Tersine beyin göçü için üstün araştırma desteği şart

Posted on Kasım 02, 2017, 1:08 pm
FavoriteLoadingBeğen 17 mins

PROF. DR. SİNAN BAYRAKTAROĞLU

2007-2014 yılları arasında Avrupa Birliği 7. Çerçeve Programı kapsamında 215 araştırmacı Türkiye’ye döndü. Aynı yıllar arasında TÜBİTAK’ın tersine beyin göçü desteğiyle 330 araştırmacı da bilimsel çalışmalarını Türkiye’de sürdürme kararı aldı. Yıllar içinde bu sayının daha da artması hedefleniyor.

Uzun yıllar Cambridge Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan ve The Cambridge Centre for Languages, Sawston Hall’un 22 yıl boyunca kurucu direktörlüğünü yürüten Sinan Bayraktaroğlu, 2007 yılından bu yana Türkiye’de yabancı dil eğitimi alanında araştırmalar yapıyor.

Bayraktaroğlu, bilim insanlarını tersine beyin göçüne teşvik etmek için öncelik verilmesi gereken esas meselenin, 200’e varan üniversitelerin yönetiminde akademik ehliyet ve liyakat konusu olduğunu söylüyor. Bayraktaroğlu bunun söylemle değil eylem ve somut uygulamalarla gerçekleşebileceğini vurguluyor ve şöyle konuşuyor: “Üniversitelerimizin yönetiminde sık sık sözü edilen ‘akademik liyakat’ söylemiyle taban tabana zıt eylemlerin, göstermelik bir denetim altında, keyfi ve şeffaflıktan uzak bir şekilde süregeldiği ve bunun kamuoyu vicdanını rahatsız ettiği herkesin malumudur. YÖK Başkanlığı’na, üyeliklerine ve yürütme kuruluna yapılan atamalardan tutun; rektör, dekan ve bölüm başkanlarının görevlendirilmelerine, akademik unvanların verilmesine kadar ahbap-çavuş ilişkilerinin hüküm sürdüğü bir yükseköğretim sisteminin tersine beyin göçünde ne denli etkisi olabilir ki? Esas olan akademik ehliyet ve liyakatin sözle değil, doğru ve adil bir biçimde uygulanmasıdır. Diğer taraftan, üniversitelerin uluslararası kimlik kazanması, araştırma yapabilmeleri için yeterli maddi destek görmeleri, çalışma koşullarının maddi-manevi olarak elverişli olması ve iş güvencesi gibi koşullar da tersine beyin göçünü teşvik edici unsurlarıdır.”

“Sorunun temelinde dil eğitimi var”

Hiç kuşkusuz tersine beyin göçünü teşvik etmek ve hızlandırmanın yollarından biri de Türkiye’deki yabancı dil eğitimini geliştirmek. Öyleyse bu alanda hangi çalışmalar yapılmalı? İşte tam da bu noktada karşımıza Bayraktaroğlu’nun yeni yayımlanan ‘Cumhuriyet’in 100.Yılına Doğru Yükseköğretimde Dil Çıkmazı: Türkçe ve İngilizce Eğitimde Sorunlar ve Çözüm Önerileri’ adlı kitabı çıkıyor. Eserinde yükseköğretimde yaşanan dil çıkmazının ne olduğunu ve sorunların nerelerden kaynaklandığı irdeleyen Bayraktaroğlu, çağdaş dil pedagojisi doğrultusunda ayrıntılı çözüm önerileri sunuyor. Bayraktaroğlu, uluslararası alanda İngilizcenin çok önemli olduğunu ancak öncelikle güçlü bir Türkçe eğitimi olması gerektiğini anlatıyor: “Küreselleşen dünyada yükseköğretime uluslararası düzeyde akademik kimlik kazandırabilmek için İngilizce öğretim ve öğrenimine ne kadar büyük önem verilse yeridir. Ancak etkin bir Türkçe eğitimi gerçekleştirilmeden ne İngilizce ne de İngilizce ile eğitim uygulaması başarılı bir şekilde yapılabilir.

Oysa bugün Türkiye’de eğitim sisteminde uygulanan Türkçe eğitimi nereden bakılırsa bakılsın çağdaş eğitim anlayışı ve bilimsel pedagojik uygulamalarla yürütülmemektedir. Türkçeyi yeterince öğretemediğimiz için yabancı dillerin öğretiminde de zorluklar yaşıyoruz.” Türkçe eğitiminde köklü bir reforma ihtiyaç olduğunu belirten Bayraktaroğlu, “Türkçe eğitiminin, müfredat düzenlemesi, öğretmen yetiştirme gibi sistemlerinden tutun, dil düzeylerinin belirlenmesinden ölçme değerlendirme sistemlerine kadar köklü bir yapılandırmaya acilen ihtiyacı var. Diğer taraftan bugün eğer Türkiye’de bir eğitim reformundan söz edilecekse, bunun öncelikle Türkçe eğitimi ile başlaması hayati önem taşır.

Çünkü Türkçe eğitimi tüm eğitim faaliyetlerinin temelidir. Bu nedenle, ‘öğretmen odaklı eğitimden öğrenci odaklı öğrenmeye geçerek’ bir öğrenicinin düşünme becerilerinin gelişmesi ve bunun tüm eğitim faaliyetlerinde uygulanması, araştırıcı olması, yorum yapabilmesi, sorun çözümleyebilmesi, yaratıcı olması ancak etkin bir Türkçe eğitimi aracılığıyla mümkündür.

Dolayısıyla etkin bir Türkçe eğitimi gerçekleşemediği sürece ne başarılı bir yabancı dil ne de yabancı dille eğitimden söz edebilmenin bilimsel gerçekçilikle bağdaşamayacağını da vurgulamak isterim” ifadelerini kullanıyor.

“Akademik eğitim Türkçe ile yapılmalı”

Günümüzde hem Türkçe hem de İngilizce eğitiminde yıllardır süregelen son derece endişe verici sorunlar yaşandığına ve bunların henüz giderilemediğine de dikkat çeken Bayraktaroğlu, “Bir de yükseköğretimde İngilizce ile eğitim yapma sevdasına kapılmış ve ülkemizi tam bir dil çıkmazının içine sürüklemiş durumdayız” diyor ve şöyle devam ediyor: “İngilizceyle eğitim, İngilizce öğretim ve öğrenim yöntemi değildir.

Bunlar pedagojik amaç ve hedefleri farklı iki tür eğitim faaliyetidir. Yabancı dille eğitim uygulamasının yükseköğretimin kalitesini ciddi boyutlarda tehdit ettiğini görüyoruz. Bu uygulamaya tabi tutulan öğrenciler, bırakın İngilizce olarak yorum yapamamalarını, kendi ana dilleri Türkçede dahi üretken ve yaratıcı olmalarını sağlayıcı dil kullanım becerilerini edinemiyorlar. İngilizce ile eğitim yapma pahasına kendi anadilinde düşünebilme, sorun çözebilme, üretebilme ve yaratıcı olabilme becerilerinden yoksun bırakılan genç nüfusumuz, geleceğin Türkiye’sine ümit olma yerine, altından kalkılması çok zor sosyal ve ekonomik sorunlar yaratacak bir tehdit haline kolayca gelebilir. Dolayısıyla etkin bir Türkçe eğitimi ve buna bağlı olarak uluslararası standartlarda güçlü bir İngilizce eğitimi, akademik eğitimin Türkçe ile yapılması koşuluyla hayata geçirilmelidir. Bugün ortaya çıkan bütün başarısızlıklarına rağmen bilinçsiz bir iyimserlikle ısrar edilen İngilizce ile eğitim uygulamasının Türk eğitim sistemi ve Türk dili üzerinde yarattığı olumsuz sonuçlar vahimdir.”

DR. UMUT YILDIZ

“Projelerimiz ilerlemeyince dönmekten vazgeçtim”

ABD’deki Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nde (NASA) astrofizikçi olarak araştırmalar yapan, derin uzay iletişim mühendisi Dr. Umut Yıldız henüz Türkiye’ye dönmeyi tercih etmeyen bilim insanlarından biri. ABD’ye ilk olarak 2013 yılında giden ve dört seneyi aşkın bir süredir NASA’ya ait Jet İtki Laboratuvarı’nda (JPL) çalışan Umut Yıldız, ilk yıllarda Türkiye’ye dönmeyi planladığını anlatıyor:

“Gittiğim görev iki senelik pozisyon olduğu için sonrasında Türkiye’ye dönecektim. Çünkü Türkiye’de bilim ve astronominin gelişimi konusunda çok iyi projelerimiz vardı. Birisi Türkiye’nin, Şili’deki dünyanın en büyük teleskoplarına sahip bir organizasyon olan, 15 gelişmiş Avrupa ülkesinin üye olduğu Avrupa Güney Gözlemevi’ne (ESO) üyelik çalışmalarıydı.

Bu organizasyonda birçok teleskop bulunuyor ancak en önemli projesi, 39 metre çaplı, 2024 yılında inşaatı bitecek olan dünyanın en büyük teleskobunun inşaatıydı. İnşaat o sene başlamıştı. O sıralarda bu kuruma üyelik için çok iyi ilerleme kaydetmiştik, hatta ESO konseyi Türkiye’nin üyeliğini kabul edip potansiyel üye ülke statüsüne çıkarmıştı. Yani her şey hazırdı, sadece Türkiye’nin gerekli adımları tamamlaması gerekiyordu.

Ancak bürokratik gecikmelerden dolayı bir şekilde proje yerinde saydı ve artık fırsatı kaçırdık. Diğer projemiz de Türkiye’de 35 metre çaplı bir radyo teleskop inşa etmekti. Bununla da galaksimizdeki yıldız oluşum bölgelerinden tutun, uzak galaksilere kadar birçok farklı gözlemler yapmayı planlıyorduk. Sonrasında projelerimiz bir şekilde beklemeye alındı ve haber alamadık. Projelerimiz konusunda ilerleyemeyince ben de Türkiye’ye dönmekten vazgeçtim.”

“Özgür ortam gerek”

Pekiyi yurtdışında yaşayan bir bilim insanının, tersine beyin göçünü teşvik etmek için önerileri neler? Yıldız, bu konuda herkesin farklı gerekçeleri olabileceğinin altını çiziyor ve kendi önerilerini anlatıyor: “Birçok akademisyenin hayal ettiği ortamların ortak yanı, özgür bir ortamda iyi projeler yapmak, iyi ekipmanlara sahip olmak, iyi öğrencilerle çalışmak ve bu öğrencileri en iyi şekilde yetiştirmektir. Birçok bilim dalı, belli maliyetlerde araç gerece ihtiyaç duyuyor. Türkiye’de bilim destekleri, özellikle sonunda ürün çıkabilecek mühendislik projelerine daha fazla öncelik tanıyor. Dolayısıyla temel bilim projeleri bu nedenle biraz daha arka planda kalabiliyor. Örneğin ABD veya Avrupa’da bir yardımcı doçent, 1-2 milyon dolar bilimsel destek alabilirken, Türkiye’de verilen destek 50 bin TL. Bu miktarla da yapabilecek araştırma çok kısıtlı oluyor. Öte yandan, YÖK’ün ve UAK’nin yurtdışında alınan diplomaları denklik konusunda her geçen yıl bürokrasiyi daha da artırması ve uzun bekleme süreleri de diğer bir sorun. Bugün ABD’de ‘astrofizik doktoru’ olarak iş yapabilirken, şu anda Türkiye’de lisans mezunu olarak kabul ediliyorum. Kurala göre yurtdışında aldığım doktorama denklik alabilmem için İngilizce sınavı almam gerekiyor, buna en az altı ay ile bir sene arasında bekleme süresi de eklenince, bunlarla uğraşmak hiç de cazip gelmiyor. Kısacası çözüm bence özgür akademik ortam, üstün araştırma destekleri ve azalmış bürokrasiden geçiyor.” Türkiye’deki yabancı dil eğitimi konusunda da eleştirileri bulunan Yıldız, “Yıllarca İngilizce dersi koyup liseyi bitirdiğinde hâlâ en basit düzeyde bile İngilizce bilmeyen gençlerimiz var. Bence anadilde eğitim olsun ama öğrenciler İngilizceyi de öğrenebilsinler. Bugün yeni üretilen her bilgi önce İngilizce yayılıyor ve çok sonra Türkçeye çevriliyor, hatta çoğu zaman çevrilmiyor bile. O nedenle her öğrenciye bu şekilde bilinç kazandırılmalı. Hollanda’da sekiz yıl yaşadım, orada da temel eğitim Hollandaca veriliyor olmasına rağmen sokakta İngilizce bilmeyen birisine rastlamak pek olası değil. Bu tür ülkelerin sistemleri gözden geçirilmeli” diye konuşuyor.


Prof. Dr. Sinan Bayraktaroğlu kimdir?

 Talas ve Tarsus Amerikan Kolejlerinde okudu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde ‘İngiliz Dili ve Edebiyatı’ ve ‘Yakınçağ Osmanlı Tarihi’ alanlarında lisans, İngiltere Leeds Üniversitesi’nde ‘Dilbilim ve İngiliz dili Öğretimi’ alanında yüksek lisans, Londra Üniversitesi’nde ‘Uygulamalı Dilbilim ve Yabancı Dil Eğitimi’ alanında doktora eğitimi gördü. Cambridge Üniversitesi’nde uzun yıllar öğretim üyeliği yaptı. The Cambridge Centre for Languages, Sawston Hall’un 22 yıl kurucu direktörlüğünü yürüttü.

2007 yılından beri Türkiye’de çeşitli vakıf ve devlet üniversitelerinde çalışmalarını sürdürüyor. 2000 yılında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından T.C. Devlet Üstün Hizmet Madalyası ile ödüllendirildi.

Dr. Umut Yıldız kimdir?

NASA’ya ait Jet Propulsion Laboratory’de (JPL) derin uzay iletişimi ve astrofizik alanlarında araştırmacı olarak çalışıyor.

Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü’nde lisansını, Hollanda’da Groningen Üniversitesi’nde yüksek lisansını ve Leiden Üniversitesi Gözlemevi’nde de molekül astrofiziği alanında doktorasını tamamladı.

Herschel Uzay Teleskobu’nu kullanarak yıldız oluşum bölgelerinde su ve oksijen moleküllerinin keşfini yapan takımda yer aldı. Çalışma konuları arasında derin uzay iletişimi, yıldız oluşumu ve büyük veri analizi ile bilgi madenciliği yer alıyor.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)