Nazmiye Ulusan

Nazmiye Ulusan

Her ay farklı heyecanla farklı konu ve konuklarımıza yer veriyor, dilimiz döndüğünce dünyanın, Türkiye’nin nabzını tutmaya çalışıyoruz.

Okurlarımız gibi bizler de görüşleri merakla bekliyor hatta zaman zaman sabırsızlanıyoruz.

Geçen ay sabırsızlıkla beklediğimiz konuklarımızdan birisi de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin Oscar’lı Yüksek Mimarı Şefik Birkiye’ydi.

Çok konuşulan Külliye’nin hiç konuşulmayan yönünü, Ulus’taki Birinci Meclis ile Beştepe’deki Külliye’nin şaşırtıcı derecede benzerliğini konuşmak istiyorduk Birkiye’yle. Aklımızdan geçen bütün sorulara cevap verdi Şefik Birkiye.

Söylemleri ile hem geçmişteki hem de gelecekteki mimari çizgimize açıklık getiren Birkiye, “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin uzun sürmüş ve sürecek bir medeniyetin aynası olması gerektiğini düşündüm” diyor ve ekliyordu: “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi geçmişimizin istikbalini yaratabilecek güncel bir yaklaşımdır.”

Biz bunları konuşurken, Türkiye tarihi dönüşümünü tekrar gerçekleştiriyor, referanduma gidiyordu.

Yeni Türkiye ‘medeniyetin aynası’ olma yolunda kararlılıkla devam ediyordu. Millet sandığa gitti ve ‘Yeni Türkiye’ oylandı. Sistem değişikliği milletin büyük çoğunluğu ile kabul edildi.

15 Temmuz’da, “Vatanımı da liderimi de vermem” diyen millet, tarihi dönüşümüne 16 Nisan’da da “Evet” dedi.

Yıllar önce Kemal Tahir de tarihle barışmak gerektiğinin altını şöyle çiziyordu: “Tarihimizle garip bir kopuş gösterdik ve tarihimizi belli sebeplerden horladık. Halbuki bunda haklı değildik. Anladık ki tarihimizi iyice bilmeden, nereden geldiğimizi bilmeden, bugün ne olduğumuzu, yarın nereye doğru gideceğimizi bilmek mümkün olmayacak.”

Kemal Tahir her fırsatta kopyacılığın Türk milletine uygun olmadığını, Batı’nın sorunlarını çözme metodunun bize uymadığını dile getirmişti.

O halde Yeni Türkiye için atılması gereken ilk adım, kendisine uymayan yapıyı bertaraf etmek olmalıydı. Geçmişle sağlıklı bağlar kurulmalıydı. Öyle de oldu.

16 Nisan’da sandıktan istikrar çıktı. Recep Tayyip Erdoğan çıktı. Evet, çıktı. Millet, büyük tarihi dönüşüme “Evet” dedi.

Milletin bir kez daha desteğini alan Erdoğan ne yaptı?

17 Nisan sabahı Adnan Menderes’in ve vefat yıldönümü olan Turgut Özal’ın kabrini ziyaret etti. Kuşkusuz Menderes de Özal da bu değişime çok mutlu olacaklardı.

Aynı gün, Erbakan Hoca’nın da kabrini ziyaret etti Cumhurbaşkanı. Yeni Türkiye’nin temelleri için büyük emek veren Erbakan’a teşekkür ziyaretiydi bu.

Cumhurbaşkanımız, Eyüp Sultan ziyaretinde şükür namazını kıldı.

Ardından, Fatih Sultan Mehmet Han’a ve Yavuz Sultan Selim Han’a ziyarette bulundu. Peki bunlar tesadüf müydü? Elbette değildi.

Bütün bunlar yüzyıllardır süren devlet geleneğinin izleriydi.

Ulus’taki Birinci Meclis de öyleydi, Beştepe’deki Külliye de.

Erdoğan tek adam olma derdinde olmadığını, dedelerinin torunu olduğunu açık açık ifade etti.

Milletinin ne istediğini bildiğini her adımında gösterdi.

17 Nisan bunun apaçık örneğiydi.

Türkiye büyük bir devletti. Büyük liderlerin devletiydi.

Yeni dünyada Yeni Türkiye yerini bulmalıydı. Bakmayın bu kadar yeni dediğimize. Dünya yeniden tarihi dönüşümünü yaşarken, yeniden liderlerle şekillenirken…

Biz, bizim neslimizin lideriyle çoktan yeni dünya üzerindeki Yeni Türkiye’yi belirledik.

Ne diyordu Recep Tayyip Erdoğan: “Atı alan Üsküdar’ı geçti.”

FavoriteLoadingBeğen
Genel Yayın Yönetmeni

Leave a Reply

  • (not be published)