ŞEHRİN İÇİNDE YAŞAYAN ÜNİVERSİTELER

Posted on Aralık 14, 2017, 5:21 pm
FavoriteLoadingBeğen 14 mins

FATİH SULTAN MEHMET ÜNİVERSİTESİ TOPKAPI YERLEŞKESİ

Türkiye’nin gündemine 2005 yılında giren kentsel dönüşüm çalışmalarında, akademiler tarafından hazırlanan dönüşüm projeleri, yerel yönetimler ve hükumet tarafından geliştirilerek, kentsel ihtiyaçlar doğrultusunda uygulanıyor. Şehir planlama, mimarlık ve inşaat mühendisliği dallarında hazırlanan projeler kentsel dönüşümde yol haritası olarak kullanılıyor.

Tarihî ve atıl durumdaki yapıların üniversitelere dönüştürülmesi, kentsel dönüşüme farklı bir boyutta katkı sunuyor. Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi de bu dönüşüme katkı sunan nadir üniversiteler arasında.

Tarihi binalar üniversiteye dönüştü

Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi üç yerleşkesiyle tarihî binaların üniversiteye dönüştürülmesi anlamında önemli bir örnek. Üniversitenin Topkapı yerleşkesi, Osmanlı döneminin Yenikapı Mevlevihanesi Külliyesi binalarından oluşuyor. 1598 yılında Yeniçeri Ocağı Başhalifesi Malkoç Mehmet Efendi tarafından kurulan Mevlevihane, 1961’de çıkan yangın sonucu büyük oranda tahrip olmuş. 2005 yılında restore edilen yapı, şimdi üniversite olarak faaliyet gösteriyor.

PROF. DR. MUSA DUMAN Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Rektörü Tarihî binaların verdiği manevi hazza en uygun iş, eğitim ve kültürdür. Ticari işler bu mekanların ruhuna uymaz.

Yine Haliç Yerleşkesi, 3. Selim tarafından 1794-95 yılları arasında yaptırılan Humbaracı Kışlası’nın kurulduğu alanda yer alıyor. Kışla, 1847’de Batılı anlamda ilk yüksek eğitim kurumu olan Mühendishane-i Berrî-i Hümayûn’a dönüştürülüyor. Üsküdar yerleşkesi de üniversitenin tarihi binalarından. Yerleşkenin bir diğer adı Atik Valide Külliyesi, Nurbanu Valide Sultan tarafından 1570-1579 yılların da Mimar Sinan’a yaptırıldı. Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Rektörü Musa Duman, “Biz Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bir üniversitesiyiz. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yapı stoku, yapı envanteri daha çok tarihî eserlerden, tarihi binalardan oluşuyor. Bizim tarihî mekanları bir şekilde kullanmamız lazım. Geleneksel yapımızı yansıtacak eserlerin yine gelenekselliği ön planda tutan bir şekilde eğitim alanında kullanılması misyonumuzu bütünleyen bir durumdur. Vakıflar Genel Müdürlüğümüz de buna zaten müsaade etmiş ve teşvik etmiştir” diyor.

Eğitimin sadece eğitim binasından ibaret olmadığını söyleyen Duman, şunları ifade ediyor: “Sosyal alanlar lazım. Onu destekleyecek, öğrenci ihtiyacını karşılayacak daha farklı alanlara ihtiyacınız var. Bunları da yine o mekân içerisinde çözmeye çalışıyoruz.

Tabii tarihî eser bulunduğu bölgeye daha bir ağırlık veriyor. Bir ciddiyet, bir sıcaklık ve bir yenilenebilirlik kimliği veriyor. Ve orada eğitim almak öğrencilerimiz için çalışanlarımız için apayrı bir değer. Bu bizim bir artımız, biz bunu böyle görüyoruz ve tecrübelerimiz de bunu böyle gösteriyor. Çevre bakımından da o mekânı kullanan diğer insanlar ve kuruluşlar varsa onlar bakımından da bu tarihî binalar ve eserler bir saygınlık abidesi olarak duruyorlar.” Tarihî binaların manevi haz verdiğini belirten Duman, “Çünkü işin manevi boyutu ve hatırası vardır. Geleneğe uygun işlerin yapılması gerekir. Bunları karşılayacak en uygun iş eğitim ve kültürdür. Diğer ticari işler bu mekanların her zaman ruhuna uyumlu olmayabilir” diyor.

Çevresini değiştiren üniversite

PROF. DR. EGE YAZGAN Bilgi Üniversitesi Rektörü Felsefemiz atıl kalmış mekânları dönüştürmek ve çevreye katkı sunan bir hale getirmektir.

Bilgi Üniversitesi, İstanbul’un periferisinde kurduğu kampüslerle, şehrin kenar mahallesi olarak bilinen noktalarda sosyal dönüşüme öncülük ediyor. Kendisini bir şehir üniversitesi olarak tanımlayan Bilgi Üniversitesi, İstanbul’un merkezinde yer almasına rağmen dezavantajlı kesimlerin ikamet ettiği bölgelerde kalıcı izler bırakıyor. Bilgi Üniversitesi kampüslerinin Dolapdere, Kuştepe, Alibeyköy gibi mekânsal olarak merkezde, sosyal olarak ise çevrede yer alan semtlerde kurulmasına ilişkin Bilgi Üniversitesi Rektörü Ege Yazgan şunları söylüyor: “İlk kuruluşu itibarıyla Bilgi Üniversitesi bir şehir üniversitesi olarak düşünüldü. Kurucu ekibimizin de aklında olan tam böyle, şehrin merkezinde bir üniversite olmak vardı. Oradan yola çıkıldı. Bunun için bir yer arayışına başladık. İlk başta üniversite olmadan önce Baltalimanı’nda bir binamız vardı. Maslak’ta da bir bina vardı. Ama Kuştepe’de böyle bir imkân oldu.

Belediyenin tahsis edebileceği alan ortaya çıkınca kurucu ekibimiz de bu yönde çalışmaya başladı. Amacımız üniversiteyle o bölgeyi dönüştürmekti. Bugün Kuştepe’ye gittiğinizde bunun olduğunu görürsünüz. Üniversitenin çevreye yapmış olduğu katkı, çevreyi dönüştürmesi, belediyelerle beraber yürütülen programlarla sağlandı. Çevre halkı, üniversitenin parasız birçok kurs benzeri eğitimlerinden yararlandı. Dil, bilgisayar vs. eğitimleri verdik. Çevreyi dönüştürmek için birçok etkinlik yapıldı. Dönüşümün ekonomik katkısı da oluyor tabii. Orada birçok insan için yeni bir iş imkânı doğdu.”

Üniversite olarak felsefelerinin atıl kalmış mekanları dönüştürmek ve çevreye katkı sunmak olduğunu ifade eden Yazgan “Bunun için bir sonraki kampüs yeri olarak Dolapdere seçildi. Şehrin merkezlerine yakın ama kıyıda kalmış bir bölge. Dolapdere binasını bağlayan iki binanın arasında köprü vardır. Köprünün altına baktığınız zaman orada bir gecekondu görürsünüz.

O gecekondudakiler ile köprünün üstündeki öğrenciler birbirlerini görürler. Gecekondunun güzel bir bahçesi var. İnsanlar orada oturuyorlar, yukarıda da bir öğrenci kitlesi var. Aslında çok ayrı bir kontrast. Hem mimari hem sosyolojik açıdan eşine az rastlanır bir manzara” diyor.

KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ CİBALİ KAMPÜSÜ

Kuştepe, Dolapdere’de dönüşüm

Bilgi Üniversitesi’nin hem kampüs seçimi hem de kampüsleri fiziksel olarak değerlendirme politikalarıyla özgün bir yaklaşımı olduğunu belirten Mimarlık Bölümü Başkanı Şebnem Yalınay Çinici şu değerlendirmeleri yaptı: “Yapılan işin ekonomisini, fiziksel boyutunu, toplumsal etkisini düşündüğümüzde, gerçekten de iyileştirme, bulunduğu noktayı bir miktar yukarı çekme konusunda önemli bir örnek oluşturduk. Dolapdere binası 1950’lerde kamyon montaj fabrikası olarak kurulmuş, sonra araba tamiri atölyesine dönüşmüş, en sonunda da bir araba galerisi olarak kullanılmış. Geniş mekanları olan, kare sütunlara oturan, büyük döşemeleriyle kendi alanı itibarıyla dönüştürülmeye açık bir yapı. Binanın dönüştürülmesi de çevresinde yarattığı etki de çok değerli. 2002 yılında Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde Yaşam Çevre Ödülü almış bir bina. Var olanı alıp eğitim, kültür ve etrafına etki edebilecek bir sosyal alan olarak dönüştürmek fikri ödül getirdi.”

FATİH SULTAN MEHMET ÜNİVERSİTESİ ÜSKÜDAR YERLEŞKESİ

 Elektrik santrali restore edildi

Bilgi Üniversitesi’nin kurucusu Oğuz Özerden’in atıl durumdaki yapıları bir üniversite şehrine dönüştürme konseptinin son halkası Eyüp’te Haliç kıyısında yer alan Santralistanbul oldu. Üniversite, İstanbul’da bulunan eski bir enerji üretim sistemi olan ve 1914 yılında Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulan kömür yakıtlı santralden dönüştürüldü. Kampüs içerisinde yer alan Çağdaş Sanat Müzesi, Enerji Müzesi, kütüphane ve eğitim binalarının çoğu var olan binaların dönüştürülmesiyle ortaya çıktı. Bu projede ise ünlü mimarlar Prof. Dr. İhsan Bilgin, Emre Arolat, Nevzat Sayın ve Han Tümertekin yer aldı. 20 yıl boyunca atıl ve metruk durumda olan santralin, kampüse dönüştürülme süreci ise dikkat çekiyor. Bilgi Üniversitesi Rektörü Ege Yazgan, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bilgi Üniversitesi buraya talip olduğunda çok sıcak baktı, hatta kendisi gelip açılışı yaptı. Fakat burayı yapmak inanılmaz bir efor aldı ve inanılmaz maliyetliydi. O zaman buranın zemin etütleri de tahminlerin ötesinde maliyet çıkardı. Sanayi müzesi gibi makinelerin o hale getirilmesi müthiş bir şey ve mimari şahanelikte” diyor. Santralistanbul kampsünün toplumun belki bir farkındalık ve sosyal alanına dönüştürdüğünüz zaman, bizim ‘soylulaşma’ diye nitelendirdiğimiz gibi bir süreç olmuyor. Gerçekten etrafını da olumlu anlamda etkilemeye çalışan ve hakikaten olumlu da etki ederek yavaş yavaş etrafıyla beraber büyüyebilen ve kendini geliştiren başka bir mimarlık anlayışının doğmasına sebep oluyor” ifadelerini kullanıyor.

BİLGİ ÜNİVERSİTESİ SANTRALİSTANBUL KAMPÜSÜ

Tütün fabrikasından üniversiteye dönüştürüldü

Tarihi yapıların kampüse dönüştürülmesiyle ilgili bir diğer örnek de Kadir Has Üniversitesi’nin Cibali Kampüsü. Haliç’te bulunan üniversite, 1884 yılında Cibali Tütün Fabrikası olarak kurulmuştu. Fabrika işçilerin birçoğunun bu çevrede yaşaması nedeniyle, fabrika çevresinin sosyal yapısı da bu yönde değişti. Ancak 45 yıllık Fransız işletmeciliğinin ardından fabrikanın işletmesi 1 Mart 1925›te devlete geçti. Uzun yıllar atıl durumda kalan bina, 1990-2000 yılları arasında Kadir Has Vakfı tarafından restore edildi ve bir üniversiteye dönüştürüldü. Restorasyon çalışmalarının başında mimar Dr. Mehmet Alper yer aldı. Üniversitenin planlamalarını yapan ekiple birlikte çalışan restorasyoncular, alanı bir üniversitenin ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde değerlendirdi. Binanın orijinal mimarisi ve karakterinin korunmasına özen gösterildi.

 

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)