PROF. DR. ŞERİF MARDİN

Türkiye’nin dini ve muhafazakar yapısı üzerine yaptığı tespitlerle bir çığır açan Şerif Mardin’i geçtiğimiz ay kaybettik. Peki bu ünlü düşünür geride hangi eserleri bıraktı? Bu eserlerde hangi temel fikri altyapı vardı?

Türkiye’nin en önemli sosyologlarından Prof. Dr. Şerif Mardin’i geçtiğimiz ay kaybettik. Türk aydınlanmasına kalıpların dışından bakmayı başarabilen ender aydınlardan biri olan Mardin, Batıcılığın Atatürk’ün ölümünden sonra, sağda ve solda taklitçilikten ileri gidememekle eleştirildiğini kaydederek, Batı’nın Türkiye’ye en yalıtkan ve yüzeysel düzeyde yerleşmesinin nedenini taklit eğiliminde değil, Osmanlı- Türk kültürünün bir yapı unsurunda aramak gerektiğini ifade ediyor.

1927 yılında doğmuş olan Mardin, İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nde başladığı orta öğrenimini ABD’de tamamladı. Lisans eğitimini Stanford Üniversitesi’nde Siyasal Bilimler bölümünde alan Mardin, yükseköğrenimini Johns Hopkins Üniversitesi’nde yaptı. Mardin doktorasını Stanford Üniversitesi’ndeki Hoover Enstitüsü’nde Jön Türkler’in siyasi fikirleri üzerine yazdığı tezle tamamladı. Ankara Üniversitesi’nde 13 yıl hocalık yapan Şerif Mardin, ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nin kurucu Dekanlığını ve Sosyoloji Bölümü Başkanlığı yaptı.

Bir dönem yeniden ABD’de yaşayan Mardin, sonrasında Türkiye’ye dönerek çalışmalarına Sabancı Üniversitesi’nde devam etti.

Peki bu ünlü düşünür geride hangi eserleri bıraktı? Bu eserlerde hangi temel fikri altyapı vardı.

Türk modernleşmesi üzerine tezler

Türkiye’nin modernleşme Batılılaşma eksenindeki müzmin tartışma konularına Mardin’in yaklaşımı modernleşme sürecini ileri geri kutuplaşmasına indirgemiyor. Derlemede, modernleşmeyi ve farklı düşünce akımlarının modernleşmeyi algılayışını ele alan makaleler yanında modernleşme sürecinin gençlik, kültür, kitle, demokrasi gibi kurumsal kavramsal çerçevelerdeki özgül izdüşümlerini dinamiklerini tartışan yazılar yer alıyor. Mardin Türk batıcılığını Tanzimat’la başlatarak bu konu üzerinde önemle duruyor. II. Abdülhamit’in, batıcılığı, onların tekniğini, idari sistemini, eğitimini ve bilhassa askeri teşkilatını alma şeklinde anladığına değinen Mardin, onun bir yandan tebaası arasında Müslümanlığı güçlendirmeye çalışırken diğer yandan okullarda da bilgili bir kuşak yetiştirdiğinin altını çiziyor. II. Meşrutiyet döneminin, Mehmet Akif önderliğinde İslamcılığın doğuşuna sahne olduğunu söyleyen Mardin, İslamcıların bariz vasfının Batı’yı seçerek alma eğilimi olduğunu vurguluyor. Mardin, Atatürk’ün batıcılığını öncekilerden ayıran niteliğin kişisel onur kavramına yaptığı vurgu olduğunu düşünüyor. Batıcılığın Atatürk’ün ölümünden sonra, sağda ve solda taklitçilikten ileri gidememekle eleştirildiğini kaydeden Mardin, Batı’nın Türkiye’ye en yalıtkan ve yüzeysel düzeyde yerleşmesinin nedenini taklit eğiliminde değil, Osmanlı-Türk kültürünün bir yapı unsurunda aramak gerektiğini ifade ediyor.

Türk toplumunda dinin yeri

Din ve İdeoloji adlı eseri, Türkiye’de din olgusunun ortaya konması bakımından önem taşıyor. Şerif Mardin bu çalışmasında Türk toplumunda dinin rolünü farklı araştırma ve analiz yöntemleriyle inceliyor. İslam dininin Türkiye’deki tarihi gelişimini ve sosyal yapıya etkilerini ele alıyor. Dinin, halkın dünya görüşünü belirleme süreçleri ve kurumlaşmasının yanı sıra, siyasi ve iktisadi davranış biçimlerini de konu ediyor. Özellikle şu tespitleri önemli: “Batı’da gelir kaynağı, zengin burjuvaların şehir halkının bir bölümüne koydukları vergilerdir. Doğuda şehrin gelir kaynağı, vakıfları ve hayırseverlerin yaptığı işlerdir.

Batı’da burjuva, haklarını senyöre karşı yaptığı bir mücadelede elde etmiş, bazen senyörlerin ordularına karşı çıkmış ve onları yenmiştir. Ona göre, hak alınır, verilmez. Fakat bu anlayış Doğu şehirlerinde hiçbir şekilde yoktur. Hak, meşru olarak devletindir; Allah’ın başında, bulunduğu devletin tanıdığı paydır. … Devlet ile fert arasında ikincil yapılar bir tampon vazifesini göremeyince, ferdin bunların yerine geçecek bir sığınak araması gerekir. Batı’da ikincil yapıların yerine getirdikleri bu koruma fonksiyonunu Doğuda bir taraftan “ümmet” yapısı, diğer taraftan “ümmet” yapısına bağlı olarak “tarikat” yapısı görmektedir.

Tanzimat aydını ve Jön Türkler

Tanzimat aydını üzerinde sıkça duran Şerif Mardin Jön Türklerin Siyasi Fikirleri adlı çalışmasında Türk aydınlanmasına öncülük eden kadronun kafasının içini yansıtıyor. Şerif Mardin’e göre Jön Türk hareketlerinin fikri temellerinin incelenmesine girişmenin en doğru yolu, üstünde durulması gereken olay silsilesini Abdülhamit devrinde değil, fakat Abdülhamit’in gölgesinin kaynakları bulandırmaya başladığı yıllardan önce gelen devirden başlatmaktadır. Yeni Osmanlıların amacı; Osmanlı İmparatorluğu’ndan bir “Meclis-i Meşveret”in kurulmasını sağlayarak siyasi iktidarın paylaştırılmasını kurumlaştırmak, bir kuvvetler ayırımı sağlamaktı. Yeni Osmanlıların bu fikirlerini uygulayacak kesim ise devlet adamları, askeri liderler ve ulemadan oluşuyordu. Yeni Osmanlılar 1877’den sonra Abdülhamit tarafından dağıtıldılar. Scaliere hareketi Jön Türkler bakımından oldukça önemlidir. Çünkü, Jön Türkler arasında özellikle 1906’dan sonra rastlanan “Siyasi Masonluk” teması ilk kez, açık bir şeklide burada karşılaşılan bir olguydu.

Tarikat-cemaat meselesi

Türkiye’de din ve siyaset eserinde Türkiye’nin kadim tarikat-cemaat-bürokrasi ilişkisi üzerinde önemle duruyor. Bu eserinde isabetli tespitler yapıyor: “16. yy’da kemale eren Osmanlı devleti çeşitli dini cemaatlerden, etnik gruplardan ve ulaşılması güç ekolojik oyluklarda yerleşmiş alt-kültür gruplarından oluşan coğrafi bir çevrede etkili bir yönetim kurmuştur. Osmanlılar kendi yönetimleri altında bulunan bu toplumları devletlerine sadakatle bağlamayı başarmışlardır. Herkesin kendi dini inancına göre yaşayabildiği bir özgürlük ortamı vardı. Hiçbir dinin kurumlarına dokunulmamıştır. Mekke ve Medine’nin alınmasından sonra Osmanlı padişahları kendilerini hilafetin varisleri olarak görmüşlerdir. Böylece Osmanlı sultanları İslam dünyasının hamisi durumuna gelmişlerdir. Doğuda Şiiliğin ortaya çıkmasından sonra Osmanlı devlet memurları bazı görevler üstlendiler. İlk olarak Sünni İslam’ı anlattılar. İkinci olarak bazı etkili isimleri uzak yerlere sürdüler. Üçüncüsü ve en önemlisi dini bir elit ve bu elit tabakanın kontrolünde bir eğitim sistemi kurmaya çalıştılar. Yüksek dini görevliler, maaşlarını devletten alan devlet memuru halini aldılar.

Osmanlı yönetimi hem bürokratik hem de İslami idi. Zira sultan İslam aleminin lideri idi. Fakat bunun yanında memurlar devleti koruma konusunda kendilerini sorumlu hissediyorlardı. Ulema ve memurların farklı eğitim almaları sonucu Osmanlı toplumunda yeni bir sınıfın doğmasına sebep olmuştur. Bürokrasi adını verdiğimiz bu sınıf bilhassa 19. yy’da etkisini artırmıştır.

Zamanla bürokrasi ile ulema arasında fikir ayrılıkları oluşmaya başlamıştır. Ulema sınıfı dini önde tutarken bürokrasi sınıfı ise laik bir tutum takınmıştır. Bu laik bürokrasi sınıfı 19. yy’ın başlarında değişimi başlatacak güce ulaşmıştır. Bürokrasi sınıfının yaptığı değişiklikler ulemanın hem gücünü hem de prestijini azaltmıştır. Bu bürokratik sınıfın tanzimatı gerçekleştirmesiyle batılılaşma hareketleri hız kazanmıştır. Müsadere kanununun kaldırılmasıyla ekonomik sıkıntılardan da kurtulan bu sınıf 19. yy’da ve 20. yy’ın başlarında tüm gelişmelerde başrol oynamıştır.” Cumhuriyetin kuruluşundan sonra dinin tüm kurumları kapatılmış ve dinin sosyal hayattaki rolü tamamen ortadan kaldırılmıştır. 1937’de laiklik ilkesinin anayasaya konmasıyla devletin tüm kurum ve kuruluşları dinin etkisinden arındırılmıştır. Bütün bunlar “muasır medeniyet seviyesine çıkmak” amacıyla yapılmıştır. Toplum hayatında dinin yerini bilim almıştır. Düşünce sistemine ise pozitivizm egemen olmuştur.

Tüm bu gelişmeler karşısında dini hayatta 1945’lere kadar bir gerileme görmekteyiz. Bu arada dini faaliyetler gizli yürütülmüştür. 1950’den sonra dini akımlar ortaya çıkmıştır. Siyasi yönlü dini akımlara da rastlamaktayız. Bunlar arasında MSP önde gelir. Belli bir taban da bulan bu siyasi akım felsefi düşünce sisteminden yoksundur. Daha çok devletin bazı konularda kontrol sistemini kullanmasını talep eder. İçki yasağı, büyüğe hürmet, tesettür ve vatandaşların cinsel hayatı üzerinde kontrolün olması gibi.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)