Yenikapı, Yeni Türkiye!

Yenikapı ruhu ile Türkiye, bir ve bütün olduğunu ilan etti!
Yayın Tarihi: Ara 31, 2016
FavoriteLoadingBeğen 38 mins

Tarihten günümüze kadar Türkiye’nin maruz kaldığı saldırılar, İbn-i Haldun’un ‘coğrafya kaderdir’ tezini doğruluyor. Türkiye’nin doğuda, Karadeniz’de Rusya ve Gürcistan’la, güneyde kanlı katliamların yaşandığı ve DAEŞ’ın bulunduğu Irak ve Suriye’yle sınırı var. Sadece bu coğrafi konum bile Türkiye’nin bir ateşten çember içinde olduğunu gösteriyor. Doğu ile Batı’yı kavuşturan Anadolu, İpek Yolu’nun vazgeçilmez bir parçası, soğuk iklimlerden sıcak denizlere açılan yol, enerji ve transatlantik ticaret rotalarının merkezi konumuyla dünyanın uğramadan geçemeyeceği adres olma özelliğini koruyor. 15 Temmuz: Bir işgal girişimi Türkiye, 15 Temmuz gecesi tarihinde görülmemiş kanlı bir darbe girişimine maruz kaldı. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kendilerini ‘Yurtta Sulh Konseyi’ olarak tanımlayan bir grup, ‘yurtta savaş’ için bir darbe girişiminde bulundu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin resmi internet sitesi ve TRT’de yayımlanan sözde bildiride ordunun yönetime el koyduğu ifade edilerek ülkede sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmesinin ardından saldırılar peş peşe geldi. İstanbul Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün jandarma tarafından kapatılması ile başlayan süreçte, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman ve yaklaşık 50 milletvekilinin bulunduğu Meclis, F-16 savaş uçakları tarafından dört kez bombalandı. Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki Polis Özel Harekat Eğitim Merkezi’nde patlama meydana geldi. Yenimahalle’de bulunan Milli İstihbarat Teşkilatı kampüsüne askeri helikopterlerce ateş açıldı.

Yenikapı Yeni Türkiye

15 Temmuz, Türkiye

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne bombalama girişimi başarıya ulaşamazken, o sırada Muğla’nın Marmaris ilçesinde bir otelde bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a suikast girişiminde bulunuldu. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak, Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal ve Jandarma Genel Komutanı Galip Mendi darbeyi gerçekleştiren askerler tarafından rehin alındı. Türkiye’yi bir kaosun ve iç savaşın içine sürüklemek isteyen bu kanlı terör girişimleri karşısında, devlet yönetiminin soğukkanlı ve dirençli duruşu, bu ülkede bir daha darbeye geçit verilemeyeceğini gösterdi. Nitekim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CNN Türk’te Facetime aracılığıyla gerçekleştirdiği bağlantıda kanlı terör örgütü paralel yapıya hiçbir şekilde imkân tanınmayacağını ifade etti. Cumhurbaşkanı vel Başkumandan Recep Tayyip Erdoğan halkı meydanlara, havalimanlarına çıkmaya davet etti. 81 ilde okunan birlik selaları ile Türkiye genelinde vatandaşlar sokağa çıkarak, açıkça bir işgal girişimi olan Fetullah Terör Örgütü’nün saldırısına karşı direnişe geçti. Halk, canını hiçe sayarak tankların karşısına dikildiği kanlı darbe girişimini 248 şehit vererek engelledi. 15 Temmuz bu topraklar üzerinde yaşayan halkın, birlik ve beraberlik mücadelesinin çetin olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi ama bağımsızlığına, demokrasisine, hürriyetine, liderine bağlılığını da bütün dünyaya gösterdi. Peki yeniden bu saldırılara maruz kalan Türkiye ne yapmıştı? Kimleri rahatsız etmiş, kimlerin hedefi haline gelmişti?

“15 Temmuz Suriye Politikası ile İlgili”
Bu soruyu yönelttiğimiz uzmanlar, Türkiye’nin üzerinde bulunduğu tarihi ve jeostratejik öneme sahip toprakların ve bugün dünya siyasetinde oynadığı rolün, küresel politikalar içindeki yerine bakmadan bu konunun tam anlaşılamayacağı görüşünde…

“Türkiye küresel
politikaların
kesiştiği alan.”

Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Beril Dedeoğlu, “Bütün tarih boyu güç mücadeleleri bu coğrafyada olmuş, bölgesel ve küresel politikaların çakıştığı yer burası” diyor ve esas sorunun bu olduğunu söylüyor “Küresel Aralık 2016 l 9 politikaların çakıştığı alan olması, Türkiye’yi çalkantılı bir coğrafya haline getiriyor. Enerji ve ticaret yollarının sınırlarına dair yaşanan güç mücadeleleri burada kesişiyor.” 15 Temmuz’un yaşanmasının nedenlerine ilişkin somut bir örnek de veren Dedeoğlu, yaşanan sürecin Türkiye’nin Suriye politikası ile çok yakından ilgili olduğunu ifade ediyor: “15 Temmuz’a kadarki bütün o süreçlerde Türkiye defalarca Suriye’ye askeri olarak müdahale etmeye davet edildi ve hatta Rusya ile askeri olarak karşı karşıya gelmeye zorlandı. Türkiye bunların tamamına direndi. Direnmesinin bedelini, dış politika açısından söylüyorum, 15 Temmuz’da ödedi. Allah’tan halk oyunu bozdu.” 15 Temmuz saldırısının ardından hem hukuki hem askeri olarak terörle mücadeleye hız veren Türkiye, bir yandan devletin kurumlarına yerleşmiş Fetullah Terör Örgütü mensuplarını ayıklarken, bir yandan da PKK terörü ile mücadelesini sürdürüyor. Terörle mücadeleyi daha etkin yürütebilmek adına ilk defa ülke genelinde olağanüstü hal ilan eden Türkiye, 2014’te Fetullah Terör Örgütü’ne karşı ‘Paralel Devlet Operasyon’ başlatmıştı. Ancak 15 Temmuz saldırısının ardından FETÖ soruşturması ile örgüte ağır bir darbe indirdi. Bu kapsamda, asker, polis, hâkim, savcı ve sivil olmak üzere farklı kurumlardan ilk etapta 18 bin 756 kişi göz altına alındı. 10 bin 192 kişi tutuklandı. Kamuda görevden alınanların sayısı ise 70 bin civarında. Fetullah Terör Örgütü soruşturması halen hızlı bir şekilde devam ederken, aynı zamanda 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak üzere kurulan Meclis Araştırma Komisyonu da çalışmalarını sürdürüyor. Diğer yandan Fetullah Terör Örgütü ile mücadele ederken, henüz darbe girişiminin üzerinden 40 gün bile geçmeden Fırat Kalkanı Harekâtı’nı başlatan Türkiye, sınır güvenliğini esas alan operasyon kapsamında, sınırlarındaki DEAŞ varlığını temizledi. Suriye’nin güneyinde devam ettirdiği bu operasyon ile, sınırının hemen arkasındaki, kendi güvenliğini tehlikeye atabilecek bir ortamda oyun dışı kalmayacağını gösterdi.

“Hem PKK hem FETÖ hem DEAŞ hem de PYD ile mücadele ederek % 4-5 büyüyebilen başka bir devlet yok.”

“Türkiye, dünya siyasetini değiştirecek önemli bir bölgesel güçtür. Bunu da yumuşak gücünü kullanarak yapıyor. Türkiye yerinde başka bir Avrupa devleti olsaydı çoktan parçalanırlardı. Türkiye devlet kültürü, siyasi ahlak anlayışı, vatanseverliği ve en önemlisi üretkenliği ile İskender’in kesip atmak zorunda kaldığı düğümü çözecek güçtedir. Nitekim modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, buraya atılan düğümleri çözebildiğimizin bir diğer örneği…

Türk Askeri Suriye'de

Türk Askeri Suriye’de

Türkiye bu bölgede barış ve istikrarın anahtar devleti olduğu gibi, istikrar üreten de bir devlet. Bazılarının hoşuna gitmiyor ama Türkiye artık öyle itilen bir dış politika gütmeyecek. Batılı dostlarımıza tavsiyem şu: Türkiye, bir güç. Bunu kabul edin. Türkiye artık ne 1950’lerin ne de 1915’lerin Türkiye’si…” Türkiye demokrasisinin 15 Temmuz’da önemli bir sınav verdiğinin altını çizen Caşın, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de bu tuzaktan güçlenerek çıktığını söylüyor: “Teröre dışarıdan dolaylı destek verildiğini biliyoruz. Türkiye’de 15 Temmuz’da dinsel ve etnik bir çatışmaya büyük bir zemin hazırlandı. Demokrasimiz bu tuzaktan güçlenerek çıkmıştır. Türkiye’de bir daha darbeler olmayacak. Ayrıca Türk Ordusu da hatalarını anlayarak milleti ile kucaklaştı. Bu, çok önemli bir derstir TSK için. İçindeki hainler temizlendikten sonra TSK, çok daha güçlü hale geldi. PKK ile bugüne kadar olmadığı ölçüde güçlü mücadele ediyor. Batı’nın sandığının aksine Türkiye’nin ne Suriye ne de Irak’ın toprak bütünlüğünde gözü vardır. 3 milyon mülteciyi barındırabilen başka bir güç yok. Amerika almadı, Avrupa almadı ama biz kapımızı açtık, ekmeğimizi paylaştık ve dünyada çok önemli bir krizi önledik. Türkiye 2008’te de Gürcistan Savaşı’nda, NATO – Amerika – Rusya savaşını önlemiş, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunmuş bir ülke. Uçağın düşürülmesi Türk – Rus ilişkilerini bozmuştur ama tarih ve coğrafya, Rusya’nın da Türkiye olmadan bir dış politika güdemeyeceğini anlamasını sağladı; sonuçta Putin ve Erdoğan yeniden bir denge kurdu. Rusya bizi anlarken, Batı ve Amerika anlayamadı. Bilmeleri gerekir; Türkiye güçlü ve sıcak bir müttefik olduğu gibi çok kötü bir düşman da olabilir.” 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin ardından Türkiye’nin siyasi ve ekonomik açıdan sıkıştırılmak istendiğini ifade eden Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, “Suriye’nin ve Irak’ın toprak bütünlüğüne müdahale ettiğimiz yorumu cahilliktir” diyerek devam ediyor: “Terör ne zaman biterse, Türkiye o zaman müdahaleden vazgeçer. Çünkü ne Suriye ne Irak bugün sınırlarını PKK’dan ve DAEŞ’ten koruyabiliyor. Türkiye önleyici müdahale olarak kendi sınırlarına gelmeden, buralarda terörle mücadele ediyor. Uluslararası hukuk açısından meşru müdafaa hakkını kullanıyor. Bunu yaparken de müttefikleriyle beraber ortak hareket ediyor. Öte yandan Belçika’da mahkemenin PKK’yı terör örgütü olmaktan çıkarmak gibi yanlış bir kararı var. Siz teröre bu şekilde destek verirseniz, bu bumerang etkisi yapar. Sormak lazım; acaba birileri Belçika üzerinden Türkiye’ye meydan mı okuyor?”

Asıl kavga kimler arasında?

15 Temmuz saldırısından bugüne Türkiye’nin yaşadığı süreci anlamanın, sadece FETÖ terör örgütünü analiz ederek mümkün olmayacağını düşünen bir diğer isim de Araştırmacı-Yazar Ertan Özyiğit… “Fetullah Gülen diye bir teröristi analizlerinizin ortasına koyarsanız, asıl kavganın kimler arasında olduğunu hiçbir zaman anlayamazsınız” diyen Özyiğit, FETÖ’nün yapısını ise şöyle açıklıyor:

“İçindeki hainleri
temizleyen TSK, çok
daha güçlü hale geldi.
PKK ile bugüne kadar
olmadığı kadar güçlü
mücadele ediyor.”

“Mücadele ettiğimiz yapıyı anlamak açısından FETÖ’nün tam bir Haşhaşi yapısında olduğunu da söylemek gerekiyor. Haşhaşi yapısında Nizamülmülk dahi öldürüldü. Dolayısıyla en yakınındakiler bile Haşhaşi çıkabilir. FETÖ de aynı yapıdan gelir. Haçlı seferleri sırasında Tapınak Şövalyeleri’nin Hasan Sabbah ekolüyle karşılaşarak, o ezoterik yapıyı Avrupa’ ya götürmesi, daha sonra Tapınak Şövalyeleri benzeri tarikatlarla bu ekolün yayılması, sonuç olarak da bugün ‘Sun’ isimli dünyanın tepesinde duran örgütün yapısı Hasan Sabbah’ın yedili sistemi üzerine kuruludur.” Türkiye’nin küresel oyuncuların meydan savaşının yaşandığı coğrafya olduğunu ifade eden Özyiğit, “Asıl olan referans koymaktır. Yani beyaza beyaz derseniz, siyahın referansını koymuş olursunuz. Birileri buraya ‘Ortadoğu’ diyor… Buraya ‘Ortadoğu’ dediğiniz zaman ‘Batı’ kavramını da siz koymuş oluyorsunuz. İsmi koyan her şeyi belirler. Küresel sermaye, kapitalizmin dibine vurmuş durumda. İnsanlar bir yerde açlıktan, bir yerde şişmanlıktan Aralık 2016 l 11 DOSYA ölüyor. Artık dünya bunu kaldıracak durumda değil” diyor ve “Türkiye’nin bu savaşın tam ortasında olduğunu belirtiyor.”

“15 Temmuz Türkiye’nin Rönesansı”
“15 Temmuz Türkiye’nin Rönesansı” diyen Özyiğit, şöyle devam ediyor: “O kadar büyük bir savaş verdik ki, aslında Türkiye Cumhuriyeti, Erdoğan’ın başkanlığında tüm dünya finans kapitaliyle savaştı. Türkiye’deki milliyetçiliği ve bu toprakların insanı olmak aklını devşirmeye başlamışlardı. ‘Türk olmanın dayanılmaz hafifliği’ şeklinde bizim algımızı yönettiler. 15 Temmuz bu konuda bir kırılma noktasıdır.” Bu toprakların kültüründe liderin çok önemli olduğuna da dikkat çeken Ertan Özyiğit, “Her toplumun kendi sosyal dinamikleri vardır. Bunlardan biri, Teslis inancıdır… Batı bu üçlü inanç ile yönetilir; Baba, Oğul, Kutsal Ruh… İslam ise Tevhid inancına sahiptir. Bu nedenle Doğu’da, ‘bir’lik, bir liderin ve bir toprağın altında birleşilir. Demokrasinin altın değerleri ile toplumun sosyokültürel değerlerini karıştırmak önemlidir” diyor. Özyiğit, Türkiye’nin mücadelesinde, kendisine uygulanan akıl oyunlarına alternatif oyunlar koyabilmesinin de önemli olduğunu söylüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler’de “Dünya beşten büyüktür” ifadesini kullanmasına dikkat çekiyor ve ekliyor: “Bu dünyaya karşı önemli bir duruştur. Bunu kolay kolay kimse söyleyemez.” Araştırmacı- Yazar, Türkiye’nin küresel oyunda daha etkili olabilmesi için, Makedonya ve çevresi ile Sahra üstü Afrika’da etkin olabilmesi gerektiği görüşünde: “Çünkü tarihteki imparatorluklara iyi bakmak gerekir. Roma, Osmanlı ve İskender hepsi Sahra üstü Afrika’yı almıştır. Erdoğan’ın ‘Yakında Libya ve Tunus’ta da biz olacağız’ demesi çok önemlidir.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

“İkinci bir Opusdei hareketi ile mücadele ediyoruz”
Türkiye’nin FETÖ terör örgütüne karşı büyük bir mücadele verdiğinin altını çizen bir diğer isim, Dinler Tarihi Uzmanı ve Siyaset Felsefecisi Dr. Lütfü Özşahin ise örgütün hafife alınmaması gerektiğine dikkat çekiyor: “Bu örgütlenmeyi ancak Vatikan’ın Opusdei Tarikatı ile kıyaslayabiliriz. Müslümanlık kisvesi altında ikinci bir Opusdei hareketi ile mücadele ediyoruz. Bu küresel örgütlenmeyi diğer 12 türlü düşünmek, hafife almak olur. Vatikan’ın yeryüzünde 400’e yakın üniversitesi, binden fazla koleji var. Mühendisler, askerler, işadamları ve sporculara kadar elitist bir örgütlenmesi bulunuyor. FETÖ’de de aynı seküler yapılanmayı görüyoruz. Batı’nın maşası olan, CIA’den MOSSAD’a kadar birçok kurumla ilişkisi olan bir örgüt.”

“Batı, Türkiye’nin büyümemesi için her zaman kullanışlı bir enstrüman bulur”

“Batı Türkiye’nin büyümemesi ve bölgesel güç olmaması için her zaman kullanışlı bir enstrüman bulmuştur” diyen Özşahin, sözlerini şöyle sürdürüyor: “FETÖ zayıflar, bu kez PKK’yı çıkarırlar. O da zayıflar ardından Ermeni meselesi çıkar. Laik – antilaik çatışmasını körüklemek isterler. Önemli olan bunlara karşı teyakkuz halinde olmaktır. Türkiye’de birtakım fay hatları var. Bunları bir uyuma ulaştırmak ve herkesi kuşatıcı bir söylemin, toplumsal birleşmenin olması bu yüzden çok önemli… 15 Temmuz’da Türkiye’nin bölünmeyeceği ortaya çıktı. Millet bölünmeye karşı olduğunu deklare etmiş oldu. Bu ruhu sonuna kadar sürdürmek gerekiyor. Türkiye büyümek zorunda, eğer küçülürse parçalanmaktan kurtulamaz. Her şeyden önce NATO’ya ve ABD’ ye bağımlı olmaktan kurtulmak zorunda. Bu yüzden de Türk Ordusu kendi teçhizatını kesinlikle kendisi yapmalı. Biz Batı’ya bağımlı olduğumuz sürece, Türkiye’de bu tip hadiseler bitmez. Çünkü, Batı medeniyetinin şu andaki en büyük kaygısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin tekrar Osmanlı gibi sosyopolitik ve askeri güç olarak yükselmesidir. Batı, tehdit algılamasında her zaman tehdidin Sünni İslam, dolayısıyla Türkiye üzerinden geleceğini hesap eder. Hiçbir zaman Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesini, Roma’ya dayanmasını unutmuş değildir. Bu imparatorluk metafiziğini, İslam dünyasında harekete geçirebilecek olan tek ülke Türkiye’dir.” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17-25 Aralık’tan sonra fotoğrafı görerek net bir tavır koyduğunu ve samimi bir kararlılık gösterdiğini belirten Özşahin, FETÖ ile mücadelede din eğitiminin de önemli olduğunun altını çiziyor: “FETÖ ile mücadelede başarılı olmak için, Diyanet’te reform yapmak lazım. Din eğitimi baştan sona gözden geçirilmeli. Tüm imamlar ve müftüler, bu işi iyi bilen akademisyenler tarafından eğitilmeli. Hz. Muhammed’in portresi ve Kuran’ın amacı bu insanlara çok iyi anlatılmalı.”

“Terör hareketleri finans operasyonları ile yürür”
Türkiye kanlı darbe girişiminden bu yana çok yönlü bir terörle mücadele sürecinde bulunuyor. Türkiye’ye bu terörü yaşatanların bir diğer argümanı da ekonomi ve finans… Nitekim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “15 Temmuz’da darbe girişimiyle, F-16’larla, bomba gönderen helikopterlerle, tanklarla, toplarla bizi yıkamayanlar bu defa ekonomik darbeyle yıkmanın gayreti içerisindeler’’ şeklindeki açıklaması, bu durumun en net ifadesi. İstanbul Aydın Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ramazan Kurtoğlu, kalkışmalarda terör hareketleri ile finansal hareketlerin birlikte yürüdüğünün altını çiziyor: “Amerikan İmparatorluğu’nun yeni dünya düzeni kurma modelinde, kabalist inanca göre son seferde feth edilecek olan ülke Edon’dur. Edon, Anadolu’nun ilk çağlardaki adıdır. Antalya, Ürgüp, Göreme, Kıbrıs, Fırat ve Dicle vaat edilmiş topraklar içindedir. Tarsus, Katolik Hıristiyanlığın Kurucusu Paus’un memleketidir. Bu sebeplerden dolayı, Anadolu ve Türk coğrafyası önemli. Türkiye’de 15 Temmuz’da yaşandığı gibi kalkışmalarda terör ile finansman hareketleri birlikte yürütülür. Örneğin Charlie Hebdo olayının dördüncü gününde İsviçre Merkez Bankası, Frank’ı %40 devaleü etti. AB Merkez Bankası bu harekete 1.2 trilyon Euro basarak karşılık verdi. Karşılıksız para basarak sisteme karşılıksız kâğıt soktular. Üç gün içinde bir milyon insan battı.

81 meydanda
sokağa
çıkan halk, açık
bir işgal girişimi
olan Fetullah
Terör Örgütü’ne
karşı her gün tam
24 saat direnerek
meydan muharebesi
kazandı.

Herkes Charlie Hebdo’yu hatırlıyor ama bunu hatırlamıyor. Bu bir algı operasyonu… Türkiye’de de hain bir kalkışma oldu. Arkasından S&P hemen kredi notumuzu kırdı. Bu noktada inşaat ağırlıklı politika yanlış görünüyor. Sanayi ve tarımda büyümek, yüksek teknolojiye yatırım yapmak lazım. KOBİ’lerin desteklenmesi gerekiyor. Bu kalkışmanın ardından önümüzdeki beş yıl çok önemli. Çünkü bu finansal operasyonlar devam edecektir. Ben Cumhurbaşkanlığı’na bağlı, Aralık 2016 l 13 içeriye ve dışarıya yönelik bir psikolojik harp merkezinin kurulması taraftarıyım. Devletin, milli birlik ve bütünlüğü pekiştirecek yayınları, filmleri ve TV programlarını artırması gerektiğini düşünüyorum.”

Demokrasi nöbetleri
Türkiye’de toplumun kanlı darbe girişimine karşı kararlı duruşu, işgal girişimini başarısız kıldı ancak bugüne kadar gelinen süreçte, ülkesine sahip çıkan bir milletin ‘demokrasi nöbeti’ ve ardından Yenikapı miting alanında iktidar ve muhalefet partilerinin buluşması, Türkiye ve dünya demokrasi tarihine geçen diğer olaylardı. 15 Temmuz gecesinde sergilenen sivil duruş, sokaklarda tutulan ‘demokrasi nöbetleri’ ile devam etti. Binlerce insanın, genci yaşlısı, kadını erkeği ile ülkenin dört bir yanında 27 gün devam ettirdiği demokrasi nöbetleri 10 Ağustos’ta sona erdi. Siyaset, Ekonomi ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı’nın (SETA) hazırladığı ‘Demokrasi Nöbetleri’ araştırmasına göre, meydanlarda AK Partili ve milliyetçilerden oluşan sağ seçmenin yanı sıra özellikle Van ve Diyarbakır illerinde muhafazakâr Kürt seçmenin de yoğun şekilde katılım sağlaması, demokrasi nöbetlerinde halkın ‘bir’ olabildiğinin göstergelerinden sadece biriydi. Farklı sosyolojik ve siyasi arka plana sahip olmalarına rağmen, katılımcılar arasındaki birlik ve beraberlik duygusunu ayakta tutan temel değerinin ‘vatan’ sevgisi olduğu görüldü. Araştırmada elde edilen bulgulara göre FETÖ’nün dış güçlerle işbirliği yaptığını söyleyen katılımcıların büyük bir bölümü, bu dış gücün ABD olduğunu düşünüyor. Öte yandan demokrasi nöbetlerine katılanların darbe girişimi sonrası TSK’ya karşı sağduyulu bir yaklaşım sergileyerek, FETÖ terör örgütü üyeleri ile TSK’nın kalan kısmını birbirinden ayırdığı görülüyor. Muhalefet partilerinin 15 Temmuz darbe girişimine yönelik tutumları hususunda katılımcılar, MHP’nin duruşunu beğendiklerini ifade ediyor, HDP’nin darbeye karşı gecikmeli tavrı ise HDP’liler de dahil tüm katılımcılar tarafından eleştiriliyor. Ayrıca CHP ve HDP’ye darbe karşıtı organizasyonların içinde yeterince yer almadıklarına yönelik eleştiriler de görülüyor. Türkiye’nin 9 şehrinde, 12 meydanda, 176 kişi ile mülakatların yer aldığı araştırmaya göre, 20 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamış olduğu 3 aylık OHAL kararını farklı yaştan ve siyasi görüşten katılımcıların tamamı destekliyor. Bununla birlikte FETÖ bağlantısı nedeniyle kurum ve kuruluşlarda yapılan tasfiyelere ilişkin olarak katılımcıların üzerinde durdukları hususların başında, bu tasfiyelerin hukuksal açıdan geçerli ve güvenilir kanıtlara dayanılarak yapılmasının gerekliliği dikkat çekiyor. Araştırmaya katılanların, yarıdan fazlasının darbecilerin yargılanması konusunda idam cezası talep etmesi ve 15 Temmuz gecesi sokağa çıkanların büyük çoğunluğunun olası bir idam cezası kararını desteklediklerini belirtmeleri de 15 Temmuz’un faillerine bakış açısını anlatıyor. İdam isteyen katılımcılar, idam cezasının Öcalan’ı da kapsayacak şekilde düzenlenmesini talep ederken; çekimser kalanların, suçluların adil yargılanma hakkının gerektiği gibi korunamayacağı endişesini taşıdıkları görülüyor. Yine bu endişeyi taşıyan katılımcılar tercihlerini idam yerine müebbet hapisten yana kullanıyor.

Recep Tayyip Erdoğan Demokrasi Mitinginde

Recep Tayyip Erdoğan Demokrasi Mitinginde

Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingi
Demokrasi nöbetlerinin 23’üncü gününde Yenikapı’da düzenlenen ‘Demokrasi ve Şehitler Mitingi’ ise Türkiye ve dünya siyasi tarihi için önemli bir gündü. Farklı siyasi tabana mensup 5 milyon insanın, ülkenin bütünlüğü, bağımsızlık ve demokrasi için birlik ve beraberlik mesajı verdiği Yenikapı, AK Parti, MHP ve CHP’li liderleri de bir araya getirdi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, mitingde yaptığı konuşmada, ‘’Bahtiyarım çünkü Türkiyemizin şahlanışını gururla izliyorum. Mutluyum çünkü millet burada, irade burada, inanç burada. Bükülmez bilek, eğilmez baş, yenilmez milli kudret burada, bu meydandadır’’ sözleri ile halktan yoğun alkış alırken; Başbakan Binali Yıldırım’ın, Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Ahmed Cevad ve Necip Fazıl’dan şiirler okuması dikkat çekti. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın sürpriz bir konuşma yaparak, “Milletimizin fedakarlığı her türlü takdirin üstünde” ifadelerini kullandı. “Milleti kardeş kılma kararlılığımızı sürdürmeliyiz” diyen CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 12 madde sıraladığı konuşmasında, “Camiye, kışlaya, adliyeye siyaseti sokmayalım. Camiye sokarsak toplumu böleriz. Adliyeye sokarsak adaleti bulamayız. Kışlaya sokarsak darbeyi önleyemeyiz” sözleri dikkat çekti.

“15 Temmuz’a kadar Türkiye’deki milliyetçiliği ve bu toprakların insanı olmak aklını devşirmeye başlamışlardı.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingi’nin Türkiye düşmanlarına verilecek en iyi cevap olduğunu belirterek, “CHP ve MHP genel başkanlarıyla 81 vilayetimizde her görüşten, her meşrepten insanımızla verdiğimiz şu görüntü var ya, şu görüntü… Ülkemizin düşmanlarını en az 16 Temmuz sabahı kadar üzmüştür, kahretmiştir. Onun için hep birlikte Türkiye olacağız” dedi. 15 Temmuz’dan sonra Yenikapı’da birlik beraberlik ruhunu güçlendiren Türkiye’nin önünde şimdi bir yeni anayasa süreci duruyor. Amaç, Türkiye’yi çağın gereklerini karşılayan, yeni dünyaya ve yeni Türkiye’ye uygun yeni bir anayasaya kavuşturmak. Toplumsal uzlaşma ve sözleşmenin nasıl sağlanacağı ise önümüzdeki süreçte belli olacak.

HDP operasyonları ve Batı’nın tavrı
Türkiye’nin yoğun ve çok yönlü terörle mücadele sürecinde ses getiren olay, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ile 7 HDP’li vekilin daha tutuklanmasıydı. Ankara, HDP’li vekillerin bugüne kadar terörle arasına mesafe koyamadığının altını çiziyor ve 15 Temmuz kanlı darbe girişimine gereken ölçüde tepki vermeyen ve Fetullah Gülen’in iadesine yaklaşmayan ABD ve Avrupa ülkelerinin, HDP’li vekillerin tutuklanmasına yüksek sesle itiraz etmesini yadırgıyor. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, derin kaygı duyduklarını belirtirken, ABD Dışişleri Bakanı’nın Demokrasi ve İnsan Haklarından Sorumlu Yardımcısı Tom Malinowski, Twitter’da yaptığı açıklamada,

TSK, Suriye'de

TSK, Suriye’de

“Türk hükümetinin HDP liderlerini ve diğer milletvekillerini tutuklayıp, internete erişimi engellemesi dost ve müttefik olarak bizi derinden rahatsız etti” dedi. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Twitter hesabından yaptığı açıklamada endişesini dile getirirken, Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz yazılı açıklamasında, “Türk yetkililer, Türkiye’yi sadece demokrasiden uzaklaştırmıyor, aynı zamanda AB-Türkiye ilişkilerinin temelini oluşturan değerlere, prensiplere, kural ve kaidelere sırtını dönüyor.” dedi. Almanya Dışişleri Bakanlığıysa, Türkiye’nin Maslahatgüzarını Bakanlığa çağırdı. Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck da Türkiye’deki gelişmelerin kendisini dehşete düşürdüğünü söyledi. Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü de endişelerini dile getirirken, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözcüsü de Türkiye’nin olağanüstü hal kapsamında attığı adımlarla sınırı aştığından endişe ettiklerini kaydetti.

FavoriteLoadingBeğen