinde bazı derslerin yabancı dille yapılmasından vazgeçilmeseydi, dünyaya açılan genç sayımız çok daha fazla olabilirdi.

Eğitim sistemini nasıl daha iyi bir hale getirebiliriz? İnsan sürekli gelişen bir varlık. Dolayısıyla ona hitap eden ve onun daha da gelişmesini hedefleyen eğitim sistemlerinin de günün koşullarına göre, misyonu, vizyonu ve hedefleri doğrultusunda sürekli yenilenmesi gerekir. Eğitim ve çocuk, ülkelerin geleceğidir. Bu konuya, pedagojik değil de ideolojik bakarsanız yanlış yaparsınız. Eğitim sistemimizi de öğrenci, öğretmen ve velileri de sınav boyunduruğundan kurtarmamız gerekiyor. Bu sistemin tek kazananı dershaneler. Kapattık dedik ama değişen sadece isimleri oldu. Sınava dayalı bu sistem olduğu sürece de kalkmaları mümkün değil. Öğrencileri üniversite önüne yığarak umut tacirliği yapmak, ne öğrencilere, ne ülkemize, ne de eğitim kurumlarına bir yarar sağlıyor. Her şeyden önce bu yanlıştan vazgeçmeliyiz.

Türk eğitim sistemindeki asıl sorun nedir ?

Türk eğitim sisteminin en büyük problemi sınav odaklı olması. Öğrenci kendisini geliştirmekten daha çok sınavda başarılı olmak için çalışıyor. Lisede dengi konularla 400’e yakın ders var ama biz üniversite giriş sınavlarında sadece 10 dersten soru soruyoruz. Yani bu 10 ders önemli, diğer dersler önemsiz mi? Oysa her dersin öğrenciye kazandırdığı değerler var. Onlar niye göz ardı edilir ki! Eğer bir ülkede, okulların açık olduğu gün sayısı, kapalı olan günlerden daha az ise, sıkıştırılmış eğitim uygulanır. Öğrencilerin bezdirilmesi biraz da bu yüzden. Ayrıca, sanki her öğrenci üniversiteye gidecekmiş gibi sınavlara odaklı akademik eğitimin dayatılması, öğrencilerin gözünde, eğitimi daha da sevimsizleştiriyor.

 

“Eğitim sistemimizi sınav boyunduruğundan kurtarmamız gerekiyor.”

Okula başlama yaşının düşürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Okul öncesi eğitim, eğitim kademeleri içerisinde en önemli olanı ama biz zorunlu temel eğitimi 12 yıla çıkartmamıza rağmen, okul öncesi eğitimi hâlâ zorunlu eğitim kapsamına almadık. En büyük hatalarımızdan birisi de bu. O yüzden okula ne kadar önce başlanırsa o kadar iyi olur ama oyun çocuğuna akademik eğitim dayatmamak gerekir! Dikkat dağınıklığı biraz da çağımızın sorunu ve her ülkede yaygın. Müfredat değişikliklerine giderken bu durumun göz önünde bulundurulmasında yarar var.

 

“Sınav, eğitim sistemini sevimsizleştiriyor.”

Neden müfredat değişikliklerine ihtiyaç duyuluyor?

Çağın gidişatına göre değişikler gerekebilir ama ana çatı aynı kalır. Ama biz her şeyi sil baştan değiştirmeye kalkıyoruz. Bir tarafı düzeltirken de diğer tarafı bozuyoruz. Son değişiklikler de öncekilerden farklı değil. Yine doğrudan çok, yanlış var!

“Okula ne kadar erken başlanırsa o kadar iyi.”

 

İyi eğitimciler yetiştirmek için neler yapılmalı?

Öğretmen, hangi eğitim sistemi olursa olsun, sistemin belkemiğidir. Öğretmen yetiştirme sisteminiz ne kadar iyi ise eğitim sisteminiz de o kadar iyidir. Ve maalesef, öğretmen yetiştirme konusunda çok da başarılı değiliz. Çünkü neredeyse her 10-15 yılda bir öğretmen yetiştirme sistemi değişiyor. Ve her defasında da daha kötüye gidiyor. YÖK, kaliteyi artırmak için baraj getirirken, aklına en son gelen eğitim fakülteleri oldu. Oysa ilk onlara getirilmeliydi.

Toplumsal değişimler eğitime nasıl yansıyor?

Bugünkü sorunlarımızın pek çoğu sosyolojik. İç ve dış göçlerin yarattığı sorunlar, dünyada çok ciddiye alınıyor. Hatta Göç Bakanlığı kuran ülkeler var. Çünkü dış göç kadar iç göçler de birçok sorunu beraberinde getiriyor. Örneğin okul, öğretmen, yurt yaparken bu değişimi göz önünde bulundurmak zorundasınız. Ayrıca uyum sorunları var ki, her bir eğitimsiz çocuğun ne zaman, nerede, nasıl bir sorun yaratacağı hiç belli olmaz. Dışarıdan gelenler ise çok daha tehlikeli. Peki bu konuda kim kafa yoruyor, kaç üniversitede, kaç araştırma yapıldı?

Son yıllarda eğitime yatırım yapıldı mı?

Çok sayıda okul açıldı, çok sayıda öğretmen atandı. Burs alan sayısı, burs miktarı ve yurt sayısı arttı. Bütçeden ayrılan pay çok yükseldi. Peki ya kalite? İşte o yerlerde sürünüyor. Hiç kimse, düne göre daha iyi öğretmen, daha iyi mühendis, daha iyi yargıç, daha iyi doktor yetiştiğini söyleyemez. Fabrika açar gibi üniversite açtık. AB ülkelerinin neredeyse tamamında son 50 yıldır üniversite açılmıyor, biz her yıl 50 tane açtık. Batılı bir ülkede en az 30 yılını doldurmayan bir üniversiteye doktora eğitimi izni verilmezken, biz mezun vermeyen üniversitelere bile bu olanağı sağladık. İnsan yetiştirme ile buzdolabı ya da araba üretmeyi birbirine karıştırdık!

 

“Öğretmen yetiştirme sistemimiz iyiyse, eğitim sistemimiz de iyidir.”

 

Öğrencilere eğitim bilinci verilebildi mi?

Hangi ülkede olursa olsun bir eğitim sisteminin en önemli amacı ve misyonu, önce ülkesini canı gönülden seven iyi yurttaşlar yetiştirmektir. Peki bunu yapabildik mi? Hayır. Kendisini, ailesini, çevresini, doğayı, hayvanları, okulunu, mesleğini, işini seven insanlar yetiştirebildik mi? Yine hayır. Tüm bunları yapamadık da akademik anlamda büyük başarılara imza atabildik mi? Hayır. Sorun çözen, üreten, bunu en iyi şekilde sunan, pazarlayan, girişimci ve yenilikçi nesiller için çaba harcadık mı? Mümkün değil. Yani hiçbir konuda iyi olmaya odaklanmış, inançlı öğrencilerimiz olmadı. İnancın olmadığı bir yerde hiçbir şey olmaz. Ve bu inancı, sadece dinle sınırlandırmak insanoğluna ve dinimize yapılan en büyük haksızlık olur!

PISA’da (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) geride kalmamızın nedeni nedir?

PISA’yı unutalım. TEOG, LYS, YGS, KPSS, TUS sonuçları daha mı farklı? Onları da boş verin, bir öğrenciyle konuştuğunuzda, onun donanımı, heyecanı, farkındalığı sizi etkiliyor mu? Öğrenci sayımız çok fazla. 20 milyon öğrenci, bizimle aynı nüfusa sahip en gelişmiş ülkelerde olsa onlar da sorun yaşardı. Ama nüfus bir günde artmıyor, artmasını istiyorsanız, önlemini de alırsınız. Kendi çocuğumuz için istediğimiz geleceği, tüm çocuklara sağlayamıyorsak başarılı sayılmayız. Bugün okulda olması gereken milyonlarca öğrenci sokakta ve hala okuma yazma bilmeyen milyonlarca insanımız var. Bu konuda A’dan Z’ye hepimiz kabahatliyiz.

 

“Bütün çocuklara eşit gelecek sağlayamıyorsak, başarılı sayılmayız.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)