Türkiye’nin aktif savunma hattı: FIRAT KALKANI

Suriye’de büyük bir yıkıma sebep olan iç savaşa çözüm bulunması için atılan adımlarda Türkiye’nin aktif politikası dikkat çekiyor. Fırat Kalkanı Harekâtı’nın ilk sonuçları Astana’da alındı. Fırat Kalkanı sayesinde bugün sınırın Suriye tarafında kurulan savunma hattını, Türkiye’nin müttefikleriyle ilişkilerini İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Mensur Akgün, Ortadoğu uzmanı Bora Bayraktar ve eski büyükelçi Uluç Özülker anlattı.
Yayın Tarihi: Haz 1, 2017
FavoriteLoadingBeğen 18 mins

Türkiye’nin 911 kilometreyle en uzun hududu olan Suriye sınırı, 1983’ten itibaren bu ülkede konumlanan PKK varlığı dışında büyük ölçüde güvendeydi. Ancak 2011’den bu yana devam eden Suriye iç savaşı, Türkiye sınırındaki denklemi her geçen gün daha da karmaşık bir hale getiriyor. Uluslararası güçlerin ve yerel grupların sürekli değişen pozisyonları, Türkiye’yi çok daha aktif bir savunmaya yönlendiriyor. Savaşın başından bu yana Türkiye, mağdur Suriye halkının çıkarlarından yana vicdani bir tutum alırken, sınır güvenliğinin gerektirdiği çeşitli adımlar attı. Bu adımlar, savaşın aşamalarına göre farklılıklar gösterdi. Türkiye ve Suriye arasındaki gerginlik pek çok aşamadan geçerken, Suriye’nin kuzeyinde Rojava adı verilen bölgede PKK’nın Suriye kolunu oluşturan PYD-YPG unsurları, DAEŞ saldırıları bahane edilerek başta ABD olmak üzere yabancı güçler tarafından desteklendi. YPG bu destekle Kuzey Suriye’deki pek çok kent ve köyü DAEŞ’in elinden alarak kanton adı altında kendi yönetimini kurdu. Ele geçirilen bölgelerde Arap ve Türkmenler göçe zorlanıyor, şehirlerin demografik yapıları Kürtler lehine değiştiriliyordu. Türkiye’nin bugün ulusal güvenliğe birinci derecede tehdit olarak gördüğü, Kuzey Suriye’de Kürt kuşağı oluşturulması girişiminin temelleri böyle atıldı.


El Bap önemli bir adım

Türkiye, Batılı güçlerin ve Rusya’nın Suriye planları karşısında, öncelikle uluslararası hukuktan gelen haklarını kullanarak, uluslararası kuruluşlara, bölgenin güvenliğinin bölge devletleriyle hukuk çerçevesinde sağlanması için çağrılarda bulundu. Bu çağrılar karşılık bulmayınca devletin tutumu Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından şu sözlerle ifade edildi: “Kendi göbeğimizi kendimiz keseriz.” Bu açıklamanın ardından Suriye’nin kuzeyinde, Fırat Nehri’nin batısından başlayarak devam eden Fırat Kalkanı Harekâtı gündeme geldi. Nehir boyunca bölgeyi üçgene alan, El Bap’ta operasyon yürüten TSK hem bölgeyi DAEŞ’ten temizledi hem de Fırat’ın batısına geçerek Hatay’ın altındaki Afrin’le birleşmek isteyen YPG’nin önünü kesti. Fırat Kalkanı bu açıdan Türkiye’nin sınır güvenliği için kilit önemde.

Fırat Kalkanı tarihsel önemde

Fırat Kalkanı Harekâtı’nı ve Türkiye’nin Suriye’de karşı karşıya olduğu riskleri değerlendiren, Türkiye’nin eski Paris Büyükelçisi ve emekli diplomat Uluç Özülker, TSK’nın çok az bir kuvvetle bölgede büyük başarılar elde ettiğini belirterek şunları söyledi: “ABD, Suriye’de PYD’yi destekleme siyasetini kesintisiz devam ettirirken, Trump’ın ABD Başkanı seçilmesinden Obama’nın görevi devretmesine kadar geçen süre içinde Suriye’de belirsizlik daha da arttı. Sınırını korumak için uluslararası hukuk çerçevesinde adımlar atan Türkiye daha fazla bekleyemeyerek, Cerablus üzerinden Suriye’ye girdi ve Fırat Kalkanı Harekâtı’nı başarıya ulaştırdı. Bu harekâtın Türkiye için çok önemli sonuçları var. Bir defa Astana’da kurulan çözüm masasında etkili bir şekilde yer almamızı bu harekâttaki başarı sağladı. Türkiye, garantör bir ülke olarak Suriye’deki konumunu güçlendirdi. Burada Afrin kantonu ile geri kalanı arasına oturduğunuz zaman Kürt kuşağını sekteye uğratıyorsunuz. Türkiye artık masada güçlü ve prestijli bir aktör. Astana’da Rusya, Esed’in; İran ise Şiilerin garantörü olurken, biz de Sünnilerin garantörü olduk. Bu konuda başarılı adımlar attık. Halep’i de başarılı bir şekilde boşalttık. Şimdi sınırdaki konum aşağı yukarı netleşmeye başladı. Rusya güneyden Türkiye ile komşu oldu. Türkmen Dağı’na kadar geldiler. Esed bölgesi olarak Ruslar, Halep’ten başlayarak Batı’ya doğru en verimli ve değerli bölgelerde kendi sınırlarını çizdi. Kürt bölgesi de nüfusun yoğun olduğu yerler. Türkiye ise Fırat Kalkanı ile bölgedeki en keskin hesapların merkezinde yer alıyor. Şimdi PKK, YPG ile birleşmek için Sincar’a yığınak yapıyor ancak Türkiye’nin müdahaleleri ve bölgedeki varlığı bunu imkânsız kılıyor.”

“El Bap’tan çıkmayız”
‘Fırat Kalkanı’ ve ‘Çatışmasızlık Bölgeleri’
planıyla ilgili açıklama yapan Ortadoğu
uzmanı Bora Bayraktar’a göre Türkiye, Suriye’de
PYD’yi geriletmek üzere stratejiler geliştiriyor.

Bayraktar şunları söylüyor: “Son dönemde
Suriye’de, Rusya öncülüğünde rejim ve
muhalifler arasında bir ateşkes arayışı var.
Biz de İran’la birlikte bu arayışın içindeyiz.
‘Çatışmasızlık Bölgeleri’ adı verilen plan,
Türkiye’nin tüm beklentilerini karşılamasa
da Türkiye muhalifler üzerinde etkisini
kullanarak, bölgede PYD’ye verilen desteğin
önünü kesmeye çalışıyor. Türkiye’nin
diğer bir hedefi de Rusya ile ilişkileri güçlendirerek
ABD ile ilişkilerini dengelemek.
Türkiye bununla birlikte kontrol ettiği El
Bap alanından çıkmayacak. Bunun şartı
da kendisine yönelik pozitif duygular besleyen
bir yerleşim oluşturmak. Türkiye,
mültecileri geri yollamak için bu alanı değerlendirebilir.”

Türkiye ve ABD arasında, Suriye’de PYD’ye
verilen destek nedeniyle gerilen ilişkileri
de değerlendiren Bayraktar şu açıklamaları
yaptı:

“ABD ve Türkiye arasında derin bir güvensizlik
oluştu. ABD’nin karada kendi askerini
kullanmak istememesi de PYD ile
yakınlaşmada etken oldu. ABD, geniş planda
tamamen Basra bölgesindeki egemenliğini
korumaya çalışıyor. Sünni direnişi
ABD’nin çıkarlarını tehdit ediyor. DAEŞ
bitse de Sünni direnişi devam edecek. ABD
şimdi Kürt unsurlarla Sünni alanı çevrelemek
istiyor. ABD’nin uzun vadeli stratejisi
bu çerçevede. Bölgede attığı adımları bu
strateji doğrultusunda atıyor.”

“Çözüm büyük güçlerin anlaşması”

Suriye’de çözümün Türkiye ve İran gibi bölge güçleriyle ABD ve Rusya’nın anlaşmasına bağlı olduğunu belirten Özülker Şöyle diyor: “Burada iki şey var. 21. yüzyılda dünyada yeni bir savaş yaşanıyor. Terör, siber savaş, vekalet savaşı budur. Dünya öyle bir sürece girdi ki, çatışmaların durması zor. El Bap’ta başarıya ulaşan Fırat Kalkanı, DAEŞ’in yenilebileceğinin göstergesidir. Üzerine ciddi bir şekilde gidersen DAEŞ yenilir. Burada Türkiye’nin alarak geçtiği bölgeler DAEŞ’in kutsal saydığı bölgelerdir. Türkiye az bir kuvvet gönderdiği halde buralardan DAEŞ’i söküp atmıştır. Türkiye öncelikle sınırlarını garanti altına almak mecburiyetinde. Fırat Kalkanı, Türkiye’nin bu kararlılığının göstergesi.”

Türkiye sahada etkili oldu

Türkiye’nin Fırat Kalkanı’ndaki başarısının ardından aktif bir katılımcısı olduğu Astana’daki çözüm masasında, Suriye konusunda önemli bir dönemeç geçildi. Bu toplantılarda Rusya ve İran ile birlikte imzaladığımız ‘Çatışmasızlık Bölgeleri’ anlaşmasının neleri kapsadığını, Türkiye’nin bu anlaşmadan çıkarlarını uluslararası ilişkiler uzmanı, İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim üyesi Mensur Akgün’le konuştuk.

Mensur Akgün şunları söyledi: “Hem Türkiye’de hem de dünyada ‘Çatışmasızlık Bölgeleri’ ile ilgili tereddütler var. Suriye’de bizim desteklediğimiz gruplar arsında da bu tereddütler var. Haksız sayılmazlar; çünkü daha önce açıklanan ateşkeslerin ardından da ihlaller oldu. Ancak genel anlamıyla bakacak olursanız Türkiye, Rusya ve İran’ın ortaklığıyla olumlu yönde bir adım atmış oldu. Silahların ve çok farklı çıkarların olduğu bir bölgede mükemmeli yakalamak imkânsız.

Amerikalılar planı şimdi eleştiriyorlar ama onların da alternatif planı yok. Ne yapacaklar, üçüncü dünya savaşı çıkarıp Rusya ile mi savaşacaklar? ABD, Türkiye’nin yıllardır çağrısını yaptığı insani müdahalelerde bulunsaydı bu kadar insan ölmezdi, sorun çoktan çözülürdü. Şu an elimizde var olan en iyi alternatif ‘Çatışmasızlık Bölgeleri’ planı. Bu planın çalışması için hem Türkiye’nin hem de müttefiklerinin çaba harcaması gerekiyor. Suriye’de en etkin güç Rusya. Karada ise İran. Bunlarla birlikte sorunun çözümü için çalışan bir Türkiye, kendine karşı yönelik tehditlerin bertaraf edilmesine de katkı sağlar.”

Peki plan nasıl işleyecek, Esad yararlanacak mı?Akgün bu konuda şunları söylüyor: “Türkiye’nin rejiminden yana olmadığı bir gerçek. Şimdi bu planda Esad’ın da yer alması kafa karıştırsa bile tarihte böyle durumlara örnekler var. Örneğin Bosna Savaşı’nı bitiren Dayton Anlaşması’na bakmak gerek. Bu anlaşmayı imzalayarak çatışmaları bitiren taraflardan bazıları savaş suçları mahkemelerinde yargılanmışlardı. Suriye için de farklı bir durum olmayacak. Rejim de günü geldiğinde hesap verecek. Şimdi önceliğin teröre karşı mücadeleye verilmesi nihai sonucun farklı olacağı anlamına gelmiyor.”

PROF. DR. MENSUR AKGÜN. KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜM BAŞKANI.

 

YRD. DOÇ. BORA BAYRAKTAR. KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ ÖĞRETİM GÖREVLİSİ

 

ULUÇ ÖZÜLKER. EMEKLİ FRANSA BÜYÜKELÇİSİ.

 

Türkiye’nin garantör konumu

Türkiye’nin Suriye’de destelediği gruplar ve İran arasında da sorunlar var. Bu sorunlarda Türkiye’nin konumu kilit önemde. Mensur Akgün şöyle devam ediyor: “Her şeyi birden yönetme kapasiteniz yok. Ama belli başlı grupların rızası alınmadan bu görüşmelerin başlaması da mümkün değil. Bu adımlar istişare içinde atılıyor. Türkiye barış kurucu rol oynuyor. Diğer yandan Suriye sorunu artık yönetilemez boyutlara geldi. Bize terör, istikrarsızlık olarak geri geliyor. Uzun dönemli riskler içeriyor. Eğer orada PYD yani PKK kalıcı olursa Türkiye için risk, hatta tehdit oluşturur. Oysa bu bizim kadar bölgenin diğer ülkeleri açısından da sorun. Bunu anlatmamız gerekiyor. ABD ve Rusya farklı nedenlerle PYD’ye destek sağlasa da bölge ülkelerine hitap edebiliriz. Çatışmazsız bölgeler çerçevesinde sağlanacak işbirliği bunun da alt yapısını oluşturabilir. Ayrıca Suriye’de çözüm sağlanırsa PYD’nin Suriye’nin iç meselesi haline gelebilir. Bu yüzden çözüm yolunda ilerlenmesi önemli. Evet, Şimdiye kadar Suriye’nin geleceğiyle ilgili hazırlanan projelerde Kürtlere belli statüler, bir tür özerklik tanınıyor. En son Astana’da, Rusya’nın sunduğu fakat kabul görmeyen planda da var. Ancak oluşan müktesebata baktığımız zaman federasyon ya da Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit edecek bir veri yok. Bu yüzden de PYD’nin ileride bir Suriye sorununa, bölge ülkelerinin en az bizim kadar dert ettiği bir soruna dönüşeme olasılığı çok güçlü. ABD desteği doğal olarak rahatsız edici. Ancak kalıcı olacağa pek benzemiyor. Daha çok araçsal bir nitelik arz ediyor. DAEŞ’e karşı mücadelenin aracı. PYD’yi kolay yönlendirdiklerini görüyorlar. Ama yine de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son Washington ziyaretinde yaptığı gibi PYD’nin aslında PKK olduğu, PKK’nın da bir terör örgütü olduğu sürekli hatırlatılmalı. Her düzeyde ve her fırsatta.”

Türkiye çözümün tarafı

‘Çatışmasızlık Bölgeleri’ planı işlerse Türkiye bundan ne kazanacak? Akgün bu konuda şöyle diyor: “Cenevre’de de Astana’da da bu sorunun çözülememesinin temel nedeni ateşkeslerin ihlaliydi. Bir gözlem mekanizması kurularak ateşkes ihlalleri engellenemedi. Şimdi bunun önüne geçilebileceğini görüyoruz. Bir de ülkenin bir yerinde maya tutarsa bu, ülkenin her yerine yayılabilir. Çözüm taksit-taksit sağlanabilir. Unutmayalım ki Suriye sorunu çözülürse bundan her açıdan biz karlı çıkarız. Teröre karşı mücadele açısında da, insani ve siyasi açıdan da. Çözülemezse de çözüm sürecinin içinde yer almış olmakla masada ve dolayısıyla da sahada ağırlığımız olur, etkimiz sürer. Çıkar ve beklentilerimizi daha kolay koruruz.”

 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)