Türkiye tarihinde bir dönemeç: 15 Temmuz

Türkiye, milletinin ülkesine sahip çıkması sayesinde kanlı bir işgal girişiminden, bir demokrasi zaferi ile çıkmayı başardı. Peki, ülkenin tarihinde bir dönüm noktası olan 15 Temmuz 2016’nın ardından geçen bir yılda neler değişti? Prof. Dr. Nuri Tınaz, Prof. Dr. Tayyar Arı ve iletişim uzmanı Ali Saydam yanıtladı.
Yayın Tarihi: Haz 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 19 mins

Türkiye, 15 Temmuz 2016 kanlı darbe girişiminin ardından bir yılı geride bıraktı. Darbelerle anılmaya alışılan yaklaşık bir asırlık Cumhuriyet tarihinde, bu kez eşine rastlanmamış bir demokratik mücadele destanı yazıldı. Halk, tankların ve kurşunların üzerine yürüyerek ulusal bütünlüğünü korudu. 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin Türkiye’nin ulusal bütünlüğünü tehdit etmesi, kuşkusuz Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) yapısı, bağlantıları ve ülke kurumlarına sızmasıyla alakalıydı. Yaklaşık yarım asır boyunca kendini gizleyen örgüt, adım adım devletin en önemli kurumlarına sızmış, örgütün üyeleri kritik konumlara yerleşmişti. 15 Temmuz 2016, ‘Yeni Türkiye’nin miladı oldu. Peki bu nasıl bir dönüşümün simgesi, 15 Temmuz ile Türkiye’de ne değişti?

PROF. DR. NURİ TINAZ. MARMARA ÜNİVERSİTESİ SOSYOLOJİ BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ. SETA ARAŞTIRMACISI.

 

“15 Temmuz’daki kenetlenme ikinci bir diriliştir”

Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve SETA Araştırmacısı Prof. Dr. Nuri Tınaz, 15 Temmuz gecesi ve sonrasındaki toplumsal kenetlenmenin altını çiziyor: “Toplumsal krizlerde, politik görüşleri, etnik yapısı ya da inançları ne olursa olsun halk bir araya gelir ve kenetlenir. Ben 15 Temmuz’u böyle bir dönüm noktası olarak görüyorum. Türkiye’de 15 Temmuz, ikinci bir diriliştir. Toplumun farklı kesimlerini kurcalayan ve kaşıyan, iç ve dış bazı etmenler vardı. Bu farklılıklar, 15 Temmuz başarısız darbe girişimiyle, ülkenin çıkarları için kenetlendi. Toplum geniş tabanlarda buluşma ihtiyacı hissetti. Çünkü partiler ve lobiler üstü bir tehdit söz konusuydu. Ülkenin varlığı, bütünlüğü ve geleceği söz konusuydu. Böyle bir momentum yakalandı ve daha sonra mitinglerle, toplu halk gösterileriyle, gece nöbetleriyle, Yenikapı mitingiyle taçlandırıldı. Bu kalkışmaya toplum kolektif bir direniş sergilemeseydi; Türkiye, Batılı güçlerin laboratuarı haline gelir, Arap ülkeleri gibi belirsiz bir hal alırdı. Arap ülkeleri arasında bu ‘Arap Baharı’ denilen dönemden en ucuz kurtulan Tunus’tur. Tunus’un lideri entelektüel bir insandır. Londra’daki sürgün yıllarında demokrasiyi, insan haklarını, uzlaşma kültürünü öğrenmiştir. Neyse ki bizim ülkemizdeki idareciler, Batılılaşma sürecinde sürekli Batı ile içli dışlı oldu.”

Prof. Dr. Nuri Tınaz, 15 Temmuz’da açığa çıkan toplumsal kenetlenmenin ve toplumsal uzlaşının devam etmesi için bazı politikalarda geç kalındığını da ifade ediyor. Tınaz, uzun vadeli planların yapılmadığını anlatıyor: “Toplumu uzlaştıracak ve rahatlatacak bazı politikalar için biraz geç kalındı gibi geliyor bana. Biz krizleri dönemlik çözümlerle aşmak istiyoruz. Uzun vadeli planlar yapmıyoruz. Toplum olarak olaylara çok heyecanlı, çok duygusal yaklaşıyoruz. Soğukkanlı değiliz. Bu nedenle Yenikapı’da yakalanan toplumsal bütünleşme daha verimli hale getirilemedi. Toplumdaki ayrışmayı ve bölünmeyi devamlı olarak tetikleyen unsurlar giderilebilirdi. Tabii karşınızda belirli bir hedef veya düşman da yok. Çok heterojen ve akışkan bir çıkar grubu var. Bu grup geçmişte her türlü politik kesimle, tarafı ne olursa olsun iyi geçinmiş. Karşınızda, ilkesiz ve omurgalı olmayan bir yapılanma var. Ayrıca FETÖ zaten yurtiçinde kalsaydı, kendilerine olan bu aşırı güven ve diklenme olmazdı. Bunları bu kadar güvende tutan, küresel bağlantılarıdır.”

Prof. Dr. Tınaz, 15 Temmuz kanlı darbe girişinin üzerinden geçen bir yıldaki toplumsal değişimin pozitif ama çok yavaş olduğunu düşünüyor: “Değişim pozitif ama çok yavaş. Elle tutulur bir hale getiremedik. Bu görüntüyü harekete döküp, toplumu birleştirici politikalar geliştirmemiz gerekiyor. Diyanet İşleri Başkanı’nın dediği gibi, gençlerin sakalıyla, küpesiyle uğraşmamak gerekiyor. Doğu toplumu görüntüye önem verir. Halbuki tepkiyi dış görünüşe değil, içerideki cevhere göre vermek lazım. Bizim toplumumuzun bu farklılıkları zenginlik olarak görüp, yeniden toplumsal kolektif bir bütünleşmeye gitmesi gerekiyor. Bunun için eğitimde, kültürde ve sosyal politikalarda yeni hamle ve reformlar gerekir. Şu anda da oluyor ama çok yavaş. Dünyada olup biten şeyler o kadar ani oluyor ki, politikacılar nasıl tepki vereceğini şaşırıyor.”

“Dünyada Türkiye’nin eli güçlendi”

Türkiye’nin 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin ardından dış politikadaki duruşunu, Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayyar Arı yorumladı. Prof. Dr. Arı, iç politikadan alınan gücün dış politikayı desteklediğini söylüyor: “Hükumetin, 15 Temmuz’un ardından dış politikadaki başarısında, iç politikadan aldığı destek çok önemli bir faktör. İçerideki kamuoyu desteği ve toplumsal destek ile diğer istikrar veya istikrarsızlık unsurları, karar vericinin dış politikadaki hareket alanını genişletir ya da daraltır. Bu bağlamda bakıldığında, referandumda ‘evet’ oyunun çıkması, bütün bu faktörler açısından olumlu etki etti. Büyük bir kamuoyu desteğine sahip olarak tekrar uzun bir süre iş başında kalacak olması ve kısa sürede bir istikrarsızlığın gündeme gelmeyecek olması, Erdoğan liderliğinin tartışılmaması, güvenlikle ilgili problemlerin daha az yaşanıyor olması, Türkiye’nin elini dışarıda güçlendirdi.”

PROF. DR. TAYYAR ARI. ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜM BAŞKANI.

“Daha dengeli ve aktif bir dış politika var”

Prof. Dr. Arı, Türkiye’nin dış politika vizyonunda son bir yılda yaşanan değişiklikleri şöyle özetliyor: “Türkiye, Davutoğlu zamanında Avrupa-Atlantik merkezli bir dış politikanın yanı sıra Ortadoğu ve İslam dünyasıyla ilişkileri geliştirme amacındaydı. Şimdiyse herhangi bir merkeze oturma yerine, tamamen çok taraflı ve çok katmanlı bir politika izliyor. ‘AB olursa olur, olmazsa kendileri bilir. NATO da bizim için hayati değil’ diyebiliyor. Elbette NATO hâlâ önemli bir örgüt. Ancak NATO ve AB eksenli değil, daha açık bir dış politika yürütüyoruz. ABD-Rusya ve Çin arasında bir dengeyi takip ediyoruz. Geçmişte bunların herhangi birine aşırı bağlanmanın ya da birine aşırı düşman olmanın bir maliyeti olduğunu gördük. Bu yüzden büyük güçlerle daha dengeli bir ilişki arayışı var. Bölgesel olarak ise AK Parti’nin tabanını düşündüğünüzde, İslam dünyası ile ilişkilerini geliştirmeye çalışması anlamlı. Bunu yaparken sadece İslam ya da Ortadoğu coğrafyasına odaklanmak yerine, bütün coğrafyalarla ilişki arayışı bulunuyor. Zaten referandum sonrası Hindistan, Çin, ABD ve Brüksel ziyaretleri, bize bunun kodlarını veriyor. Olabildiğince ilişkileri derinleştirmeye çalışan, aktif ve risk alabilen bir dış politika anlayışı takip ediliyor. ‘Fırat Kalkanı’ ve ‘Sincar’ operasyonları bunun bir göstergesi. Sonuçları da şüphesiz başarı getiriyor. Katar’a asker göndermek de bu şekilde ön alıcı bir dış politikayı işaret ediyor. 15 Temmuz’da yapılmak istenen kara propagandanın aksine, Türkiye’nin bugün hem içeride hem dışarıda özgüveni yükseliyor. Bu anlamda 15 Temmuz çok önemli bir dönemeç.”

ALİ SAYDAM. BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ. YENİ ŞAFAK YAZARI.

“15 Temmuz iletişim biçimlerini değiştirdi”

Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi ve Yeni Şafak yazarı Ali Saydam ise 15 Temmuz 2016 sonrasında iletişim alanında, 15 Temmuz’u unutturmaya çalışan ile unutturmamaya çalışan iki görüşün ortaya çıktığını düşünüyor: 15 Temmuz’un devamında ortaya iki tür reaksiyon çıktı. Biri, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ifade ettiği ‘kontrollü darbe’ söylemi. Diğeri, Cumhuriyet tarihimizdeki en temel kırılma noktalarından bir tanesi olduğunu ifade eden görüş. En önemli kırılma noktalarından biri olduğu söyleniyor. Çünkü ilk defa kolluk kuvvetleri tarafından değil, sivil irade tarafından yürütülen bir reaksiyon sonunda bir darbe girişimi engellenmiş oldu. Türkiye’deki siyasi kırılma noktaları, 1950 Demokrat Parti, 1983 Anavatan Partisi ve 2003 AK Parti’nin iktidara gelişidir. Bu üçünde, farklı zamanlarda ve farklı kırılma noktaları tezahür etti. Ama bunun dışındaki siyasi kırılmalarda ise askeri darbeler söz konusuydu. İlk defa burada, milli iradenin silahlı kuvvetlere ve darbe girişimcilerine karşı, demokrasi ve ülkenin mevcut sistemini korumaya yönelik bir girişimi olarak tarihe geçti. Bunu unutturmaya çalışan ve unutturmamaya çalışan iki görüş iletişim alanında da kendisini gösteriyor. Bu, referandum sürecini de çok ciddi olarak etkilemiş bir hadise ve 15 Temmuz olmasaydı bu referandumun gerekçesi de olmayacaktı.”

Saydam, yeni dönemde gerek AK Parti’nin, gerek diğer partilerin yeni iletişim biçimlerine henüz ayak uyduramadığı görüşünde: “15 Temmuz, referandum öncesinde, bu darbelere ve çatışmalara açık bir siyasi ortamın artık kaldırılamaz oluşu düşüncesini hâkim kıldı. Bu da doğal ilişki ve iletişim biçimlerini etkiledi. Bu yeni iletişim biçimlerine Türkiye ayak uyduramadı. Çünkü kolay değildir. Bir temeli değiştiriyorsunuz. Altyapıyı değiştiriyorsunuz, üst yapı buna ayak uydurmakta zorlanıyor. Şu anda Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu durum da budur. Ülke olarak işin ilişki ve iletişim boyutunda ne AK Parti ne CHP ne de diğer partiler, adapte olabilmiş ve yeni ortamın gereğini yerine getirebilmiş değiller. Hâlâ referandum öncesi ve 15 Temmuz öncesi hâkim iletişim biçimleri devrede. Zaman içinde bunu yakalayan ve değiştiren, buradaki rekabetçi avantajları ve fırsatları gören siyasi parti 2019’da yol alacaktır. Bunu göremeyen yol alamayacaktır. Bu paradigma değişikliğini siyasi iletişim ve ilişki meselesi boyutunda kavrayabilen ipi göğüsleyecek. Çünkü hâlâ siyasi söylemler 1950 ya da 1960 model. Hadi abarttım, 1980 model. Oysa tamamen değişmiş vaziyette. İktidar partisi bunun için uğraşıyor, CHP ise tamamen 1960 model.”

15 TEMMUZ ŞEHİDİ EROL OLÇOK.

“Yeni siyasi iletişimde ittifaklar önemli”

Saydam, Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nde iktidara gelebilmek için yüzde 51 oy alınması gerektiğini hatırlatıyor ve bunun için ittifak kültürünün geliştirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Saydam bu kültürün yerleşmesi için oluşturulması gereken yeni bir iletişim boyutunun sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ifade edildiğini; ancak AK Parti’nin bu konuda Erdoğan’a destek olamadığını söylüyor:

“Osmanlı padişahları bile mutlak iradelerine rağmen iktidar olabilmek için ittifaklar kuruyorlar. Yeni sistemde iktidar olabilmeniz için yüzde 51 almanız lazım. 15 Temmuz’daki milli irade bu şekilde tecelli edecek. Bu yeni paradigmayı oluşturabilmek için ikna, ittifak sistematiği içinde bir yeni siyasi iletişim boyutu ortaya koymak lazım. Bunun ışıklarını henüz görmüyorum ama oluşacaktır. Bu konuda ortaya atılan bazı söylemler var ama ne hikmetse Sayın Cumhurbaşkanı dışında kimse tekrar etmiyor. Mesela Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: Türkiye’de kitap okuma oranının yüzde 1 olması kabul edilemez. Ama bu cümle orada kalıyor. Örneğin yumuşak güç endeksinde Türkiye son sırada. Bu, marka üretme dahil birçok konuyu etkiliyor. Cumhurbaşkanı buna da değiniyor. Fakat bunu anlayarak gereğini yapabilecek, iletişim boyutunda kadroların kendisine bu konuda destek verebileceği ortamın test edilmesi lazım. Oysa 15 Temmuz radikal bir değişimin işareti. Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin teorik altyapı hedefini ortaya koyduran Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Ancak onun dışında siyasi iletişim ve riskleri konusunda olayın sahiplenildiğini görmüyorum.”

15 Temmuz kanlı darbe girişiminde oğlu ile şehit düşen iletişimci Erol Olçok’un çalışmalarını da hatırlatan Ali Saydam, Olçok ile Erdoğan arasındaki inanç birlikteliğini şöyle açıklıyor: “Erol Bey’in farklı ve inovatif fikirlerinin dışında, çok önemli bir özelliği, Sayın Cumhurbaşkanı ile çok eski yıllara dayanan bir dostluğunun olmasıydı. Birbirleriyle tartışabiliyorlardı. O gece havalimanına gitmek için yola çıkıp köprüde şehit olması, bu inanç birlikteliğinin bir ifadesidir. Bu nedenle aralarında çok önemli bir ilişki vardı. İletişim boyutunda doğru bulduğunu, Cumhurbaşkanımızın karşı çıkmasına rağmen bir şekilde uyguluyordu. Bu cesareti Sayın Cumhurbaşkanı karşısında yeni arkadaşlarımız gösterebilecek mi, bunu zaman içinde göreceğiz. Bir sürü parametrenin bir araya gelerek oluşturduğu ilişki biçiminin bir tekrarı olamaz. Ama hayat devam ediyor.”

 

 

“15 Temmuz, referandum öncesinde, bu darbelere ve çatışmalara açık bir siyasi ortamın artık kaldırılamaz olduğu düşüncesini hâkim kıldı. Bu da doğal ilişki ve iletişim biçimlerini etkiledi.”

 

 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)