Kutsal emanetleri bekleyen şehir

Osmanlı ordusunun İstanbul’a yaptığı son kuşatma harekâtının merkezi olan Haliç kıyısındaki Eyüp, Ebu Eyyûb el-Ensarî’nin kabrinin bulunması dışında, kuşatma sürerken Fatih Sultan Mehmet Han’ın ilk ikamet ettiği İstanbul semti olarak da önem kazandı. Bugünkü İstanbul, Eyüp’ten başladı.
Yayın Tarihi: Ağu 3, 2017
FavoriteLoadingBeğen 13 mins

Osmanlılar, Bursa’nın fethinden itibaren Doğu Roma topraklarında yaptıkları bütün fetihlerde İslam hukukunu ve onun temel kaynağı olan Hz. Peygamber’in (SAV) Medine Sözleşmesi’ni uyguladılar.
İslam’ı yeryüzünde ilk olarak Medine’de hâkim kılan Hz. Peygamber (SAV) ve beraberindekilerin, üzerine Allah’a yemin ettikleri bu sözleşmenin önemli maddelerinden biri de fethedilen yani İslam’a açılan topraklarda Müslüman olmayanlara nasıl muamele edileceği ile ilgiliydi. Hz. Peygamber (SAV), Medine’de Müslümanlarla barış içinde yaşayacak müşrik Arap, Hıristiyan ve Yahudilerin can, mal ve namuslarının korunacağını, Medine’ye dışarıdan yapılacak saldırılarda savunulacaklarını, düşünce özgürlüklerinin sağlanacağını açıkça ilan etti. Bunun tek şartı, Medine Sözleşmesi’ni kabul ederek Müslümanlarla barış içinde yaşamaktı. Osmanlılar, İstanbul’un fethine kadar ele geçirilen Ortodoks topraklarında bu sözleşmeyi harfi harfine uygulamış, İstanbul’a giren Fatih Sultan Mehmet de gayrimüslim tebaaya ilk olarak Medine Sözleşmesi’nin hükümlerini anlatmıştı.
Fethedilen İstanbul’da Ayasofya ve Zeyrek’teki Pantokrator Havariler Kilisesi, Ortodoks inancının en önemli merkezleriydi. Kentin İslami dönüşümü de fethin hemen ardından buralarda başladı. 29 Mayıs 1453 Salı günü şehre giren Fatih önderliğindeki İslam ordusu, ilk cuma namazını Ayasofya’da kılarak dönüşümün ilk adımını atmıştı. Ardından, Ortodoksluğun yönetim merkezi Pantokrator Havariler Kilisesi’nin Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan vakfa devredilerek cami haline getirilmesi geldi.
Fetihle birlikte Konstantin’in şehrinde yoğun bir faaliyet başlamıştı. Şehrin İslam inancı doğrultusunda dönüşümüne Fatih’in vakfı öncülük ediyordu. Doğu Roma’nın imparatorluk merkezleri, yeni devletin getirdiği düzenlemelerle yerlerini köklü İslam merkezlerine dönüşecek semtlere bırakıyordu.
Hz. Peygamber’in (SAV) sahabelerinden biri olan ve 7. yüzyılda Konstantinopolis’in fethine katılarak şehit düşen Ebu Eyyûb el-Ensarî’nin kabrinin de bulunduğu Haliç kıyısındaki bölge, hızla bir İslam beldesine dönüştürülerek İstanbul için adeta bir pilot bölge işlevi gördü. Bu semtteki idari ve mimari yapı, Fatih bölgesiyle birlikte tüm şehir için örnek teşkil etti.
1453’te fethedilen İstanbul, Mukaddes Emanetler’in getirildiği 1517 yılına kadar geçen 64 yılda, dünyadaki bütün İslam şehirleriyle boy ölçüşebilecek bir İslam şehrine dönüşmüştü.

Fatih’in İstanbul’daki İlk İkametgâhı: EYÜP

EYÜP SULTAN CAMİİ.

İstanbul surlarının hemen dışında, Haliç’in ucunda yer alan bugünkü Eyüp ilçesi hem Doğu Roma hem de İslam âlemi için bir nekropol yani mezar kent olarak büyük önem taşıdı. İstanbul’un kuşatmasına katılarak, şehit düşen Ebu Eyyûb el-Ensarî Hazretleri’nin kabrinin burada bulunması nedeniyle Osmanlı’da ve Cumhuriyet döneminde, bu maneviyata yakın olmak isteyen devlet ileri gelenleriyle âlimler, sanatçılar bu semtte gömülmek istedi.
Eyüp, Fatih’in İstanbul’u son kuşatmasında Osmanlı ordularının karargâhlarını kurduğu yerdi. Haliç’teki gemiler Eyüp kıyılarına yanaştı. Fatih de kuşatma sürerken Eyüp’teki Kosmidion’da ikamet ediyordu.
Fetihten hemen sonra Osmanlılar Ebu Eyyûb el-Ensarî’nin kabrini aramaya koyuldu. Bizans döneminde Eyüp Sultan’ın kabrinin yeri bilinirken, şehrin Latin istilası döneminde bu mezar yeri kayboldu. Eyüp Sultan’ın mezarı Fatih’in hocası ve dostu Akşemsettin tarafından tespit edilerek Osmanlılar tarafından şehirdeki ilk caminin inşasına girişildi. Bu inşaatla birlikte İstanbul’un bir İslam şehri olarak ilk manevi temelleri de atılmaya başlandı. Bir kasaba şeklinde gelişmeye başlayan Eyüp’te ilk iskân edilenler Bursa’dan buraya getirilen Müslümanlar oldu. Daha sonra kadılık haline gelen Eyüp, sahillere semtin dışından gelen ziyaretçilerle birlikte parlamaya başladı.

Eyüp’te 58 cami ve mescit, 22 tekke, 11 medrese, 30 mektep, 13 namazgâh, 10 kütüphane, 2 imaret, 4 karakol, 30 sahil sarayı, 10 hamam, 11 sebil ve 114 türbe inşa  edilirken, bu faaliyetler İstanbul’un diğer bölgeleri için de emsal teşkil ediyordu.
Fatih Sultan Mehmet’in fetihten sonra Eyüp’te gerçekleştirdiği kılıç kuşanma merasimi, sonraki padişahların tahta çıktıktan hemen sonra tekrarladıkları bir gelenek olmuş ve her padişah Eyüp Sultan Camii’nde kılıç kuşanmıştı. Bu yüzden saltanatın en mukaddes eşyasından sayılan Peygamber’in Sancağı da 1703 Patrona Halil İsyanı’na kadar Eyüp Sultan Türbesi’nde saklandı, sonra Topkapı Sarayı’nda Harem Dairesi’ne alındı. Osmanlı metin ve belgelerinde sıklıkla, ‘Haslar’, ‘Havas-ı Konstantiniye’ veya ‘Havas-ı Refiye’ adlarıyla anılan Eyüp kazası, İstanbul un dört büyük kadılığından biriydi artık. Eyüp aynı zamanda yoksulların da himaye edildiği bir mekândı. Eyüp Camii civarında Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı imarette günde iki kere yemek pişirilirdi. Normal günlerde pirinçli, buğdaylı yemek çıkarken Ramazan ayında etli yemek dağıtılırdı. Özel günlerde, cuma ve kandillerde, zerde ve zerbaç pilavı çıkarılıp yoksullara verilirdi.

Makberler beldesi
Eyüp semtinde İstanbul’un büyük mezarlıkları yer alıyor.
Padişah Sultan Reşad, Eyüp’te defnedilmişti. Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa başta olmak üzere Osmanlı idaresinde birçok devlet adamının türbesi bu semtte bulunuyor. Ebussuud Efendi, Ali Kuşçu, Zekai Dede Efendi, Necip Fazıl Kısakürek, Fevzi Çakmak, Ahmet Haşim, Ahmet Kabaklı başta olmak üzere pek çok önemli ve değerli kişi Eyüp Mezarlığı’na defnedildi. Fethin hemen ardından başlayan yeniden inşa süreci, cami ve tekke merkezli olarak yürütüldü. Eyüp’ün ilk İslam mahallesi ise bugünkü caminin bulunduğu yerdeki Cami-i Kebir Mahallesi oldu. Cami-i Kebir’in ardından inşa edilen tekkelerin ardı arkası kesilmedi. Eyüp, ahşap cumbalı evleriyle klasik bir Türk-İslam şehri görünümü kazanmaya başlamıştı.

53 paşaya 53 mahalle

KAPALIÇARŞI.

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinin hemen ardından kendisi adına büyük bir vakıf kurdurarak 13. yüzyılda Ceneviz istilası nedeniyle harabeye dönen İstanbul’da imar faaliyetleri başlattı. Bu vakfı kurarken mevcut kiliselerden bazılarını camiye çevirerek cemaate açtı. Onun dışında kendi kurduğu yerler de oldu. Hepsinden önemlisi de komutanlarına, “Gerek fetih hakkı olarak aldığınız ganimetlerden, gerekse kendi mallarınızdan İstanbul’da bir yer belirleyeceksiniz ve o yerde vakfınızı kurup kendi isminizle birlikte bir mahalle teşkil edeceksiniz” şeklinde bir emir verdi.
Bu emir neticesinde de o dönemde 53 civarında mahalle kuruldu. Bu şekilde İstanbul’un hemen hemen tüm bölgelerinde Fatih Sultan Mehmet Han, hem kendisi hem de paşalarıyla birlikte büyük bir imar faaliyetine girişerek İstanbul’u bir Müslüman-Türk şehri haline getirdi.

İstanbul yeniden kuruldu
Bizans surları, Haliç ve Marmara’nın çevrelediği Tarihi Yarımada bölgesi binlerce yıllık tarihi içinde pek çok uygarlığa ev sahipliği yaparken, artık Türk ve Müslüman kimliği etrafında dönüşmeye başlıyordu. Bu coğrafya, bugün İstanbul’un en önemli tarihi, turistik ve ticari merkezi.
Osmanlı’nın yeni başkenti olan Suriçi Tarihi Yarımada, kısa zamanda, Ceneviz istilasından önceki görkemli görünümüne kavuştu. İlk olarak fetih esnasında harap olan surlar tamir edildi. Bakımsız ve harap durumda olan Ayasofya, tamir ettirilerek camiye dönüştürdü. Fatih’te, Sultan’ın adını taşıyan cami ve külliye ile Topkapı Sarayı’nın inşası başladı. Fatih Külliyesi bünyesinde kurulan ve bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin temellerini oluşturan Sahn-ı Seman Medreseleri de aynı dönemde hizmet vermeye başladı. Bu dönemde, Bizans’tan kalan suyolları tamir edildi ve Kapalıçarşı inşa edildi.

FATİH CAMİİ.

İstanbul’un ilk belediye başkanı
Ayrıca, yine bu dönemde şehrin belediye teşkilatı oluşturuldu. Fatih Sultan Mehmet, Hızır Çelebi’yi şehremini yani belediye başkanı olarak atadı. Bütün bunlarla birlikte fetihten sonra şehrin kalkındırılması için yeni iskân bölgeleri oluşturuldu. Anadolu ve Rumeli’den Müslüman nüfus şehre göçe özendirildi. Çeşitli bölgelerden Hıristiyan ve Yahudi nüfus da şehre getirilerek belli yerlerde iskân edildiler.
Tarihi Yarımada’nın merkezini oluşturduğu İstanbul, fetihten 50 yıl sonra Avrupa’nın en büyük şehri, bir ilim ve sanat merkezi haline
gelmişti. Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Sultan II. Bayezid dönemine gelindiğinde ise şehir, 80 bin kişinin istihdamıyla neredeyse yeniden kurulmuş oldu.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)