TÜRKİYE EKONOMİSİNDE 2018 BEKLENTİLERİ

Posted on Ocak 06, 2018, 12:58 pm
FavoriteLoadingBeğen 53 mins

NAİL OLPAK DEİK Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Başkanı

Büyüme devam edecek

2017 yılsonuna dair beklediğimiz yüzde 7 bandında bir büyüme oranı, G20 ülkeleri içinde ve dünyada en üst sıralarda yer alan bir performans anlamına geliyor. 2017 yılında gerek sektörlerimize sunulan teşvikler gerekse Kredi Garanti Fonu marifetiyle finansmana erişimin desteklenmesi, ekonomimiz için adeta can suyu oldu. Keza istihdam seferberliği, işgücümüzün elinden tutan önemli bir girişim oldu. Öte yandan 2017 yılındaki güçlü tempomuzun arkasında, küresel ticaretin olumlu etkilerini de gördüğümüzün altını çizmek gerekir. Özellikle en büyük ortağımız olan Avrupa ekonomisindeki iyileşmenin sürüyor olması, bu dönemde GSYH gelişimimize belirgin katkı veren faktörlerden biri oldu. İhracatımızın yılın ilk 11 ayında yüzde 10’u aşan bir gelişim kaydetmesi, daha dengeli bir ekonomik büyüme hikayesi yazmamıza da şüphesiz yardımcı oldu.

Türkiye ekonomisi azim ve kararlılıkla yolunda yürümeye devam ediyor.

Buna ek olarak, dış dünyayla bağlarımıza konu olan turizm sektöründe son aylarda gördüğümüz toparlanmanın da oldukça memnuniyet verici olduğunu eklemek gerekir. Son veriler, ülkemize giriş yapan ziyaretçi sayısında görülen çift haneli artışların turizm gelirlerimizdeki kayıpları telafi etmeye başladığını gösteriyor.

Son 6 yılın en büyük çeyrek büyümesine karşılık gelen 3. çeyrek büyüme oranımız da bu görünümü net bir şekilde destekliyor ve bizleri umutla 2018’e hazırlıyor. 3. çeyrek büyümesiyle dünyanın tüm ekonomilerini geride bırakan bir hıza imza atan Türkiye, bu dönemde büyük ölçüde iç talebin destek olduğu bir hikâye yazdı. Yüzde 11,1’lik büyümenin 10,8 puanlık bölümü iç talepten gelirken, bu kapsamda gerek tüketimin gerekse yatırımların güçlü desteğini aldık. İhracatın da güçlü katkısını vermeyi sürdürdüğü 3. çeyreği sektörel olarak incelediğimizde de, büyümenin ekonomi geneline yayıldığı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Nitekim bu dönemde ekonomimiz, hizmetler başta olmak üzere, sanayi ve ayrıca inşaat sektörlerinden güç buldu. Sonuç olarak veriler gösteriyor ki, Türkiye ekonomisi azim ve kararlılıkla yolunda yürümeye devam ediyor. Büyümenin sürdürülebilir olması için, yatırımların kritik önemini her zaman vurguluyoruz. Önümüzdeki yıl küresel ekonomi ve ticaretteki toparlanmanın süreceğine dair beklentiler de, bu pozitif öngörümüzü destekliyor.

2017’NİN KARESİ: BM Genel Kurulu’nun Kudüs oylaması.

Ayrıca ekonomimizin yüksek gelirli statüye ulaşma yolunda en büyük ihtiyacı olan yapısal reformlarla birlikte, özellikle orta gelir tuzağını aşma amacına yönelik olarak, bir yandan eğitim reformlarının bir yandan da AR-GE proje ve desteklerinin, 2018 ve ötesindeki tabloyla ivme kazanacağını ümit ediyoruz. Yatırım harcamalarının 2017 yılında artış eğiliminde olması, geniş kapsamlı reformların 2018 yılının ilk çeyreğinde hayata geçirilecek olması, iş dünyasında aktif yatırım hedefleyen her firmamızın 2018 yılına güvenle adım atmasını sağlayacak, doğrudan yabancı yatırımların artmasını sağlayacaktır. DEİK olarak, dış dünya ile olan ilişkilerimizin önümüzdeki yıllardaki ekonomik gelişim serüvenimize daha güçlü bağlarla katkı vermesi gerektiğine inanıyor ve bu yöndeki ticaret ve yatırımı destekleyici çabalarımızı sürdürüyoruz. Bu çerçevede, en büyük ortağımız olan AB ile ekonomik ilişkilerimize Gümrük Birliği’nin genişletilmesi doğrultusunda taze bir çaba ve nefes gelmesini umarken, dünyanın dört bir yanındaki fırsatları da değerlendirerek yeni kazan-kazan hikâyeleri yazılmasına öncülük etmeyi hedefliyoruz.

 

DR. ALTAY ATLI
Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikaları Merkezi Araştırma Uzmanı
Güven ortamı güçlendikçe, doğrudan yabancı yatırım da yeniden artmaya başlayacak, yerel girişimciler de yatırım planlarını hayata geçirebilecek.

İstikrar ortamı güçlenecek

Son iki yıldır terör olayları ve başarısız darbe girişimi, Türkiye ekonomisini olumsuz yönde etkiledi. Turizm başta olmak üzere birçok sektör ülke içindeki olaylar nedeniyle kayıplara uğrarken, ülke ekonomisine katma değer, üretim gücü ve istihdam sağlayacak doğrudan yabancı yatırım da yavaşladı. 2018, bu sorunların azalacağı, istikrar ortamının güçleneceği bir yıl olacak. Turizmde halihazırda bir canlanma var, ancak esas olarak 2018 yazında turizm gelirlerinin eski seviyesine ulaştığını göreceğiz. Güven ortamı güçlendikçe, doğrudan yabancı yatırım da yeniden artmaya başlayacak, yerel girişimciler de yatırım planlarını hayata geçirebilecekler. 2018 yılında Türkiye ekonomisi için iki soru büyük önem taşıyacak: Birincisi, ihracata nasıl yeniden bir ivme kazandırabiliriz? İkinci soru ise, dijital ekonomi, Endüstri 4.0 gibi küresel ekonominin ulaştığı yeni boyutlarda kendimizi nasıl konumlandırabiliriz? İhracat açısından iki önemli konu var. Birincisi, siyasi gelişmelere de bağlı olarak, Avrupa Birliği ile yapmış olduğumuz gümrük birliğinin güncellenmesi. Avrupa halen ihracatımızda önemli bir yer tutuyor ve günün şartlarını daha iyi yansıtan bir gümrük birliği anlaşması bu ticareti olumlu etkileyecektir. İkinci konu ise pazar çeşitlendirmesi. Yeni pazarlara açılımlar, Avrupa dışı pazarlarda Türk ihracatçısının payını artıracak girişimler ve bu çerçevede özellikle de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yapılacak çalışmalar önem kazanacak. Diğer yandan Türkiye’nin karşı karşıya olduğu önemli bir konu da teknolojik atılımı gerçekleştirmek. Dünyadaki gelişmeleri de takip ederek ve teknoloji alanında ileri ülkelerle stratejik işbirlikleri oluşturarak Türkiye, değişen küresel ekonomi haritasında yerini almak durumunda. 2018, Suriye’de savaş sonrasının daha çok tartışılacağı, yeniden inşa ve imar konularının gündeme geleceği bir yıl olacak. Son olarak 2018 yılında Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik işbirliğinin somut ürünlerini görmeye başlayacağımızı, Kuşak ve Yol Projesi kapsamında ortak yatırım ve altyapı projelerinin ilk meyvelerini vermeye başlayacağını düşünüyorum.

2017’NİN KARESİ: Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un dünyayı ayağa kaldıran uzun menzilli füze denemesi.

2018 küresel ekonomide büyümenin güç kazanacağı bir yıl olabilir. Ancak bu konuda iki büyük soru işareti var. Birincisi, ABD’nin tutumu ile ilgili. ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Önce Amerika’ politikası, bu ülkenin küresel ekonomideki hegemon durumundan, daha doğrusu bu durumun getirdiği sorumluluklardan uzaklaşmasını içeriyor. Bu durum da bir hegemonun sağlayacağı istikrara ihtiyaç duyan, izolasyon değil karşılıklı bağımlılıkla tanımlanan küresel ekonomi açısından belirsizlikler yaratıyor. İkinci konu ise Çin ile ilgili. Çin ekonomisi önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor; bugüne kadar yüksek büyüme oranları sağlayan düşük maliyetli üretim, ihracat, altyapı ve ağır sanayiye yüksek oranlarda yatırıma dayalı bir modelden, yüksek katma değerli üretim, ihracatın yanı sıra iç tüketim ve yatırımda nicelikten önce niteliğe dayanan bir modele geçiş için çaba gösteriyor. Bu dönüşüm için ise bir dizi yapısal reformun etkili bir şekilde hayata geçirilmesi lazım. 2018, ikinci beş yıllık görev süresi yeni başlayan devlet başkanı Xi Jinping açısından reformlar yönünde somut adımların atılmasını gerektiren bir yıl olacak. Bu adımların atılması ya da atılmaması sadece Çin’i değil, tüm küresel ekonomiyi ilgilendirecek.

 

PROF. DR. GÖKSEL AŞAN
İstinye Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı Turizmde terör olayları şimdiki gibi kontrol altında olursa bir önceki yılın oldukça üstünde bir performans olacak.

2018, Turizmde telafi yılı olacak

Büyüme hedefi Orta Vadeli Programda yüzde 5,5 olarak öngörüldü. Başlangıçta bu oranı yüksek bulanlar özellikle son çeyrekte gelen yüksek büyüme rakamı ve yılı yüzde 7’nin üzerinde bir büyüme ile tamamlama ihtimalinin güçlenmesi üzerine kendi beklentilerini de bu düzeylere çektiler. Tabii ki her an sürprizlerle karşılaşabileceğimiz bir coğrafyada yaşıyoruz. Lakin büyük bir olay olmaz ise ben 2018 yılında büyümenin yüzde 6’nın üzerinde olabileceğini düşünüyorum. 2018 de en yüksek destek ihracattan gelecek. Bir yandan Avrupa ülkelerinde görülen nispi iyileşme, bir yandan portföye eklenecek yeni pazarlar ve kurun geldiği rekabetçi seviye ihracatta ciddi bir artışa yol açacak. 2018 ihracat için bir rekor yılı olabilir. Bu da büyüme oranına ciddi bir katkı sağlayacaktır.
Dalgalı kur rejiminde dövize dair tahmin vermeyi doğru bulmuyorum. Açıkçası anlamlı olduğunu da düşünmüyorum. Ancak kuru etkileyebilecek bazı büyüklükleri dikkate alıp yönüne dair bir tahmin yapmak elbette mümkün olabilir. Aslında ilkini söylemiş olduk. Dış talebin yükseleceği ve bunun ihracatı da arttıracağı açık. Turizmde (terör olayları şimdiki gibi kontrol altında olursa) bir önceki yılın oldukça üstünde bir performans olacak. Şayet özellikle enerji fiyatlarında beklenmeyen bir artış olmaz ise bu hareketler kurun yönünü aşağıya çevirecektir. Tabii ki risk finansal hareketler tarafındadır.
Türkiye’nin özel sektör dış borcunun çevirmesi için ihtiyacı olan yeni borçlanmada bir sıkıntı oluşursa tabii ki kurun yönü değişebilir. Ancak şu anda böyle bir sıkıntı ihtimalinin yüksek olmadığını söyleyebilirim. Enflasyon 2018’de de maalesef bir miktar yüksek seyredecek. Zaten Orta Vadeli Program da yüzde 9,5’lik bir oranı öngörüyor. Yılın ilk aylarında aşağı yönlü bir hareket göreceğiz. Şöyle ki; şu anda var olan yüksek enflasyonun ana sebebi maliyet artışları idi. Bunun etkisi azalarak bir süre daha devam edecek. Bununla birlikte yılın ilk aylarında baz etkisi oranı aşağı çekecek.

2017’NİN KARESİ: İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak ilan etmesi.

Ancak sonrasında yatay bir seyir ile gideceğini tahmin ediyorum. 2018 yılını tek hane ile tamamlamak başarı olacaktır. Yüksek ihtimalle bu başarılacak ancak %10’a yakın bir oran.Turizmde maalesef olması gerekenin oldukça altında bir performansımız var. Geçtiğimiz üç yıl oldukça sorunlu bir tablo vardı. Rusya’nın seyahatleri durdurması ve beraberinde terör hadiseleri sektöre büyük darbe vurdu. Devamında 15 Temmuz işgal girişimi çok sayıda rezervasyonun iptaline yol açtı. Özellikle sahil kentlerimiz oldukça olumsuz etkilendi. Bunlara tabii ki Avrupa ekonomilerinin durumunu da eklemek gerekir. Coğrafyamızda devam eden savaş ve bazı ülkelerle yaşanılan gerginlikler 2017 yılında da beklenen iyileşmeyi engelledi. Bu dönemde Ortadoğu’da gelen turistlerin kayıpları telafi anlamında pozitif bir katkıları olduğunu da belirtmek gerekir. Önümüzdeki yıl için gelen ilk sinyaller 2018’in bir telafi yılı olabileceğini gösteriyor. Ön rezervasyonlar özellikle Avrupa’dan gelecek turist sayısında bir artışı gösteriyor. Turizm oldukça kırılgan bir alan olduğu için tahmin yapmak güç. Ancak fevkalade bir durum olmaz ise turizm gelirlerinde önemli bir artış göreceğiz.

 

 

DR. YAŞAR ERDİNÇ
Ekonomist
Avrupa ekonomilerindeki büyüme ihracatçı sektörlerimize destek vermeye devam edecek. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası sıkı para politikası duruşunu devam ettirecek.

Bütçe açığı büyümeyecek

2017 yılından farklı olarak 2018 yılına umutlu ve coşkulu giriyoruz. Beklentiler genel olarak 2017 başına göre çok daha iyi durumda. Fakat, son 2-3 aydır, Dolar/TL kurunun 3.40’lardan yeniden 3.80-3.90 arasına oturması bir miktar tedirginlik yaratsa da ihracat ayağında güçlü bir büyüme var. Ekonomik büyüme rakamlarımız göz kamaştırsa da, TÜİK’in yöntem değişikliği sonrasında eski seriyi yayınlamaması, bu rakamlara olan güven konusunda soru işaretleri yaratıyor ve birçok ekonomist bu konuya da vurgu yaptı. Ayrıca unutmayalım ki, 2016 yılı 3. çeyrek büyümesi çok düşüktü ve bu durum baz etkisi yaratarak 2017, 3. çeyrek büyümenin beklentilerin çok üzerinde gelmesini sağladı. 2018’e girerken elimizdeki verilere ve olası etkilerine bakalım. ABD Merkez Bankası FED 13 Aralık 2017’de yaptığı toplantıda 2018 için üç defa faiz artırımı beklediğini gösteren üye anketini yayınladı ve faiz artırımı konusunda güvercin mesajları geldi. Bu durum kurlar üzerindeki baskıyı azaltmış görünüyor. 2018 yılı için yeniden değerleme artışı yüzde 14.5 civarında olacak ve bunun anlamı, birçok kamu hizmeti en az yüzde 14.5 zamlanacak (MTV’de yüzde 25, diğer pasaport, araç muayene vs. gibi işlerde yüzde 14.5 zam gelecek). Kurumlar vergisi yüzde 20’den yüzde 22’ye çıkıyor. Bu durum firmalar üzerinde maliyet baskısı yaratacak. Özel sektör, artan vergiler nedeniyle ücretlerde enflasyon oranında bir artış yapmaktan uzak görünüyorlar. Bu durum enflasyon nedeniyle vatandaşın satın alma gücünü düşürecek önemli bir etken olabilir. 2016 yılının 1. çeyreğinde 120 olan reel ücret endeksi, 2017- 3. çeyrekte 110.6 seviyesine kadar gerilemiş durumda. 2017’deki yüksek büyüme oranları, 2018’de baz etkisi yaratarak büyümenin göreceli olarak daha düşük olmasına neden olacaktır. Kamu kesimi 2017’de daha önceki programa göre 45 milyar TL borçlanma yapması gerekirken, bütçe açığındaki artışla beraber 70 milyar TL’nin üzerinde borçlanma yaptı.

2017’NİN KARESİ: Reina katliamını gerçekleştiren teröristin yakalanma anı.

Ekonomide bu konuya ‘kovma etkisi’ adı veriliyor. Yani kamunun piyasalardan çok daha fazla finansman sağlaması, özel sektöre gidebilecek ve yatırıma dönebilecek kaynakların azalmasına yol açarak yatırımlar üzerinde negatif etki yapar. Varsayımlarım şöyle: ABD’de 2018’de 2 veya 3 faiz artışı olacak. FED aylık 20 milyar dolar değerinde tahvil ve bono satarak emisyon hacmini daraltacak. Eğer bu rakam 30-40 milyar dolara çıkacak olursa, dolarda hızlı yükseliş görürüz. Bu rakamı artıracak unsur ise ABD’deki büyümenin ve enflasyonun hızlanması olur. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası sıkı para politikası duruşunu devam ettirecek. Kurlarda aşırı yukarı hareketler olması durumunda ve enflasyon gerileme göstermezse, reel faizleri artı bölgede tutmak üzere, politika faizini (GLP faizi) artıracak. KGF desteği 2018’de de devam edecek. Avrupa ekonomilerindeki büyüme devam ederek ihracatçı sektörlerimize destek vermeye devam edecek. Bütçe açığı daha fazla büyümeyecek ve orta vadeli program hedefleri içinde kalacak. 2018’de büyüme yüzde 4-5 arasında gerçekleşir. Enflasyon yüzde 9-10 arası gerçekleşir. Cari açık 46-50 milyar dolar arasına çıkar (GSYH’nın yüzde 5.5’u düzeyinde olur). İhracat 165 milyar dolar 220 milyar dolar olur. Bütçe açığı GSYIH’nın yüzde 2’si civarında olur. İşsizlik oranı yüzde 10.8 civarında gerçekleşir. Dolar/ TL’nin 2018 ortalama değeri 4.01 TL civarında, yıl sonu değeri ise 4.204.25 arasında oluşabilir.

 

ABDURRAHMAN KAAN
MÜSİAD Genel Başkanı
Çift haneli büyüme oranı önümüzdeki döneme yönelik motive edici bir gelişme olarak ehemmiyet arz ediyor.

Ekonomide iyimser bir yıl olacak

Bilindiği gibi 2017 yılı Türkiye ekonomisi için güçlü büyüme oranlarının gerçekleştiği bir dönem oldu. İlk iki çeyrekte yüzde 5,3 ve yüzde 5,4 olarak gerçekleşen büyüme, 3. çeyrekte ivmesini daha da artırdı ve yüzde 11,1 ile son 6 yılın en iyi büyüme oranı gerçekleşmiş oldu. Bu oran Türkiye’nin G20 ülkeleri arasında yılın 3. çeyreğinde en çok büyüyen ülke olduğunu gösteriyor. Çift haneli bu büyüme oranı, ekonominin bütün aktörleri adına, önümüzdeki döneme yönelik motive edici bir gelişme olarak da ilave bir ehemmiyet arz ediyor.
Bu dönemde ağırlıklı olarak iç taleple büyüsek de, aynı zamanda dış talep de cüz’i de olsa büyümeye pozitif katkı vermiş ve yatırımlardaki artış da ivme kazandı. İç talepteki artış oranı yüzde 11,7 olarak gerçekleşerek önceki çeyrekteki artışın neredeyse 4 katına çıkmış, dış ticaret rakamlarında son dönemde görülen canlanmayla birlikte mal ve hizmet ihracatındaki artış oranı da yüzde 17,2 oldu.
Yüzde 11,1’lik büyüme oranının 7,0 puanı hane halkı tüketiminden, 0,3 puanı devlet tüketiminden kaynaklandı. Yatırımların katkısı 3,6 puanla oldukça olumluyken, net dış talebin katkısı 0,3 puanda kaldı.
Bu tablo yılın üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisinde lokomotifin iç talep olduğuna işaret ediyor. Bu bağlamda 0,3 puanla büyümeye cüzi bir destek veren net dış talebin önümüzdeki dönemde katkısının artırılabilmesi için ihracat performansımızı da muhakkak artırmalıyız.
Yatırımlardaki artışın yalnızca inşaat sektörü yatırımlarından kaynaklanmaması, sanayi sektörü adına büyük önem arz eden makine ve teçhizat yatırımlarının da yüzde 34,0 oranında artış kaydetmesi;

2017’NİN KARESİ: 2017’de yılın en akılda kalan karesi Fevzi El-Junidi’nin gözaltına alınışı.

Türkiye ekonomisi adına bir diğer sevindirici bir gelişme oldu.
Yatırımlardaki artışın sürmesi, reel sektörün ekonomiye olan güveninin sürdüğüne işaret etmesi bakımından da oldukça önemli bir gelişme oldu.
Ekonomi yönetimi tarafından alınan ek tedbir ve teşviklerle üçüncü çeyrekte 4 ana faaliyet kolunda da genişleme gözlendi. Kredi Garanti Fonu (KGF) ile ekonomiye enjekte edilen ek kaynakların, vergi indirimlerinin ve ihracattaki canlanmanın büyümeyi harekete geçirdiği görülüyor.
2018 yılında da hizmetler, sanayi, tarım ve inşaat sektörünün canlılığını sürdürmesini bekliyoruz. Bilhassa imalat sanayiinde gerçekleşen yüzde 15,2’lik artışla yüzde 14,8 oranında genişleyen sanayi sektörü önümüzdeki dönem için umut veriyor.
Yılın tamamı için büyüme oranının yüzde 7 civarında olacağını tahmin ediyoruz. 2018 yılı da böyle bir motivasyonla girdiğimiz ve önde gelen ekonomiler arasından pozitif olarak ayrıştığımız bir yıl olacak. Bu bağlamda 2018 yılında Türkiye ekonomisindeki gelişmelere paralel olarak reel ekonomiye yönelik iyimser beklentilerimizi koruyoruz.

 

ERGÜN ATALAY
TÜRK-İŞ Genel Başkanı
Kamu İktisadi Teşebbüslerinde çalışan 50 bin taşeron işçisinin kadroya alınmaması taşeron müjdesini gölgede bıraktı.

Kamu işçileri taşeron müjdesi bekliyor

2018 büyüme ve ihracat rakamları hakkında ne dersiniz?

Ulusal hesaplama sisteminde yapılan revizyonun da etkisiyle 2017 yılının üçüncü çeyreği itibarıyla yıllık yüzde 11,1 oranında büyüme gerçekleştirilmiştir. 2018 yılında beklenen büyüme yüzde 5,5 oranındadır.
Cari dengede sürdürülebilirlik açısından ihracat artışının devam etmesi yanı sıra ithalatın azaltılması, özellikle ihracatın ithalata olan bağımlılığının azaltılması önem taşımaktadır. 2018 yılı için öngörülen 169 milyar ABD Doları hedefine ulaşmak mümkündür ancak 237 milyar ABD Doları olarak öngörülen ithalat dikkate alınmalıdır. Başta enerji olmak üzere ithalata bağımlı sektörlerde “milli” üretimin teşvik edilmesi gerekmektedir.

2018 yılı için enflasyon beklentiniz nedir?

Enflasyon yıllardır ‘canavar’ olarak tanımlanmış ve ‘kabul edilebilir’ düzeye çekilmesi için, başta işçiler ve dar gelirliler olmak üzere toplumun ağırlıklı bir bölümü
ağır bedeller ödemek durumunda kalmıştır. Devletin resmi kurumu tarafından hesaplanan enflasyon rakamları ile çarşı-pazar fiyatları arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. TÜİK tarafından açıklanan tüketici fiyatları endeksi ücretli kesimin, emeklilerinin harcamalarını yansıtmaktan uzaktır.
Çalışanlar ağırlıklı olarak gıda, konut, ulaşım harcaması yapmaktadır ve bu harcama gruplarındaki artış oranları genel enflasyon artışının üzerinde olmaktadır.
TÜRK-İŞ Araştırması’nın 2017 Aralık ayı sonucuna göre; dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 1.608,13 TL’dir.
Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 5.238,32 TL olmuştur. Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 1.989,20 TL olarak gerçekleşmiştir. Gelir dağılımında dengeyi sağlayacak politikaların ülkede uygulanması gerekmektedir.

Dış ticaret rakamlarına dair beklentileriniz?

Türkiye yıllardır dış ticarette açık vermektedir. Üretim yapısında gittikçe artan bir şekilde ithal girdilere olan bağımlılık devam etmektedir. Büyümenin gerilediği dönemlerde ithalat ve ihracatta da yavaşlama görülmektedir. Uygulanan ekonomik politikalarla üretim yerine ithalat patlaması yaşanmıştır.
Özellikle tüketim malları ithalatı dikkati çekmektedir ve bunun gerisindeki nedenlerin iyi irdelenmesi gerekmektedir. Türkiye, ithal ikame sanayileşme sürecini tamamlamadan dışa açılmanın
faturasını ödemekte ve cari açığın yaratabileceği olası bir krizi her an yaşamak durumunda kalmaktadır. Türkiye, günümüzde ithalat cenneti haline getirilmiştir. Ülkemize çeşitli mallar ithal edilmekte ve ithalat talebi giderek artmaktadır.
Bu kapsamda Türkiye, canlı hayvan, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, yumurta, hububat, meyve ve sebze, kahve ve çay, içki ve tütün, kürk, giyim eşyası, mobilya, ayakkabı, binek arabaları vs. ürünler gibi geçmişte kendi tüketimini yerli üretimle karşılayabildiği malları ithal etmeye devam etmektedir.

Asgari ücret hakkındaki görüşünüz nedir?

Asgari ücret, çalışanların düşük ücretlere karşı korunmasını ve emek sömürüsünü önlemeye yönelik önemli ve etkin bir sosyal politika aracıdır. İnsan temel hak ve özgürlüklerinin tanımlandığı tüm uluslararası sözleşmelerde, herkesin kendisi ve ailesi için ‘insan onuruna yaraşır’ adil ve elverişli bir ücret hakkı olduğu kabul edilmektedir.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun verdiği görev doğrultusunda TÜİK bir çalışanın geçim şartlarını hesaplamıştır. Bu hesaplamada aile unsuru yoktur. Devletin resmi kurumunun Komisyona sunduğu hesaplamaya göre; 2017 Kasım ayı itibariyle ağır bir işte çalışan bekâr bir işçinin aylık harcama tutarı net 1.893,90 TL’dir.
TÜRK-İŞ, TÜİK tarafından belirlenen net tutarın temel alınmasını talep etmiştir. Yönetmeliğe göre, asgari ücret pazarlık ücreti değildir. Bilimsel, objektif yöntemler ve güvenilir verilerle tespit edilen taban ücrettir. Ancak TÜRK-İŞ’in bu talebi, Komisyonda görev yapan işveren-devlet kesimi temsilcileri tarafından dikkate alınmamıştır. Asgari ücret pazarlık konusu yapılmış ve düşük belirlenerek, oy çokluğuyla kabul ve ilan edilmiştir.
Bu yaklaşım gelir eşitsizliğini ve adaletsizliği daha da büyütmektedir. Kararlaştırılan asgari ücret, ülkede uygulanmakta olan ekonomik ve sosyal politikaların bir yansımasıdır. Devlet sosyal koruma görevini iktisaden zayıf olan işçiden yana kullanmamıştır.

Taşeron uygulaması hakkındaki görüşleriniz nedir?

Taşeron işçilik konusu ülkemiz çalışma hayatının kanayan bir yarasıdır. Yıllardır bu konu hakkında Konfederasyon olarak ülkeyi yönetenlere gerekli uyarıları yaptık. 15 Şubat 2014 tarihinde Ankara Sıhhiye Meydanında “Kölelik düzenine son: taşeronlaşmaya, örgütsüzlüğe, kuralsız çalışmaya hayır” mitingi düzenledik. On binlerce işçi burada kuralsız çalışmaya hayır dedik ve taşeron sisteminin çalışma hayatına verdiği zararı dile getirmeye çalıştık.
24 Kasım 2014 tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğü’nün önünde Karayolu İşçilerinin kadro hakkı için geniş katılımlı bir eylem gerçekleştirdik. Karayolları işçileri için açılan davaların ve düzenlenen eylemlerin 30 milyon liraya yakın bir maliyeti oldu. Katıldığımız her toplantıda, ulusal medyada çıktığımız her programda taşeron işçilerinin taleplerini dile getirmeye çalıştık.
Nihayet 5 Aralık 2017 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan taşeron işçilerin kadroya alınacağı müjdesini kamuoyu ile paylaştı. Yıllardır süregelen bu sorunun çözümü için çok önemli bir adım atıldı. Ancak bu güzel gelişme Kamu İktisadi Teşebbüslerinde çalışan 50 bin taşeron işçisinin kadroya alınmaması sebebiyle gölgede kalmıştır.
Bu kurum ve kuruluşlarda çalışan işçiler asıl işi yapan nitelikli işçilerdir. Temennimiz bu taşeron işçilerin bir an önce kadroya alınarak bu işin tamamıyla çözüme kavuşturulmasıdır.

İşçiler olarak 2018 yılından beklentileriniz nelerdir?

2018 yılında, ülkemiz çalışma hayatının en önemli sorunu olan taşeron işçilik düzenlemesine tam manasıyla bir çözüm getirilmesini istiyoruz. Kamu İktisadi Teşebbüslerinde çalışan taşeron işçilerin de kadroya alınması ilk talebimizdir. Ülkemizde yaşanan iş kazası ve meslek hastalıkları sorunu hakkında son beş yıldır önemli adımlar atılmıştır. Ancak iş kazaları hala devam etmekte ve işçiler hayatlarını kaybetmektedir. 2018 yılında bu konuda yeni gelişmelere ihtiyacımız bulunmaktadır.

2017’NİN KARESİ: Trabzon’un Maçka ilçesinde şehit olan 15 yaşındaki Eren Bülbül ve İzmir’de teröristleri etkisiz hale getirdikten sonra şehit olan trafik polisi Fethi Sekin.

 

2017’NİN KARESİ: Trabzon’un Maçka ilçesinde şehit olan 15 yaşındaki Eren Bülbül ve İzmir’de teröristleri etkisiz hale getirdikten sonra şehit olan trafik polisi Fethi Sekin.

Kayıtdışı istihdam ve işsizlik yıllardır süregelen sorunlarımız arasında yer almaktadır. Gelir dağılımını olumsuz yönde etkileyen ve yoksulluğu artıran bu sorunlarla ilgili kalıcı önlemler alınması gerekliliği 2018 yılında da devam etmektedir.
Vergiyle ilgili çalışanlar lehine düzenleme bir an önce yapılmalıdır. Ülkemizde ki vergi sistemi çok kazanandan daha fazla az kazanandan daha düşük alınmak suretiyle düzenlenmelidir. Başta işçiler olmak üzere tüm çalışanlar, 2018 yılının huzur ve refah, sosyal barış içinde geçmesi, sendikal özgürlüklerin önündeki engellerin ortadan kaldırılması beklentisi içindedir.

Ülkemiz üzerine oynanan oyunlar ‘15 Temmuz’ ile sona ermemiştir. Bir asırdır oynanan bu oyunlar halen çeşitli adlar ve biçimlerde devam etmektedir. İktidarı ve muhalefeti, sivil toplum örgütleri, kısacası toplumun tüm kesimleri olarak, yukarıda ana başlıklar halinde kısaca değindiğimiz sorunları çözmek için Türkiye’den yana olmak durumundayız.

Etrafımızdaki gelişmeler ortada, herkes tarafından bilinmektedir. Ülkemiz sıkıntıya girerse, toplumun tüm kesimleri bunun bedelini ağır bir şekilde ödemek durumunda kalacaktır. ‘15 Temmuz’ kalkışmasında 251 şehit bu ülke için canını verdi, 2100 gazi canını ortaya koydu. Bu hiçbir zaman unutulmamalıdır.

 

PROF. DR. KEREM ALKİN
Medipol Üniversitesi Öğr. Üyesi
Yabancı ve kimi yerli ekonomistlerin atladıkları en önemli husus, Türk reel sektörünün psikolojisi.

Reel sektör 2018’e moralli giriyor

Türk ekonomisi nasıl bir yılı geride bırakıyor?

Türkiye ve dünya ekonomisi açısından, yıl başındaki beklentilere göre daha iyi geçmiş bir yılı geride bırakmaya hazırlanıyoruz. Bu olumlu gelişme, bilhassa 2017 yılında, Türkiye’nin GSYH büyümesine net ihracatın pozitif katkı yapmasını da sağladı ve bu sayede, 2016 biterken ve 2017 başlarken, 2017 yılı için Türkiye ekonomisinin yüzde 3 büyüme düzeyini yakalamasının hayli zor olduğunu ifade eden tüm uluslararası ekonomi kuruluşları ve uluslararası finans kurumları, ekim ayından bu yana yayımladıkları raporlarda, Türkiye’nin 2017 ve 2018 büyümesini yukarı doğru revize etmekteler. 2016 yılı nisan ayında, 2017 yılı büyümesine yönelik öngörüsünü yüzde 3,6’dan 3,4’e çeken IMF, 2017 yılında Türkiye ekonomisinde ‘iç piyasada talep zayıflaması ve ihracatta zorlanma’ riskine yönelik beklentiyle, Türkiye’nin 2017 büyüme öngörüsünü yüzde 3’e kadar çekmişti. Dünya Bankası ise 2017 yılı için yüzde 2,7’lik bir büyüme beklemekteydi.

Ekonomi yönetimi bu beklentilere nasıl cevap verdi?

Ekonomi yönetiminin, ihracatı artırıcı tedbirleri ve bilhassa reel sektörün finansmanında devreye alınan yeniden yapılandırılmış Kredi Garanti Fonu ile piyasalara 250 milyar TL’lik bir limitle sunulan ‘can suyu’, yılın ilk 6 ayında Türkiye ekonomisini yüzde 5,1 gibi, Çin ve Hindistan’dan sonra, 3. en yüksek büyümeyi gerçekleştiren ekonomi konumuna getirdi.
11 Aralık’ta açıklanan yüzde 11.1’lik 3. çeyrek büyüme oranı, dünya genelinde Türkiye’yi en yüksek büyümeyi gerçekleştiren ülke konumuna taşırken, Türkiye ekonomisinin tüm bir 2017 yılını yüzde 6,4 ile 7 arasında bir GSYH büyümesi ile bitirmesi bekleniyor.
Bu durum, IMF’yi geçen ekim ayında yayınladığı son raporunda, Türkiye ekonomisi için 2017 büyümesi beklentisini yüzde 5,1’e, Dünya Bankası’nı yüzde 2,7’den 5,1’e, OECD’yi de yüzde 3,4’ten 6,1’e revize etme noktasına getirdi. TCMB’nin her ay yayımlanan beklenti anketine görüşlerini gönderen Türkiye’nin 100 ekonomisti ise, 2017 için ortalama için yüzde 5,7 büyüme beklemekte.
İlginçtir, ekonomistler, yüzde 11.1’lik büyüme oranına rağmen, bir önceki ankete göre, 2017 yıl sonu büyüme tahminlerini sadece 0.2 puan iyileştirerek, yüzde 5.7’ye getirmişler. Türkiye’nin önde gelen ekonomistleri 2017 büyüme tahminlerinde 0.8 puan ile 1 puan arasında mahcup kalabilirler.

Peki 2018’e ilişkin büyüme hedefi nedir?

Ekonomi yönetiminin 2018’e dönük büyüme hedefi yüzde 5.5. Güney Kore’den sonra, uluslararası ekonomi alanında ikinci en başarılı Kredi Garanti Fonu uygulaması olan KGF imkânı, 2018 yılında da 250 milyar TL’den kalan 25 milyar liralık imkân ve 2018’de ödenecek 25 milyar liranın da yeniden kullandırılması suretiyle, 50 milyar liralık bir yeni imkânı gündeme getirecek.
Bu nedenle, KOBİ’lerin uygun koşullarda finansman imkânı bulması sağlanacak. Ayrıca, net ihracatın büyümeye katkısını desteklemek amacıyla, 2018’de Eximbank imkânları da arttırıldı. Bu sayede, ihracat amaçlı çalışan KOBİ’ler küresel rekabet açısından desteklenecekler.

Türkiye’deki iş dünyasını yabancı piyasalara göre kıyaslarsanız ne dersiniz?

Yabancı ve kimi yerli ekonomistlerin atladıkları en önemli husus, Türk reel sektörünün psikolojisi. Birincisi, Türk iş dünyası başka ülkelerin iş dünyasına benzemiyor.Dünyanın pek çok önde gelen ekonomisinde, ekonomik ve siyasi belirsizlikler arttığında, iş dünyası ‘bekle ve gör’ (wait and see) der. Türk iş dünyası ise tersine, ‘çalış ve gör’ (work and see) diyor.
Yani, ekonomik ve siyasi belirsizlikleri Türkiye üreterek, çalışarak aşıyor. Böylece, şirketler ciroları ve istihdamlarını korumuş oluyor. Piyasa dinamikleri yaşatılıyor. İkincisi ise Türkiye’nin sanayi üretimi 190 milyar dolarlık bir büyüklükle, Avrasya’nın öncüsü.
İmalat sanayisi bu kadar önemli bir ülkede, üretimin çarkları da güçlüdür. Üçüncüsü, 1994 ve 2001 yerel krizlerinden Türkiye’deki ekonomi yönetimi önemli dersler çıkardı ve Türkiye ekonomisinde risklerin arttığı görüldüğü anda, derhal makro ihtiyati tedbirler devreye alınıyor. 2017’nin başarılı uygulaması da Kredi Garanti Fonu’ydu ve 2018’de de devam edecek. 2018 yılında istihdam nasıl bir seyir izleyecek?
Türkiye’nin önemli bir büyüme başarısına imza attığı 2017 yılında, işsizlik ile ilgili sorunu devam etmekte. 2007’den bu yana, küresel finans krizine rağmen, Türkiye ekonomisinde her yıl ortalama 941 bin insanımıza iş imkânı oluştururken, 2016’daki hain darbe girişimi ve sebep olduğu ekonomik zorluklara rağmen, 584 bin kişiye ilave istihdam sağlandı. 2016 yılı sonbaharından, 2017 yılı sonbaharına kadar 2 milyon insanımıza istihdam imkânı sağlanabildi.
Buna rağmen, 2016 yılında yüzde 10,9 düzeyini gören işsizlik oranının, 2017 yılında ancak 10,8 oranında iyileşmesi; 2018 yılında hedeflenen yüzde 5.5’lik büyüme ile de işsizlik oranının yüzde 10.5 düzeyine gerilemesi öngörülmektedir. IMF ise işsizlik oranının 2017 yılını yüzde 11,2 ile bitirmesini öngörmekte, 2018 yılında ise işsizlik oranının yüzde 10,7’ye gerilemesini beklemektedir. OECD ise işsizlik oranının 2017 yılını yüzde 10,9; 2018 yılını ise yüzde 10,8 düzeyinde tamamlayacağını öngörmekte.

Peki sizce 2018 yılının en önemli ekonomik sorunu ne olacak?

Önümüzdeki yılın temel sorunu enflasyon olacak. 2017 yılında, döviz kurlarındaki aşırı oynaklık ve TL’deki değer kaybı, gerek yurtiçi piyasaya mal üreten firmaların, gerekse de ihracat amaçlı mal üreten firmaların maliyetlerindeki artışta, yani maliyet enflasyonunun hayli yüksek çıkmasında başat rol oynamış gözüküyor. Türkiye’nin ithalata bağımlılığı, her kur sıçramasında, Türkiye ekonomisinde önce maliyet, ardından firmaların bu maliyeti yansıtması ile, tüketici enflasyonu olarak dönüyor. Fiyat istikrarı açısından, işgücü, hammadde, enerji ve finansman maliyetlerinin yönetimi kritik önemde. Hammadde ve enerji maliyetleri küresel emtia fiyatları ve döviz kurlarıyla doğrudan bağlantılı. Finansman maliyetleri ise, kredi faiz oranlarıyla şekilleniyor. Petrol fiyatları 2016 yılı ocak ayından bu yana yüzde 80’in üzerinde arttı. Enerji Bakanlığı ise doğalgaz fiyatını yüzde 10 aşağı çekerek ve doğalgaz fiyatına zam yapmayarak, enerji maliyetlerini minimize etmeye çalışıyor.

2017’NİN KARESİ: İstanbul’da olağanüstü toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesi.

Dövizdeki yükseliş ve enflasyon üreticiyi nasıl etkiliyor?

TL’nin dolar ve Euro karşısındaki değer kaybı, 2 yıla yayılmış 8 puanlık bir fazladan enflasyon etkisi anlamına geliyor ve kurlar sürekli yükseldikçe bu etki eriyip yok olmuyor.
Kredi faiz oranlarının 2 yılda yüzde 65 arttığını ve 6 puanlık bir etkiyi dikkate aldığımızda, maliyet enflasyonunun göstergesi
olan yurtiçi ÜFE, 2003 yılı ekim ayından bu yana, 2008 temmuz ayından sonra, ikinci kez yüzde 18’e dayanmış durumda. Yurtiçine mal satan üreticilerin maliyetleri yüzde 18, ihracatçı firmaların maliyetleri yüzde 24 artmış durumda. 20 ve üzerinde işgücü çalıştıran işletmeler açısından bakıldığında, hammadde maliyetlerinin payı yüzde 45, enerji maliyetleri yüzde 8, finansman maliyetleri yüzde 4,5, kur artışı zararı ve faiz giderlerinin payı yüzde 7,5.

Enflasyonla nasıl mücadele ederiz?

Enflasyonla mücadelenin başarısı ithalata bağımlılığın azaltılmasından, yurtdışından borçlanmak yerine, yurtiçi tasarrufları artırmaktan ve kredi faiz oranlarının düşürülmesinden geçiyor. Üretim ve finansmanda yerli kaynakları artırmak, fiyat istikrarını da getirecek.

 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)