Yakın geçmişte özel okul pahalı bir şeydi. Türkiye’deki finansal gelişme eğitim sektörüne nasıl yansıdı?
Eskiden özel okullar bir kesimin gidebildiği bir yerdi. Paranız varsa tercihinizi yapıyordunuz ve gidip o özel okullarda okuyordunuz. Şimdi gelişen eğitim sistemi içinde durum değişti. Bu sektör şu an Türkiye’de en garanti para akışının sağlandığı sektördür. Çünkü anne-babaların çocukları için yapmayacakları şey yoktur. Tabii yatırımcıların çoğu iyi bir sektör ve kârlı bir sektör olduğu için bu işe girdi. Fakat girenler eğitimi hedef alarak girmedi, kârı hedef aldılar. 10 bin, 12 bin TL’ye çocuk okutuluyor. Hükumet son dönemde bu konuda destek de verdi. 3 bin ile 4 bin TL arasında bir destek veriyor öğrenciye. Özel okullar artık bunu da alabiliyor. Fakat özel okulun okuttuğu çocukla devlet okulunda okuyan çocuk arasında hiçbir donanımsal farklılık yok. Hatta belki devlet okulundaki çocuk daha sağlıklı, daha çok bu işe gönül vermiş öğretmenler tarafından eğitiliyor. Bizim eğitim sektöründe üçüncü yılımız. Başka yerlerde de yatırımlarımız var. Fakat son dönemde bu işe girme zorunluluğu hissettik.

MUSTAFA ONUR AYDIN.

Neden?
Çünkü Türkiye’de bir eğitim problemi var. Bu, gerçek bir problemdir. Eğitim trafiği etkiler, insan ilişkilerini etkiler, kültürü etkiler, ekonomiyi etkiler… Türkiye’de şöyle bir anlayış var; özel okula çocuğu göndersin, sabahtan akşama kadar orada vakit geçirsin, akşam eve gelsin. Bu anlayış yalnızca kârı hedef alan okulların ortaya çıkmasına sebep odu. Gerçek veli portföyü, gerekirse sokak sokak gezip “Hangi okulda ne var?”, “Bu okulun öğretmeni nereden mezun?”, “Bu okulun sahibi kim?” düşüncesi ile araştıran velidir. Bu noktada veli portföyü üçe ayrılıyor. Birincisi, “Özel okula vereyim gitsin” diyen bir veli. İkincisi, “Param var, istediğim yerde okuturum, niye uğraşayım” diyen veli. Üçüncüsü de “Benim çocuğum nerede doğru eğitim alır” diye soran veli. Bizim hedeflediğimiz kitle, üçüncü veli portföyü. Bunu yapabilmek için de onların istek ve arzularını karşılayabilecek donanıma ulaşmamız lazım.

Sektörde sizin gibi bu hedefe yönelik okul sayısı nedir?
Çok azdır. Bir markayı örnek alalım. Franchise dağıtan bir marka. Doldur boşaltçılık yapıyor. Nasıl yapıyor? “Ben bir markayım, bana herkes geliyor zaten” anlayışı hâkim. Diyelim ki Beylikdüzü şubemizde 700 kişilik kapasite var. Orayı 700 kişi ile dolduruyorum. Öğretmenler zaten standart. Verdiğim eğitim zaten belli. Aldığım para belli, 15 ile 20 bin aralığında para alıyorum. Her şey güzel… Peki, bir dahaki sene bu çocuk neden seninle devam etmiyor? Bizim sektörde şu var; yıllık kaybınız yüzde 10 ile 20 arasında olmak zorunda. Yani 500 kişilik kapasitesiniz varsa bunun en fazla yüzde 10 ile 20’sini kaybedebilirsiniz. Mezun verirsiniz, taşınma olur, sizinle sorun yaşamış insan olur, bu normal karşılanır. Peki, yüzde 5060 kayıp ne demek? Her yıl yüzde 60 gidiyor, başka birileri gelip senin okulunu tekrar dolduruyor. Bu, doldur boşaltçılık. O zaman senin hedefin eğitim değil, para almak. “Biz bunun önüne geçeceğiz” dedik. “Öncelikle kayıp vermeyeceğiz” dedik ve vermedik de. Geçen sene kayıt yaptıranların yüzde 80-90’ının tekrar kaydını almışız bu sene. Aldığımız tepkiler olumlu. Veliler teşekkür ediyorlar, bu da bizi memnun ediyor. Aldığımız paranın karşılığını vermek zorundayız. Yoksa o bizim için helal kazanç değildir. Sen kaliteli eğitim vermeyi vaat edip de vermezsen, işine de ülkene de ihanet etmiş olursun.

Siz bu açıdan nasıl bir eğitim anlayışını benimsediniz?
Biz 20 milyon dolar civarında bir yatırım yaptık. “Okulda hiçbir şey eksik olmayacak” dedik. Laboratuvarından tutun da tüm malzemeyi yurtdışından getirttik. Mesela bir ahşap atölyesi kurdurttuk, bildiğiniz bir marangozhanede ne yapılabiliyorsa ahşap atölyesinde hepsi mevcut. Lazer kesim cihazından tutun, özel aletlerine kadar. İstedikleri şeyi yapıyorlar. Biz istiyoruz ki bizim okulumuza giren çocuk buradan çıkarken dolu çıksın. Bu çocuk kültürünü, geçmişini, aslını öğrenmiş olacak. İkincisi, global sistem içinde dünyanın neresinde olursa olsun kendisini ifade
edebilen ve bizi temsil edebilen bir çocuk olacak. Yurtdışında herhangi bir yere gittiğinde; bu, ilkokul çocuğu için de lise çocuğu için de geçerli, oradaki insanları şaşırtacak şekilde iyi bir İngilizce konuşacak. Yemek yemesinden tutun, hal ve hareketlerine, adabına, oturup kalkmasına kadar örnek insan olacak. Biz bunu istiyoruz. Biz para kazanmayı daha sonraki safhaya attık. Türkiye’de eğitim alanında 40 yıllık bir ihanet süreci var. Devletimiz bununla mücadele ederken, biz de bir şeyler yapalım istiyoruz. Bu ihanetin önüne geçelim istiyoruz. İşe girişirken önce ekibimizi topladık. Dedik ki en mükemmel eğitim sisteminin örneklerini getirin. Ekipleri oralara gönderdik. Her ekip en iyi eğitim modellerin olduğu ülkelere gittiler, incelediler. Geri gediklerinde, “Biz ne Norveçliyiz, ne Hollandalıyız, ne Amerikalıyız, biz Türk’üz. Şimdi bu modelleri Türkiye’ye uyarlayacaksınız” dedim. Mesela Norveç’te orman okulları var, çocuklar orman içindeler, sadece haftanın belli bir günü kapalı yerde dersler görüyorlar. Okulumuz 33 dönümlük bir arazi içinde, ormanın hemen yanında. “Haftanın en az iki günü bu çocukları ormana çıkaracaksınız” dedim. Ormanda eğitim alacaklar, ağaçları, bitkileri, böcekleri, karıncaları öğrenecekler. Çamura, toprağa dokunacak çocuk.

KAYI OKULU. ÇEKMEKÖY. ÖMERLİ.

Nasıl sonuçlar aldınız?
Ailelerin çocuklarının gelişimini görmeleri için mevcut programın bitmesi lazım. Biz her programdan okul açtık. Anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise… Lise sınıfları yarı yarıya doluydu. 11’inci sınıfta da öğrenci aldık ama o çocuk bambaşka bir kültürle ve eğitim sistemiyle oraya gelmiş. Bizim sistemimizde bocalayanlar da oldu. Biz ikinci yabancı dili mutlaka şart olarak koyuyoruz. İngilizce dışında ya İspanyolca öğrenecek ya Almanca ya da İtalyanca. Velilerden gelen talepleri de inceliyoruz. “Bu da yetmez” dedik. Bizim çocuğu anaokulundan almamız lazım. Esas gücü anaokuluna verdik. Bundan son derece mutluyum, dört-beş anaokulu sınıfı topladık. Gelen herkes programı incelediğinde hayran kalıyor. Biz bu programı verirken, program aralarında başka şeyler de veriyoruz. Adab-ı muaşeret, bu bizim olmazsa olmazımız. Yıllar önce Türkiye’de ders olarak okutuluyormuş. Ekibime dedim ki, bana öyle bir şey yapın ki çocuk bu kuralları aldığının farkına bile varmasın. Bunu matematiğin, Türkçe’nin, fenin içine yerleştirin.

Yerli ve milli bir eğitim sistemi diyebilir miyiz?
Biz Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu hedeflerin arkasındayız. Birinci hedef olarak diyoruz ki, biz bu vatanın arkasında durmak zorundayız. Ben durmazsam, sen durmazsan, o durmazsa, birileri gelir bizim yerimizde orada durur; günü geldiğinde de elini çeker, o vatan düşer, o bayrak iner. Biz de diyoruz ki o bayrak inmesin, bu vatan düşmesin. Bizim bu işin içerisinde olmamız gerekiyor. Bunun için de ne gerekiyorsa yapacağız. Şu ana kadar devletten yardım almadık. Okul tamamen öz sermayemizle yapıldı. Kendi gücümüzle ayakta tutuyoruz.
Finlandiya, Norveç gibi ülkelerin eğitim sistemini inceleyerek Türk kültürüne uyarlıyorsunuz. Türk eğitim sistemine uygun olan nedir?
Geleneksel Türk kültüründe, Anadolu’muzda insanlarımız alın teri ile ekmeğini kazanır, birer zanaatkâr gibi el emeği gerektiren işlerde az çok bilgi sahibi olarak yaşamlarını sürdürürler. Ateş yakmayı, ekmek yapmayı, toprağı ekip biçmeyi bilir, doğa ile iç içe, hayvanları ile birlikte doğanın bir parçası olarak kendini hisseder ve yaşar. Türk halkı böyle yaşar ve öğrenirken, modernleşme ile birlikte şehirlerimize hapsolduk ve en temel değerlerimizi, geleneklerimizi, kendimizi unuttuk. Aslında en basit haliyle Finlandiya, Singapur gibi eğitimde öncü ülkelerin eğitim sistemlerine uyarladıkları yaklaşım da bu. Okulu yaşamın ‘ta kendisi’ haline getirmek, okulu yaşamla uyumlu hale getirmek… Biz de zaten kendi kültürümüzde var olan bu anlayışı nasıl müfredatımıza taşıyacağımızın yolunu belirlerken uluslararası incelemelerimizden, bu yaklaşımdan ilham aldık. Doğa temelli eğitim, ev ekonomisi, çevre bilinci, zanaat atölyeleri, tarım uygulamaları, yaşam becerileri ve değerler eğitimlerimizle öğrencilerimizin yaşamın tüm süreçlerinin deneyimlemesini, yaparak, yaşayarak, dokunarak, keşfederek öğrenmesini amaçladık. Okulumuzun fiziksel mekânlarını bu anlayışımıza göre organize ettik ve öğrencilerimizin akademik öğrenmeleri için oldukça elverişli ve mutlu bir okul ortamı oluşturmayı başardık.

KAYI OKULU. ÇEKMEKÖY. ÖMERLİ.

FETÖ’den kaynaklanan olumsuz izler var. Bu durum sektörü nasıl etkiledi?
Bir algı oluşturdu. Bunlar 40 yıllık bir çalışma yapmışlar. Yıllarca bu sektörde FETÖ’nün ele geçirmiş olduğu bir nokta var ve benim amacım bunu kırabilmek. Ben tek başıma bunu kıramam. Pek çok yatırımcı bunun için elini taşın altına koymalı. Bizim önümüze 2023 hedefi kondu. Artık bütün dünyanın saygı duyduğu ve fikrinin alınacağı bir ülke olacağız. Biz bu hedefe yürüyoruz. Buradan yürüyen çocuklar 2023’ün çocukları olacaklar. Sadece “2023 bizim hedefimiz” demekle olmuyor. 2023’te bu vatan için kendini gözünü bile kırpmadan feda edecek donanımlı, eğitimli, kültür seviyesi tam, milli değer ve dinine bağlı gençler yetiştirmek, bizim tek derdimiz. Biz birileri için ne asker yetiştiriyoruz, ne birileri için fedai yetiştiriyoruz, ne de para kazanmayı hedefliyoruz. Bana sadece mutluluk kazandırıyor bu okullar. Böylelikle vatanıma hizmet etmiş, milletime bağlılığımı kanıtlamış oluyorum.

Üniversite hedefleriniz var mı?
Elbette. Bizim beş yıllık bir programımız var. Biz bu sektöre 100 milyon dolar civarında bir yatırım hedefleyerek girdik. Bunu 5 yıl içinde tamamlayacağız. Şu anki okulumuza 20 milyon civarında harcadık. İkinci şubemiz Avrupa Yakası’nda Beylikdüzü’nde olacak. 30 dönümlük alanda inşaat devam ediyor. 2018-2019’a yetiştirmeye çalışıyoruz. Ankara’da Yenimahalle’de 13 dönüm bir yer aldık. Onun da inşaatına başlayacağız. Ankara’daki ilk şubemiz olacak. Bursa’da bir firmayla anlaştık. O da 2019’a yetiştirmeye çalışıyor. Çekmeköy’de bu sene Anadolu lisesi yetiştirmeye çalışıyoruz. Beykoz tarafında yedi dönümlük bir arazi aldık. Anaokulunu oraya taşıyacağız. Tek kat olarak 2 bin metrekarelik bir alan yapılacak. Programımızda Bursa’dan sonra İzmir var. 2023’e kadar beş sene içerisinde 10’a yakın şube ile seriyi tamamlamış olacağız.

KAYI CEO’SU DENİZ DEMİRTAŞ.

Keşfeden çocuk yetiştiriyoruz

 

Kayı Okulları’nda kurduğunuz eğitim sistemi hangi açıdan fark yarattı?
Öncelikle çocuklarımızın kendilerini keşfetmelerinin önünü açıyoruz. Bunu yaşayabilen her çocuk için, çok büyük bir şans bu. Her açıdan donanımlı, her bakımdan sağlıklı, hobiler geliştirmiş, kişisel gelişimini yönelimleri ve seçimleri doğrultusunda zevkle şekillendirmiş, mutlu ve başarılı bir yetişkinlik yaşamını hedefleyen ECAS programları ile müfredatımızı zenginleştiriyoruz. 34 dönüm üzerine kurulu, 12 bin metrekare kapalı alanda, 4 kata yayılan yerleşkemizde ‘akıllı sınıf’ özelliği taşıyan akıllı tahta ve barkovizyon sistemiyle donatılmış toplam 34 adet dersliğimiz bulunuyor. Öğrencilerimizin güvenli koşullarda deney ve gözlem yapmalarına imkân sağlayan Fizik, Kimya, Biyoloji, Fen ve Teknoloji, Sosyal Bilimler Laboratuvarlarının yanı sıra Bilişim Teknolojileri ve Kodlama Laboratuvarı’nda öğrencilerimiz en yeni bilişim teknolojilerini ve bilgisayar programcılığının temelini öğrenebiliyorlar.
Görsel Sanatlar, Marangoz ve Maker, Işık, Dijital, Mutfak, Yaşayan Organizmalar Atölyelerimiz tüm öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin kulüp ve eğitim çalışmalarını yürütmeleri için tasarlandı. Okulumuzda her öğrencinin yeteneği ölçüsünde bir enstrüman üzerinde yoğunlaşması ve bu enstrümanı çalmayı öğrenmesi amacıyla tasarlanan Müzik Bölümümüz; 9 adet bireysel enstrüman odası, orkestra ve koro odası, kayıt stüdyosundan oluşuyor.

Öğrenci ve veliler Kayı Okulları’nı neden tercih etmeliler?
Her şeyden önce biz bir aileyiz. En kıymetli varlıklarınız çocuklarınızı emanet edebileceğiniz, güvenebileceğiniz bir okul ortamımız, eğitmen ve çalışan kadromuz var.

Okulumuzun güvenlik standartlarını karşılayan tasarımı ve mimarisi, sağlık ve hijyen koşullarına uygun fiziki şartlarının yanı sıra öğretmenlerin sevinç ve mutlulukla okullarına geldiği, kaygı duymadan, huzurlu bir şekilde eğitim verebildikleri, öğrencilerin kendilerini fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan özgür, barışçıl ve iyi hissettikleri bir okul yaşamı sunuyoruz.

Çocuk dostu bir okuluz. Etkinlik planlarımızı oluştururken, eğitim müfredatımızı zenginleştirirken, okulumuzun fiziksel imkânlarını tasarlarken çocuğun dünyasına hitap ediyoruz. Öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin merdiven yerine kullandığı, fiziki yapımıza eklediğimiz alt
avluya inen iki kırmızı kaydırağımız gibi her türlü düzenlememizde çocuğun penceresinden bakarak hareket ediyoruz.
Anadil öğrenme yaklaşımıyla yabancı dil bilgisi kazandırıyoruz. Yabancı dilde sadece beceri ve akıcılık geliştirmeyi değil, aynı zamanda öğrencilere yaşam boyu sürecek dil öğrenme sevgisi aşılamayı ve onlara diğer kültürleri tanıma fırsatı veriyoruz. Bir dünya dili haline gelen İngilizcenin uluslararası düzeyde öğreniminin yanı sıra ikinci sınıftan itibaren ikinci yabancı dil olarak Almanca veya İspanyolca dil seçeneklerini öğrencilerimize sunuyoruz. Türkiye’de eğitim sisteminde bir ‘ilk’ olarak nitelendirebileceğimiz işaret dili eğitimini de anaokulundan itibaren yeni ve üçüncü bir yabancı dil olarak öğrencilerimizin kazanımlarına ekliyoruz.

Öğrencilerimizi geleceğin dünyasına hazırlıyoruz. İlkokul sıralarından itibaren verdiğimiz kodlama eğitimi, bilgisayar programcılığının temelini atarken, algoritmik düşünme ve teknolojiyi kullanma becerisini geliştiriyoruz.

Bir orman okuluyuz. Anaokulundan liseye tüm seviyelerde eğitim programlarımızı yanı başımızdaki Ömerli Ormanı’nın sağladığı imkânlarla zenginleştiriyoruz. Onların yaşam becerileri edinmelerini sağlayarak, öğrencilerimizde insanların doğanın bir parçası olduğu algısını geliştiriyoruz. Ormanda koşarak, dokunarak, görerek, koklayarak, hissederek, keşfederek öğrenen çocuklar yetiştiriyoruz.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)