Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç Dr. Mehmet Zahid Sobacı, Cumhur İttifakı’nın çıkış noktasını şöyle anlatıyor: “İttifak olgusunu Türkiye’de iç siyasetin gündemine getiren faktör, Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin iktidar olmanın barajını yüzde 50+1’e çekmesi. Yeni sistem, yasal ve toplumsal konsolidasyonu kaçınılmaz kılıyor.

Yeni dönemde siyasal partiler kuşatıcı olmak, daha fazla mutabakatı gözetmek ve daha fazla seçmenin gönlüne girmek zorunda. Bu zorunluluk karşısında, AK Parti ve MHP birlikte hareket ederek, yeni sistem gereği zaten siyasetin pratiğinde kendini gösterecek olan partiler arası işbirliğini, ittifak düzenlemesi ile yasal hale getirdi.”

AK Parti ve MHP’nin iki yıldır sürdürdükleri işbirliğini bir adım daha ileriye taşıdığını ve Cumhur İttifakı’nı kurduklarını kaydeden Sobacı, “Bu ittifak, Türkiye’nin bekasına yönelik bir işgal girişimi olan 15 Temmuz sonrası oluşan işbirliğine dayanmakta. Böyle olmasaydı, Cumhur İttifakı ve bu ittifakı oluşturma süreçleri her iki parti açısından çok daha kırılgan olurdu. İttifak oluşturma süreçlerinde partilerden pragmatik tavırlar, sandalye sayısı veya bakanlık koltuğu gibi nicel siyasi çıkar hesapları görürdük” diyor.

Sobacı “CHP, Cumhur İttifakı’nı, Türkiye’nin yakın dönemdeki siyasal atmosferinden ve sorunlarından bağımsız olarak, partiler arası işbirliğine dair Batı demokrasilerinde üretilen modellerle değerlendiriyor. Bu modellerin merkezinde, partilerin çıkarlarını maksimize etme arzusu var” diye konuşuyor.

İttifak uzlaşı arayışının bir sonucu

Muhalefetin Cumhur İttifakı’nı koalisyona benzetmesini de değerlendiren Sobacı “İttifak, birden fazla siyasal parti arasında belirli bir amacı gerçekleştirmek için seçim öncesi veya seçim sonrası yapılan işbirliğidir. Bu amaç seçimleri kazanmak, parlamentoda çoğunluğu elde etmek, hükumet kurmak veya bir yasayı Meclis’ten geçirmek olabilir. Yeni sistemde yürütme gücünü, doğrudan halk tarafından seçilecek bir kişi kullanacak. Bu nedenle, sistem değişikliği tartışmalarında Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin Türkiye’de koalisyon hükumetlerini sonlandıracağı iddia edildi, bu doğru. Ancak bu tartışmalarda, yüzde 50+1 koşulu nedeniyle yeni sistemde partilerin daha fazla uzlaşı ve mutabakat arayışı içerisinde olacağı da söylenmişti. Aslında Cumhur İttifakı bu arayışın bir yansıması. Ancak uzlaşı arayışı açısından, parlamenter sistem ile Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi arasında çok önemli bir fark var. Yeni sistemde uzlaşı, seçimler bittikten sonra parlamentoda parti liderleri veya siyasal elitler arasında değil, büyük ölçüde doğrudan halk nezdinde aranmakta” ifadelerini kullanıyor.

Sobacı “Parlamenter sistemdeki koalisyon hükumetlerinde, yürütme gücünü kullanacak hükumetin siyasi varlığı parlamentoya bağlı olduğu için, hükumet ortaklarından biri koalisyona desteğini çekerse hükumet düşer. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nde Cumhurbaşkanı’nın doğrudan halk tarafından belirli bir süre için seçilmesi nedeniyle, örneğin seçim sonrası dönemde MHP’nin AK Parti’ye olan desteğini çektiği bir senaryoda dahi parlamenter sistemin tersine, yürütme gücü üzerinden bir siyasi kriz ortaya çıkmayacak. Ayrıca, parlamenter sistemdeki koalisyonda halk yürütme gücünü hangi partilerin kullanacağını seçimden önce bilemezken, örneğin AK Parti-MHP ittifakı eğer seçimi kazanırsa Erdoğan’ın yürütme gücünü kullanacağını biliyor. Bütün bunlar gösteriyor ki, Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nde koalisyon değil, seçim öncesi ittifak var. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ne geçildiği halde koalisyonlardan kurtulamadığımız eleştirisi yerinde değil” diyor.

Sobacı muhalefetin itiraz ettiği başlıkları da değerlendirdi. İtirazların seçim güvenliğiyle ilgili olduğunu hatırlatan Sobacı, “YSK’nın vali veya il seçim kurulunun talebi üzerine sandıkları taşıyabilme kararı vermesi; YSK filigranı ve amblemi, ilçe seçim kurulunun mührü bulunan ancak sandık kurulunun sehven mühür vurmadığı zarfların geçerli sayılması; kamu görevlilerinin sandık kurulu başkanı olması ve vatandaşların seçim güvenliği için kolluk güçlerini sandık çevresine çağırabilmesi muhalefet tarafından özellikle eleştirilen hususlar. Ancak seçim güvenliğiyle ilgili bu düzenlemelere ihtiyaç olduğunu açıkça belirtmek gerekiyor.

Çünkü bu düzenlemeler, 16 Nisan Referandumu’nda olduğu gibi, ciddi tartışmalara yol açan ‘mühürsüz oy’ meselesini karara bağlıyor. YSK’nın daha önceden bu yönde verilmiş kararları var zaten. Hatta CHP’nin başvurusu üzerine verilmiş kararları var. Ayrıca, mevzuatın aksine, Türkiye’de birkaç istisna hariç bütün seçimlerde seçim kurulu başkanı kamu görevlisi olmakta. Dolayısıyla ittifak düzenlemesi, zaten pratikte olan bir uygulamaya hukuki zemin oluşturuyor” ifadelerini kullanıyor.

Muhalefetin itirazlarının ülkedeki tüm memurları, tüm kurul üyelerini ‘AK Parti bürokratı’ olarak kodlamaktan kaynaklandığını belirten Sobacı, “Bu da düzenlemelere ilişkin kategorik reddedişi beraberinde getiriyor. Oysa bu düzenlemeleri değerlendirirken, Türkiye’nin tüm bölgelerinde seçim güvenliğine ilişkin koşulların aynı olmadığını unutmamak gerekiyor. Bu nedenle seçim güvenliğine ilişkin bu düzenlemelerin, her bir seçmenin tercihinin sandığa yansıması ve daha adaletli, güvenilir seçimlerin yapılabilmesi için elzem olduğunu söylemeliyiz” diyor.

DOÇ. DR. MEHMET ZAHİD SOBACI        Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğretim Üyesi                                    2019 seçimlerinde sadece AK Parti ve MHP ittifak kuracak gibi görünmüyor. Bu noktada, Türkiye’nin seçim tecrübesine de biraz güvenmek gerekiyor.

Tartışmalardaki oy sayımıyla ilgili de bilgi veren Sobacı şunları kaydediyor: “İttifak yapan siyasi partile rin parlamentodaki milletvekili sayısı hesaplanırken ittifakın toplam oyu esas alınacak. Bu oy miktarına göre önce ittifakın elde ettiği toplam milletvekili sayısı belirlenecek. Daha sonra, ittifakın çıkardığı milletvekili sayısı, ittifakı yapan siyasi partiler arasında aldıkları geçerli oy sayısına göre paylaştırılacak. Oy pusulasında ittifaka giden partiler yan yana yer alacak. Partilerin kurumsal kimliği ve amblemleri yine oy pusulasında bulunacak.

Dolayısıyla ittifak için seçmenin mührü ortaya vurması veya iki partiye de oy vermesi durumunda oy, ittifakın hanesine yazılacak ve bu oylar ittifaktaki partilerin aldığı oy oranına göre dağıtılacak. Esasında bu, çok fazla karışıklığa yol açacak bir sistem değil. Ayrıca, ortaya vurulan mühürler sadece Cumhur İttifakı için geçerli sayılmayacak. Diğer olası ittifaklar için de bu hükümler uygulanacak. 2019 seçimlerinde sadece AK Parti ve MHP ittifak kuracak gibi görünmüyor. Bu noktada Türkiye’nin seçim tecrübesine de biraz güvenmek gerekiyor.”

Blok siyaseti ortaya çıkacak

Sobacı, ittifak düzenlemesinin, Türkiye’de ‘blok siyaseti’nin ortaya çıkmasına yol açacağını belirterek, “İttifak içindeki partilerin oy pusulasında kendi kurumsal kimlikleriyle yer alması iki partili sistem yerine iki bloklu siyaseti pekiştirecek. Türkiye’de ana akım siyasal düşünceler, sosyolojik yapı, partiler arası oy geçişleri gibi faktörler düşünüldüğünde, iki bloklu siyaset Türkiye’de özellikle seçimlerde belirleyici olacak.

Yeni sistemde halk, oluşan bloklar aracılığıyla kimin kiminle mutabakata vardığını gözlemleyecek ve bir tercihte bulunacak. Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nde partilerin başarısı, kurdukları ittifakların ne derece toplumsal karşılığının olduğuna bağlı” ifadelerini kullanıyor.

Konuşmasına, “Türkiye’de parlamentonun temsil kabiliyeti güçlenecek” diyerek devam eden Sobacı şunları söylüyor: “İttifak düzenlemesi, seçime giren ittifakların yüzde 10’u geçmesi durumunda ittifak içindeki partilerin oy oranlarından bağımsız olarak barajı geçtiklerini kabul ettiği için parlamentoda temsil edilen siyasal partilerin sayısının artma ihtimali var. Böylece, ittifak düzenlemesi farklı görüşlerin ve çıkarların temsiline yol açarak, temsilde adaletin daha güçlü tesis edilmesine katkı sağlayabilir. Ayrıca ittifak düzenlemesi küçük partileri işlevselleştirmekte. Daha önceden desteklediği partinin barajı geçemeyeceği ve oylarının heba olacağından endişelenen seçmenler, ittifak imkânı ile kendi destekledikleri küçük partilere yönelebilirler. Bu, hem Cumhurbaşkanlığı hem de milletvekilliği seçiminde küçük partileri ön plana çıkarabilir. Bu aynı zamanda seçmenin oy verme davranışlarında da değişim yaşanabileceği anlamına geliyor.”

Sakarya Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü ve Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nden Yrd. Doç. Dr. Nebi Miş ise “Seçim ittifakı düzenlemesini muhalefet, en başından itibaren bağlamından kopararak ‘seçmenin iradesine ipotek koyma’ olarak değerlendirdi” diyor.

Muhalefetin partiler arasında seçim ittifakı yapılmasına karşı çıkmadığını söyleyen Miş şöyle devam ediyor: “Muhalefetin itirazı şu noktalara odaklanıyor. İlki, seçimlerle ilgili düzenlemede yüzde 10 barajının kaldırılmamış olması. Burada ‘temsilde adalet, yönetimde istikrar’ unsurunun göz ardı edildiği söylemi genel bir söylem haline gelmiş durumda. Bu yüzde 10’luk barajın başkanlı bir siyasal sisteme geçildiği için artık gereksiz olduğu; çünkü yönetimde istikrar unsurunun cumhurbaşkanın seçimi üzerinden zaten sağlanacağını iddia ediyor muhalefet.”

YRD. DOÇ. DR. NEBİ MİŞ                          Sakarya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğretim Üyesi                          Muhalefet somut meseleler üzerinden değişikliklere bakmak yerine, seçimlerin güvenliğine ilişkin şimdiden bir ‘güvensizlik’ algısı oluşturmaya çalışıyor.

Miş, muhalefetin baraja yönelik ikinci itirazına ilişkin ise şunları söylüyor: “İttifaka giren partilerden biri yüzde 10’un altında kalsa bile ittifakın toplam oyu yüzde 10’u geçtiği durumda, partinin oyu ne olursa olsun barajı geçecek olmasıyla ilgili. Düzenlemenin bu şekilde olmasının ittifaka girmeyen ve barajı geçemeyen partiler için adaletsiz bir sonuç doğurduğunu iddia ediyorlar. Muhalefet yüzde 10 barajıyla ilgili önemli bir hususu göz ardı ediyor. O da şudur: Bir siyasal sistemden başka bir siyasal sisteme geçiş sürecinde, uyum yasalarının çıkarılabilmesi için yürütmenin yasama desteğinin güçlü olması gerekir. Diğer taraftan, Türkiye’nin tarihsel tecrübesi, siyasal sistemde partilerin parçalanmasının birçok olumsuz sonuçlara yol açtığını gösterir. Bu anlamda, siyasi parti yapılarının güçlü olması, Cumhurbaşkanlığı sisteminde de hayati derecede önemlidir.”

Muhalefetin, seçim güvenliğini artırmaya yönelik düzenlemeleri bağlamından saptırarak tartıştığını vurgulayan Miş, “Halbuki düzenlemede yer alan her husus, daha önceden seçim güvenliğine ilişkin CHP başta olmak üzere muhalefetin de itirazlarını gidermeye dönük. Geçmiş seçimlerde seçim güvenliğiyle ilgili şikâyetlerin yoğunlaştığı yerlerin çoğunluğu Doğu ve Güneydoğu bölgesiydi. Bu bölgelerde HDP ve PKK’nın baskısından ve tehdidinden dolayı diğer partiler, özellikle kırsalda bazı dönemlerde seçim çalışmaları yapamadılar. Örneğin 7 Haziran seçimlerinde bazı köylerin girişine ‘HDP dışında partilerin girmesi tehlikeli ve yasaktır’ pankartı asılmıştı” diyor.

Miş, yeni yasanın tüm olumsuzlukları giderecek seçim güvenliği düzenlemeleri içerdiğini ve muhalefetin de ‘güvensizlik’ algısı oluşturmaya çalıştığını belirtiyor.

‘Hayır’ kesiminin blok olması zor

CHP’nin Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin kabul edilmesinin hemen ardından ittifak arayışına girdiğini ifade eden Miş şunları söylüyor: “Bu arayış yüzde 48’lik ‘hayır’ bileşenlerini bir ‘blok’ olarak değerlendirdiği için erkenden çıkmaza girdi. Bunun en önemli nedeni, yüzde 48’lik ‘hayır’ kesiminin ‘ideolojik örtüşme’ açısından çok farklı bir siyasal yelpazeyi kapsamasıydı.

Dolayısıyla da ‘dizayn siyaseti’ ile bu kesimin 2019’a bir ‘blok’ halinde taşınması zordu. Hatta kurumsal bir ittifak ilişkisinin ötesinde, ‘örtük bir bloklaşma’ üzerinden bile ortaklaşma zor görünmekteydi. Çünkü oluşturulacak ittifak içinde, HDP’nin ikinci önemli sütunu oluşturması, CHP’nin ulusalcı, Atatürkçü tabanı ile Saadet Partisi, Büyük Birlik Partisi ve Meral Akşener’in partisinin muhtemel milliyetçi tabanını olumsuz etkileyecekti. Zaten ‘hayır’ kesimini ilk terk eden de bu anlamda Büyük Birlik Partisi oldu.”

“CHP ve liderinin bu dizayn siyaseti üzerinden ittifak arayışı, özellikle MHP’den ayrılan İyi Parti üzerinde yoğunlaştığı için, MHP bu durumu kendisine yönelik bir kumpas olarak değerlendirdi” diyerek sözlerinde devam eden Miş, “Böyle olunca da daha seçimlere 22 ay varken Devlet Bahçeli, partisinin 2019 seçimleri için konumunu net bir şekilde ortaya koydu. MHP’nin ittifak kriterleri şimdiden 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve sonrası için net bir yol haritası ortaya koyduğu için, AK Parti karşıtı muhalefeti zor durumda bıraktı. Dolayısıyla tüm bu açılardan bakıldığında, AK Parti ve MHP karşıtı siyasette ittifak oluşturmak o kadar kolay değil.

Adını koymadan ‘ilkeler platformu’ adı altında ‘örtük ittifak arayışları’ ise Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turuna yönelik. Diğer taraftan, milletvekilliği seçimleri için baraj sorunu olan partiler sırf kâğıt üstünde ‘ilkeler platformu’ adı altında seçimlere gidebilirler. Bu sebepten, ‘ilkeler platformu’ aslında, parti yönetimlerinin tabanlarına ‘AK Parti ve Erdoğan karşıtlığında birleşin; partidir, adaydır siz onlara takılmayın’ demekten başka bir şey değildir” diyor.

Miş bundan sonraki süreçte, partiler arasındaki ideolojik yakınlık ve uzaklık meselesinin daha fazla gündeme gelebileceğine vurgu yaparak, “CHP-HDP-İyi Parti düzleminde partilerin ideolojileri ve seçmen tabanları arasında uyumsuzluk olduğundan, bu partilerin ittifak yapmaları ve ittifak yaptıklarında seçmen tabanlarını ellerinde tutmaları zor görünüyor. Bu süreçte CHP’nin ittifak çalışmalarını seçimlere kadar, üstü örtülü bir şekilde devam ettirmesi bekleniyor. Çünkü HDP ile açıktan ve belirli prosedürlere ve şartlara bağlı bir ittifak görüşmesi CHP’yi, kendi ulusalcı ve Atatürkçü seçmenine karşı zor durumda bırakır. İyi Parti’nin ise CHP’nin HDP ile ittifak kurmasını bekleyeceği ve doğrudan bu partilerle ittifak görüşmesine girmeyeceği düşünülebilir. Bu partinin HDP’ye yaklaşılmasından rahatsız olan CHP seçmeninin kendisine geleceğini varsayarak ittifak hesaplarını yapması kuvvetle muhtemel” diyor.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)