KADIN VE AİLENİN KORUNMASI İÇİN 2018 VİZYONU

Posted on Ocak 06, 2018, 3:59 pm
FavoriteLoadingBeğen 23 mins

DOÇ. DR. SARE AYDIN
KADEM Genel Başkanı
Herkese karşı her türlü şiddete son ver!

Kadına şiddet küresel bir sorun

Dünya Sağlık Örgütü, 2014 yılı rakamları, dünya genelindeki kadınların %35’inin hayatları boyunca eşlerinden şiddet gördüklerini ya da eşlerinin dışındaki erkekler tarafından cinsel şiddete uğradıklarını ortaya çıkardı.
Türkiye’de ise 2008 ve 2014 yıllarında yapılan büyük ölçekli Kadına Yönelik Şiddet Araştırması verilerine göre fiziksel ve cinsel şiddet oranlarında yıllar içinde bir azalma görülüyor. Psikolojik şiddet oranlarında ise yıllar içinde bir değişim olmadığı anlaşılıyor.
Şiddetin sayısı mı arttı, görünürlüğü mü arttı tartışması henüz nihayetlenmiş olmasa da, görünen o ki, maalesef her türlü tedbir ve yasal düzenlemelere karşın, Türkiye’de de değişen sayılarla şiddet vakaları karşımıza çıkmakta.
Hemen her gün gazete manşetlerine ve sosyal medyaya konu olarak kadın cinayetleri normalleştirilmekte. Kadına yönelik şiddeti efektif çözümlerle temelden iyileştirebilmek, erkeklerin de desteğini alarak birlikte hareket etmekle ve hemcinslerinin uyguladığı şiddete karşı seslerini yükseltmeleriyle mümkün olacaktır. Şiddetin tek yönlü olmadığını, esasen ‘şiddetin cinsiyeti olmadığını’ biliyor, bu sebeple ‘Herkese karşı her türlü şiddete son ver’ diyoruz.
Bugün kadına yönelik şiddete ilişkin yapılan yasal düzenlemelere bakıldığında, Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nin kritik bir önemi olduğu görülmekte.
Bu doğrultuda ülkemizde 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” ile önemli bir adım atılmış, kadına yönelik şiddeti önleme noktasında yapılan yasal düzenlemelere uygulama alanında yenilikler getirilmiştir. Bu sebeple yeni bir yasa yapılmasından ziyade mevcut yasanın uygulamada aksayan yönlerinin tespit edilip bu eksiklerin giderilmesi daha etkin bir çözüm yolu olacaktır diye düşünüyorum.
Gerek ulusal, gerek uluslararası alanda şiddet konusunda yapılan yasal düzenlemelere rağmen, bugün dünya genelinde kadına şiddetle mücadele araçlarına bakıldığında, şiddetin ‘caydırıcı’ bir yaptırımı olmaması, iyi hal indirimleri/ tahrik indirimleri gibi cezasızlığı doğuran uygulamalar ve ceza infaz sisteminde yaşanan sorunlar, kültürel ve geleneksel anlayıştan kaynaklı değişkenler ve çoğunlukla şiddetin gizli kalması sebebiyle süreklilik arz ettiği görülmektedir.
Ancak şiddetle mücadele hepimizin ortak sorumluluğudur, mücadele araçları hepimizin elindedir. Sivil toplumun eliyle, şiddetin yüksek sesle kınanması, kadına şiddet vakalarında verilecek hukuksal kararları etkilemesi bakımından son derece önemlidir.
Sivil toplumun kadına şiddete karşı durarak göstereceği kararlılığa ve sivil toplumun sesine, vicdanına ihtiyacımız var. Kadının yaşadığı adaletsizliği ve şiddeti görerek toplumda buna karşı duracak duyarlılığı ve bilinci oluşturma noktasında sivil toplum kuruluşlarına bu nedenle ciddi bir görev düşüyor.

“Şiddet dediğimiz zaman zihinlerde hemen fiziksel şiddet canlanıyor ama araştırma sonuçlarına baktığımız zaman psikolojik şiddet de toplumda azımsanmayacak derecede.”

 

Ayrıca kadınlarımız yasal haklarını çok iyi öğrenmeliler. Bizler Türkiye’nin her yerinde temsilciliklerimiz aracılığı ile kadınlarımıza ücretsiz ‘yasal haklar eğitimi’ veriyoruz.
Şiddetle mücadelede en önemli adımın bireyleri ve toplumu bilinçlendirmek, insanları yasal haklarını aramaya teşvik etmek ve medyanın cinsiyetçi dilinden kurtulması olduğunu düşünüyorum.. Şiddet dediğimiz zaman zihinlerde hemen fiziksel şiddet canlanıyor ama araştırma sonuçlarına baktığımız zaman psikolojik şiddet de toplumda azımsanmayacak derecede. KADEM olarak bizim şiddete bakışımız çok net: Herkese karşı her türlü şiddete hayır! Bu sebeple şiddetin her türü ile mücadele ediyoruz.
Ancak ağırlıklı olarak fiziksel ve cinsel şiddet mağdurları ile karşılaşıyoruz. Hemen hemen her fiziksel ve/veya cinsel şiddet mağdurunun aynı zamanda psikolojik şiddete de maruz kalmış olduğunu görüyoruz.

“Boşanma oranları artmıyor belki ama yine de aile birliği üzerinde durulması gereken bir konu. Boşanmaların üçte biri evliliğin ilk 5 yılı içinde gerçekleşiyor.”

Boşanmaların hem dünyada hem de ülkemizde sürekli arttığına dair yanlış bir algı var. Evet geleneksel dönemden modern döneme geçişte boşanma oranları neredeyse tüm toplumlarda yükseldi.
Ancak şu anda aslında artmıyor. Hatta tam tersi söz konusu.
TÜİK’in son verilerine baktığımızda boşanmaların önceki seneye göre %4,5 oranında azaldığını görüyoruz. Ancak ileriye yönelik tahminlerimiz yok. Amerika’da örneğin bir çiftin evliliği aşağı yukarı 40 yıl olması beklenirse bu süre içinde boşanma olasılığı üzerine araştırmalar ve projeksiyonlar yapılıyor. Amerikalılar için yapılan hesaplarda ortalamanın %50 olduğu kabul ediliyor. Türkiye’de bu ve benzeri hesaplamalar yapılmıyor maalesef.

2017’NİN KARESİ: Arakan’daki zulüm.
Fotoğraf: Sare Aydın

Boşanma oranları artmıyor belki ama yine de aile birliği üzerinde durulması, üzerine çalışmalar yapılması gereken bir konu. Boşanmaların üçte biri evliliğin ilk 5 yılı içinde gerçekleşiyor mesela, bunun üzerinde durul
ması gerekli. İnsanlar doğru eş seçimi yapamıyor mu, yoksa aile birliğini sürdürecek yeteneklere, sorumluluklara sahip mi değil? Bunun araştırılması gerekir.
Uzmanlarla yaptığımız görüşmelerden çıkan sonuç boşanmaların en önemli nedenini sadakatsizlik olduğunu gösteriyor.
Aile içi şiddet, kıskançlık, çocuğun yetiştirilmesi konusundaki anlaşmazlıklar, bunlar aslında aşina olduğumuz nedenler.
Fakat günümüzde sosyal medya aile birliğini sarsan bu olgulara yeni bir boyut katmış durumda. Aşırı maddiyat beklentisi de çiftleri boşanmaya götüren yeni bir olgu olarak karşımıza çıkıyor.
Bu yeni durumlara nasıl tepki vereceğimizi, ne gibi önlemler almamız gerektiğini iyi belirlememiz gerekiyor. 8 Mart’ta gerçekleştireceğimiz 4. Toplumsal Cinsiyet Adaleti Kongerisi’nde bunu başarmaya çalışacağız.

 

İREM BRAY
Aile Terapisti
Ebeveynler henüz duygusal olarak olgunlaşamadıkları için çocuklarının sorumluluğunu hakkıyla taşıyamıyorlar.

 

Ruhumuzdan ayrı düştük

Aile birliğinin bozulmasındaki en önemli etken sevmeyi unutmak. Ruhumuzdan ayrı düştüğümüz için aile birliği bozuluyor. Çoğu kişi kendini sevmiyor. Kendini sevmeyen kişi diğerini de sevemiyor zaten. ‘Bir’ ya da ‘biz’ olmak için önce ayrı olmayı deneyimlemek gerek.
Tinsel aşk doğası gereği gözleri kör eder. Tinsel aşk yerini daha derin bir manevi aşka bırakmayınca ortak yaşam; kaygılar, rekabet duyguları, alınganlıklar ve kıskançlıklarla zedelenir. Önceliklerimizin pusulası şaşar. Geniş aile üyelerinin zaman zaman çiftin yaşamında aile birliğini bozucu bir etkisi olabiliyor. Bu nedenle bazen görücü usulü mantık evlilikleri bu anlamda daha şanslı olabiliyor.
Çünkü beklentiler daha gerçekçi ve aile üyeleri ilişkiyi daha çok koruyabiliyorlar. Aile ve Çift Terapileri çok bilinmediği için çoğu çift destek almıyor. Birçok evlilik zamanında böyle bir destekle devam edebilir.

Bozulan aile birliğinde çocukların üzülmesi neredeyse kaçınılmazdır. Bazen kavgalar bittiği için biraz rahatlasalar da çoğu çocuk
kendini  suçlama eğiliminde olur. Genel olarak çocuğun ekonomik ve sosyal yaşam kalitesi düşer, ebeveynleri arasında duygusal sadakat çatışmaları yaşar. Çocukluğunu yaşamak yerine ebeveynlerinin iyi olması için kendinden fedakarlıklar yapabilir. Boşanma oranı Türkiye’de %20 civarında seyrediyor.

Batı ülkelerinde %40 ile %80 arasında değişiyor. Türk toplumunun geleneksel yapısı, genel ekonomik koşulları, sosyal devletin görece daha sınırlı olması ile birlikte kadının ekonomik ve sosyal konumunun da bu farkta rol oynadığını düşünüyorum.
Aile birliğinin bozulması gibi, çocuk istismarı da sevmeyi unuttuğumuz, ruhumuzdan ayrı düştüğümüz için gerçekleşiyor .
Çoğu kişi kendini sevmiyor ve değerli bulmuyor. Kendini sevmeyen kişi çocuğunu da sevip, değer verip, koruyamıyor zaten.

2017’NİN KARESİ: Ayla filminden bir kare.

Kültürel değerlerimiz ve uygulamalarımız çocuğu bir birey olarak kabul etmediği, büyüklere saygıyı ön plana çıkardığı için çocuklara da kendilerini koruma becerileri kazandırılmamış oluyor. Ebeveynler henüz duygusal olarak olgunlaşamadıkları için çocuklarının sorumluluğunu hakkıyla taşıyamıyorlar.

Kimi zaman yaşamlarındaki sorunların hıncını ailenin en zayıf kişisinden, kendilerine bağımlı olan çocuklarından çıkarabiliyorlar. Kimi zaman da bilinçli olmadıkları için çocuklarını başkalarının istismarından koruyamıyorlar.

Öncelikle anne babalar hem çocuk gelişim süreçlerini hem kendi çocuklarının özelinde onları tanımaya çalışmalılar; istek ve ihtiyaçlarını, yaşadıkları sorunları konuşarak, gözlemleyerek öğrenmeliler.
Çok iyi bir dinleyici olmalılar. Ne olursa olsun ani, korkutucu tepkiler vermemeliler. Bu tür tepkiler çocukların kendi içlerine kapanıp, önemli konuları aileleriyle paylaşmamalarına neden olur.
İstismar konusunda bilgi sahibi olmalı, çocuklarını kendilerini koruyacak şekilde güçlü ve güvenli bir şekilde yetiştirmeliler. Bu da alışık olduğumuz çocuk eğitimi anlayışını sorgulamalarını ve kendilerini geliştirmelerini gerektirir.

Dr. SEVİL YAVUZ
Psikolog
Çocuklar genelde utanç duygusuyla uğradıkları istismarı gizliyor. İstismar vakalarının büyük çoğunluğu aile yakınlarından kaynaklanıyor.

İstismar, istatistiklerdekinden fazla

Hem dünyada hem de Türkiye’de çocuk istismarı ciddi boyutlara ulaştı. Çocuklar sosyal, duygusal, fiziksel, cinsel ve ekonomik açıdan istismar ediliyor. Fiziksel istismar gözle görülürken, duygusal ve cinsel istismar gizli kalıyor. İstismar mağduru çocukların sayısı istatistiklere yansıyanlarından çok daha fazladır. Çocuklar yetişkinlerin kötü muamelesine karşı savunmasızdır.
Çocuklara en yakın olanlar onları daha kolay istismar etme potansiyeline sahip. İstatistiklere göre de özellikle cinsel istismarın % 80’i çocuğa yakın olanlardan kaynaklanıyor. Özellikle ensest vakalar gizli kalıyor. Çocuk bazen bu durumu bir sevilme şekli olarak algılıyor ya da utancından bu durumu saklı tutuyor.
Çoğu zaman da çocuklar, evlerine rahat giren yakınları tarafından istismar ediliyor. Özellikle pedofilik bireyler çocukların güvenlerini kazanmak için çocuğa iyilik etme ve sürekli hediye alma girişimi içinde oluyorlar. Hem anne babasının hem de çocuğun güvenini kazanan pedofilik bireyler sonra çocuğun yalnız kalmasını bekliyor ve harekete geçiyor. Bu nedenle anne babalar çocuklarının  etrafındaki yetişkinlere dikkat etmeli ve kimseyle yalnız bırakmamalıdır.

Çocukları her türlü istismardan korumanın birinci yolu öncelikle istismarın ne olduğunu ve çeşitlerini bilmektir. İstismar çok çeşitli olabilir. İhmal de bir istismar çeşididir. Anne-baba bazen farkında olmadan iyi niyetle çocuğu istismar edebiliyor. Örnek Çocukların dudağından ve cinsel organların öpülmesi doğru olmamasına rağmen bu bir sevgi şekli olarak çocukları istismara açık hale getiriyor. Bu nedenle öncelikle anne-baba istismar konusunda bilinçlenmeli ve kendi davranışlarına dikkat etmelidir. Diğer önemli konu ise çocukların yaşına uygun açıklama ile çocukları doğru bilinçlendirmektir.
Çocuklara yabancıların hediye sunması, gezme teklif etme gibi yollarla çocukları gezdirmek isteyebileceğini bu konularda dikkatli olmaları gerektiğini vurgulamak gerekir. Tehlike sadece gerçek hayatta değil, sanal ortamda da beklemektedir. Anne babanın gözleri çocuklarının üzerinde olmalı ama baskıcı bir yaklaşımdan uzak durmalılar.

2017’NİN KARESİ: Filistinli çocuğun gözaltına alınışı

Örneğin çocuğun odasını teknolojik cihazlarla doldurup, odada uzun saatler tek başına kalmasına izin verirlerse çocuk yalnızlık duygusu ile internette kötü niyetli kişilerin tuzağına düşmeye açık hale gelir. Anne baba her türlü önlemi almalı ve çocuğuna baskı yapmadan korumalıdır. Yani onun arkadaşlarıyla zaman geçirmesine kısıtlama yapmak yerine önlem almalıdır.

En azından akşam yemekleri ailecek yenmeli ki aile birliği hissedilsin. Aile birliğinin yaşam koşulları tarafından etkilendiğini anlatan Yavuz, çocukların bu durumdan olumsuz etkilendiğinin de altını çizdi. Yavuz konuşmasını şöyle tamamladı; “Anne baba birlikte geç saatlere kadar çalışmak zorunda ve trafikte eve geldiklerinde ise çocuklar ayrı anne babalar ayrı yemek yiyor. Çocukların ayrı odası var ve orda teknolojik cihazlarla oynarken anne baba da kendi akıllı telefonlarına dalıyorlar. Aynı salonda sohbet yok, samimiyet ya da bir paylaşım yok. Çocuk, “annem ben okulda başarılı olursam beni seviyor” diye düşünüyor. Oysa anne babalar çocuklarını koşulsuz sever. Fakat davranışlarına yansıtmaları farklı oluyor. Anne babaların çocuklarına daha fazla zaman ayırıp, dertleşmesi gerekir.

BÜŞRA GÜNDOĞDU
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
Gerek Ceza Kanunu, gerek 6284 sayılı Koruma Kanunu ve İstanbul Sözleşmesi etkin bir şekilde uygulanmıyor.

‘Özgecan Yasası’ geliyor

2018 yılında kadın cinayetlerine dair üzerinde uzun emekler verilmiş bir yasa çalışması var. Toplumda ‘Özgecan Yasası’ olarak bilinen bu yasa; kadın cinayetini gerçekleştiren suçlulara verilen indirimleri, kadın cinayetlerinin nitelikli hal sayılmasını öngörüyor.

Gerek Ceza Kanunu, gerek 6284 sayılı Koruma Kanunu ve İstanbul Sözleşmesi etkin bir şekilde uygulanmıyor. 2018 yılında da önceliğimiz bu kanunların etkin uygulanmasını sağlamak olacak. Kadınlara yönelik fiziksel şiddet olarak cinayet, yaralama, darp, taciz ve tecavüz ile sıkça karşılaşıyoruz.

Özellikle ev içinde kadına yönelik; hakaret, aşağılama, cinsel saldırı gibi suçlar; gerek mahalle baskısı, gerek korkutma gerekse şikâyete bağlı olmaları dolayısıyla ev içerisinde kalıyor. Çözüme ulaşması çoğu kez zor bir hal alıyor, kadın cinayetleri kamu davası olduğu için durum değişiyor elbette; ancak cinayet gerçekleşene kadar birçok kadın psikolojik ve fiziksel saldırıya uğruyor.

Yargıtay, eşine sürekli ‘çirkin’, ‘güzel de değilsin, zengin de değilsin’ diyen erkeğin tazminat ödemesi gerektiğine karar verdi. Yargıtay’ın bu kararı psikolojik şiddet gördüğü ve buna bağlı karar verdiği için örnek olmalıdır.

Kadın cinayetlerini durdurmak için her türlü şiddetin önüne geç meye yönelik adımlar atılması gerekiyor. Başta devlet yetkililerinin kadına yönelik şiddeti kınaması ve kadın düşmanı açıklamalarda bulunmaması gerekiyor.

Kadınların haklarını güvence altına alan 6284 Koruma Kanunu’nun ve İstanbul Sözleşmesi’nin etkin uygulanması, buradaki kadınların haklarının ve uygulamaların neler olduğuna dair bilgilendirmenin tüm medya araçlarında yer alması gerekiyor.

2017’NİN KARESİ: Helin Palandöken’in cenazesinde teyzesi tarafından fotoğrafının öpülmesi.

Medyada kadın düşmanı bir dil kullanılmasının engellenmesi ve denetiminin yapılması şart. Her fikirden kadının bir araya gelerek; kadına yönelik şiddete karşı çözüm yollarını ve kadın politikasını birlikte oluşturduğu ve birlikte çalışmalarını gerçekleştirdiği Kadın Meclisleri’nin büyümesi ve bunun önünün açılması gerekiyor.

Yargıda da kadın katillerine karşı indirimler uygulanmadan gerekli cezaların verilmesi, caydırıcılık oluşturulması, emsal kararların içtihatlar kapsamında her mahkemede gerekçelerde ele alınması gerekir.

FavoriteLoadingBeğen

Leave a Reply

  • (not be published)