TÜRKİYE ERKEN SEÇİME GİDİYOR

Türkiye, 24 Haziran’da erken seçime gidiyor. Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin ilk defa uygulanacak olması açısından önem taşıyan bu seçimde, Türkiye hem Cumhurbaşkanı’nı hem de parlamentodaki dağılımı belirleyecek. Peki, Bahçeli’nin erken seçim çağrısı yapmasının ardından 24 Haziran kararının verilmesine giden süreçte hangi başlıklar etkili oldu? Prof. Dr. Tanju Tosun ve gazeteciler Avni Özgürel ile Mahmut Övür, erken seçim kararının alınmasına ilişkin Türkiye’nin yaşadığı bölgesel gelişmelere işaret ediyor.
Posted on Haziran 20, 2018, 7:23 am
FavoriteLoadingBeğen 20 mins

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin erken seçim çağrısı üzerine yaptığı görüşme sonucunda, Türkiye’nin 24 Haziran’da seçime gideceğini açıkladı. Böylece Kasım 2019’da yapılması öngörülen Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimleri aynı anda, 24 Haziran’da yapılacak. Bahçeli, erken seçim çağrısında bulunduğu konuşmasında, “İç ve dış tehditlerin ağırlaştığı zaman diliminde, Türkiye yeni hükumet sistemine çok seri şekilde geçmeli, taşlar yerine oturmalı, sığ tartışmalar bıçak gibi kesilmelidir.

Bize göre başka çare kalmamıştır” ifadelerini kullandı. Aynı şekilde AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da erken seçim kararına ilişkin yaptığı açıklamada, “Gerek Suriye’de yürüttüğümüz sınır ötesi operasyonlar, gerek Suriye ve Irak merkezli olarak bölgemizde yaşanan tarihi önemdeki hadiseler, Türkiye’nin bir an önce belirsizlikleri aşmasını zorunlu hale getirmiştir.

Ülkemizin geleceğine yönelik kararların daha güçlü şekilde alınabilmesi ve uygulanabilmesi için yeni yönetim sistemine geçiş giderek aciliyet kaybetmeye başlamıştır” sözlerini sarf etti.

Bahçeli’nin ‘iç ve dış tehditler’, Erdoğan’ın da bölgesel gelişmelere vurgu yapması, erken seçim kararının alınmasına giden süreçteki nedenlere açıklama getirse de Türkiye’nin neden erken seçime gittiğini, erken seçim kararının alınmasının altında yatan nedenleri akademisyenlere ve gazetecilere sorduk.

PROF. DR. TANJU TOSUN
Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi
Türkiye ekonomisi seçimden çıkacak güçlü bir yürütme ile daha iyi yönetilecek.

Dış dinamikler temel etken

Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tanju Tosun, Türkiye’nin erken seçime gitmesinin ardında iç ve dış dinamiklerin etkili olduğunu düşünen isimlerden. Tosun, “Dış dinamikler olarak Ortadoğu bölgesinde yaşanan gelişmeler, Türk dış politikasında daha proaktif, hızlı ve bir o kadar da doğru karar alınmasını gerektiriyor.

Mevcut parlamenter sistem içinde karar alma süreçlerinde, yasama ve yürütme arasında eşgüdüm olsa da yeni sistemle bu süreçlerin daha etkin işletileceği düşünülmektedir” diyor. Tosun, başta ABD olmak üzere Fransa, İngiltere gibi küresel aktörlerin karşısına daha etkin, tek başlı bir yürütme ile çıkılmak istendiğine dikkat çekiyor ve “Ortadoğu’da oyun kurucu bir aktör olmanın yeni sistemle başarılacağına ilişkin inanç, bu sisteme bir an önce geçme dolayısıyla da erken seçime gitme gibi bir düşünce uyandırmış olabilir. Diğer yandan, AB ile olan ilişkilerde kurumsal muhatap anlamında tek başlı bir yürütmenin, bu ilişkilerde Türkiye’nin taleplerinin daha fazla dikkate alınmasına katkı sağlayacağı gibi bir beklentinin de etkisi olabilir” ifadelerini kullanıyor.

Erken seçime gidilmesinde iç dinamiklerin etkisini de anlatan Tosun şunları söylüyor: “Türkiye ekonomisinin seçimden çıkacak güçlü bir yürütme ile daha iyi yönetilebileceği şeklinde bir kanaatin de bu kararın alınmasında etkili olduğu belirgin. Ayrıca, ulusal ve uluslararası ekonomik aktörlere seçim sonrası istikrar ve güven mesajı da verilmek istenmektedir diye düşünüyorum. İç politik dinamik olarak, seçim tarihinin bu ölçüde erkene alınması, özellikle muhalefetin Cumhurbaşkanı aday ya da adaylarının belli olmaması, Cumhur İttifakı’nın tartışmasız lehine olan bir durum olmasıyla da ilgilidir.

Siyasi partiler özelinde bakıldığında ise MHP’nin AK Parti ile Cumhur İttifakı’nda yer alması ve ittifak imkânının bu partiyi parlamentoya sokacak olması, MHP açısından olumlu olsa bile, bu partinin oy tabanından İYİ Parti’ye yönelmekte olan seçmen desteği, MHP’nin rakibi hazırlıklı olmadan, hatta seçime katılamadan seçimin yapılması gibi bir stratejiye yönelmesinde etkili olmuş olabilir. Son tahlilde, erken seçim kararı kamuoyunda ilk bakışta sürpriz olsa da Türkiye demokrasisinde seçimler, sistemin meşruiyetini tesis etme anlamında yegâne araç olduğu için, erken seçim kararına tüm taraflar kısa sürede adapte olmuştur.”

Diğer erken seçimlerden farklı

Türkiye’nin siyasi partiler tarihinde alınmış erken seçim kararları olduğunu hatırlatan Tosun, “Türkiye siyasal sisteminde gerek 1980 öncesi, gerekse 80’lerden 2000’li yıllara kadar alınmış çeşitli erken seçim kararları vardır. Erken seçimler, doğası gereği parlamento çoğunluğunu kontrol eden partilerin sandıktaki seçmen desteğinden şüphe duymadıkları takdirde tercih ettikleri bir stratejik demokratik saymaca atağıdır. Bu yönüyle erken seçim kararları alınmasında ağırlıklı olarak iktidar partilerinin belirleyiciliği söz konusudur. Türkiye’deki erken seçim kararları genelde siyasal, ekonomik istikrarsızlık, belirsizliklerin yoğun olduğu konjonktürlerde alınırken; bu kez ekonomik, siyasal istikrarsızlığın çok keskin olmadığı bir konjonktürde alınması ve iktidar partisine yönelik seçmen desteğinin yüksek olduğu bir döneme denk gelmesi özelliğiyle diğerlerinden ayrılmaktadır” diyor.

Erken seçim kararının muhalefet açısından sürpriz bir gelişme olduğuna dikkati çeken Tosun, “Muhalefet için erken seçimin sürpriz olduğu ve seçim beklentisi içinde olmadıkları bir dönemde bu kararın alınması nedeniyle de bu sürprizin pekiştiğine şüphe yok. Muhalefetin bu denli erken bir seçim kararı nedeniyle, seçime yönelik stratejilerini belirleme konusunda hareket alanları sınırlanmış, süratle karar alma çabasına girmişlerdir. Fakat süratli karar alma arayışları doğaldır ki strateji konusunda hata yapma risklerini de artırmaktadır” değerlendirmesinde bulunuyor. Türkiye’nin erken seçime giden süreçte nasıl bir siyasal atmosfer yaşayacağına ilişkin de konuşan Tosun şöyle devam ediyor. “Türkiye siyasetinin son yıllardaki en karakteristik özelliklerinden biri; siyasal sürecin şiddetli siyasal kutuplaşmanın varlığında işlemesidir. Tarafların söylemleri, kutuplaşma yerine uzlaşı inşa etmeye odaklı olmadığı için, özellikle siyasal elitler aracılığıyla topluma aktarılan mesajlar, toplumsal temelde de bu kutuplaşmanın artmasına yol açıyor.

Maalesef bu kutuplaşmanın seçim sürecinde siyasal atmosferi etkilemesi hatta yönlendirmesi kaçınılmaz gibi. Oysa demokrasilerde siyasal rekabet iktidarı elde etmek için bir araç olmakla birlikte, kutuplaşmaya hizmet edecek bir rekabet, siyasal atmosferin daha da gerginleşmesine yol açabilir. Bu sürecin kutuplaşması nedeniyle, siyasal rekabetin gerçek sorunlar üzerinden değil de siyasal değerler üzerinden tartışılmasına neden olabilir. Oysa Türkiye’de demokrasinin pekişmesi, ekonomik istikrarın sağlanması, değer temelli siyasi rekabet yerine, sorun boyutlu, ekonomik, politik önermelere dayalı bir müzakeredir Bunun yolu ve yöntemi de seçim sürecinde aklıselimle hareket etmektir.”

AVNİ ÖZGÜREL
Gazeteci-Yazar
Bu seçim 2019’a ertelenen modeli bir yıl önce yürürlüğe sokma imkânı vermesi bakımından önemlidir.

Yeni sistemin uygulanması gerek

YeniBirlik Gazetesi Yazarı Avni Özgürel de Türkiye’nin anayasa referandumu ile 1923’ten bugüne yasal zemin olarak benimsediği sistem yerine başkanlık temelinde yeni bir sisteme geçme kararını verdiğini hatırlatıyor. Özgürel, “Daha önce uygulanan sistemin parlamenter demokrasi olarak nitelenmesi yanıltıcıdır.

Türkiye öteden beri lidere dayalı, demokratik genel seçim dışında parlamenter sistemin hiçbir özelliğini yansıtmayan bir anlayışla yönetilmekteydi. Zira parlamentonun, yürütmenin kontrolünde olduğu bir idare anlayışı uygulanmaktaydı.

Yani yasama-yargı-yürütme olarak özetlenen kuvvetler ayrılığı prensibi Türkiye’de hiçbir dönemde uygulanmadı. İlk kez, son anayasa referandumuyla adına Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi dediğimiz, bütün dünyada uygulanan başkanlık sistemine geçiyoruz.

Bu seçim, söz konusu anayasa referandumu yapılırken geçiş dönemi olarak kabul edilen ve uygulaması 2019’a ertelenen modeli bir yıl önce yürürlüğe sokma imkânı vermesi bakımından önemlidir” diyor. Erken seçim sürecini muhalefet cephesi açısından da değerlendiren Özgürel, “24 Haziran seçimi muhalefet partilerine gerçek manada ve güçlü bir şekilde iktidar alternatifi olma şansı veren bir dizi yasal düzenlemenin arkasından yapılmakta. Ancak ne yazık ki seçime katılan muhalefet partilerinin sistemin bu özelliğini tam kavradıkları söylenemez. Uyum yasaları sonucu partileri ittifaka gitmeye ve bloklar halinde seçmenin karşısına çıkmaya zorlayan düzenlemeler, uzun tartışmalar sonucu hatta ana muhalefet partisi CHP’nin seçim vaadi olarak ‘Eski düzeni getireceğiz’ söylemiyle kerhen benimsenebildi.

Sonuç olarak sistemin bütün taşlarının yerine oturması, kanımca bir sonraki seçim döneminde, uygulama sonunda olası aksaklıkların düzeltilmesiyle sağlanacak” ifadelerini kullanıyor.

MAHMUT ÖVÜR
Gazeteci-Yazar
Ekonomide bir an önce güçlü bir yönetimle ayakta durmak gerekiyor. Bu seçim kader seçimidir.

Dış gelişmelere karşı ayakta durmak gerek

Gazeteci-yazar Mahmut Övür de Türkiye’nin erken seçim kararı almasında dış faktörlerin etkili olduğunu söylüyor. Övür, “Bunun siyasi nedenleri vardır elbette ama ben daha çok dış faktörlere bağlıyorum. Yani dıştaki gelişmeler seçimin erkene alınmasını gerekli kılıyor. Aslında 17 Nisan’dan itibaren hem AK Parti hem MHP’nin bütün çalışmaları, seçimin erken olacağına işaretti.

Ama dediğim gibi, sadece bunlar değil; dış faktörler bunda çok etkilidir. Ekonomiyle ilgili gelişmeler de çok etkili. Çünkü dünya petrol fiyatlarında yükselme bekleniyor, ekonomide bir an önce güçlü bir yönetimle ayakta durmak gerekiyor. Bunlar da etkili oldu diye düşünüyorum” diyor.

Bu seçimin diğer seçimlerden farkını anlatan Övür, “Türkiye 2007’den beri sürekli krizlerle seçim üzerinden ciddi sıkıntılar yaşadı. Her seçim önemliydi ama bu hakikaten kader seçimidir. Çünkü Türkiye milli yolculuğa çıkıyor. Çıktı aslında; çünkü Türkiye,

2010’lara kadar önemli hamleler yaptı. Bütün sorunlarıyla yüzleşen bir Türkiye vardı. Ekonomide önemli hamleler yaptı. Altyapısını ciddi şekilde iyileştirdi. Böyle bir Türkiye’nin ikinci bir ekonomik sıçrama yapması da gerekiyor” diye konuşuyor.

Övür, ciddi bir rekabetin geliştiği, küresel sistemin altüst olduğu bir süreçte yaşadığımıza vurgu yapıyor. Böyle bir süreçte Türkiye’nin güçlenmesi ve ayakta kalması gerektiğini belirten Övür, “Bunun için de siyasal sistemi güçlü kılacak bir yapıya ihtiyaç vardı. Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi de bunun dönüşümüdür. Eski sistem önemli oranda geriletildi ama sistemin özü değişmedi. Bunu da kilitleyen, geçmişte kurulan zayıf parlamenter sistemdi.

Yani adı parlamenterdi ama kendisi parlamenter olmayan, farklı güçlerin etkisi altında kalan, yönlendirmesi kolay olan zayıf bir siyasal sistem vardı. Bu sistemin değişmesi gerekiyordu. Ya gerçek anlamda güçlü parlamenter sisteme geçilmesi lazımdı ya da Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi gibi başkanlık sistemine geçmemiz gerekiyordu” diyor.

Daha üretken bir Türkiye olacak

Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ne geçilmesiyle daha verimli bir Türkiye olacağını söyleyen Övür, “Daha üretken, daha demokrasisini derinleştiren, ekonomisini güçlendiren Türkiye’ye doğru gidecek. O yüzden son beş-altı yıldaki hesaplamalar, içeriden ve dışarıdan kuşatmalar o kadar çok denendi ki, en büyük olaylardan bir tanesi de 15 Temmuz işgal ve darbe girişimiydi. Bu da Türkiye’nin kaderi ve geleceğiyle ilgilidir.

Bu yüzden bu kadar saldırıya maruz kaldık. Büyük terör örgütü Türkiye’ye saldırdı. Dışarıdan algı operasyonları sürdürüldü. Bütün bunları atlatan bir Türkiye şimdi bunu daha kurumsal hale getirecektir. O yüzden bu seçime halk karar verecek” ifadelerini kullanıyor. 24 Haziran’da yapılacak seçimin bir kader seçimi olacağını belirten Övür, “Diğer seçimlerin de her birisi kritik ve önemliydi. Ama bunun kadar değil; çünkü artık sistem değişiyor ve daha kurumsal hale geliyor. O yüzden bu seçim çok daha önemli” diyor.

Muhalefet eski sistemin siyasi aklını taşıyor

Erken seçime giden süreci muhalefet partileri açısından değerlendiren Övür, “Son seçim kararı alındıktan sonra özellikle süreci izlediğimde şunu görüyorum, eski sistemin siyasi aklıyla Türkiye’ye bakan bir muhalefet var.

Yani siyaset yapmadan, siyasi mühendislikler üzerinden Türkiye’yi yorumlamaya çalışan, Türkiye’de pozisyon almaya çalışan bir muhalefet var. Bu, aslında Türkiye’yi sıkıntıya sokar. Bu akıl ister istemez seçim sürecini de kötü yönetti. CHP’nin sürekli kendi aktörleri dışında faktörleri devreye sokarak, oyun içinde oyun kurarak siyaset yapmaya çalışması, bu kötü yönetimin bir parçasıydı. Siyaset üretmeden, siyaset yapan bir muhalefet aklı var. Daha çok Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı engellemek üzerinden bir strateji izleniyor” ifadelerini kullanıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı engellemek üzerine siyaset üretilmesine ilişkin konuşan Övür şöyle devam ediyor: “Bunun zaten yanlış olduğu cümleyi kurmamızdan belli. Ona alternatif bir siyaset üretmek yerine, onu devre dışı bırakacak siyasi oyunlar üzerinden bu seçim sürecine girildi. Bunun da nasıl bir zafiyet yarattığını kendi seçmeni de görüyor, Türkiye toplumu da görüyor. Ama bundan vazgeçecekler mi, hayır. Devam ediyorlar. Bence çok kötü yönettiler diye düşünüyorum.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)