TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNİN GERİLİMLİ HATLARI

Türkiye ile ABD ilişkileri tarih boyunca inişli çıkışlı bir yol izledi. Dönem dönem ikili ilişkilerde yaşanan gerilim, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye politikasıyla tekrar gündemin ilk sıralarına yerleşti. Uluslararası ilişkiler ağının stratejik iki müttefik ülkesi arasında yaşanan gerilimi ateşleyen sebeplerin başında, ABD’nin bütün uyarılara rağmen Türkiye’nin Suriye sınırı boyunca, Akdeniz’e uzanan bir terör koridoru açma planı geliyor.
Posted on Mayıs 18, 2018, 12:53 pm
FavoriteLoadingBeğen 8 mins

Dünden bugüne Türkiye’nin yükümlülüklerini harfiyen yerine getirmesine karşılık, ABD’nin her seferinde verdiği sözlerin hiçbirini tutmadığı süreçte, iki ülke arasındaki ilişkilerde ipler artık kopma noktasına geldi. Üstelik ilişkileri bu noktaya getiren adımların hemen hepsi, Marshall Planı’ndan bugüne tam 70 küsur senedir yakından tanıdığı Türkiye’ye karşı ABD tarafından atıldı.

Bugün söz konusu bu adımların en başında; ABD’nin, Türkiye’nin bekasını tehdit eden terör örgütleri PKK/PYD ve FETÖ’ye verdiği destek olarak gösteriliyor. ABD kendi küresel çıkarları uğrunda hem rakip gördüğü Rusya’ya hem ‘müttefik’ kabul ettiği Türkiye’ye karşı, bölgede kurduğu terör ittifakları üzerinden savaş açarken, kullandığı diplomatik dil, yapılan yanlışların üstünü örtmeye yetmedi.

ABD’nin Suriye yalanları

ABD ve Türkiye arasında ilişkilerin gerilmesi, Washington yönetiminin Suriye’de uygulamaya koyduğu yanardöner politikayla başladı. Mevcut Başkan Donald Trump’ın seçim döneminde, “Obama tarafından kurdurulduğunu” itiraf ettiği terör örgüt DAEŞ ile mücadele bahane edilerek bir başka terör örgütü PYD/PKK ile ABD’nin kurduğu ittifak, ortaya bir ‘terör’ tiyatrosu çıkardı.

Bölgede önce kendine terörist tehdit gerekçeli bir ‘düşman’ ortaya çıkaran ABD, bir başka terör örgütüyle kol kola girerken, yaptıklarını meşru gösterme çabası içine girdi. Terör örgütü PYD/PKK unsurlarına, içinde yer aldığı SDG yani ‘Suriye Demokratik Güçleri’ adını vererek paravan bir örgütlenme oluşturan ABD’nin Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas, Temmuz 2017’de bu isim oyununu Türkiye’den çekindikleri için icat ettiklerini itiraf etti.

Türkiye, terör örgütü PYD/PKK’ya Suriye’nin kuzeyindeki sınır hattı boyunca alan açılmasına tepki gösterince ABD, örgütün Fırat’ın batısına yayılmayacağını taahhüt etti. Fakat 2016 yazında örgütün nehrin batısına ilerlemesine göz yumuldu.

Daha sonra Türkiye’ye, DAEŞ’li teröristlerden temizlenen Menbiç’ten bir süre sonra PYD/PKK’lı teröristlerin de çekileceği güvencesi veren ABD’nin bu sözü de havada kaldı. Hatta ABD bölgeye kendi askerlerini gönderdi. Bugün benzer bir durum, Türkiye’nin Afrin’de düzenlediği Zeytin Dalı Harekâtı için de geçerliliğini koruyor. Harekâtın ikinci aşamasında Menbiç’in hedef olacağı açıklanırken ABD, hâlâ bölgedeki terörist unsurların arkasında durmayı sürdürüyor.

Binlerce TIR dolusu silah yardımı

Mevcut tabloda zaten ABD’nin, Türkiye’nin Suriye sınırına teröristlerden oluşan gayri meşru bir terör ordusu kurması ilişkilerin bam teline dokunmuş durumda. Bugün YPG’nin kontörlündeki Suriye topraklarında her geçen gün artan ABD üslerinin sayısı 20’yi buldu. Nisan 2016’dan itibaren bu üslere inen kargo uçakları ve kuzey Irak’tan giren binlerce TIR dolusu silah ve mühimmat örgütün eline bırakıldı.

Hal böyleyken, süreç içinde sınırdan Türkiye’ye yapılan saldırılarda kullanılan silahların, ABD menşeli o silahlar olduğunun havadan kaydedilen görüntülerle ispatlanması da Türkiye’nin endişelerini haklı çıkardı. Bu da her ne kadar Amerikalı yetkililerin örgüte doğrudan yardım yapmadıklarını iddia etmelerine rağmen yoğun desteğin sürdüğünü ve bu desteğin kendi ulusal güvenliğini yaraladığını gören Türkiye’de, Washington’a olan güveni aşağılara çekti.

Trump da sözünde durmadı

Ocak 2017’de başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump, Obama’nın sorumlu ekibini değiştirmediği gibi, söz konusu terör örgütlerine destekleri sürdürdü. Son aşamada ABD’nin, bugün DAEŞ’in büyük ölçüde ortadan kaldırılmasının ardından PYD/PKK terör örgütünü Suriye’nin kuzeyinde kalıcı bir yapıya dönüştürme yoluna girmesi yeni bir krizi tetikledi. ABD yönetiminin, 2019 bütçesinde PYD/ PKK’nın ordulaştırılmasıyla sonuçlanacak girişimlere 550 milyon dolar ayırdığının ortaya çıkmasıyla Washington’un gerçek niyeti de ortalığa saçıldı.

FETÖ’ye ABD himayesi

Her platformda Türkiye’nin ‘stratejik ortak’ olarak nitelendirildiği süreçte ABD’nin, terör örgütü FETÖ’ye ısrarla sahip çıkması ilişkilere büyük darbe vurdu. FETÖ’nün 15 Temmuz Türkiye’yi işgal girişimine oldukça geç ve düşük dozda tepki gösteren ABD, ‘bekle ve sonuca göre davran’ duruşu sergilemişti. Türkiye, darbe tehlikesi atlatıldıktan hemen sonra ABD’den, FETÖ’nün elebaşı Fetullah Gülen’in iadesini talep etti. Ancak bu taleple ilgili gönderilen kutular dolusu yüzlerce belgeye rağmen, iki ülke arasındaki suçluların iadesine ilişkin anlaşmaya rağmen, ABD üzerine düşeni yapmadı.

Bir sonraki süreçte yani 2017’nin sonuna yaklaşırken, Türkiye-ABD ilişkilerindeki güven bunalımını perçinleyen gelişme yaşandı. Mehmet Hakan Atilla’yı, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı görevinde bulunduğu dönemde ABD ziyaretinden Türkiye’ye dönüşü sırasında tutuklayan Amerikalı yetkililer, FETÖ üzerinden Türkiye’yi hedef aldı.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)