Türk milleti emanetine sahip çıkıyor

Osmanlı ordusunun İstanbul’a yaptığı son kuşatma harekâtının merkezi olan Haliç kıyısındaki Eyüp, Ebu Eyyûb el-Ensarî’nin kabrinin bulunması dışında, kuşatma sürerken Fatih Sultan Mehmet Han’ın ilk ikamet ettiği İstanbul semti olarak da önem kazandı. Bugünkü İstanbul, Eyüp’ten başladı.
Yayın Tarihi: Ağu 6, 2017
FavoriteLoadingBeğen 7 mins

HAYRULLAH CENGİZ- AYASOFYA MÜZESİ MÜDÜRÜ

Çeşitli illerde il kültür müdürlüğü yapan Hayrullah Cengiz, Kültür Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü bünyesinde İstanbul Türbeler Müze Müdürlüğü’ne ve Ayasofya Müzesi Müdürlüğü’ne getirildi. Tarih ve Tabiat Vakfı Yayınları tarafından yayımlanan ‘Irak Dosyası’ adlı bir kitabı bulunan Hayrullah Cengiz, Ayasofya’da pek çok uluslararası konuğu ağırladı.

Ayasofya Müzesi Müdürü Hayrullah Cengiz, bin 700 yıllık bir geçmişi bulunan mabedin dününü ve bugününü anlattı.

Bugünkü Ayasofya aynı yerde inşa edilen üçüncü Doğu Roma İmparatorluğu Hıristiyanlık mabedidir. Ancak son yapılan araştırmalarda, aynı yerde veya çok yakınlarında, Roma İmparatorluğu’nun putperestlik dönemine ait bir Artemis tapınağının da olabileceği söylenir. Fakat Evliya Çelebi’yi dikkate alırsak -ki ben çok dikkate alırım- o, İstanbul’un kuruluşunu anlatırken Süleyman Peygamber dönemine kadar gider. O dönemde, bugünkü Ayasofya’nın bulunduğu yerde Hz. Süleyman’ın bir mabet yaptırdığını söyler ve o muhteşem eseri ‘Seyahatname’sinde ifade eder. Öyleyse bugünkü Ayasofya’nın aynı yerde inşa edilen beşinci mabet olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz. 360 yılında yapılan ilk kilise, 405 yılında İstanbul’da çıkan bir isyan sonucunda yanar ve yıkılır. İkincisi, 415 yılında inşa edilir ve o da yine bir isyanda, 532 yılında çıkan yangında yıkılarak kullanılamaz hale gelir. Bugünkü Ayasofya, 537 yılının son ayında bitirilerek açılmıştır. Doğu Roma’nın belki de en kudretli imparatoru Justinyen döneminde inşa edilen bu mabet aynı zamanda bugün Hıristiyanlığın en eski büyük kilisesi olduğu gibi, yaklaşık 500 sene boyunca mezheplere ayrılmadan önceki Hıristiyanlığın da en önemli kilisesi olmuştur. Dolayısıyla Hıristiyanlık âlemi açısından ayrıca bir önem taşır. Bugünkü Ayasofya’nın mimarisindeki en bariz yenilik, geleneksel bazilikal plan ile merkezi kubbeli planın bir araya getirilmesi sonucu, bu merkezi kubbeye doğu ve batı yönünde iki yarım kubbenin eklenmesidir. Öyle ki bu durum, onun iç hacmini o güne kadar görünmeyen şekilde genişletmiş ve bin yıl boyunca iç hacmi en büyük olan kilise olmuştur. Ayrıca yaklaşık 32 metre çaplık devasa kubbesi bugün dahi herkesi şaşırtmaya devam etmektedir. Pek tabii ki İstanbul’un Türkler tarafından 29 Mayıs 1453 yılında fethedilmesi ve o yıllardaki savaş hukuku geleneğine göre, şehrin en büyük kilisesinin camiye tahvil edilmesinden sonra bizim ‘Ayasofya Cami-i Kebir’imiz yani Büyük Ayasofya Cami’miz olmuştur. Osmanlı Devleti döneminde caminin imamı, müezzini, kürsü şeyhi ile medresesinin öğretim üyeleri her zaman için devlet protokolünde en önemli yerden bulunmuşlardır.

Yapıya eklemeler yapıldı

Ayasofya’daki ilk külliye parçası olarak görebileceğimiz yapı, 1460’larda Sultan Fatih’in inşa ettirdiği Ayasofya Medresesi’dir. Ancak Ayasofya’yı külliye haline getiren Sultan I. Mahmud’dur. 1739-1743 yılları arasında Sıbyan Mektebi, Şadırvan, Kütüphane, Hünkâr Kasrı ve İmarethane’yi inşa ettirmiştir. Ayrıca Ayasofya’nın güneybatısında bulunan ve 18. asra tarihlenen sebil ile beraber yine güneydoğusunda Sultan I. İbrahim döneminde inşa edilen sebili de külliyenin bir parçası olarak kabul edebiliriz. Bunun yanında Sultan Abdülmecid’in 1853’te inşa ettirdiği Muvakkithane de yine Ayasofya Külliyesi’nin bir parçasıdır.

Bunların arasında sadece 1936 yılında bir oldubittiye getirilerek yıkılan Ayasofya Medresesi mevcut değildir. Lakin onun da yeniden ihyası için bütün çalışmalar tamamlanmış olup vaktini beklemektedir. Ayasofya mabedi müzeye çevrildikten sonra içindeki halıların ve bazı küçük levhaların çeşitli camilere ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün eser depolarına kaldırıldığını biliyoruz. Kadıasker Mustafa İzzet Efendi’nin hat levhaları indirilmiş ama daha sonraki yıllarda yeniden yerine asılmıştır. Bunun haricinde minareleri, mihrabı, minberi, cuma müezzin mahfili ve diğer İslami unsurları yerinde durmaktadır. Ayasofya her şeyden önce İstanbul’un fethinin sembolüdür. Peygamber Efendimizin İstanbul’un fethiyle ilgili hadisinin kanaatimce ilk hedefidir. Öyle ki İstanbul’u fetheden Sultan Fatih Mehmet’in İstanbul’a girişinde ilk ziyaretgâhı ve kurduğu o muhteşem vakfın ana merkezidir. Ayasofya, Peygamber Efendimizin hadis-i şerifine mazhar olan ‘Fethin Kutlu Emiri’ ve askerlerinin bizlere her şeyi ile emanetidir. Genelde bütün Müslümanlar, özelde Türk milleti emanetin ne anlamına geldiğini bilir.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)