Metin Külünk
AK Parti İstanbul Milletvekili

Diyanet’in FETÖ raporu pek çok açıdan yorumlanırken, dikkat çekici yorumlardan biri de AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ten geldi. Metin Külünk, başta örgütün elebaşı Fetullah Gülen olmak üzere FETÖ’cülerin din âlimleri tarafından ‘mürtet’ ilan edilmesi gerektiğini söyledi. Külünk, FETÖ tehdidinin halen devam ettiğini, bu meselenin sadece paralel devlet yapılanması kavramıyla ifade edilemeyeceğini belirterek, Türkiye’nin emperyalist bir saldırı ile karşı karşıya olduğunu söyledi.

 

Külünk şöyle konuştu: “Sahtekâr, yalancı ve ikiyüzlü gibi hafifleştirici tabirler bizim geleceğimizi kurtarmaz. Geleceğimiz tehdit altında. Buna yönelik devlet terörle mücadele ederken, diğer yandan Türkiye’deki din âlimleri, toplumda fikrine ve kararlarına hürmet edilen, İslam’a dair bilgisi muhkem olan âlimler bir araya gelerek bu İslam dışı yapıyı mürtet olarak ilan etmeli. Çünkü bu örgüt Allah ile kandırdı. Allah ismi ile şirk koştu Kur’an diyerek Kur’an’ın kavramları ile oynadı. Şimdi, bu toplum namaz kılmayabilir, hatta oruç da tutmayabilir. Ama bir şeyde ödünsüzdür. Siz meyhanedeki adamın imanını sorgulamaya kalktığınızda, kalkar sizin yakanıza yapışır. Dini âlimler derken, Alevi önderlerini de sayıyoruz. Çünkü bu hareket Alevilik’i de tasfiye etmeye yöneliktir. Bu nedenle, bu yapının İslam dışı olarak ilan edilmesi lazımdır. Tüm toplumun bir araya gelip bu yapının fikri yapısına karşı konuşması lazım. Bu, sadece dindarları değil, herkesi ilgilendiriyor.”

 

Metin Külünk’ün 100 din âlimine gönderdiği o mektup:

 

‘Üçüncü bin yılın beyannamesi’

 

Muhterem Hocam,

 

Tarihin yeniden yapıldığı bir süreçten geçiyoruz. Batı uygarlığı felsefi olarak tıkanmış durumda. Büyük düşünürler, sanatçılar, bilge adamlar çıkaramıyor artık. Dört asırlık Batı hegemonyası, başka dinlere, başka kültürlere ve medeniyetlere hayat hakkı tanımadı; dünya tarihinin en zengin, en köklü medeniyetlerinin kökünü kazıdı, fosilleştirdi ve tarihten uzaklaştırdı. Başka medeniyetlerle ve dinlerle sulh ve selamet, hak, hukuk ve hakkaniyet düzeni içinde nasıl bir arada yaşanabileceğinin formülünü geliştiremedi Batı uygarlığı.

 

Başka kültürlerle, medeniyetlerle ve dinlerle sulh ve selamet, hak, hukuk ve hakkaniyet düzeni içinde nasıl bir arada yaşanabileceğinin formülünü yalnızca Müslümanlar, bu toprakların çocukları, Selçuklu, Eyyubi ve Osmanlı çocukları olarak biz geliştirdik. Dünya tarihini bin yıldır iki aktör yapmakta. Müslümanlar ve Batılılar. İşte bu bin yılın ilk yedi asrını biz şekillendirdik. Son üç asırdır Batılılar yapıyor. Şunu asla unutmamak gerekiyor: Tarih son üç yüz yıla kadar BURADA yapıldı. Son üç asırdan itibaren burada yapılmıyor ama BURADA/N yapılıyor. Batılılar dünya üzerindeki hegemonyalarını, İslam dünyasını kontrol etmelerine borçlular. İslam dünyası, iki asırdır ikinci büyük medeniyet krizini yaşıyor. 13. asırda Bağdat’ın ve Kurtuba’nın düşmesiyle yaşadığımız birinci büyük medeniyet krizi sırasında yaşadığımız temel sorunlarla, içinden geçtiğimiz ikinci büyük medeniyet krizi sırasında yaşadığımız sorunlar örtüşüyor. İslam dünyası bağımsız değil maalesef. Batılılar bütün dünyayı, karaları ve denizleri sömürgeleştirdiler, insanlığın medeniyet birikimini talan ettiler. İslam dünyasını da iki asırdır güdümlü yönettiler ya, yine büyük ölçüde kendilerine bağımlı kıldıkları diktatörlükler vasıtasıyla kontrol ediyor, tabii kaynaklarını talan ediyor, entelektüel ve kültürel kaynaklarını kurutuyor, yok ediyorlar. Avrupalılar 1648 Vestfalya Antlaşması ile birlikte üç asır süren bir ‘Avrupa Dünya Düzeni’ kurdular. Ama bu düzen 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çöktü. Avrupa toparlanmaya çalışıyor ama Avrupa içindeki ırkçılık, faşizmin tırmanması, yabancı düşmanlığı, İslam düşmanlığı siyasi hegemonya kavgalar ve ekonomik bunalım, Avrupa Birliği’ni dağılmanın eşiğine sürüklüyor. Özellikle iki asırdır cari küresel kapitalist sistemin kurucusu Avrupa ve Batı aklı, Batı uygarlığının dünya üzerine mutlak hegemonya kurabilmesi için İslam medeniyetinin nihai olarak tarihten uzaklaştırılmasına karar verdiler. Bunun için şark meselesi olarak bilinen

büyük bir strateji geliştirdiler. Şark meselesi aşama aşama uygulanacaktı, iki ayağı vardı.

 

Birinci aşama tarih yapan bir aktör olarak İslam’ı tarihten uzaklaştırmaktı. Osmanlı’yı durdurarak bunu başardılar. Arap dünyasını, Balkanları, Kafkasları, Türk dünyasını paramparça ettiler. Bu arada Müslüman Hindistan’ı da parçaladılar ve bitirdiler.

 

Şark meselesinin ikinci ayağı, Müslümanları İslam’dan uzaklaştırmaktı. Bu proje adım adım hayata geçiriliyor, sahte, paralel dinler icat edilerek. Önce Vehhabiliği icat ettiler, neo-selefilik üzerinden DAEŞ gibi maşa olarak kullandıkları örgütleri icat ettiler ve İslam’ı terörle özdeşleştirdiler. Bu yöntemler, bütün dünyanın özellikle 1980’lerden itibaren dikkat çekici bir şekilde elit kesimler arasında hızla yayılan İslam’dan Batılıların nefret etmesini sağladı. İslam’ı terörle özdeşleştirerek Müslüman kitlelere ölümü gösterdiler…

 

Bundan sonra Müslümanları sıtmaya razı edecek ikinci paralel dini devreye girdirdiler: Hindistan’da Kadıyanilik gibi hareketler, son 40 yılda Türkiye’de FETÖ ile İslam’ı Protestanlaştırma, sekülerleştirme, hayattan uzaklaştırma, bireysel alana hapsetme, küresel sisteme boyun eğdirme ve içini boşaltarak İslam’sız İslam projesi icat ettiler. FETÖ, İslam dünyasında İslam’ı içeriden dönüştürmeyi hedefleyen, hormonlu Müslümanlar icat etmeyi amaçlayan çok tehlikeli bir projedir. Batılılar, Hinduizm’i, Budizm’i, Konfüçyanizm’i, Şintoizm’i fosilleştirdiler ve dize getirdiler. Ama İslam’ı fosilleştirmeyi ve dize getirmeyi başaramadılar şimdiye kadar.

 

Hem terör örgütleri üzerinden icat edilen harici mantığını Müslüman toplumların omurgası haline getirdiler. Hem de FETÖ projesiyle paralel din icat ederek İslam’ı fosilleştirmeye ve dize getirmeye çalışıyorlar. Karşımızda hem harici mantığı hem de İslam’ı Protestanlaştırma projesi gibi iki tehlikeli proje var.

 

Hem harici mantığı hem de İslam’ı Protestanlaştırma projesiyle bizim Selçuk, Eyyup, Osman çocukları olarak kurduğumuz bin yıl hem İslam dünyasını dimdik ayakta tutan hem de tarihini yapmamıza imkân tanıyan ‘Ehl-i Sünnet Omurga’yı çökertmeye çalışıyorlar. Özellikle FETÖ ve türevleri, İslam’ı Protestanlaştırıcı oluşumlar üzerinden Selçuklu ve Osmanlı’nı inşa ettiği sosyal ve toplumsal dokunun mayası durumunda olan ve irfan tecrübemizi iyi kötü temsil eden cemaatleri hedef alıyorlar. Bunun için de İslam’ın kurucu kaynaklarını, hadisleri, mezhepleri tartışmaya açan, kitleleri, özellikle de genç kuşakları, nihilizmin, deizmin ve ateizmin eşiğine fırlatan son derece sinsi bir oyun oynuyorlar. Bin yıllık gönülleri fetheden, insanlık tarihinin en büyük zihinlerini yetiştiren, irfan tecrübemizin inşa ettiği ‘Ehl-i Sünnet omurga’nın paralel dinler icat edilerek hem ‘Ehl-i Sünnet omurga’nın ruh temsilcisi, ruh köklerimizin koruyucusu cemaatlerin hem de temel kurucu kaynakları tasfiye edilerek hedef tahtasına yatırılmasına karşı sessiz kalamayız. İslam dünyasının ilim, fikir ve siyaset adamları; ruh köklerimizi ve kurucu kaynaklarımızı koruyacak, sapkın paralel dinlerle ve akidevi, fikri, sosyal ve siyasi düzlemlerde mücadele edecek güçlü, ortak bir dil inşa etmek, güçlü ortak bir ses geliştirmek ve küresel ölçekte güçlü bir ortak platform oluşturmak zorundadır. Tarihin yeniden yapıldığı bir süreçte, insanlığın yeniden sulh ve selametin, hak, hukuk ve hakkaniyetin hâkim olacağı hakikat medeniyetine en fazla ihtiyaç hissettiği tarihi bir zaman diliminde akidevi, fikri ve siyasi yükümlülüklerimizi hakkıyla yerine getirebilirsek, nsanlık tarihini yeniden biz yaparız Müslümanlar olarak. Yok eğer akidevi, fikri ve siyasi yükümlülüklerimizi hakkıyla yerine getiremezsek hem bu yükün altında hepimiz kalırız hem de yükümlülüğümüzü hakkıyla yerine getirememenin hesabını hiçbir zaman veremeyiz. Peki, bu büyük SALDIRIYI nasıl aşacağız? Birinci büyük medeniyet krizini nasıl aştıysak aynen öyle… Birinci krizde Haçlılar ve Moğollar üzerinden gelen, dışarıdan bir saldırı vardı.

 

Şimdi de Batı’dan gelen büyük bir saldırıyla karşı karşıyayız. Birinci krizde birkaç yüzyıl İslam dünyasını perperişan eden bir Haşhaşi tehlikesi vardı. Şimdi de FETÖ üzerinden bir Haşhaşi tehlikesiyle karşı karşıya bütün İslam coğrafyası.

 

Birinci krizde bütün ‘Ehl-i Sünnet Omurga’yı içeriden çökertmeyi amaçlayan, biz Haçlılarla savaşırken bizimle savaşan bir Fars tehlikesi vardı. Şimdi de benzer bir sorun icat etmeye çalışıyorlar. İslam dünyasında bir mezhep çatışması yok; icat etmeye çalışıyorlar. Bunu asla unutmamak ve tuzaklara karşı müteyakkız olmak zorundayız.

 

Peki bu birinci medeniyet krizini nasıl aştık? Tarihe üç adam çıktı: Melikşah, Nizâmülmülk ve Gazali. Gazali’nin öncülüğünde çeyrek asırda bin yılın tohumları ekildi. Üç büyük sütun dikildi: Akide, fikir ve siyasette İslam dünyasını ilk defa birleştiren, bin yıl dimdik ayakta tutan ‘Ehl-i Sünnet Omurga’ inşa edildi. Fatih bu omurgayı muhkemleştirdi, Yavuz sistemleştirdi.

 

İşte bu omurganın korunması sadece bizim değil, insanlığın sulh ve selamet, hak, hukuk ve hakkaniyet düzenine kavuşacak bir yolculuğa çıkmasının yegâne şartıdır. Omurga çökerse her şey biter. O yüzden yeni bir Melikşah, Nizâmülmülk ve Gazali’ye ihtiyacımız var. Çeyrek asırda hem çakıl taşlarını temizleyerek dalga kıracak hem de yapı taşlarını döşeyerek dalga kuracak gelecek yüzyılların tohumlarını ekecek mahşerin üç atlısına ihtiyaç var. İşte bunun için âlimlerimize, bilge adamlarımıza ve arifanlarımıza çağrı yapıyor, ilim meclislerimizi toplanmaya davet ediyorum.

 

Diyanet İşleri Başkanlığımızın açtığı yolu izleyerek, ilim meclisi toplantılarınızdanbu İslam-dışı yapı ve yapılanmalara karşı ümmetin önünü açacak üçüncü bin yıla hitap edecek bir beyanname ortaya çıkarmalısınız. Başta FETÖ olmak üzere İslam-dışı yapılara dikkat çeken bu tür yapılara ve tehlikelere karşı yukarıda ifade ettiğimiz, Gazali, Nizâmülmülk, Melikşah, Eyyubi ve Fatih aklını güncelleyen üçüncü bin yılın beyannamesini bekliyoruz sizlerden. Selam ve dua ile.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)