Yeni Türkiye, Yeni Anayasa

AK Parti ve MHP’nin anayasa değişikliği teklifi TBMM’de
Yayın Tarihi: Oca 8, 2017
FavoriteLoadingBeğen 32 mins

Siyasi tarihi darbelerle şekillenmiş olan Türkiye’de sivil bir anayasaya olan ihtiyaç hemen her dönemde dile getirilen bir konu oldu. 12 Eylül darbesinin gölgesinde kaleme alınan 12 Eylül Anayasası ise bugün artık, Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak bir yapı sergiliyor. Son dönemde sivil anayasa ile ilgili tartışmaların merkezinde ise parlamenter sistemin terk edilerek, yerine başkanlık sisteminin getirilmesi var. Siyasi dengeler, bu konuda alınan tavırlarla şekilleniyor. AK Parti ile MHP’nin prensipte anlaştıkları anayasa değişikliği metni, “Partili bir cumhurbaşkanlığı” sistemini öngörüyor. Başbakan Binali Yıldırım da yeni sistemi “Bu değişiklikte cumhurbaşkanının, eğer seçilirse partisiyle ilişiği devam edecek. Yapılan en önemli değişiklik budur” şeklindeki ifadeleriyle tanımladı. Sistem, tek Meclis ve üniter yapı üzerine kurulu bir profil çiziyor. Partisiyle ilişkisini sürdürmeye devam edecek olan cumhurbaşkanı beşer yıllığına iki kez seçilebilecek. Başkanlık sisteminde hükümetin başı da cumhurbaşkanı olacak. Cumhurbaşkanı, başbakanın da görevlerini üstlenecek, başbakan olmayacak. Başkanlık sisteminde iki ayrı seçim de öngörülüyor. Yasama için ayrı bir seçim, yürütme için yani hükümet için ayrı bir seçim öngörülüyor. Ve böylece başkanlık sisteminin çifte meşruiyete sahip olacağı savunuluyor. Gündemdeki partili cumhurbaşkanlığı sistemiyle ilgili önemli bir diğer soru da başkanlık seçiminin ne zaman yapılacağı… 2014’te cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan’ın görev süresi 2019’da doluyor. Yeni sistemin 2019’da uygulanması planlanıyor. AK Parti, 2019’a kadar bir geçiş dönemi planlıyor. Bu bağlamda seçimler de 2019 yılında gerçekleşecek. AK Parti ve MHP arasında sürdürülen müzakerelerde, önemli bir başlık da yeni anayasa değişikliği paketinde idam cezasının olup olmayacağıydı. Son yapılan açıklamalar, anayasa değişikliği paketinde idam cezasının yer almayacağı yönündeydi. Ancak tahminler, idam cezası ile ilgili yasal düzenlemenin, anayasa değişikliği paketinden bağımsız olarak sonraki dönemde parlamentonun gündemine gelebileceği yönünde. Yeni anayasa için hazırlanan değişiklikte yine anayasanın 175. maddesine göre hareket edilecek.

Buna göre AK Parti anayasa değişikliği metnini bir teklif halinde Meclis’e sunacak. Teklifin kabul edilmesi için yapılan gizli oylamada 330 vekilin ‘evet’ demesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da onaylanması beklenen paket daha sonra halkoyuna sunulacak. Anayasa değişikliği kanunu, referandumdan da geçerse yürürlüğe girecek. AK Parti hükümeti referandumun Nisan 2017’de yapılabileceği görüşünde. Referandum tarihine kadar OHAL’in sürüp sürmeyeceğine ilişkin tartışmalar devam ediyor. Bazı bakanlar, referandumdan önce OHAL’i kaldırmak isterken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Türkiye’de OHAL’in devam edip etmemesinin, sürece göre değişiklik gösterebileceği görüşünde. AK Parti ve MHP arasında yapılan görüşmelerde, anayasa değişikliği konusunda son derece meşakkatli bir süreç yaşandığı biliniyor. Bu süreçte gerçekleşen yoğun görüşme trafiği sonrasında MHP, “Cumhurbaşkanı parti genel başkanı olmasın” ısrarından vazgeçti. Anayasanın cumhurbaşkanının nitelikleri ve tarafsızlığının düzenlendiği 101. maddesinde yer alan “Cumhurbaşkanı seçilenin partisi ile ilişiği kesilir” ifadesi yeni düzenlemede yer almıyor. “Partili” cumhurbaşkanının aynı zamanda ‘Genel Başkanı’ olup olmaması partisinin kararına bırakılacak. Cumhurbaşkanının suçlandırılması ve Yüce Divan’a sevki ile ilgili düzenlemedeki oy sayısı, iki partinin uzlaşamadığı konular arasında yer alıyordu. Yürürlükteki anayasaya göre, cumhurbaşkanı üye tam sayısının dörtte üçünün kararıyla suçlandırılabiliyor. AK Parti bu düzenlemenin korunmasını istiyor, MHP ise nitelikli çoğunluk ya da salt çoğunluk istiyordu. AK Parti, Yüce Divan’a sevk için dörtte üçlük oy çoğunluğu ısrarını devam ettirmedi. Başkanlık sistemi tartışmalarında hep karşı tavır sergileyen muhalefet de bu çizgisini devam ettiriyor. Başkanlık sistemine karşı olan ana muhalefet partisi CHP, “Türkiye’yi böldürmeyeceğiz” mitingleriyle halkı sokağa çağırıyor. Başkanlık sistemine daha tartışmaların başladığı gün karşı çıkan HDP de başkanlık sisteminin Türkiye’de ‘tek adam rejimi’ni kuvvetlendireceğini söylüyor.

Bugün artık toplumun büyük bir kesimi, mevcut anayasayla devletin ve toplumun yol alamayacağını düşünüyor; bundan ötürü de bir ‘anayasa değişikliği’ değil, ‘yeni bir anayasa’ talep ediyor.

Türk tipi başkanlık sistemi
Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş konusunda muhalefet ve iktidar arasındaki görüşmeler devam ederken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da sistem değişikliği üzerine görüşlerini her platformda dile getiriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, açıklamalarında sık sık Türk tipi sistem vurgusu yapıyor. Erdoğan’a göre geleneklere uygun bir sistem Türkiye’ye çok daha hızlı bir şekilde kalkınma fırsatı verecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyada başkanlık sistemiyle idare edilen ülkelerin hızlı kalkınmayı yakaladıklarını belirtiyor. Başkanlık sisteminin sadece kendisinin dillendirdiği bir konu olmadığının sık sık altını çizen Cumhurbaşkanı, El Cezire kanalına verdiği bir röportajda şu ifadeleri kullanmıştı: “Benden önce gelen, şu anda hayatta olmayan birçok siyasetçi bunu bu şekilde dillendirmiştir.

Devlet Bahçeli, TBMM

Devlet Bahçeli, TBMM

Demirel, Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş, başkanlık sistemini ülkemizde savunmuşlardır ve başkanlık sisteminin Türkiye için gerekli olduğunu söylemişlerdir. Ben belediye başkanlığım döneminde de başkanlık sistemini savunmuş bir insanım, çünkü büyükşehir belediye başkanlığı adeta başkanlık sisteminin küçük bir uygulaması demektir. Oradaki başarı aslında genelde bunu da getirir diye düşündüm. Şu anda dünyada Amerika’ya bakıyorsunuz başkanlık sistemi, Rusya’ya bakıyorsunuz başkanlık sistemi; bunlar dünyadaki iki önemli örnek. Şimdi bu iki önemli örneğin çalışma sistemleri farklı. Çalışma sistemlerinin farklı olduğunu bir kenara koyalım, diyorum ki biz geleneklerimizden de esinlenerek Türkiye’ye yakışan, Türk tipi bir başkanlık sistemini devreye sokalım. Bu, Türkiye’ye çok daha hızlı bir şekilde kalkınma fırsatı verecektir diyorum, onun için bunu savunuyorum.”

ABD’de başkanlık sistemi
Bugün dünyada, başkanlık sistemi ile yönetilen 50’nin üzerinde ülke bulunuyor. Bunun en başarılı örneği olaraksa Amerika Birleşik Devletleri gösteriliyor. ABD’de yürütme organı başkan, yasama organıysa temsilciler meclisi ve senatodan oluşuyor. Başkan, kongreyi feshedemediği gibi kongre de başkanın istifasını isteyemiyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı 4 yıllık bir süre için başkan yardımcısı ile birlikte seçiliyor. Ülkede koşullar ne olursa olsun bu süre değiştirilmiyor. Başkan sadece iki dönem görev yapabiliyor. Başkan olmak için dört anayasal koşul mevcut: ABD’de doğmak, ABD vatandaşı olmak, 35 yaşın üstünde olmak ve 14 yıldır ABD’de ikamet etmek. Amerikan Başkanı’nın yetkileri son derece geniş. Hükümet üyelerini atamak, bu yetkilerden önde geleni. Atanan bakanlar senato tarafından onaylanmak durumunda. Bakanlar, kongreye karşı bir sorumluluk taşımıyor. Sorumlu oldukları tek makam, başkanlık makamı. Başkan, kendi politikalarını uygulayacak kadroları bürokratik kademelere atayabiliyor. Yüksek dereceli memurların atamalarında senatonun onayı aransa da senatonun reddi son derece nadir gerçekleşen bir tercih. Başkan anayasaya göre silahlı kuvvetlerin de başkomutanı. Silahlı kuvvetlerin nasıl nerede ne zaman hangi biçimde kullanılacağına dair kararları başkan veriyor. En küçük rütbeli subaydan en yüksek rütbelisine kadar hepsini başkan atayabiliyor. Yüksek mahkeme yargıçları da başkan tarafından atanıyor ancak senato tarafından onaylanması gerekiyor. Dış politikada başkan önemli kararları bizzat kendisi alıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM

Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM

ABD Anayasası’na göre başkanların yabancı devletlerle imzaladığı anlaşmaların yürürlüğe girmesi için senatonun üçte iki çoğunluğu gerekli. Senatonun onayıyla büyükelçileri atama yetkisi de başkana ait. ABD Başkanı, federal yasalara karşı gelmekten hüküm giymiş olanları şartlı olarak veya tamamen affetme yetkisine de sahip.

1982 Askeri Anayasası’ndan sivil anayasaya dönüşüm
Türkiye’de yapılması planlanan anayasa değişikliği ile ilgili tartışmaların merkezinde başkanlık sistemi olsa da sivil bir anayasaya olan ihtiyaç da gözlerden kaçmıyor. Bir ülkenin omurgasını oluşturan temel metin olduğu için anayasa olağan ihtiyaç olsa da bu ihtiyaç bazen olağanüstü hallerde de ortaya çıkıyor. Darbe, devrim ya da savaş koşulları anayasaların ihtiyaç duyulduğu olağanüstü halleri oluştururken, Türkiye’nin şu andaki yeni anayasa ihtiyacı, hâlâ 1982 askeri anayasasıyla yönetilmesinden kaynaklanıyor. 1982 yılında “referanduma sunularak” yüzde 92 gibi bir oranla kabul edilen, temel hak ve özgünlükleri son derece kısıtlayan darbe anayasasına karşı yeni anayasa daha demokratik olma nedeni ile hazırlanıyor. Bu yüzden de Türkiye, adına ‘sivil’ denilen yeni anayasa ihtiyacını her geçen gün daha da hissediyor. 1990’lı yıllardan itibaren pek çok kez yeni bir anayasa gündeme gelse de hiçbir hükûmet, bugünkü gibi elini taşın altına koymaya cesaret edemedi. Ancak hem halkın hem sivil toplum örgütlerinin hem de tüm kanaat önderlerinin en büyük endişesi, sivil anayasan yazımının aceleye getirilmesi ve beklentiyi karşılayamamasıydı. Çünkü yeni bir anayasa büyük bir toplumsal mutabakat ve söz konusu maddelerin içselleştirilmesi için zaman istiyordu. 2012’de Meclis bünyesinde oluşturulan anayasa komisyonu, sivil bir anayasanın yeni içeriğini belirlemek için yoğun bir mesai sürdürdü. Komisyon yaptığı çalışmalarda 59 madde üzerinde de uzlaşı sağladı. Bunlar temel olarak; insan onur ve haysiyeti, işkence yasağı, zorla çalıştırma yasağı, özel hayatın gizliliği, kişisel bilgi ve verilerin korunması, haberleşme hürriyeti, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme, adil yargılanma hakkı, düşünce ve ifade hürriyeti, basın özgürlüğü, kamu hizmetine girme hakkı ve adil ücret hakkı konularını içe riyordu. Üzerinde uzlaşılan konular her ne kadar evrensel değerlerle paralellik gösterse de, parlamento içerisindeki gerilim, bu maddelerin yasalaşmasını engelledi. Bugün artık toplumun büyük bir kesimi, mevcut anayasayla devletin ve toplumun yol alamayacağını düşünüyor; bundan ötürü de bir ‘anayasa değişikliği’ değil, ‘ yeni bir anayasa’ talep ediyor.

AK Parti ile MHP’nin prensipte anlaştıkları anayasa değişikliği metni, “Partili bir cumhurbaşkanlığı” sistemi öngörüyor. Başbakan Yıldırım yeni sistemi “Bu değişiklikte cumhurbaşkanının, eğer seçilirse partisiyle ilişiği devam edecek. Yapılan en önemli değişiklik budur” şeklinde tanımlıyor.

Türkiye’nin anayasa tarihi
Bugün yeni bir anayasa hazırlığı sürecinde olan Türkiye bu konudaki tartışmalara yabancı değil. Osmanlı’dan günümüze kadar, bu alanda geçirilmiş pek çok deneyim yaşandı. Yapılan yorumlar, bu geçen sürecin anayasa hazırlığı açısından büyük bir deneyim birikimi sağladığı yönünde. Senedi İttifak, bu açıdan bakıldığında, Osmanlı tarihinde rastlanan ilk belge. Senedi İttifak, II. Mahmut’la Anadolu va Rumeli ayanı arasında imzalanmış bir pakt olarak tarihe geçti. Bu belgeyle Osmanlı tarihinde ilk kez; bir padişah, devletin bozuk durumunu düzeltmek üzere, taşra teşkilatından yardım istemekteydi. 1839 tarihli Tanzimat Fermanı veya diğer adıyla Gülhane Hattı Hümayunu ise anayasa hareketleri açısından, Osmanlı döneminin ikinci önemli belgesi. Gülhane’de yabancı devlet temsilcileri önünde okunan bu fermanla Osmanlı vatandaşlarına can ve mal güvenliği konusunda güvenceler verilmekte; askerlik ve vergi konularının daha adil bir şekilde düzenlenmesi öngörülmekteydi. 1876 tarihli Kanunu Esasi ise Osmanlı-Türk tarihinin ilk anayasası olarak kabul ediliyor. İstanbul’un işgal edilmesi ve Meclis’in dağıtılması üzerine 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi, 24 maddelik bir anayasa hazırladı. Bu anayasa ile yasama ve yürütme gücü, şeriat hükümlerinin uygulanması, kanun yapılması, uluslararası antlaşmalar yapılması, üyeleri iki yıl için seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkileri arasındadır. Meclis hükümeti sisteminin kabul edildiği Anayasa’da bütün yetkiler Meclis’e verildi. Bu anayasada 1923 yılında yapılan bir değişiklikle, devletin şeklinin cumhuriyet olduğuna dair bir hüküm anayasaya konuldu. Bunun yanı sıra devletin dininin İslâm dini olduğuna dair başka bir hüküm de anayasada yer almaktaydı. Cumhuriyet’in ilk anayasası ise 24 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanunu olarak kabul ediliyor. Bu anayasa, o tarihten 1960 yılına kadar yürürlükte kaldı ve 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesiyle yürürlükten kaldırıldı. 27 Mayıs 1960’ta başta bulunan iktidarı bir askeri hareketle deviren subaylar Millî Birlik Komitesi’ni kurdular. Millî Birlik Komitesi; kısa bir süre sonra, bir kanun yaparak, 1924 Anayasası’nın bazı hükümlerini değiştirdi veya yürürlükten kaldırdı. 12 Haziran 1960 tarihli ve sayılı bu kanuna “Geçici anayasa” da denildi. Bu geçici anayasaya göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait hak ve yetkiler, bu kanundan sonra, Millî Birlik Komitesi’ne geçti. Millî Birlik Komitesi, 27 maddelik bu kanun uyarınca, bir bakanlar kurulu oluşturdu, bu sırada, yeni bir anayasa yapılması çalışmalarına başlandı. Yeni anayasa tasarısı 4 Nisan 1961’de kesin şeklini aldı. 9 Temmuz 1961’de halk oylamasına sunulan bu tasarı, oylamaya katılanların yüzde 61,5’inin olumlu oylarıyla kabul edildi. 20 Temmuz 1961 tarihli Resmi Gazete’de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası adıyla yayımlanarak yürürlüğe girdi. 6 kısım, 157 madde ve 22 geçici maddeden oluşan 1961 Anayasası ile; siyasal partilerin çalışmaları, Milli Güvenlik Kurulu’nun yapısı, üniversitelerin özerkliği, TRT’nin faaliyetleri, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin yapısı gibi pek çok konuda yeni yapılanmalar yürürlüğe girdi.

12 Eylül 1980, Türkiye

12 Eylül 1980, Türkiye

1980’deki askeri darbe sonrasında hazırlanan yeni anayasa ise 18 Ekim 1982 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girdi. Yeni anayasa için yapılan referandumda halkın sadece yüzde 8’i ret oyu kullanıyordu. Bu yüksek kabul oranının nedenleri arasında MGK’nın partiler üstü görünümü, medyanın sıkı denetim altında tutulması, siyasî partilerin kapatılmış ve değişik görüşlerin ortadan kaldırılmış olması, 1980 öncesinin halkta derin izler bırakması, şiddet olaylarına tepki, eski siyasî iktidarlara güvensizlik ve referandumum sonucunun “hayır” çıkması dahilinde olacakların belirsizliği sayılabilir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası başlangıç, genel esaslar, temel haklar ve ödevler, cumhuriyetin temel organları, mali ve ekonomik hükümler, çeşitli hükümler, geçici hükümler ve son hükümler olmak üzere toplam yedi bölümden oluşuyor. Anayasada devlet, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlamakta. Devletin şeklini, dilini, başkentini ve rejimin temel özelliklerini belirleyen ilk üç madde 4. maddede belirtildiği üzere değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükmünü içeriyor. İlk üç maddede laiklik, sosyal eşitlik, kanun önünde eşitlik, cumhuriyet idaresi ve ülkenin bölünmez varlığı konu ediliyor. 1982’de kabul edilen anayasada aradan geçen süre içerinde büyük oranda değişiklik yapılsa da halen darbe döneminin izlerini taşıdığı için eleştiriliyor.

12 Eylül darbe ruhu
Söz konusu eleştirilerin haklılığını görebilmek için, 1982 Anayasası’nın hazırlandığı dönemdeki koşullara da bakmak gerekiyor. 12 Eylül 1980’de yönetime el koyan Milli Güvenlik Konseyi yeni anayasanın bir Kurucu Meclis, tarafından yapılması ve halkoylamasına sunularak yürürlüğe girmesine karar vermişti. 1982 Anayasasının yapımına ilişkin ilk somut adım, bu anayasayı yapacak Kurucu Meclis’e ilişkin yasanın 29 Haziran 1981’de çıkarılması ile atıldı. Söz konusu Kurucu Meclis Ekim 1981’de çalışmaya başladı. Kurucu Meclis, MGK ve Danışma Meclisi olmak üzere iki kanatlıydı. MGK, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren başkanlığında kara, hava, deniz kuvvetleri komutanları ile jandarma genel komutanından oluşuyordu. Sivillerden oluşan Danışma Meclisi’nin tamamı ise, esas olarak MGK tarafından atanmıştır. Danışma Meclisine aday olmak için, 12 Eylül 1980’den önce herhangi bir siyasal partinin üyesi olmamak şartı getirildi. Danışma Meclisi’nde, Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı başkanlığında on beş kişilik bir Anayasa Komisyonu kuruldu. Anayasa maddelerinin, önce Danışma Meclisinde sonra MGK’da görüşülmesi esası benimsendi. MGK, Danışma Meclisi’nden gelen metni aynen ya da değiştirerek kabul edecek veya reddedecekti. MGK’nın değiştirdiği metin üzerinde Danışma Meclisi’nin bu tür bir yetkisi yoktu. Dolayısıyla, Kurucu Meclisin anayasa yapım sürecinde son sözü söyleyen kanadı MGK idi. Meclisin seçimle oluşturulmamış bu sivil kanadı, anayasa yapım sürecinde MGK için ön çalışma yapmanın ötesinde bir etkiye sahip değildi. Danışma Meclisi, 23 Eylül 1982’de anayasa taslağını tamamladı. MGK, kamuoyuna duyurulan bu taslak üzerindeki çalışmalarına devam etti. Ne var ki, kamuoyu, taslağa son biçimini verecek olan MGK’nın taslak hakkındaki görüşlerini öğrenme olanağı bulamadı.

“Ben belediye başkanlığım dönemimde de başkanlık sistemini savunmuş bir insanım çünkü büyükşehir belediye başkanlığı adeta başkanlık sisteminin küçük bir uygulaması demektir.” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

MGK, anayasa taslağını 18 Ekim 1982’de kabul etti. Kabul edilen metin iki gün sonra Resmi Gazete’de yayımlandı. Anayasanın yürürlüğe girmesi için atılacak son adım halkoylamasıydı. Anayasanın yapım sürecine toplumun çeşitli kesimlerinin yeterince katılımı söz konusu olmadı. MGK, halkoylamasından önce hangi yönde oy verileceği konusunda telkinde bulunmayı ve metnin eleştirilmesini de yasakladı. Anayasanın devlet adına resmen tanıtılması görevini de, devlet başkanı ve MGK Başkanı Orgeneral Kenan Evren üstlendi. Basının sıkı denetim altında tutulduğu anayasa yapım sürecinde, toplumun başlıca katılım aracı olan siyasal partilerin, dernek ve sendikaların kapatılmış veya faaliyetlerinin askıya alınmış olması, anayasa konusunda kamuoyu oluşturma bakımından örgütlü bir etkinlik gösterilmesi olanağını ortadan kaldırdı. Dolayısıyla anayasa konusunda farklı görüşlerin kamuoyuyla paylaşılması mümkün olmadı. Anayasanın halkoylamasında reddedilmesi durumunda ne olacağına ilişkin bir düzenleme 1981 tarihli Kurucu Meclis Yasasında yer almamıştı. Bu da, söz konusu olasılığın gerçekleşmesi durumunda askeri rejimin sürüp gideceği düşüncesini akla getiriyordu. Sonuçta, halk, 1982 Anayasası’na ilişkin ciddi bir tartışma ortamı olmadan, anayasayı yapanların tek taraflı propagandasıyla 7 Kasım 1982’de sandık başına gitti. Oylama, seçmenlerin yüzde 91,3’ü gibi büyük bir katılımla gerçekleştirildi. Anayasa vatandaşların yüzde 91,4 evet oyuyla kabul edilerek yürürlüğe girdi.

Anayasa değişikliği teklifinin maddeleri

  • Cumhurbaşkanı devletin başı olacak, yürütme yetkisi cumhurbaşkanında bulunacak. Cumhurbaşkanı ayrıca, cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar ve üst düzey kamu görevlilerini atamaya yetkili olacak.
  • Cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisiyle ilişiği kesilmeyecek.
  • En az yüz bin seçmen tarafından da Cumhurbaşkanlığı’na aday gösterilme imkânı getirilecek.
  • Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri ve teşkilat yapıları Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenecek.
  • TBMM veya cumhurbaşkanı tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilebilecek. Bu kararın verilmesi halinde seçimler birlikte yapılacak; yasama ve yürütme seçimleri aynı gün gerçekleştirilecek.
  • Cumhurbaşkanı hakkında, suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilecek, üye tam sayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilecek, üye tam sayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divan’a sevk kararı alınabilecek.
  • Milletvekili sayısı 600’e çıkarılacak. Ara seçimler kaldırılacak, yedek milletvekilliği sistemi getirilecek.
  • Sıkıyönetim uygulaması anayasadan çıkarılacak. OHAL ilan etme yetkisi, cumhurbaşkanına verilecek. OHAL ilanı kararları Meclis’in onayına sunulacak.
  • Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimi 3 Kasım 2019’da yapılacak.
  • Disiplin mahkemeleri dışında, savaş hali hariç askeri mahkeme kurulamayacak. Ancak, savaş halinde asker kişilerin görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakılması için askeri mahkemeler kurulması öngörülebilecek.
  • HSYK 12 üyeden oluşacak ve iki daire şeklinde çalışacak. Üyelerin yarısını TBMM, diğer yarısını cumhurbaşkanı belirleyecek.
  • Kanun teklif etme yetkisi milletvekilinde olacak. Ancak, cumhurbaşkanına istisna olarak, bütçe kanununu hazırlama, sunma yetkisi ve görevi verilecek. Bütçe, Meclis’in onayıyla kabul edilebilecek.
  • Milletvekili seçilme yaşı 18 olacak.
  • FavoriteLoadingBeğen