Avrupa’nın ötekileri Müslümanlar

Avrupa’da yükselen aşırı sağ hareketler ve giderek artan Müslüman karşıtı söylemlerle Batı bir sınav veriyor. Avrupa’nın ötekileri kim ve AB bu süreçte nasıl konumlanacak? Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, Prof. Dr. Nuri Tınaz ve Dr. Farid Hafez anlattı.
Yayın Tarihi: Nis 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 27 mins

Aşırı sağ partilerin bazı ülkelerde yerel seçimlerde, bazı ülkelerde ise ulusal seçimlerde aldığı oy oranlarındaki artış, aşırı sağ söylemlerin merkez partilerin söylemine etkisi, pek çok Avrupa ülkesinde göç politikalarının sertleşmesi ve Müslüman karşıtı söylemler endişelere yol açıyor. Birleşik Krallık’ın geçen yıl 23 Haziran’da yapılan referandumda yüzde 51,9 oyla Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı alması, Müslüman karşıtı söylemleriyle bilinen Cumhuriyetçi Parti’nin lideri milyarder iş insanı Donald Trump’ın ABD’nin başkanlığına seçilmesiyle başlayan aşırı sağın yükseliş rüzgârı ise Avrupa ülkelerini sarmış görünüyor.


Birleşik Krallık’ın Brexit kararının ardından Fransa’da yükselişe geçen aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin lideri Marine Le Pen’in “Brexit domino etkisi yaratacak” sözleri, yine Hollanda’nın aşırı sağcı lideri Geert Wilders’in “AB’ye ihtiyacımız yok, o bize barış getirmiyor, hiçbir şey getirmiyor, sadece egemenliğimizi ortadan kaldırıyor. Egemenliğimizi geri istiyoruz” sözleri, Avrupa’daki aşırı sağ hareketlerin Avrupa Birliği’ne karşı olduğunu gösteren ifadelerden bazıları. Donald Trump’ın göreve gelir gelmez ilk iş olarak Irak, İran, Suriye, Sudan, Libya, Somali ve Yemen gibi Müslüman çoğunluğu olan ülkelerin vatandaşlarına ABD’ye giriş yasağı uygulayan Başkanlık Kararnamesi çıkarması ise aşırı sağ politikaların uygulamadaki örneklerinden. Referandum sürecinde Türkiye’nin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Kaya’nın Hollanda’da yapacağı programların iptal edilmesiyle başlayan süreç, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve pek çok AK Partili bakan ve milletvekilinin Almanya ve Hollanda’da yapacağı programları gerçekleştirecekleri salonların son anda iptal edilmesiyle Avrupa ülkeleri ile Türkiye arasında tırmanan gerginliğin gidişatı da endişe konusu.

Genel hatlarıyla ortaya konulan bu örnekler Batı’da neler olduğunu sorgulamaya yol açıyor. Avrupa’da aşırı sağ partilerin yükselişe geçmesinin temel nedenleri nedir? İnsan hakları ve demokrasi gibi değerler sisteminin üzerine oturan Avrupa Birliği mülteci kriziyle birlikte nasıl bir sınav veriyor? İngiltere’nin Brexit kararıyla aşırı sağ partilerin AB’den ayrılma yolundaki talepleri Avrupa Birliği’nin geleceğini nasıl şekillendirecek? Avrupa’daki aşırı sağ hareketlerin hedefindeki yeni ötekiler kim? Tüm bu soruları Nişantaşı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı ve SETA Kıdemli Araştırmacısı Prof. Dr. Nuri Tınaz ve Avusturya’daki Salzburg Üniversitesi’nde görevli Dr. Farid Hafez’e sorduk.

“Aşırı sağ düzen karşıtı”

Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, “Avrupa’da aşırı sağın yükselmesinin sebeplerinin başında, AB-üye ülkeler arasındaki yetki dağılımının gittikçe daha fazla sorgulanmaya başlanması, avro krizi, göç ve başta toplumsal bütünleşme olmak üzere beraberinde getirdiği sorunlar gelmektedir. Bunun ötesinde, iktidardaki mevcut partilerin toplumsal beklentileri tam olarak karşılayamaması dolayısıyla ortaya çıkan alternatif arayışları da sürece katkı sağlamaktadır” diyor. Hatipoğlu, aşırı sağın yükselişi konusunda şöyle bir uyarıda bulunuyor: “Avrupa’da farklı tarihsel geçmiş, siyasi hedef ve ideolojik duruşa sahip unsurlardan oluşan yeknesak bir radikal ve popülist sağdan bahsedilmiyor. Bu farklı oluşumların ortak noktaları ise düzen, AB, İslam, göçmen, çokkültürlülük karşıtı dar ve milliyetçi çizgide söylem ve eylemlerini şekillendirmeleridir.”

“Müslümanlar sorunların kaynağı olarak görülüyor”

Avrupa’da ‘ötekileştirme’ üzerinden kimlik kurma çabasının hâkim olduğunu belirten Hatipoğlu, “Bugün Avrupa’da Müslümanlar ve göçmenler ‘öteki’ olarak değerlendirilebilir.

Avrupa’da belirli bir aydın kesim ve medya da bu süreci şekillendirmede önemli rol oynuyor” diyor. Müslümanların ötekileştirilmesinin sebeplerini anlatan Hatipoğlu, “Müslümanların Avrupa toplumlarındaki sayı ve görünürlüğünün artması, Avrupa’da yaşanan ekonomik kriz, işsizlik, terör gibi sorunların kaynağının ve temel nedeninin Müslümanlar olarak görülmesi, Müslümanlara karşı önyargı, ayrımcılık, dışlama ve şiddeti körükleyen temel nedenler haline geliyor. DAEŞ, El-Kaide ve benzeri terör örgütlerinin sözde İslam’ı kullanarak terör eylemlerini gerçekleştiriyor olmaları da Avrupa’da zaten mevcut olan zihinsel, söylemsel ve uygulamaya ilişkin ortama da hizmet ediyor. Diğer unsur ise tarihsel arka plana ilişkin” diye konuşuyor. AB’nin temel değerler sisteminin tam olarak çöktüğünden söz etmenin mümkün olmadığını söyleyen Hatipoğlu’na göre, yine de AB’nin yumuşak gücünün yitirildiğini söylemek mümkün değil.

Hatipoğlu, Avrupa siyasetinin gittiği yönü şöyle tarif ediyor: “Daha milliyetçi, dışlayıcı, liberal demokrasinin temel öğelerinin tartışıldığı, daha otoriter bir anlayış ve işleyişe yöneldiğini söylemek mümkün.” “Müslüman karşıtı söylemler çoğu zaman Türk karşıtı söylemlerle de birleşebiliyor” diyen Hatipoğlu, Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkiyi şöyle değerlendiriyor: “Hem Avrupa’da yaşayan Türkler açısından hem dünyadaki tüm Müslümanlar açısından Türkiye önemli bir ülke. Bu yüzden Türkiye’nin hem söylem hem de eylemleri belirleyici olacak düzeyde. Türkiye’nin bundan sonra Batı ülkeleriyle ilişkilerini Avrupa siyasetinin gittiği yönün yüksek siyasete yansıması belirleyecektir.”

“Batı’nın üretim alanları Doğu’ya kaydı”

Prof. Dr. Nuri Tınaz, aşırı sağın Avrupa’da yükselmesini küreselleşmeye bağlıyor. Tınaz, “Ekonomik kriz 2008’den itibaren kendisini daha çok hissettirse de asıl geride yatan neden, 1980’lerin başında başlayıp günümüze kadar etkisini sürdüren ekonomik krizin küreselleşmeyle birlikte üretim merkezlerinin artık Uzakdoğu’ya kayması. Bu gibi gelişmelere karşı Avrupa’daki merkez sağ ve sol partileri yeni bir şey üretemedi. Üretemeyince de bu popülist aşırı sağcı partiler, onların dile getiremediklerini söylemeye başladılar. Amerika olsun, Avrupa olsun kendi kültür kaynaklarıyla uyuşmayan etnik ve kültürel toplulukların göçüne sesli bir argüman geliştirmedi. Onun yerine merkez sağ partileri dile getirdi” diyor. Aşırı sağ partilerin en çok destek aldığı kitleyi ‘beyaz seçmen kitlesi’ olarak tanımlıyor Nuri Tınaz: “Ya gençler ya işsizler ya da yaşlılar. Yaşlılar geçmişe dönük nostaljik duygulardan, işsizler ‘Göçmenler geldi işimize aşımıza ortak oldular’ diyor. Gençlerde ‘Her ne kadar burada doğup büyüseler de bizimle aynı değiller’ hissi var. Irksal ve etnik bir durum var.”

“Aşırı sağ, merkezin söylemlerini etkiliyor”

Aşırı sağın popülist söylemleri mevcut merkez sağ ve sol partilerin propagandalarını da etkiliyor. Nuri Tınaz bu konuda “Aşırı sağ partiler, merkez partilerin alışılagelmiş söylemlerini zorlayarak aslında onları da kendilerine doğru çekiyorlar. Önceden belli bir duruşu olan bu partiler, onların söylemleriyle aşırı sağ partilerin konumuna geliyor. Onların retorikleriyle, söylemleriyle propagandalarını yapıyorlar. Marjinal konuma düşmekten korkuyorlar. Toplumun seçmen kitlesinde etkili olamayacakları için onlar da repliklerini değiştirdiler” diyor.

“İslamofobi söylemi Müslümanlara karşı işlenilen suçu masum gösteriyor”

“Avrupa’nın ötekileri kim?” sorusuna Nuri Tınaz, “Genelde göçmenler, özelde Müslümanlar” yanıtını veriyor. Özellikle 11 Eylül sonrası İslam dinine ve Müslümanlara karşı yükselen olumsuz algıyla karşımıza çıkan İslamofobi’nin Batı’da yükselişe geçtiği görülüyor. Nuri Tınaz bu noktada “İslamofobia aslında yanlış bir terim” diye uyarıyor: “Yani işlenen suçu bir nevi masum gösterme gibi bir anlamı var. Batı’da antisemitik söylemler yerine Jewishphobia kullanılmaz. Çünkü Jewishphobia hafifletici sebeptir. Onun yerine antisemitizm kullanılır. Yani kökten bilinçli olarak bir dine, etnik, kültürel kimliğe nefret söylemi üretmektir. Böyle olursa ancak Müslüman karşıtı söylemler yasal bir zemine ulaşır ve yaptırımı olur.”

“AB kendi değerlerinden uzaklaşıyor”

Peki siyasetteki bu gelişmeler Avrupa’nın geleceğini nasıl etkileyecek? Avrupa Birliği’nin değerler sistemi çöküyor mu? Nuri Tınaz bu konuda, “Avrupa, popülist partilerindeki gelişmelerden dolayı kendisinden beklenen kriz yönetiminde başarısız olacağını gösteriyor. Avrupa Birliği’ni bir arada tutmada zorlanıyorlar. AB, gittikçe insan hakları, ifade özgürlüğü, demokrasi gibi değerlerinden uzaklaşıyor. AB daha açık olması gerekirken gittikçe içine kapanıyor. Daha kapsayıcı olması gerekirken, kendisinden beklenen misyonu yerine getiremeyen bir konuma doğru gidiyor” diyor.

“Kimlik siyaseti yapılıyor”

Dr. Farid Hafez ise Avrupa’da kimlik üzerinden yapılan siyasete dikkat çekiyor: “Bugün politikanın İslamlaşması ve ırksallaşmasının nedeni, politik ya da ekonomik fikir ayrılıkları değil, politik meselelerin kimlik merceğinden tartışılmasıdır. Bu da aslında politikanın apolitikleşmesidir ve bundan da en büyük faydayı aşırı sağ partiler sağlar.” “Bugün Müslümanlar, Avrupa’nın ötekileştirilmişler sıralamasında bir numaradalar” diyen Hafez, “Müslümanlar cinsiyet, politiklik, kültür ve din anlamında öteki olarak düşünülüyorlar” diyor. Hafez, “Aşırı sağdaki farklı gruplar, ana akım olmak istiyorlar ve bu nedenle stratejik bir biçimde antisemitizmden İslamofobi’ye geçiş yapıyorlar. Böylece ulusal olarak daha fazla kabul görüyorlar” diye konuşuyor.

“Ötekileştirilen Müslümanlık Batı’nın yenisi değil”

Farid Hafez ise İslamofobi’nin Avrupa’nın temel demokrasi ve insan hakları değerlerinin karşısındaki ilk ve en önde gelen mücadele alanı olduğunu söylüyor. Hafez, “Avrupa’nın bunu çok iyi anlaması gerekiyor. İslamofobi’nin Avrupa’ya ve Avrupa değerlerine oluşturduğu tehdit, Avrupa’da yaşayan Müslümanlara oluşturduğu tehditten daha büyüktür. Bu yüzden toplumdaki bu kötülükle savaşta işbirliği sağlanmalıdır” diyor. İslamofobi’nin tarihine ilişkin konuşan Hafez şunları anlatıyor: “Irkçılığın uzun geçmişinde İslamofobi’nin de uzun bir geçmişi vardır. Japonlar için ve Katolikler için de yasaklar vardı. Köleliğin erken dönemlerinde de Müslümanlara yönelik yasaklar vardı. 1501 yılındaki denizaşırı köle ticaretinin başlangıcı kadar erken zamanlarda bu mevcuttu. Çünkü Katolik Kilisesi, Müslümanların köle kolonilerinde isyan yaratmasından korkuyordu. Yani insanlara duyulan korkunun ve onları ötekileştirmenin Batılılar tarafından baskılanmış uzun bir tarihi var ve bunlar kesinlikle 11 Eylül’le veya komünist rejimlerin düşmesiyle bağlantılı yeni bir fenomen değil. ”

“Cesur politikacılara ihtiyacımız var”

Farid Hafez, Avrupa siyasetinin gidişatını ise şöyle özetliyor: “Bazıları, özellikle aşırı sağ politik partilerden olanlar, ırkçı ideolojik dünya görüşüne sahip oldukları için bunu yapıyorlar. Diğerleri ise İslamofobi’yi, popülist nedenlerle ve aşırı sağın kuvvetlenmesinden korktukları için kullanıyorlar. Cesur politikacılara ihtiyacımız var, insanlık ve insan hakları için konuşan, kendi bireysel gündemi olan politikacılara…”

“Avrupa hâlâ fazlasını vaat ediyor”

Avrupa Birliği’nin geleceğine ilişkin konuşan Hafez, “Avrupa hâlâ diğer ülkelere kıyasla çok daha fazlasını vaat ediyor. Politik sistemi en çok özgürlüğü vaat eden sistem ve her ne kadar azınlıklar için zorlukları olsa da Avrupa toplumlarında hala birçok iyi şey var. Geliştirilmesi gereken çok şey var ama unutmamalıyız, eksikliklerine rağmen refah sistemi sayesinde eğitim projeleriyle insanları bu refah sisteminin bir parçası yapıyorlar ve refahı paylaştırıyorlar. Günümüzde Müslümanların dışlanması ve ayrımcılığa uğraması sorunu, Avrupa demokrasisinin geleceği için bir ölçüm noktası olacak ve bence burada yapılması gereken çok şey var” diyor.

FRANSA – Ulusal Cephe

1972’de Jean-Marie le Pen tarafından kuruldu. Le Pen, Ocak 2011’de liderliği kızı Marine Le Pen’e bıraktı. 2014 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Fransa’da birinci çıkarak parlamentoya 23 milletvekili gönderdi. Son belediye seçimlerinde sekiz belediye kazanma başarısı gösteren Le Pen, yükselişi süren bir isim. Marine Le Pen’in cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura kalması bekleniyor. Le Pen, İslam ve AB karşıtı açıklamalarıyla biliniyor.

İNGİLTERE – Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi

1992 yılında AB karşıtı olma gündemi ile kuruldu. Parti, zamanla yerleşik elit ve göçmen karşıtı bir dil kullanmaya başladı. 2012’den sonra da hızla oyunu artırdı. 2014’te Avrupa Parlamentosu seçimlerinden İngiltere’nin en güçlü partisi olarak çıkmıştı. 2015’teki genel seçimlerde oyların yüzde 12,6’sını aldı. Partinin genel başkanlığını Diane James yapıyor. Parti, geçen yıl İngiltere’nin AB’den ayrılması yönünde karar çıkan referandumda da etkili olmuştu.

ALMANYA – Almanya İçin Alternatif Partisi

Şubat 2013’te Euro krizinin ardından kuruldu. 2014 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde parti Almanya’daki 96 koltuktan yedisini almayı başardı. Haziran 2014’te Avrupa Muhafazakârlar ve Reformcular İttifakı grubuna katıldı. Liderleri Frauke Petry ve Jörg Meuthen. 2016 yılında Mecklenburg Vorpommern eyaletinde yapılan parlamento seçimlerinin tek kazananı oldu. Mülteci ve yabancı karşıtlığıyla bilinen parti, cami karşıtı hareket PEGİDA ile dayanışma içinde. 16 eyaletten dokuzunda temsil edilen partinin, 2017 sonbaharında Federal Parlamento’ya girmesine kesin gözüyle bakılıyor.

HOLLANDA – Özgürlük Partisi

22 Şubat 2006 tarihinde Geert Wilders tarafından kuruldu. 2006 genel seçimlerinde dokuz sandalye kazandı ve parlamentoda beşinci en büyük parti oldu. 2010 genel seçimlerinde 24 sandalye kazanarak üçüncü büyük parti oldu. 2014 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde üçüncü oldu ve dört sandalye kazandı. 2015’te yapılan senato seçimlerinde oyların yüzde 11.58’ini aldı. Geçen 15 Mart’ta yapılan seçimlerde, parlamentodaki 150 sandalyeden 19’unu kazandı. Göçmenlerin Hollanda toplumuna entegrasyonu konusundaki idari gözaltı ve güçlü asimilasyonist tutum programlarıyla Hollanda’da kurulan merkez sağ partilerden ayrılıyor. Hollanda’nın AB’den çekilmesini savunuyor.

İTALYA – Kuzey Ligi Partisi

İtalya’nın kuzeyinde, Padanya adlı federe bir devlet kurmak isteyen parti, 2013 seçimlerinde 4,1 oy aldı. Parti lideri Matteo Salvini, “Türkiye bir Avrupa ülkesi değil ve hiç olmayacak” görüşünü savunuyor.

AVUSTURYA – Avusturya Özgürlük Partisi

Avrupa’nın en eski radikal sağcı partilerinden. İslam karşıtlığı ve göçmen karşıtı politikalarıyla biliniyor. Parti, 2013’teki genel seçimlerde yüzde 20,5 oy aldı. 2016’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise partinin adayı Norbert Hofer oyların yüzde 46’sını aldı. Seçim çalışmaları sırasında Türkiye’nin AB’ye üye olması durumunda kendi ülkesinin AB’den çıkması gerektiğini savundu.

BELÇİKA – Flaman Çıkarları Partisi

2004’te ırkçı olduğu gerekçesiyle kapatılan Flaman Bloku partisi yerine kurulan parti, göç karşıtı politikalar savunuyor. İslam düşmanlığı propagandası yapıyor ve Flamanların bağımsızlığını savunuyor. 2014 seçimlerinde yüzde 3,67 oy alan partinin liderliğini Tom Van Grieken yapıyor.

BULGARİSTAN – Ataka

Başkanlığını Volen Siderov’un yaptığı parti, 2014’teki seçimlerde oyların 4,2’sini aldı. Ataka’nın yanı sıra aşırı milliyetçi Vatanseverlik Cephesi yüzde 7,30, Sansürsüz Bulgaristan ise yüzde 5,69 oy aldı. Geçen 27 Mart’ta yapılan seçimlerde Ataka’nın da dahil olduğu Birleşik Vatanseverler ise seçmenlerin yüzde 9.12 desteğini aldı. Ataka, AB’ye, NATO’ya karşı çıkıyor. Göçmen karşıtı politikalar savunuyor.

DANİMARKA – Danimarka Halk Partisi

1970’lerde yüksek vergi oranlarına karşı kurulan parti, zamanla göçmen karşıtı bir partiye dönüştü. Parti, göçmenlerin ülkedeki refah sistemi için yük olduğunu savunuyor. Avrupa Birliği’ne de karşı çıkıyor. 2015’teki seçimlerde oyların yüzde 21’ini aldı. Liderliğini Kristian Dahl yapıyor.

FİNLANDİYA – Gerçek Finler Partisi

2015’te oyların yüzde 17’sini aldı. Başkanlığını ülkenin Dışişleri Bakanı da olan Timo Soini yapıyor. Partinin içinde çok kültürlülüğe karşı olan daha radikal bir kanat bulunuyor. Parti, NATO üyeliğine de karşı.

SLOVAKYA – Slovak Ulusal Partisi

Ülkede yaşayan Macar ve Roman azınlığa karşı politikalar savunan parti, 2016’daki seçimlerde oyların yüzde 8,64’ünü aldı. Partinin liderliğini Andrej Danko yapıyor.

NORVEÇ – İlerleme Partisi

İlerleme Partisi 2013’teki seçimlerde oyların 16,3’ünü aldı ve koalisyon ortağı oldu. Göç ve İslam karşıtı partinin başkanı Sylvi Listhaug, Göç ve Uyum Bakanı olarak kabineye girdi.

İSVEÇ – İsveç Demokratları

Muhalefetteki parti, Avrupa karşıtı. Göçün ülkenin ulusal kimliğine zarar verdiğini düşünüyor. Diğer partilerin ‘çokkültürlü denemeler’ olarak adlandırdıkları yapıyı reddediyorlar. Jimmie Akkesson liderliğindeki parti, 2014’teki parlamento seçimlerinde oy oranlarını üçe katladı ve oyların yüzde 10’unu aldı.

MACARİSTAN – Fidesz Partisi

Parti, 2010 yılından beri iktidarda. Partinin başkanı Victor Orban, Macaristan’ın Başbakanı. 2014’te yapılan son genel seçimlerde Fidesz oyların yüzde 44’ünü aldı. Aynı seçimlerde aşırı sağcı Jobbik Partisi ise yüzde 20 oy aldı.

POLONYA – Hak ve Adalet Partisi

İktidardaki parti, 2015’teki genel seçimlerde yüzde 37,6 oy aldı. Hem Devlet Başkanı Andrzej Duda hem de Başbakan Beata Szydlo bu partiden. Parti, AB’ye şüpheyle yaklaşıyor. Mülteci karşıtı ve aşırı sağcı Kukiz Partisi ise 2015’teki genel seçimlerde yüzde 8 oy aldı. Kukiz, Polonya-Ukrayna sınırına duvar yapılmasını istiyor.

SIRBİSTAN – Radikal Parti

Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nden beraat eden Voyislav Seselj’in liderliğindeki parti, aşırı milliyetçi görüşleriyle biliniyor. Ülkedeki başka bir aşırı sağcı, göçmen ve AB karşıtı parti de Dveri. İki parti 2016’da yapılan seçimlerde toplamda oyların yüzde 13’ünü aldı.

YUNANİSTAN – Altın Şafak Partisi

1 Kasım 1993’te kuruldu. Neonazi görüşlerini savunan, şiddet olaylarına da adı karışan göçmen karşıtı ve aşırı milliyetçi parti, AB karşıtı olarak da biliniyor. Genel başkanı Nikolaos Michaloliakos. Parti, 2012 yılının haziran ayında yapılan seçimlerde oy oranını ciddi bir şekilde artırarak, Yunan Parlamentosu’na beşinci sıradan girdi.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)