Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından ‘Kendi Dilinden FETÖ – Örgütlü Bir Din İstismarı’ başlığıyla hazırlanan rapor, FETÖ’nün İslam dininin temel kavramlarını nasıl çarpıttığını ortaya koydu. 140 sayfalık raporda mercek altına alınan din istismarını ortaya koymak için çalışmalar geçen yıl başladı. Diyanet’in uzman kadrosu gece gündüz çalıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde yapılan Din Şûrası’nda da enine boyuna konuşuldu. Ortaya, gelecek yılları da etkileyecek önemli bir metin çıktı.

Peki bu metin nasıl ele alındı, kim ne dedi?

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadele her alanda devam ederken, bu yapılanmanın İslam dininin temel kavramlarını istismar eden sapkın yönüyle ilgili Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan çalışma tamamlanarak kamuoyuna ilan edildi. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından ‘Kendi Dilinden FETÖ-Örgütlü Bir Din İstismarı’ başlığı altında hazırlanan çalışmayla birlikte FETÖ yapılanması, yıllardır arkasına saklandığı İslam dini içinden ayrıldı.

Türkiye, tarihinin en zorlu dönemlerinden birinden geçiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı görevi boyunca, bu köklü kurumda ilkleri gerçekleştiren Mehmet Görmez’in açıkladığı rapor, Türk-İslam tarihinde de önemli bir dönemeç noktası. İslam âlemi, tarihi boyunca sapkın mezheplerle, İslam’a zarar veren sapkın yapılanmalarla mücadele etmek zorunda kaldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kurumlarından biri olan, mukaddes İslam inancını, Hz. Peygamber’in sünnetini her türlü çarpıtmadan korumak için kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı da kendinden önceki kurum ve makamlar gibi bir görev üstlendi. FETÖ liderinin, 600 saatten fazla konuşmasıyla, yazılı tüm materyalleri ve örgütün yazılı kaynaklarını inceleyen Diyanet, bu yapılanmanın dinimize yönelik sistemli istismarını örnekleriyle gözler önüne serdi.

“Önemli bir görev ifa ettik”

Nitekim Mehmet Görmez raporu açıklarken, yapılan çalışmalarla ilgili önemli bilgiler verdi:

“Bu çalışma aslında, artık geçmiş için değil, gelecek için çok daha büyük önem arz etmektedir. Fetullahçı Terör Örgütü’nün bunlardan biri olduğundan hiç şüphe yoktur. Yanlış bilgileri, doğru bilgilerle harmanlayarak verdiler. Hemen her konuşmada mutlaka saptırıcı bir ifade adeta satır arasına girmiştir. Kendini kastettiği halde üçüncü şahıslar üzerinden konuşmak Kibri, tevazu olarak pazarlamak. Kendi mensuplarına sürekli Allah’a ulaşmanın mümkün olduğunu anlatma çabasında olmuştur. Her konuşmasında Peygamber’i İzmir’e getirmesi, camiye, cemaati arasına sokması, onunla görüştüğünü sürekli iddia etmesi artık işten bile değildir. Fakat bunun sinsice yapıldığını görüyoruz. Gözyaşları içerisinde söylendiğine hep şahit oluyoruz. Önündeki genç çocukların çığlıklarını artıracak şekilde söylediğine şahit oluyoruz.

Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığımızın hazırladığı FETÖ raporuna göre, bir yandan Peygamber Efendimizi hâşâ, ayağına kadar getirirken kendisi meleklerle görüştüğünü ifade ediyor. Kendisine Hak’tan nida geldiğini söylemekten çekinmiyor. Sadece Allah ile aldatılmıyor insanlar, Kur’an-ı Kerim de suiistimal ediliyor. Kendini işaret eden ayetlerden söz ediliyor. Herhangi bir ilke gözetmeden, kendi örgütünü yükseltmek için kullandığına şahit oluyoruz. Kur’an bir araca dönüşüyor, alçalmış bir kişinin dilinde. Hav hav ederek, birilerinin arkasından tırmanıp durmaktadır. Bu birileri kim bilmiyoruz fakat belki onlar kendilerini biliyor. Böylelikle gayb âleminin bilinebilir, Allah’ın ulaşılabilir, ölmüş zevatın görüşülebilir olduğu bir dünya kuruyor kendisi için.

‘Her insanın bir dublesi var, Peygamberin de bir dublesi var, vallahi o duble şu anda aranızdadır’ demekten çekinmiyor. Herkül’den bahsediyor, resimlerini Sızıntı dergisinin kapağına defalarca taşıyor. Sızıntı dergisinde 19 bin resim incelenmiştir. 8 bini başka inanç dünyaların sembolünden ibarettir. Her resim zihin bulandırıyor, adı Sızıntı ya, insanların inancını zedeliyor. Bir İsa betimlemesi ile bir Meryem Ana resmi ile ve hatta gökten inen Tanrı’nın eli ile. Zihinleri yeterince bulandırdıktan sonra işi Mesih’e bağlıyor bütün konuşmalarında. Kahramanları olduğunu iddia ediyor, hatta ‘İkinci Sahabeler’ adını veriyor. Onun için diyalog, dünyaya yayılmanın bir aracıdır. Diyalog çalışmalarını, o çalışmaları başlatanların kastında da öteye taşımaktan çekinmemiştir.

Kendi mensuplarına gelince, onun için onlar Allah cemaatidir. Bu karmaşa içinde kendisi de kâh Mesih olmuş kâh Peygamber’in onayladığı kişi. Tüm bu birleştirmeleri Peygamber’e rağmen, Peygamber için yapacaktır. ‘Ben bu kötülükleri yaptım diyor, düşündüm, Peygamber’i karşıma getirdim, bunları senin için yaptım’ diyor.

Ona göre mabetler kapanabilir, onun açtığı ışık saçan evler vardır. Hasreten çocuklarını bunlara teslim eden bütün anne ve babalara sesleniyorum. Bu konuşmalar, yüzbinlerce defa o evlerde, gece yarılarında çocuklarınıza izlettirilmiş ve dinlettirilmiştir.

Bu rapor, aynı zamanda zihnimizi bu tür istismarlara karşı daha duyarlı kılmaktadır. Sadece bu yapıyı değil, istismar eden her hareketi ortaya bütün cinayetleri çıktıktan sonra değil, bizatihi başladığı zaman takip edip toplumla paylaşmak zorundadır.”

Nasıl hazırlandı, amacı ne?

Bu ölçüde bir rapor, Diyanet İşleri Başkanlığı tarihinde de bir ilki teşkil ediyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, “Dini istismar eden bir örgüt olan (FETÖ/PDY) tarafından 15 Temmuz 2016 gecesinde gerçekleştirilen kanlı darbe girişiminin ardından, ülke ve millet olarak içinden geçtiğimiz süreci değerlendirmek, bu ve benzeri yapıların ülkemize, milletimize ve dinimize verdiği zararları tespit etmek, dini açıdan bu konularda istişarelerde bulunmak ve atılacak somut adımları belirlemek amacıyla” Din Şûrası Tüzüğü’nün 5’inci maddesi gereğince tek gündem maddesiyle 3-4 Ağustos 2016 tarihlerinde Din Şûrası’nı Ankara’da olağanüstü topladı.

Şûra için şu açıklama yapıldı: “Hain ve kanlı darbe girişimi karşısındaki vakur, cesur ve âlicenap tutumuyla tüm dünyaya örnek olan; vatanına, milletine, milli iradeye ve hukuk düzenine sahip çıkan aziz milletimizin 15 Temmuz gecesindeki onurlu duruşu ve bu direnişte milletimizin maneviyatını canlı tutan bütün di n gönüllüsü kardeşlerimiz, nesiller boyu şükran ve minnetle anılacaktır. İstiklal mücadelesi günlerinde olduğu gibi, milletin kendi izzet ve haysiyetine sahip çıkma davetine derhal icabet edip şahadet mertebesine kavuşan aziz şehitlerimize Cenab-ı Hak’tan rahmet niyaz ediyor, yaralanan gazilerimize acil şifalar diliyoruz. Halk iradesine dayanan meşru bir yönetimi, din kisvesi altında örgütlenip silah zoruyla devirmeye teşebbüs etmek, milli iradeyi hiçe saymak bir hak gasbıdır. Dinen meşru görülemez. Bu girişimi şiddet ve nefretle tel’in ediyoruz.”

İki gün süren Şûra’da gündem, üye, katılımcı ve davetliler tarafından müzakere edilmiş, alınan kararlar ittifakla kabul edilmiş ve kamuoyu ile paylaşılması uygun görülmüştü. Diyanet İşleri Başkanı Görmez tarafından açıklanan rapor, işte bu aşamalardan geçilerek hazırlandı.

Cumhurbaşkanı himayesinde çalışıldı

Raporun şekillendiği Din Şûrası’na başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere devlet erkânından da katkılar geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yapı ve benzerlerinin bir daha milletin başına bela olmaması için neler yapılması gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı’nın özellikle şu açıklamaları, hain yapılanmaya karşı mücadelenin hangi aşamalardan geçtiğini anlatması bakımından çarpıcı:

“2013 yılında yaşadığımız 17-25 Aralık darbe girişimi, bu hain örgütün gerçek yüzünü ilk defa tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğu bir hamle oldu. Bunu dahi birçok arkadaşlarımızla paylaşamadık. Her şey ortadayken ve bu örgütün en başına şahsımı, şema elimize geçti, altında şu anda Başbakanımız Binali Bey, aynı şekilde Enerji Bakanımız, aynı şekilde oğlum, aynı şekilde sizlerin de tanıdığınız, iyi bildiğiniz birkaç tane işadamı bu örgütün çatısında görünen isimler oldu. Ve bunu dahi anlatırken birçok arkadaşlarımız yine inanmıyorlardı. Ya bunlar böyle bir şeyin içerisine girmez, yahu etmeyin. Bunlar çok önemli bir operasyonun adımlarını atıyorlar. Hâlâ inanmayanların olduğunu da biliyorum. Hâlâ maalesef bakıyor ama görmüyor, olanların olduğunu da biliyorum. Bu noktadan sonra artık saygıdeğer hocalarım ‘şüphe’ dönemi bitti, ‘mücadele’ dönemi başladı. Şunu, burada altını çizerek ifade etmek durumundayım: Şayet 17-25 Aralık sonrasında aldığımız önlemler olmasaydı, özellikle yargıda aldığımız önlemler olmasaydı, bu darbe girişimi muhtemelen, sadece Silahlı Kuvvetler içindeki bir grup silahlı teröristin değil; polisiyle, yargısıyla, bürokrasinin diğer unsurlarının katılımıyla çok daha büyük bir tehdit olarak karşımıza çıkacaktı.”

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)