Mesut H. Caşın: Trump’ın zaferi dünya siyaseti için dönüm noktası

Geride bıraktığımız kasım ayında ABD’de gerçekleşen seçimler, hem ülke tarihi hem de dünyanın geri kalanı açısından büyük bir sürprizle sonuçlandı.
Yayın Tarihi: Oca 6, 2017
FavoriteLoadingBeğen 31 mins
Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın-Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın-Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi

Geride bıraktığımız kasım ayında ABD’de gerçekleşen seçimler, hem ülke tarihi hem de dünyanın geri kalanı açısından büyük bir sürprizle sonuçlandı. Cumhuriyetçilerin adayı, milyarder işadamı Donald Trump; medyanın, araştırma şirketlerinin tahminlerinin aksine seçimin kazananı oldu. Sert çıkışları ile ön plana çıkan Trump’ın bu zaferinin nedenlerini ve Washington yönetiminin bundan sonra izleyeceği iç ve dış politikaların detaylarını Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın ile konuştuk.

Trump’ın seçileceği yönündeki tahmininizin sebepleri neydi?
Trump’ın seçim zaferi, Amerika’nın gelecekteki vizyonunu belirleyecek çok önemli bir değişikliktir. Dünya tarihinde nasıl ki; çok önemli kırılmalar olduysa bu da benzer bir gelişme bana göre. Bunu 1929 ekonomik krizine de benzetiyorum. Obama başkan seçildiği zaman işsizlik yüzde 12-13’e çıkmıştı. Bu gizlendi aslında. Bill Clinton hükümeti, Bush’a devrettiği zaman, ABD kasasında 550 milyar dolar fazladan para vardı. Lakin oğul Bush’un Irak’ta ikinci harekâtı başlatması, ABD’nin dış politikada çok ciddi prestij kaybına sebebiyet verdi. Irak’ta başlayan direniş hareketi 5 bin Amerikan askerinin ölmesine, 25 bin yaralıya neden olunca, Demokrat Parti başkan adayı Obama’nın söylemi, “Irak’tan ve Afganistan’dan askerleri çekeceğiz” şeklinde oldu. Ayrıca Obama terörle mücadele bağlamında da önemli değişiklikler vaat etmişti. Guantanamo’da tutulanların serbest bırakılacağı gibi. Bütün bu söylemler Amerikan toplumunda, Vietnam sendromu dediğimiz gerginliği yaratmıştı. Obama’nın kazanmasını sağlayan başka etkenler de vardı. Amerika’nın BM’nin 1441 numaralı kararıyla giriştiği Irak harekâtıyla ilgili çok sayıda soru işareti ortaya çıkmıştı. Birincisi, Irak’ta iddia edildiği gibi kimyasal silahlar bulunamadı. İkinci olarak harekât için Irak yönetiminin teröre destek olduğu gerekçesi öne çıkarılmıştı. Bunların gerçek olmadığı ortaya çıktı. Dikkat ederseniz, Irak laik bir yöne time sahipti. Bu laik yönetimin içerisinde önemli olan husus, BAAS Partisi’nin radikal İslam’a karşı tutumuydu. Harekât öncesinde dönemin Fransız Dışişleri Bakanı, “Kimyasal silah yoktur. Eğer burada askeri kuvvet kullanırsanız binlerce terörist ortaya çıkacaktır ” demişti. Bugün geldiğimiz noktada, bu itirazın ve tespitin doğru olduğunu görüyoruz. Daha sonraki dönemde de İngilte re Başbakanı “Kimyasal silahların varlığı konusunda aldatıldık. İstihbarat bizi aldattı” dedi. Ama devletler aldanmaz, aldanma hakları yoktur. Bu gibi travmalar sonrasında Obama’yı seçen Amerikan halkı 8 sene boyunca başkanlarından çok şey bekledi. Seçim sonrasında Obama, Berlin’de yapmış olduğu konuşmada, dünyaya yeni bir barışı getireceğini, Kennedy gibi, dünya lideri olacağı mesajını veriyordu. Nitekim ilk günlerinde kendisine Nobel Barış Ödülü verildiğini unutmayalım. Lakin Obama tam bir hayal kırıklığı yarattı. Ortadoğu’da savaş daha da çetinleşti. Arap Baharı’nı doğru okuyamadı. Obama dış politikada en başarısız ABD Başkanı olarak tanımlandı. İşte bu rüzgârı iyi yakalayan aday Trump oldu. Ekonomide yabancılaşma ve küreselleşmeye karşı bir söylem geliştirdi. “Bizim insanlarımızın ülkemizde yeniden unutulmasına müsaade etmeyeceğiz” dedi. Kimdi Trump’ın kastettiği insanlar? Orta Amerikalılar, yani orta direk dediğimiz Amerikalılar.

Seçim Sandığı,ABD

Seçim Sandığı,ABD

Çok basit bir slogan kullandı: Make America Great Again. Amerika’yı tekrar büyük ülke yapmak istediğini açıkça söyledi. Trump’ın kastettiği Amerika’nın bu büyüklük vizyonu, sadece ülkenin 330 milyon insana sahip olmasından kaynaklanmıyordu. Kastedilen insana dayalı ekonomik üretim kaynaklarının çoğaltılmasıydı. Bu söylemle Wall Street’e ve finans sektörüne karşı da savaş açmış oluyordu. Trump; ekonomide yerli üretimin, otomotivden inşaata kadar altyapının yeniden kurulacağı, işsizlerin iş bulacağı vaadini verdi. Bu çok önemliydi. Küreselleşme yerine bölgeselleşen bir Amerika, yani kendi içine dönük, yerli üretimde dünya liderliğini alacak, iletişimde ve her türlü muharebe sistemlerinde tekrar lider olacak bir vizyon getirmek istedi. Bir ticaret adamı olarak parayı iyi yönettiğini bildiğimiz Trump, getirdiği vizyon ile insanları harekete geçirdi. Bütün bu tablo, reel politikada pragmatik bir lider göreceğimizi gösteriyor. Seçim sonuçları konusunda, Türkiye’deki analistler gibi dünya da büyük bir yanılgıya düştü. Burada bana göre ABD medyası iflas etti. Aynı zamanda kamuoyu yoklamaları yapan şirketler de yanlış yaptılar. Halkın nabzını yakalayamadılar. Enformasyon konusunda yanılgılar çok fazla oldu. İlginç olan bir gelişme de FBI’ın seçimden bir gün önce kendisine yönelik bir saldırıyı önlemesiydi. Bu da gösteriyor ki; seçim süreci aynı zamanda FBI ve CIA arasında bir mücadeleydi. CIA Clinton’ı, FBI ise Trump’ı destekliyordu. Bu, milli istihbarat ile uluslararası istihbarat arasındaki bir rekabetti. Şöyle bir soru var benim kafamda: Acaba Trump öldürülseydi, Clinton kazanır mıydı, veya Trump’ın karşısına Romney çıksaydı ne olurdu? Clinton kazansın diye mi Trump aday gösterildi yoksa Clinton kaybetsin diye mi? Bunlar çok uzun zaman tartışılacak. Fakat ben Türkiye’de Amerikan dış politikasını iyi tahmin eden biri olarak Trump’ın kazanacağını söylemiştim. Buna gerekçe olarak da Trump’ın Amerikan kamuoyuna daha doğru yaklaşmasını ve kamuoyunun nabzını doğru yakalayabilmesini gösterdim. Dikkat ederseniz alınan oylara bakıldığında da kırsal alandaki oyları Trump’ın yakaladığını görüyoruz. Bu tarihi bir zafer. Hem Amerika hem dünya siyaseti için çok önemli bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorum.

“Daha sert bir Amerika göreceğiz”
Yeni başkanın seçim propagandası müteakiben açıkladığı yaklaşımlar, yaklaşık 70 yıldır dünya siyasal düzeninin garantörü konumundaki ve lider pozisyondaki Amerika’nın yeni vizyonunda hem belirsizlikler, hem sürprizler olacağını gösteriyor. Yani beklenmedik, daha sert ve daha geleneksel bir Amerika göreceğiz. Kendi kodlarına dönen bir Amerika olacak. Henüz daha başkanın askeri ve siyasi ekibi belli olmadı. Mevcut isimlerin değişimi bekleniyor. Ben Texas Üniversitesi’nde master çalışmasındayken, Amerikan Anayasa Hukuku okumuştum. Burada eyaletler arası seçimler Amerikan seçimleri açısından fevkalade önemli.

Beyaz Saray,ABD

Beyaz Saray,ABD

Trump için, “Devlet tecrübesi yoktur ve popülist eylemleri vardır. Amerikan hayati çıkarlarına vakıf değildir, bu bakımdan Amerika’nın demokratik ve özgür dünyanın lideri ve ahlaki değerlerin koruyucusu olması vizyonuna zarar vermektedir.” ifadeleri kullanıldı. Bu tespitlerin çoğu, kadınlar hakkında söylediği bazı sözler nedeniyle gündeme geldi. Trump için, Amerika’nın milli güvenlik ve dış politikasına risk teşkil ettiği yönünde birtakım söylemler dile getirildi. Retorik olarak da müttefikler ile dengenin korunmasında yetersiz olduğu söylendi. NATO, AB, Rusya ve Kuzey Kore ile ilgili söylemleri eleştirildi. Nükleer anlaşmaya karşı olması nedeniyle İran, sonrasında Meksika, Güney Amerika ülkeleri ve Küba ile yakınlaşmada problemler yaratabileceği iddia edildi. Göçmen karşıtı, şovenist ve ırkçı bir iç politika güdeceği söylendi. Bu, Amerikan seçmeninin psikolojisinden ayrı tutulamaz. Toplumda, 11 Eylül sonrasındaki değişim, özellikle Cumhuriyetçi parti içerisinde beyaz muhafazakâr grupların da güçlenmesine neden oldu. Yani; Trump’ın bu söylemlerinde sosyolojik etki de büyük.

“Trump, Çin’in
üretimdeki
üstünlüğünü bitirmek
isteyecek.”

Kentlerde, taşralı kimlikten farklı bir Amerikan yapısı görüyoruz. İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş, 1991 Körfez Savaşı ile birlikte, Arap Baharı’ndaki gelişmeler ve dalgalanmalar, Amerikan kamuoyunda farklı algılandı. Bu dönemlerde daha katı politikaları savunan Şahinler Grubu’nun öne çıktığını söyleyebiliriz. Clinton’ın kaybetmesindeki sebeplerden birisi de bu dönemde yaşanan gerilim. Her ne kadar kendisi; iç istihbaratla ilgili e-postalarının medyaya düşmesi nedeniyle dikkatsizlikle suçlansa da bana göre Amerika’nın Libya Büyükelçisi’nin öldürülmesi daha büyük prestij kaybı oldu.

Amerikan halkının sosyolojik yapısı, Trump’ın seçilmesinde etkili oldu mu?
Trump’ın kazanmasının arkasındaki nedenlerin çok farklı katmanlara, siyasal ve sosyolojik olarak dayandığını söylemek mümkün. Amerikan toplumunda ciddi bir değişiklik var ve bu değişiklik istemi Trump’ta kişiselleşmişti. Amerika’nın özellikle Ukrayna ve Suriye krizlerinde Rusya’nın gerisine düşmesi, Kuzey Kore meselesinin çözülememesi, Çin karşısında ekonomik olarak saha kaybetmesi, Amerika’da çok büyük tepki yarattı. Amerikan kamuoyunda; nasılsa bir şey değişmeyecek, neden oy vereyim sorusu gündeme geldi. Halk sandığa mesafeli durdu. Yani seçmen özellikle siyahiler ve bu söylediğim beklentileri karşılanamayan tepkili grup sandığa gitmiyor. Amerika’da seçime katılım oranları yüzde 54 civarında kaldı. Ülkede iki parti olduğunu düşündüğümüzde, yüzde 26’yı alan kazanıyor. Neticede makineyi değiştiren bu orta direk Amerikalılar ve kırsalda yaşayanlar.

Trump’ın zaferine tepkiler ülkede siyasi gerilimi artırır mı?
Trump’ın başkanlığı kazanması Amerikan kamuoyunda büyük hayal kırıklığına neden oldu. Siyasi protestolara dönüşen bu hareketin, bütün eyaletlere yayılması, yeni kırılmalar, toplumsal bölünme ve kutuplaşmaların gelecekte derinleşebileceği tehlikesini gündeme getiriyor. Tıpkı Amerika’nın Vietnam öncesi ve sonrasında bölünmesi gibi. Bunu zaman gösterecek. Ancak benim diğer önemli bir tespitim, Trump’ın İslam ile radikal terörizm arasındaki ayrım üzerine söylemleri. Özellikle Meksika kökenli göçmenlerin ülkelerine gönderileceklerini söylemesi, sınıra duvar öreceğini söylemesi bir takım kaygılar yaratıyor.

Donald Trump, ABD Başkanı

Donald Trump, ABD Başkanı

Trump’ın Obama’ya göre daha otoriter olmasını bekliyor musunuz? Kongre ve Temsilciler Meclisi’nde Trump’ın üstünlüğü var. Bu durum Cumhuriyetçi Parti’nin Washington politikasına yön vereceğini gösteriyor. Burada, “Trump acaba çok otoriter bir lider olabilir mi?” sorusu da gündeme geliyor. Zira dikkat ederseniz Amerika dünyanın en önemli nükleer güçlerinden bir tanesi. Acaba böyle birisine nükleer silahların anahtarını vermek tehlikeli olabilir mi? Ben öyle olacağını düşünmüyorum. Obama başkan seçildiğinde de benzer sorular karşısında bir değerlendirme yapmıştım. Amerikan dış politikasını ve iç politikasını birçok iç katmanı olan bir transatlantiğe benzetmiştim. Obama’nın seçilmesinin çok küçük rota sapmalarına sebebiyet vereceğini söylemiştim ve dikkat edersiniz dış politikada büyük değişiklikler olmadı. Ama Obama’dan farklı olarak Trump döneminde olacağını düşünüyorum. Trump için; devlet işlerinden anlamaz ve tecrübesizdir deniliyor ama Reagan da bir aktördü. Bir İngiliz atasözü var; “Taç kralı uslandırır” diye. Trump henüz görevine başlamadı. Amerikan sisteminde yasama, yürütme ve yargının yanı sıra danışmanlar ordusu var. Bunun içinde ordu var, dış politika argümanları ve anayasa mahkemesi var. Bütün bunları düşündüğümüzde bir anda radikal bir yol ayrımına düşeceğini düşünmüyorum Amerika’nın. Ancak Trump ikinci defa seçilirse Amerika’yı farklı yönlere taşıyabilir. Burada bir ayrıntı daha var. Obama’nın İsrail ile ilişkileri germesi önemli. Bu gerilimde Netanyahu faktörünü gözden kaçırıyoruz. Bana göre Netanyahu seçimde Trump’ı destekledi ve bu çok kişinin

“Daha sert ve daha
geleneksel bir
Amerika göreceğiz.
Kendi kodlarına dönen
bir Amerika olacak.”

gözünden kaçtı. Filistin konusunda Obama’nın zorlamaları rahatsız ediciydi, ayrı bir Filistin Devleti’ni savunuyordu, Netenyahu buna karşı çıkıyordu. Ayrıca İran konusunda bu nükleer anlaşmayı imzalaması çok önemli.

Yahudi lobisi Trump’ı mı destekledi?
Her ne kadar Obama, İsrail’e askeri yardım yapmış olsa da yeterli olmadı. Yahudi lobisi Demokrat Parti’nin bir kanadını desteklese dahi Clinton’da problemli bir görüş açısı hissetmişlerdi. O andan sonra Trump ile ciddi görüşmeler yapılıp, kendisine destek verildi. Bana göre Trump geldikten sonra burada Filistin Devleti olmayacak. Kendisi İsrail’e büyük destek verecektir.

Trump ekonomi politikalarında nasıl bir yol izleyecek?
Büyük, lider Amerika’yı oluşturmak için, Çin’in üretimdeki üstünlüğünü bitirmek isteyecek, Çinlilere fason mal yaptırmayacak. Rusya’ya ise tam tersi bir tavırla daha da yaklaşacak. AB ile denklemlerin değişebileceğini ve ekonomik işbirliğinin zorlaşacağını, buna mukabil, İngiltere’yi destekleyeceğini görüyoruz. Trump’ın orta sınıf Amerikalı’yı kalkındırırken üretimi artıracağını düşünüyorum. Gelir dağılımında mevcut sisteme karşı bir isyan var Amerika’da. Bunun önüne geçmek için inşaat ve altyapıyı geliştirecek, Amerika’yı yeniden inşa edecek. Yeniden ihracatçı ülke haline getirecek Amerika’yı. Bu tabii enflasyonu artıracak. Bu nedenle para politikasını da değiştireceğini düşünüyorum.

ABD’nin Ortadoğu politikasında değişiklik olacaksa bölge nasıl şekillenir?
Trump, Türkiye konusunda çok fazla bir şey söylemedi. Zaten bu konuda fazla bir deneyimi de yok. Türkiye, ABD dış politikasının çok az bir kısmını oluşturuyor. Çevre aktörlerle ilişkisi bizim, ABD dış politikasındaki yerimizi belirleyecek. Öncelikle Rusya ile ortaklık kuracağını düşünüyorum. Dikkat ederseniz Kremlin’den yapılan açıklamalar ile birlikte doğrudan değil ama dolaylı olarak bir ilişki kurulmuştur. Trump, Suriye konusunda Rusya ile ortak bir yol izleyebileceğini ancak Rusya ile karşı karşıya gelmenin savaş manasına gelebileceğini açıkladı. Bu çok önemli. Yani “Rusya ile burada bu topa girmeyeceğim” diyor. Bu demektir ki Rusya ile Ortadoğu ve Suriye krizinde ortak çalışacak. Trump düşman olarak DAEŞ’ten bahsediyor. ÖSO gibi oluşumlara destek verilmesinden yana değil. Bu tavır önemli.

“Amerika yeni bir ordu teşkilatlanmasına gidecek.”

Amerika, Suriye konusunda Rusya ile hareket ederken, inisiyatifi Rusya’ ya bırakmak zorunda kalabilir. Trump, Putin’in devlet adamlığını beğeniyor ve kendine örnek alıyor. Tarihte Ruslar ve Amerikalılar daima ortak çalışmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda olmasa da İkinci Dünya Savaşı’nda Amerikalılar Almanlara karşı Sovyetleri destekledi. Soğuk Savaş’ta yolları ayrılsa dahi, kritik meselelerde daima beraber oldular. Suriye krizinde de Obama ve Putin ortak hareket ederek kimyasal silahları etkisiz hale getirdiler. Ama Rusya’nın istemediği iki şey var: NATO’nun ve AB’nin genişlemesi. Burada da bir uyum var gibi. Trump’ın AB ile iyi geçinmeyeceği ortada. NATO konusunda zaten “Kendi başınızın çaresine bakın” ifadelerini kullanmıştı. Amerika, Çin’e karşı savunma harcamalarını artıracaktır. ABD sadece kendi vatandaşlarını değil, müttefiklerini de koruyacak bir dünya düzeni ortaya atacak. Bunun için asker sayısının da artması beklenebilir. Karadeniz’de Rus donanmasına karşı, Romanya ve Bulgaristan’a yardım edeceğini düşünüyorum. Ukrayna’yı da aynı şekilde destekleyecektir. Rusya’nın son zamanlardaki askeri teknolojisini geliştirme hamlelerine karşı, ABD’nin de yeniden bir nükleer harp politikası geliştireceğini düşünüyorum. Avrupa’da, Pasifik’te ve İran Körfezi’nde Amerika’nın dominant olmaya çalışacağını öngörüyorum. Bunlar Amerika’nın zayıflayan rolünün tekrar yukarıya çıkarılması ve küresel güç vizyonunun etkin ve inandırıcı hale getirilmesine neden olacak. Gelelim önemli ikinci aktör olan İsrail’e. İsrail’in Rusya’yla yakınlaşmaması için, Trump İsrail’e ayrı bir önem verecektir. İsrail’in söylediklerini yapacaktır. Ama bu durumda asıl korkması gereken İran bana göre. Trump, İran ile nükleer anlaşmaya karşıydı ve Netanyahu da bu anlaşmayı eleştiriyordu. Dolayısıyla İran ile ilişkilerin sertleşeceğini ve Basra Körfezi’nde İran ve ABD donanmalarının karşı karşıya gelebileceğini söyleyebilirim. Dünya, yeni birçok kutuplu dengeye doğru gidiyor. Amerikan halkı, bu tehditlere karşı Obama’nın yeni birtakım şeyler yapamadığını düşünüyor. O halde Amerika’yı zafere götürecek yeni bir ordu teşkilatlanmasına gidileceğini düşünüyorum. Bunlar radikal değişimler. Bu dönem, başkan Reagan’ın başa geçtiğinde savunma harcamalarını yüzde 800 artırdığı döneme benziyor.

Türkiye nasıl bir noktaya konumlanacak bu tabloda?
Suriye ve Irak konusunda karşımıza PKK ve PYD çıkıyor. ABD’nin bu konularda Türkiye’yi yanına alması gerekiyor. Türkiye’nin ABD ile son dönem ilişkilerindeki kırılma, Fetullah Gülen ve Suriye meselesi ile oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’nin her iki konudaki tavrıyla hayal kırıklığına uğradıklarını söyledi. Bu çok önemli. Çünkü Türkiye, 250 milyonluk Türk dünyasının da lideri konumunda. Türkiye’nin hinterlandı Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar uzuyor. Öbür tarafta Rusya’yı dengeleyecek güç olarak Karadeniz ve boğazların önemi daha yükselmiştir. Amerika her kadar bunu görmezden gelip, yanlış bir şekilde PKK ve PYD’yi desteklese de Türkiye burada taviz verecek bir durumda değil. Temsilciler Meclisi üyesi Mike Turner, “Dehşet verici bir askeri kalkışma ile karşı karşıya kalan Türkiye’ye destek vereceğiz“ dedi. Bu, ABD’den gelen çok önemli bir sestir. Daha önce böyle bir ses yoktu. Demek ki Gülen’i Türkiye’ye geri verebilirler veya üçüncü bir ülkeye gönderebilirler. Bu açıklamalar Trump ile değişen dış politikanın sonucu.

“Erdoğan ile
Trump’ın
kimyasının iyi tutacağını
düşünüyorum.

”Ben, Erdoğan ile Trump’ın kimyasının iyi tutacağını düşünüyorum. Obama gelip ilk konuşmasını mecliste yapmıştı. Bunu Trump’ın da yapması için Erdoğan bir davetiye gönderdi. Kabul eder mi bilemiyorum ama ben Trump’ın bir sürpriz yaparak ilk ziyaretini ya İsrail ya Türkiye’ye yapacağını düşünüyorum. Ziyareti nereye yapacağından çok, mesaj önemli bence. 8 senedir Obama’nın Türk halkına ve Türkiye’ye verdiği güven eksikliğini Trump’ın doldurabileceğini düşünüyorum. Dünya büyük bir kırılma noktasına doğru gidiyor ve Amerika’nın ciddi bir müttefike ihtiyacı var. Konumu icabıyla Amerika’nın Türkiye’yi kaybetmek istemeyeceğini düşünüyorum. Yeni kadrolar belirlendiğinde ilişkilerin geleceğini daha netlik kazanacaktır. Ama genel anlamda Cumhuriyetçiler döneminde ilişkiler demokratlar dönemine göre daha iyi olmuştur. Bir mesele de Ermeni sorunu. Amerika’nın Ermenistan’a koz vereceğini düşünmüyorum ve Ermeniler bu gidişattan pek memnun değiller. Bir başka husus ise Kıbrıs. Amerika’nın bu konuda daha aktif rol alacağını ve belki de birleşik bir Kıbrıs olacağını düşünüyorum.

O halde Trump döneminde Türkiye ile ABD ilişkileri güçlenecek diyebilir miyiz?
Türkiye ile ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok ciddi bir ittifak kurmuştur. Bu ittifak Kore Savaşı’ndan sonra gerçekleşmiştir. Soğuk Savaş döneminde askeri işbirliği üst safhadaydı. Bugün ise aynı Amerikan ordusunun maalesef Türkiye’ye karşı tavır aldığını, PYD ile PKK’ya silah aktardığını biliyoruz. Bu, Türk kamuoyunu rahatsız etmekte. Bir diğer konu da 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ordudan atılan su – baylarla ilgili gelişmeler. Türkiye çok ciddi bir travma geçiriyor. Bu dönemde Türkiye’nin savunması ve ordusu zayıflarsa, İsrail’in de güvenliği tehlikeye girer. Trump, Akdeniz’de güçlü bir İsrail istiyorsa, güçlü bir Türkiye’yi de desteklemeli. Türkiye ile İsrail ilişkilerinin normalleştiği ve büyükelçilerin atandığını düşünecek olursak, ben Trump’ın Türkiye’ye önem vereceğini düşünüyorum. Türkiye asla stratejik önemini kaybetmemiştir. Tarihi ile jeopolitik konumu önemini ortaya koymaktadır. Türkiye 15-20 yıl içerisinde dünyanın en büyük 10 devleti arasında olacak. Ekonomik potansiyel olarak da Türkiye çok önemli. Ayrıca Türkiye’nin en önemli gücü nüfus potansiyeli. 10-15 yıl içerisinde nüfusun 100 milyon olması bekleniyor. 250 milyonluk Türk dünyası ile birlikte bu, göz ardı edilebilecek bir güç değil. Eğer siz 2 milyarlık Çin’e üstün gelmek istiyorsanız; bu, Hindistan veya sadece Rusya ile olmaz. ABD’nin; tarihi, coğrafi ve kültürel kodları çok güçlü olan bir imparatorluğun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti’ni desteklemesi çok önemli.

FavoriteLoadingBeğen