Ulus’tan Beştepe’ye Osmanlı-Selçuklu izleri

Birinci ve ikinci Meclis binalarında sahip çıkılan Osmanlı-Selçuklu izleri aslında geçmişle bağın hiçbir zaman kopmayacağının da bir deliliydi. Bu izleri bugün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde görmek mümkün. Siyasi nitelik taşıyan anıtsal binalardaki mimari değerin, siyasi başarılarla belirgin hale geldiğini belirten Mimar Sinan Genim, “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin değeri zamanla anlaşılacak” diyor.
Yayın Tarihi: Nis 1, 2017
FavoriteLoadingBeğen 7 mins

MİMAR SİNAN GENİM.

“Yeni bir hükumet sisteminden bahsederken, o mesajın eski bir merkezden verilmesi mümkün değildi.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulduğu dönemde, siyasi şartlar kadar ekonomik şartlar da halkı zorluyordu. Balkan bozgununu ve Birinci Dünya Savaşı’nı geride bırakan Anadolu, bu kez kendi Kurtuluş Savaşı’nı veriyordu. Bu açıdan bakıldığında Birinci Meclis’in Türkiye Cumhuriyeti için manevi önemi ortaya çıkıyor ve yapının mimari dili, Kurtuluş Mücadelesi ile anlam kazanıyor. İlk ve ikinci Meclis binalarında sadık kalınan Osmanlı – Selçuklu izleri bugünün Ankara’sında da yaşatılıyor. Bunun en önemli iki örneği, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ana binası ve Külliye içerisindeki Beştepe Millet Camii.

Bir ülkenin varlığını temsil eden yapılardaki mimari dilin, siyasi imaj için önemli olduğuna dikkat çeken Mimar Sinan Genim, yapıların taşıdıkları imajın, gerçek anlamını zaman içerisinde bulduğunu ifade ediyor:

“Bütün dünyada ve Türkiye’de yapıların dilinin, zaman içinde siyaseten ihtiva ettiğini görüyoruz. Örneğin Élysée Sarayı o kadar etkili değildir ama Londra’daki parlamento binası çok etkilidir. Beyaz Saray mimari olarak çok güçlü bir bina değildir ama dünyada çok önemli bir imajı vardır. ABD Parlamento binası daha haşmetli olmasına rağmen ABD dediğimizde ‘Beyaz Saray’ aklımıza gelir. Keza Rusya ise Kremlin demektir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilinden ve dünyaya vereceği mesajdan bahsettiğinizde de devlet başkanlığı yapısının önemi ortaya çıkıyor. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne dünyanın her yerinden siyasetçiler gelerek orada poz veriyorlar. Fotoğrafa bakan kişi olarak siz dikkat etmeseniz bile bilinçaltınız arkadaki dekoru görüyor. Böylece bir imaj ortaya çıkıyor. Bu etkiler bir potada eriyip toplumsal imaj haline dönüşecek. Bunun için de zamana ihtiyaç var. Van Gogh eserlerini yaptığında satamadığı için parasızlık çekmiş. Yapılan işlerin zamanında rağbet görmemesi, o eserlerin gerçekten değerli olup olmadığını göstermez. Zaman onları gerçek yerlerine koyar. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin değeri de zamanla anlaşılacak. Bu hem mimari açıdan böyle hem siyasi açıdan.

Birinci Meclis’e bugünden baktığımızda nasıl, o zorlu mücadele günlerini görüyorsak, yarın bir gün de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi için Türkiye Cumhuriyeti’nin o günlerine yakışan bir binaymış diyebiliriz. Yeni bir açılıma gidiyoruz. Yeni bir hükumet sisteminden bahsederken, o mesajın eski bir merkezden verilmesi mümkün değildi.”

“Yeni mesajları yeni merkezden vermek doğru bir şeydir” diyen Mimar Genim, Külliye’nin yaratacağı imajın, yeni hükumet sisteminin başarısı ile doğru orantılı olacağını düşünüyor: “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin ülkemize ne getirdiğini, ne kazançlar sağladığını, başarısını zaman gösterecek. Eğer buradan verilen mesajlar ve Külliye’de yeni oluşan hükumet sistemi başarılı bir atılımın önünü açarsa, yapıyı da ön plana çıkartır. Başarısız olursa o binalar da kötü bir anı olarak kalır. Elbette büyümek için bu riski almak gerekiyor. Çünkü risk almamak demek, zaman içinde çökmek demektir. Artık yürümek bile yeterli değil. Koşmak gerekiyor.”

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi için yapılan eleştirileri de yorumlayan Mimar Genim, eleştirilerin mimari değil siyasi açıdan yapıldığını söylüyor ve bu tür eleştirileri dikkate almadığını ifade ediyor:

“Bu tür eleştiriler insanların niyetlerini yargılamak demektir. Niyet yargılamaktan her zaman nefret etmişimdir. Bir yapı ortaya çıkar, belirli bir süre kullanılır, o kullanmanın getirdiği avantajları ve dezavantajları görürsünüz. Onların zaman içinde oturmuş mesajlarını görürsünüz. Ondan sonra değerlendirilebilir. Denilebilir ki, böyle bir yapıyı inşa etmeden önce daha fazla fikir alınsa ve tartışılsaydı… Ona da taraftar değilim. Çünkü bu, mimarın ve yaptıranın karar verdiği bir şeydir.

Mimar Sinan Vakfiyesi’nin son cümlesinde der ki: ‘Gelecekte yaptıklarımı görecek insaf sahiplerinin, çabamın ciddiyetini göz önüne alarak beni insaf ile yargılayacaklarını umarım inşallah.’ Bu söz ibret olacak bir şeydir.”

Türkiye’nin yeni bir milli mimari seminerine ihtiyacı olduğunu da söyleyen Genim, “Ülkemizde mimari açıdan ciddi bir kaos ve sıkıntı var. Geçen Kültür Şurası’nda da bu konuları konuştuk. 1900’lerin başında Birinci Milli Mimari Semineri ile anıtsal kökenli yapılar inşa edildi. 1940’larda İkinci Milli Mimari Semineri ile Türk sivil mimarisinden yola çıkıldı. Sanıyorum ki tam şu sıralarda, hem anıtsal mimariden hem de sivil mimariden hareketle üçüncü bir milli mimari semineri yapmak lazım” diyor.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)