TÜRKİYE – AB İLİŞKİLERİNDE ‘YENİ DÖNEM’

Türkiye ve Avrupa Birliği ülkeleri arasında ‘yeni dönem’ konuşuluyor. Bu yeni sürecin ilk resmi buluşması ise 26 Mart’ta, Bulgaristan’ın Varna kentinde gerçekleşti. Peki bu yeni dönemden ne anlamalıyız? Varna’daki Türkiye-AB zirvesinde masada neler olacak? Bütün bunları Kıbrıs Amerikan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uğur Özgöker ve Üsküdar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mithat Baydur ile konuştuk.
Posted on Mayıs 18, 2018, 2:31 pm
FavoriteLoadingBeğen 20 mins

Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile olan inişli çıkışlı ilişkileri, referandum sürecinin ardından yumuşama dönemine girmiş görünüyor. Türkiye’nin Rusya ile olan iyi ilişkileri, Suriye politikasında ABD’ye rağmen kararlı tutumu ve Afrin Operasyonu’nda büyük devletlerden aldığı, “Türkiye’nin meşru hakkı” açıklaması ve bölgesel politikalarında diplomasi kanallarını açık tutan bir strateji izlemesi Avrupa ülkelerinin dikkatini çekiyor. Yakın zamanda Başbakan Binali Yıldırım’ın Berlin’de, Almanya Başkanı Merkel ile yaptığı görüşmenin ardından verdiği “Yeni bir dönemdeyiz” mesajı, uzun süredir arka planda kalan Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini yeniden gündeme getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile yaptığı görüşmede de AB’ye üyelik süreci ön plana çıktı. Macron’un, “Türkiye’ye karşı ikiyüzlülükten vazgeçmeliyiz” açıklaması da AB’nin Türkiye’ye karşı bir özeleştirisi olarak okunabilir.

Türkiye ile AB ülkeleri arasında ‘yeni bir dönemin’ ön plana çıktığı bu süreçte gözler, 26 Mart’ta AB Dönem Başkanı olan Bulgaristan’ın Varna kentinde yapılacak olan Türkiye-AB Zirvesi’ne çevrilmiş durumda. Zirvede AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la bir araya gelecek. AB Konseyi Başkanı Sözcüsü Preben Aamann, Twitter hesabından paylaştığı mesajda söz konusu zirvede AB-Türkiye ilişkileri, ayrıca bölgesel ve uluslararası konuların ele alınacağını belirtti. Aynı mesajda Türkiye’nin AB üyesi ülkelerle geliştirdiği ilişkilerin memnuniyetle karşılandığı da vurgulandı.

PROF. DR. UĞUR ÖZGÖKER
Kıbrıs Amerikan Üniversitesi Rektörü
Yeni dönemden anladığım şu: Gümrük Birliği’nden bir üst aşama olan ortak pazara geçiş.

AB ile ortak pazara geçilebilir

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yeni bir ilerlemeye gidileceğini düşünmediğini ifade eden Kıbrıs Amerikan Üniversitesi Rektörü Uğur Özgöker, “Türkiye-AB ilişkileri nişanlık ilişkisidir, hiçbir zaman evliliğe gitmeyecektir. Ama iki tarafın da birbirine ihtiyacı var; onun için hiçbir zaman da birbirlerini bırakmayacaklardır. O nişanlılık ilişkisinin adını zaten Almanya, 1985 yılında kurdu ‘imtiyazlı ortaklık’ dedi. Gümrük Birliği ilişkisi bir geçiş aşamasıydı. Geçiş aşaması uzun süre kaldı” diyor.

Özgöker, Ankara’nın son günlerde AB ile ilişkiler açısından gündeme getirdiği ‘yeni dönem’ ifadesini, “Hükumetin beklediği vize serbestliğidir” şeklinde değerlendiriyor. Özgöker, “Aslına bakarsanız 1963 Ankara Anlaşması’na göre Türkiye-ABD arasında 1986 yılından itibaren serbest dolaşım başlamalıydı. İki sene önce yeni bir anlaşma yapıldı. Geri kabul anlaşması. İkincisi, gerek Avrupa Parlamentosu’nda gerek Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi’nde Türkiye her bakımdan eleştiriliyor. İnsan hakları, gazeteciler hapse atılıyor vs. diye. Avrupa’nın, Türkiye’nin iç politikalarına karışması ve de özellikle Suriye, Afrin, Fırat Kalkanı olaylarına karışması. Ve tabii Kıbrıs. Güney’in, uluslararası hukuka aykırı olarak Avrupa petrol şirketleriyle, doğalgaz şirketleriyle anlaşma yapması ve Türkiye’nin buna askerî gemileriyle, donanmasıyla müdahalede bulunması. Aynı zamanda Ege’deki kayalıklarda hak iddia etmeleri. Bu konularda çok sert çıkıyorlardı. Ancak şimdi bir yumuşama olabilir, Türkiye’nin haklı olduğunu kabul edebilirler” ifadelerini kullanıyor.

AB’nin artık Türkiye’yi dinleyeceğini ve eleştirmekten kaçınacaklarını söyleyen Özgöker, “Ben yeni aşamaya geçmekten bunu bekliyorum. Yoksa tam üyeliğe geçmesi mümkün değil. Yeni aşamada şu olabilir. Gümrük Birliği var. Yani Türkiye ile Avrupa Birliği arasında malların serbest dolaşımı var; ancak sanayi mallarının, zirai mallarının değil. Bunun yanında, hizmetlerin ve sermayenin de serbest dolaşımı, kamu ihalelerinin karşılıklı açılması bekleniyor. Zaten dört sene önce Avrupa Birliği Komisyonu, Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi de bu kararı aldı. Yani Gümrük Birliği’nden bir üst aşama olan ortak pazara geçiş. Zaten bunun kararını aldılar. Tam üyelikten bir önceki aşamadır bu. Bunu bekliyoruz aslında” diyor. Özgöker, 26 Mart’ta Bulgaristan’ın başkenti Varna’da yapılacak Türkiye-AB Zirvesi’nden de bu kapsamda bir gelişme yaşanacağını beklediğini söylüyor.

Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık biçilmiştir

AB’ye tam üyeliğin önündeki bir engelin de Türkiye nüfusu olduğunu belirten Özgöker, “Avrupa Parlamentosu’nda temsil, üye ülkelerin nüfusuna göre. 99 parlamenterle Almanya temsil ediliyor, en çok nüfus onda olduğu için. Türkiye’nin de 99 parlamenteri olması lazım. Kıbrıs’ın 6, Malta’nın 5, Lüksemburg’un 3 varken, 99 Türk parlamenterin orada olmasını kimsenin içine sindirmesi mümkün değil. Türkiye’ye en sıcak bakanın bile. Bakanlar Konseyi’ndeki oylamalarda da her ülke bir oy vermiyor. Her ülkenin yine nüfusuna göre ağırlıklı oy ortalaması var. Dolayısıyla bizim nüfusumuz çok olduğu için biz karar almada daha etkili olacağız. Bunu kabul etmiyorlar. Biz Avrupa’nın kültürel, tarihsel değerlerinden farklıyız. Onun için bu, hiçbir zaman tam üyelik olmayacaktır. İmtiyazlı ortaklık biçilmiştir bize” diyor.

PROF. DR. MİTHAT BAYDUR
Üsküdar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi
Avrupa ülkelerinin, Türkiye’yle yan yana durma gibi ileriye dönük projeksiyonları var.

Helsinki Zirvesi ve Annan Planı dönüm noktaları

Üsküdar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Mithat Baydur da 1999 yılındaki Helsinki Zirvesi’nde alınan kararın Türkiye-AB ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası olduğuna vurgu yapıyor. Söz konusu zirvede Türkiye’nin AB müzakerelerine dahil edildiğini hatırlatan Baydur, “Türkiye’nin büyük bir hevesle ve iştahla bu sürece eklemlenme konusunda hakikaten halisane çabalarına hep beraber tanık olduk. AK Parti de bu çerçevede demokrasinin bütün kural ve kurumlarıyla işleyen bir mekanizma olduğunu gösterebilmek ve bu mekanizmayı da Türk milletine yaşatabilmek için bir anlamda Avrupa Birliği’yle olan diyaloğun sürmesinden yanaydı. Ancak bütün bu iyi niyet çabalarına rağmen karşısına 2005 yılında Annan Planı çıktı. Annan Planı da Helsinki Zirvesi gibi aslında bir dönüm noktasıdır” ifadelerini kullanıyor.

Dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın planı çerçevesinde Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs toplumları ortak bir anayasa çerçevesinde yaşayacaklardı. Söz konusu anayasa taslağına göre de dönüşümlü cumhurbaşkanlığı sistemi gelecekti. Baydur, Annan Planı’na ilişkin Türk tarafının ret vereceği, Rum tarafının da olur vereceğinin beklendiğini hatırlatıyor. “Fakat tam tersi oldu” diyen Baydur şunları söylüyor: “Birleşmiş Milletler’in ve dünya siyaset kamuoyunun mutabık kaldığı bu plana Türk iktidarı destek, Kıbrıs halkı da ‘evet’ verdi. Ama Kıbrıs Rum tarafı ‘hayır’ dedi. Dolayısıyla Türkiye’nin burada ödüllendirileceği, Rum tarafının da cezalandırılacağı düşünülürken, bir de baktık ki Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında Kıbrıs Rum kesimini Avrupa Birliği’ne üye yaptılar. Dolayısıyla Türkiye’nin her anlamda bir aldatılmışlık öyküsü olarak ortaya çıktı. Yani Türkiye günün birinde Yunan vetosuyla uğraşacağım diye düşünürken, bir de Rum vetosuyla karşı karşıya gelmek gibi bir durum oldu. Bu durum da Türk halkının AB ile ilgili ileriye dair olan ümitlerini kırdı.”

Türkiye ile ittifak AB açısından önemli

Baydur, AB ile gelgitli ilişkilerin özellikle Türkiye’nin referandum süreci öncesinde Viyana’da, Avusturya’da, Hollanda’da ve Almanya’da yaşanan hadiseler sonrası bir soğuma ve gerginleşme sürecine dönüştüğünü ifade ediyor. Ancak bugün siyasal ilişkilerde olumlu bir iklimin oluşmaya başladığını belirten Baydur, “Bunun özellikle Suriye ve bölgesel gelişmelerle ilgili olduğunu düşünüyorum. Zira Merkel’in, Trump’la olan ABD’deki görüşmesinde Almanya’nın da sürece dahil olma, özellikle Suriye ve Irak politikasında aktif bir siyasal aktör olarak yer alma hevesleri var. İngiltere büyük bir sessizlikle süreci dikkatle takip ediyor. Fakat Almanya zaman zaman atağa kalkıp zaman zaman çekiliyor. Türkiye gibi bölgesinde güçlü bir ülkeyle ittifak kurabilmenin ileriye matuf olarak AB açısından çok yararlı olabileceği düşüncesiyle Almanya özelinde hamleler çıkmaya başladı. Bu, aslında Almanya için doğru bir hamledir” diyor.

Türkiye’nin, NATO’dan istediği silahları alamayacağı düşüncesiyle Rusya’dan S400 füzelerini alma girişiminden sonra tekrar Fransa ve İtalya’nın, Türkiye’ye ortak hava savunma sistemi kurmayı teklif ettiğini hatırlatan Baydur, “Almanya birtakım hamleler yapıyor. Fransa ve İtalya da bir şeyler yapmak istiyor. Mesela Afrin Operasyonu’na Türkiye başladığı zaman, ABD ve diğer ülkelerden çok ses çıkmazken, hatta ABD kabul etmek durumunda kalırken, İngiltere ‘Türkiye’nin bu hareketi meşrudur’ dedi. Bunları alt alta dizdiğiniz zaman, Avrupa ülkelerinin Türkiye’yle yan yana durma gibi ileriye dönük projeksiyonları var” ifadelerini kullanıyor. Baydur, “Bu durum Türkiye’nin yalnız bir ülke olmadığını gösteriyor. Gerektiğinde Avrupa ülkeleriyle işbirliği yapabilir. Ama bir şey daha gösteriyor, herkesin gördüğü gibi Batı dünyası dediğiniz zaman İngiltere’si, Fransa’sı, İtalya’sı yekpare bir blok değildir. Artık blokların parçalanma sürecini yaşıyoruz. Almanya, AB’nin lokomotif bir ülkesidir. Lokomotif bir ülke olarak Türkiye’yle ilişkilerini tekrar tanzim etme, düzeltme girişimlerinin ileride yansımalarını ve izdüşümlerini göreceğiz. Türkiye ve Avrupa Birliği açısından mutlaka olumlu olacaktır” şeklinde konuşuyor.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN, PARİS’TE FRANSA CUMHURBAŞKANI EMMANUEL MACRON İLE GÖRÜŞTÜ

AB’nin kendi otonomisini ilan etmek istediğini belirten Baydur şunları söylüyor: “Daha önce BAB (Batı Avrupa Birliği) dediğimiz yapı AGSK (Avrupa Savunma Güvenlik Kimliği ) oldu ve şimdi de yeni bir Avrupa ordusu kurma çabalarına doğru gidiliyor. Bu minvalde sadece Almanya’nın 5 milyar Euro’yu bu yeni savunma paktına ayırdığı söyleniyor. Dolayısıyla burada Avrupa Birliği hem kendi periferisine uzanmak hem de dünyadaki belli enerji kaynaklarına ulaşmak istiyor. Rus doğalgazının en önemli alıcılarından bir tanesidir. Dolayısıyla gelişmelerin Avrupa tarafından dikkatle takip edildiği ve burada bölgesel işbirliği çerçevesinde Türkiye’yle yakın durma iradesinin ortaya çıktığı görülüyor. Şunu tahmin ediyoruz; ortak savunma anlamında önemli bir işbirliği yapılabilir. Doğu Akdeniz’deki doğalgazın paylaşımı, taşınması konusunda Türkiye enerji limanı olarak kilit bir ülkedir. Özellikle Türk Akımı Projesi gibi bu işbirliği genişleyebilir. Özellikle buna daha uzun vadede, bir kuşak çerçevesinde Çin’in de eklenebileceğini düşünürsek, bu bölgede tahmin edemeyeceğimiz gelişmeler olacak. 50 yıl sonra yepyeni görüntüler ve yepyeni kurgulamalar ortaya çıkacaktır.”

Avrupa Birliği de bölgesel politikalara dahil olmak istiyor

26 Mart’ta Bulgaristan’da gerçekleşecek AB-Türkiye zirvesine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Baydur, “Muhtemelen zirvede Avrupa Birliği’nin İngiltere’deki Brexit süreci değerlendirilecektir. Burada muhtemelen Avrupa Birliği içerisindeki işbirliği ve özellikle Suriye ve bizim de içinde bulunduğumuz bölgesel politikalar değerlendirilecektir. Bu çerçevede Suriye’ye bir an önce barış gelir ve anayasal süreç içine girerse, yeni bir anayasa taslağı hazırlanırsa; bunu sadece ABD ve Rusya’ya bırakmak değil, AB’nin de sürece dahil olmak istediğini biz biliyoruz. Bir şekilde AB bu sürece dahil olmak isteyecektir. İkincisi, NATO’nun Karadeniz’i kontrol etme planı var. Bunu da Türkiye’siz yapamaz ABD. Bulgaristan, Karadeniz’e sınırı olan bir ülke. Dolayısıyla AB zirvesinde bir Karadeniz planı çok gündemde olmasa bile perde arkasından tartışılacaktır” diyor. Öte yandan Hollanda Parlamentosu’nun aldığı ‘Ermeni soykırımı’ kararının köpürtülmeyeceğini de ifade eden Baydur, “Türkiye ile olan ilişkilerde yine bir müzakerenin, bir diyalog sürecinin işletilmesi konusunda bazı tavsiye kararlarının alınacağını ümit ediyorum” ifadesini kullanıyor.

Türkiye’yle birlikte anılan AB’nin Irak’ta, İran’da, Suriye’de ve Ortadoğu’da etkin olabilecek bir birlik olacağını söyleyen Baydur sözlerine şöyle devam ediyor: “Hem Doğu Akdeniz’de etkili olabilecek bir birliktir hem de Avrasya politikalarını da etkileyecektir. Çünkü İslam dünyasında da etkili olabilecek Türkiye gibi güçlü bir aktörle siz yan yana durduğunuz zaman, bütün bir Körfez’de ve Ortadoğu dünyasında da etkili olabiliyorsunuz. Rusya’daki, Azerbaycan’daki, Kazakistan’daki, Kırgızistan’daki, Türkmenistan’daki bütün bir İslam nüfusunu da ele aldığınız zaman, çizdiğiniz bütün bu yayda, bütün bu eksende, kuşakta, bütün İslam figürlerini etkileyebilecek bir güce sahip oluyorsunuz.

Dolayısıyla bütün AB’nin bu faktörleri ben göz önünde bulundurduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda da kendi savunma sanayisinde de çok büyük atılımlar yapmış olan bir Türkiye’yi de özellikle askerî sanayideki kendi birikim ve tecrübelerini birleştirdiklerinde, sadece iktisadi bir güç değil, askerî bir güç olabilme potansiyelini de aktüel hale getireceğini düşünüyorum.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)