Terör ağı FETÖ

Özellikle 17 - 25 Aralık yargı darbesinin ardından örgütsel kimliği ortaya çıkan FETÖ neredeyse son 50 yıldır devlet içinde yapılanmak için son derece gizli bir çalışma yürütüyor. 15 Temmuz’un ardından hazırlanan iddianamelerde, örgütün hangi aşamalardan geçerek bugüne geldiği detaylarıyla anlatılıyor. Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı'nın (SETA) Toplum ve Medya Araştırmaları Direktörü Yrd. Doç. Dr. İsmail Çağlar, FETÖ’nün yapılanmasındaki köşe taşlarına dikkat çekiyor.
Yayın Tarihi: Haz 30, 2017
FavoriteLoadingBeğen 16 mins

Bir yıl önce, kendilerine sözde ‘Yurtta Sulh Konseyi’ diyen bir cunta darbe girişiminde bulundu. 248 şehit ve binlerce yaralıyla bastırılan bu darbe girişimiyle adını duyuran sözde ‘Yurtta Sulh Konseyi’nin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde yuvalanan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olduğu kısa sürede netleşti. Peki TSK içerisinde, yargıda ve emniyette çok sayıda üyesi olmasıyla bilinen FETÖ, devlet kurumlarının kritik noktalarına nasıl gelebildi?

Özellikle 7 Şubat 2012 yılında örgütün yargı ayağındaki savcıları aracılığıyla MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırılmasıyla hedefte dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın olduğu anlaşılmıştı. Türkiye’nin yakın siyasi tarihine ‘MİT krizi’ olarak geçen olaydan sonra hükumetin FETÖ’ye yönelik tasfiye süreci başlatılmıştı. Ardından yine FETÖ, emniyet ve yargıdaki elemanları aracılığıyla kamuoyuna ‘yolsuzluk ve rüşvet soruşturması’ olarak duyurduğu, 2014 yılındaki 17 ve 25 Aralık soruşturmalarıyla hükumeti hedefe aldı. Bu ikinci krizin ardından emniyet ve yargı içinde binlerce polis, hâkim ve savcı görevlerinden alındı. FETÖ’ye yönelik tasfiye süreci devam ederken, örgütün TSK içerisindeki elemanlarıyla, AK Parti hükumetini devirmek için askeri darbe girişiminde bulunması, Gülen Cemaati’nin başta TSK olmak üzere devlet kurumları içerisindeki örgütlenişinin ciddiyetini ortaya koyuyor. Darbe girişiminin ardından Ankara’da sözde ‘Yurtta Sulh Konseyi’ üyelerinin de yargılandığı çok sayıda dava için hazırlanan iddianamelerde, FETÖ’nün başta TSK olmak üzere devlet kurumlarında nasıl yapılandığı gözler önüne seriliyor.

“Çekirdek kadro İzmir’de kuruluyor”

İddianamelerde FETÖ’nün ilk çekirdek kadrosunun, 1960 askeri darbesi sonrası, 1966 yılında Edirne’den İzmir’e tayinle giden Fetullah Gülen’in Kestanepazarı Kuran Kursu Müdürlüğü döneminde kurulduğuna dikkat çekiliyor. Örgütün tarihsel seyrinin ise 1970’lerin ilk yarısından itibaren şekillenmeye başladığı ve meşruiyet sorununun da Nurculuk akımına yaslanarak çözüldüğü ifade ediyor. Ankara’da darbe girişimi akşamı Genelkurmay’da yaşanan olaylara ilişkin başta sözde ‘Yurtta Sulh Konseyi’ üyelerinin yargılandığı ‘çatı’ iddianamesinde, örgütün ilk kurulum aşaması şu sözlerle anlatılıyor: “İzmir Kestanepazarı Kuran Kursu’nda görev yaptığı dönemde, çevresinde bulunan arkadaşları ile dini istismar etmek suretiyle, örgütünün çekirdek kadrosunu oluşturarak müstakil hareket etmeye başlamış, faaliyetlerini daha ziyade 13- 18 yaş grubundaki öğrenci ve genç kesim üzerinde yoğunlaştırmış, teyp ve video kasetlere çekilen vaaz ve konuşmaları, sohbet toplantıları ve özellikle yaz kamplarında görüşlerini ulaştırdığı sempatizan grubu ile kendi adıyla anılan örgütünü kurmuştur. Günümüz itibarıyla örgütün ‘üst düzey abileri’ olarak nitelendirilenler, ilk öğrencileri arasında yer almışlardır.”

FETÖ’nün ‘Işık Evleri’ olarak adlandırılan dershaneleri açma yoluna giderek zeki ve fakir öğrencileri kendi yapısına kattığı belirtilen iddianamelerde, Gülen’in 12 Eylül askeri darbesine de destek verdiği vurgulanıyor. İddianamede “Fetullah Gülen, o dönemde de mevcut siyasi iktidarla iyi ilişkiler geliştirmiş, rakibi olarak gördüğü dini cemaatleri bastırıp onlardan doğan boşluğu doldurmuş ve sonunda, ‘altın nesil’ olarak vurguladığı mensuplarının devleti ele geçirip paralel bir devlet mekanizması oluşturmaları için uygun bir ortam yaratmıştır” deniyor.

“Himmet toplayarak kadrolaştı”

İlk aşamada kamu kurumlarına giren ve tabanda kadro oluşturmaya çalışan FETÖ’nün, 1980’den sonraki süreç olan ikinci aşamada okullaşma ve kamu kurumlarındaki kadrolaşma hareketini tamamladığı belirtiliyor. Aynı zamanda bu dönem, cemaatin eğitim faaliyetlerini ön plana alarak yurtdışına açıldığı bir süreç olarak gösteriliyor. İddianamede, örgütün banka kurduğu, eğitimin yanında sağlık, finans, taşımacılık, medya gibi alanlarda da faaliyetlere başladığı ifade ediliyor. İddianamede örgütün halen ‘himmet’ topladığı şu şekilde belirtiliyor: “Devlet kurumlarına birçok atama, bu örgütün yurtdışında devlet kaynağı ile eğitilen kadrolarından gerçekleştirilmiştir. Örgüt üyeleri dini, ahlaki ve hukuki hiçbir engel tanımadan, kamu görevlilerini kullanarak iş ve ticaret çevrelerinde, sanayiciler, sanatçılar, mankenler, esnaf ve suç örgütleri üzerinde ekonomik kaynak toplamak için baskı kurmuşlardır. Bu baskı ile işadamlarından ve sermaye çevrelerinden, mafya usulü alınan haraç, manevi bir haz katılarak himmet, burs veya kurban bedeli gibi çeşitli adlarla toplanmaktadır. Örgüt, ülkedeki eğitim kurumlarını ve yurtdışındaki eğitim faaliyetlerini gerekçe göstererek, bu faaliyetlerine devam edebilmek için ekonomik kaynağa ihtiyacı olduğunu ileri sürmektedir. Toplumun her kesiminden, örgüt gücünü kullanarak hâlâ himmet toplamaktadır.”

“Sınav sorularını çalıp askeri liselere girdiler”

Örgütün 1970’li yılların ortasından itibaren TSK’ya sızma hedefinin olduğu belirtilen iddianamede, “Bu hedefe ulaşmak adına örgüt 1974 yılından itibaren kendi şebekesini oluşturmuş ve stratejik ortaklar arayışına girmiştir” deniyor. Örgütün TSK’ya sızma yöntemleri ise şöyle anlatılıyor: “Örgüt hedef kitlesi olarak belirlediği başarılı, fakir, dinine bağlı gençleri öncelikle açtığı dershane, okul, yurt vb. kurumlarda yetiştirerek askeri okullara girmeleri için yönlendirmiş ve eğitimlerine özel önem vermiştir. Böylece örgüte kazandırılmış gençler askeri lise, harp okulları ve astsubay hazırlama okullarına yerleştirilmeye başlanmış, dış kaynaktan personel alımlarında da mensuplarını TSK’ya sokmuştur. Başlangıçta FETÖ, askeri okullara giriş sınavları için, teke tek sınava hazırlama sistemini uygulamıştır. ÖSYM’deki yapılanmasını tamamlayana kadar farklı dönemlerde ele geçirebildiği sınav sorularını mensuplarına dağıtmıştır. Askeri liseler, harp okulları ve astsubay hazırlama okullarına girişte, ön hazırlık yaptırdığı öğrencileri, soruların sızdırılması ve adayların mülakatlarda desteklenmesi suretiyle askeri okullara sokmuştur.”

İlk soruşturmadan darbeye uzanan süreç

İddianamede bu noktada, 1982 yılının mayıs ayında askeri okullarda FETÖ yapılanmasına ilişkin açılmış ilk soruşturmaya dikkat çekiliyor. Kuleli Askeri Lisesi’nde gerçekleşen bu soruşturmada, ilk aşamada yaklaşık 90 öğrenci okuldan atıldı. Takip eden yıllarda da FETÖ’ye yönelik olarak tüm askeri okullarda birçok benzeri soruşturma yürütüldü. Bu soruşturmalarda da birçok öğrencinin okullarıyla ilişiği kesildi. İddianamede okullarıyla ilişiği kesilen öğrencilerle ilgili bölümde dikkat çeken kısımlar şöyle yer alıyor: “FETÖ ile iltisaklı olduğu bilinen bazı vakıf, dershane vb. kuruluşların üst düzey yöneticilerinin bazıları bu kişilerdir. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yöneticisi Gürkan Vural, araştırmacı-yazar Nihat Derindere, örgütün eğitim kurumlarında konferanslar veren Aydoğan Arı bunlar arasındadır.” Söz konusu soruşturmada haklarında yeterli delil bulunamayan bazı öğrencilerin ise ceza verilerek ya da ikaz edilerek TSK’ya kazandırılmaya çalışıldığı ifade ediliyor. İşte 1982 yılında askeri liselerde cemaatin yapılanmasına ilişkin başlatılan soruşturmada okullarla ilişiği kesilmeyen öğrencilerin hikâyesi, 15 Temmuz askeri darbe girişimine kadar uzanıyor. İddianamede, “Bu öğrencilerin tamamının 15 Temmuz darbe girişiminde general veya albay rütbesiyle ön saflarda yer aldığı tespit edilmiştir. 1980’li yıllarda askeri okullarda yürütülen soruşturmalara muhatap olmuş Şener Topuç, Murat Yetgin, Erdem Kargın, Hidayet Arı, Mehmet Nuri Başol, Eyüp Gürler ve daha birçoğu bu kişiler arasındadır” deniyor. İddianamede TSK içerisindeki FETÖ mensuplarının sivil bir imama bağlı olduğunu, bu imamın da doğrudan ‘Türkiye İmamı’ denilen kişiye bağlı olduğu belirtiliyor.

“Milli subaylar tasfiye edildi”

Örgütün, askeri lise veya harp okuluna yerleştirmeyi planladığı öğrencilerde herhangi bir sağlık problemi ile karşılaştığında ise GATA’daki üyelerini devreye sokarak bu durumu da aştığı ifade ediliyor. Örgütün aynı yolu kullanarak, kendinden olmayanı sağlık problemi olduğunu iddia ederek uzaklaştırdığı da iddianamede belirtilen hususlar arasında. Her geçen gün TSK içinde güçlenen örgütün, 2007 yılından itibaren öncelikle TSK’nın komuta kademesini ve daha sonra tamamını ele geçirmek amacıyla tasfiyeye başladığı belirtiliyor. Kamuoyunda ‘Ergenekon’, ‘Balyoz’ ve ‘Askeri Casusluk’ olarak bilinen davalarla milli subayların tasfiye edildiğine de dikkat çekiliyor. 2013 yılında yapılan Yüksek Askeri Şura’da (YAŞ) terfi eden generallerin neredeyse tamamının FETÖ üyesi olduğunun anlaşıldığına dikkat çekilen iddianamede, birçok kamu kurumunda FETÖ tasfiyesinin başlamasına rağmen neden TSK’da böyle bir sürecin başlatılamadığı da şu ifadelerle açıklanıyor: “Örgüt kendi bünyesindeki gerek kritik görev yerlerinde bulunan elemanları gerekse askeri ve sivil yargı, emniyet ve istihbarat birimlerindeki hâkimiyeti sayesinde bu süreci akamete uğratmıştır. FETÖ mensubu olduğuna dair hakkında bilgi elde edilen personeli korumak ve kollamak maksadıyla ‘Bilgi, belge yok’ veya ‘Tetkik ediyoruz, gereğini yapıyoruz’ gibi ifadelerle hiçbir şey yapılmamış, aksine bu personelin FETÖ mensubiyeti örtbas edilmeye çalışılmıştır.”

YRD. DOÇ DR. İSMAİL ÇAĞLAR. SETA DİREKTÖRÜ.

 Çağlar: FETÖ dindar muhafazakâr kitlenin duygularını sömürdü

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Toplum ve Medya Araştırmaları Direktörü Yrd. Doç. Dr. İsmail Çağlar, FETÖ’nün yapılanmasında iki noktaya dikkat çekiyor. FETÖ’nün yapılanmasının ilk olarak Türkiye’nin tarihiyle ilgili olduğunu söyleyen Çağlar, “Türkiye’de AK Parti iktidarına kadar radikal laiklik politikaları uygulanmaktaydı. Dindar muhafazakâr kimlikleriyle ön plana çıkanları çeşitli kamu görevlerinden uzaklaştırıyorlardı ya da yükselmeleri, işe başlamaları mümkün olmuyordu. FETÖ yapılanırken bu realiteyi çok ciddi anlamda sömürdü. Halk kitlelerine ‘Sizin çocuklarınız devlet kademelerinde yer alacak, siz de artık devlette etkili olacaksınız, bu kadroları dolduracaksınız’ dedi. Bu anlamda hem ciddi bir sempati ve insan kaynağı topladı hem de yaptıklarına bir meşruiyet zemini oluşturmuş oldu” diyor. Diğer yandan teknik bir noktayı işaret eden Çağlar şunları söylüyor: “Daha pratik, somut kısmına baktığımızda ise kamu kuruluşlarının personel dairelerindeki kritik noktalarında örgütlenmesi çok dikkat çekici. Askeriyede de böyle, yargıda da böyle, polis teşkilatında da böyle. Neresi aklınıza gelirse böyle. Sadece kamuda da değil, özel sektörde de aynı şekilde personel dairesinde insan kaynağına yoğunlaştıklarını görüyoruz. Bunu yapıyorlar. Soru çalma var, kendi elemanlarına soru servis ediyorlar. Diğer yandan kendi yapılanmalarının önünde engel teşkil eden bir kişiyi görevden uzaklaştırmak için şantaj yapmak, hakkında ihbarlarda bulunmak, tutuklatmak gibi metotları da var.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)